c1Kelime paketi

Seyahat ve ulaşım

Uçak, tren ve otobüsle yol alın; otel ve bilet işlerini halledin.

69 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

69 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    commuteverbneutral

    işe gidip gelmek

    Ev ile iş arasında, çoğu zaman belirli bir mesafeyi kat ederek düzenli olarak gidip gelmek.

    She commutes into the city every morning by train.

    Her sabah trenle şehre işe gidip geliyor.

  • 2
    commutenounneutral

    işe gidiş geliş

    Bir kişinin ev ile iş arasında düzenli olarak yaptığı yolculuk.

    My daily commute takes about forty-five minutes.

    Günlük işe gidiş gelişim yaklaşık kırk beş dakika sürüyor.

  • 3
    coachnounneutralBritish English

    şehirlerarası otobüs (İngiliz İngilizcesi)

    Uzun mesafeli yolculuklarda kullanılan konforlu otobüs; İngiliz İngilizcesi.

    We took the overnight coach from London to Edinburgh to save money.

    Masraftan kısmak için Londra'dan Edinburgh'a gece otobüsüne bindik.

  • 4
    carriagenounneutralBritish English

    vagon (İngiliz İngilizcesi)

    Yolcu treninin ayrı bir bölümü; İngiliz İngilizcesi.

    The front carriage was packed, so we walked back to find seats.

    Ön vagon tıklım tıklımdı, biz de yer bulmak için arkaya doğru yürüdük.

  • 5
    shuttlenounneutral

    servis aracı

    Kısa ve sabit bir güzergâhta sık sık gidip gelen taşıt.

    There's a free shuttle from the hotel to the airport every twenty minutes.

    Otelden havaalanına yirmi dakikada bir ücretsiz servis aracı kalkıyor.

  • 6
    charter flightnounneutral

    tarifesiz uçuş (çarter)

    Tarifeli olarak koltuk koltuk satılmak yerine belirli bir grup için kiralanan uçuş.

    The tour operator put us on a charter flight that left at dawn.

    Tur operatörü bizi şafak vakti kalkan bir tarifesiz uçuşa bindirdi.

  • 7
    long-hauladjectiveneutral

    uzun menzilli

    Çok uzun bir mesafeyi kat eden uçuş ya da yolculuk için kullanılır.

    On long-haul flights I always book an aisle seat so I can stretch my legs.

    Uzun menzilli uçuşlarda bacaklarımı uzatabilmek için hep koridor koltuğu ayırtırım.

  • 8
    short-hauladjectiveneutral

    kısa menzilli

    Görece kısa bir mesafeyi kat eden uçuş ya da yolculuk için kullanılır.

    Budget airlines dominate the short-haul market within Europe.

    Avrupa içindeki kısa menzilli pazara ucuz havayolları hâkim.

  • 9
    non-stop flightnounneutral

    aktarmasız uçuş

    Yolda hiç inmeden doğrudan varış noktasına giden uçuş.

    I'd pay extra for a non-stop flight rather than change planes twice.

    İki kez uçak değiştirmektense aktarmasız uçuş için fazladan para öderim.

  • 10
    red-eyenouninformal

    gece uçuşu

    Sabahın erken saatlerinde varan ve yolcuları yorgun bırakan, gece boyunca süren uçuş.

    He took the red-eye and walked straight into a meeting looking exhausted.

    Gece uçuşuna bindi ve bitkin bir hâlde doğrudan toplantıya girdi.

  • 11
    overbookedadjectiveneutral

    fazla rezervasyon yapılmış

    Mevcut koltuk ya da yatak sayısından daha fazla bilet veya oda satılmış olma durumu.

    The flight was overbooked, so they offered cash to anyone willing to wait.

    Uçuşta fazla rezervasyon yapılmıştı, bu yüzden beklemeye razı olanlara nakit para teklif ettiler.

  • 12
    bumpedverbinformal

    uçuştan çıkarılmak

    Fazla rezervasyon yapıldığı için, ayırttığınız uçuşta size koltuk verilmemesi.

    We got bumped off the morning flight and waited six hours for the next one.

    Sabahki uçuştan çıkarıldık ve bir sonraki için altı saat bekledik.

  • 13
    turbulencenounneutral

    türbülans

    Uçuş sırasında uçağı sarsan sert ve çalkantılı hava koşulları.

    We hit some turbulence over the mountains and the seatbelt sign came on.

    Dağların üzerinde türbülansa girdik ve kemer işareti yandı.

  • 14
    cabin crewnounneutral

    kabin ekibi

    Uçakta yolcularla ve güvenlikle ilgilenen görevlilerin tümü.

    The cabin crew asked us to stow our bags before take-off.

    Kabin ekibi, kalkıştan önce çantalarımızı yerleştirmemizi istedi.

  • 15
    flight attendantnounneutral

    kabin görevlisi

    Uçakta yolculara hizmet eden ve yardımcı olan görevli.

    A flight attendant brought me an extra blanket without my even asking.

    Bir kabin görevlisi, ben istemeden bana fazladan bir battaniye getirdi.

  • 16
    disembarkverbformal

    inmek (gemiden, uçaktan)

    Bir gemiden, uçaktan ya da başka bir taşıttan ayrılmak; resmî bir kullanımdır.

    Passengers will disembark from the rear doors once we've parked at the gate.

    Kapıya yanaştıktan sonra yolcularımız arka kapılardan ineceklerdir.

  • 17
    embarkverbformal

    gemiye binmek

    Bir gemiye ya da uçağa binmek; mecazi olarak bir yolculuğa veya girişime başlamak.

    We embarked at noon and the ship set sail an hour later.

    Öğlen gemiye bindik ve gemi bir saat sonra demir aldı.

  • 18
    voyagenounneutralliterary

    deniz yolculuğu

    Özellikle denizde ya da uzayda yapılan uzun yolculuk.

    The transatlantic voyage took the better part of a week.

    Atlantik ötesi deniz yolculuğu neredeyse bir hafta sürdü.

  • 19
    expeditionnounneutral

    keşif gezisi

    Çoğu zaman keşif amacıyla, belirli bir amaç için düzenlenen yolculuk.

    They joined a research expedition to the Antarctic.

    Antarktika'ya giden bir araştırma keşif gezisine katıldılar.

  • 20
    treknounneutral

    uzun yürüyüş

    Çoğu zaman el değmemiş araziden geçen, yürüyerek yapılan uzun ve zorlu yolculuk.

    The trek to base camp took five days through the mountains.

    Ana kampa çıkan uzun yürüyüş, dağların içinden beş gün sürdü.

  • 21
    globetrotternouninformal

    dünya gezgini

    Dünyanın dört bir yanını sık sık ve çok gezen kişi.

    My aunt is a real globetrotter; she's been to over eighty countries.

    Teyzem tam bir dünya gezgini; seksenden fazla ülkeye gitti.

  • 22
    getawaynouninformal

    kaçamak tatil

    Rahatlamak ve rutinden uzaklaşmak için yapılan kısa tatil.

    We booked a weekend getaway to the coast to unwind.

    Kafamızı dağıtmak için sahile hafta sonu kaçamağı ayırttık.

  • 23
    staycationnouninformal

    evde tatil

    Yurt dışına gitmek yerine evde ya da eve yakın bir yerde geçirilen tatil.

    With flights so expensive, we opted for a staycation this year.

    Uçaklar bu kadar pahalıyken bu yıl evde tatili tercih ettik.

  • 24
    road tripnouninformal

    araba gezisi

    Çoğu zaman keyif için, arabayla uzun mesafede yapılan yolculuk.

    We're planning a road trip down the west coast next summer.

    Gelecek yaz batı sahili boyunca bir araba gezisi planlıyoruz.

  • 25
    gap yearnounneutral

    ara yıl

    Genellikle üniversiteden önce ya da sonra, çoğu zaman gezmek için verilen bir yıllık ara.

    She spent her gap year volunteering and backpacking through South America.

    Ara yılını gönüllü çalışarak ve Güney Amerika'yı sırt çantasıyla gezerek geçirdi.

  • 26
    digital nomadnounneutral

    dijital göçebe

    Farklı yerlerde gezip yaşarken uzaktan çalışan kişi.

    As a digital nomad, she runs her business from cafés around the world.

    Dijital göçebe olarak işini dünyanın dört bir yanındaki kafelerden yürütüyor.

  • 27
    e-ticketnounneutral

    elektronik bilet

    Kâğıda basılmak yerine dijital olarak saklanan bilet.

    Just show your e-ticket on your phone at the gate.

    Kapıda elektronik biletini telefonundan göstermen yeterli.

  • 28
    duty-freeadjectiveneutral

    gümrüksüz

    Genellikle havaalanlarında ya da uçakta, yerel ithalat vergisi alınmadan satılan mallar için kullanılır.

    I picked up some duty-free perfume on the way through the airport.

    Havaalanından geçerken gümrüksüz parfüm aldım.

  • 29
    exchange ratenounneutral

    döviz kuru

    Bir para biriminin başka bir para birimiyle değiştirilebildiği değer.

    The exchange rate was terrible, so I waited to change my money.

    Döviz kuru berbattı, o yüzden paramı bozdurmak için bekledim.

  • 30
    refundableadjectiveneutral

    iade edilebilir

    İptal edilmesi hâlinde ücreti geri alınabilen bilet ya da rezervasyon için kullanılır.

    I paid a bit more for a refundable fare in case my plans change.

    Planlarım değişir diye biraz daha fazla ödeyip iade edilebilir bir bilet aldım.

  • 31
    vouchernounneutral

    hizmet kuponu

    Bedeli önceden ödenmiş mal, hizmet ya da yolculukla değiştirilebilen belge.

    When they cancelled the flight, they gave us a voucher for a future trip.

    Uçuşu iptal ettiklerinde bize sonraki bir yolculuk için hizmet kuponu verdiler.

  • 32
    upgradenounneutral

    üst sınıfa yükseltme

    Başlangıçta ayırtılandan daha iyi bir koltuk, kamara ya da oda sınıfına geçiş.

    We got a free upgrade to business class because the flight was full.

    Uçuş dolu olduğu için business sınıfına ücretsiz yükseltme aldık.

  • 33
    frequent flyernounneutral

    sık uçan yolcu

    Düzenli olarak uçan, özellikle bir havayolunun sadakat programına üye olan yolcu.

    As a frequent flyer, she gets to use the airline lounges.

    Sık uçan yolcu olduğu için havayolunun salonlarını kullanabiliyor.

  • 34
    surchargenounneutral

    ek ücret

    Temel fiyatın üzerine eklenen fazladan ödeme.

    There's a fuel surcharge added to every international ticket.

    Her uluslararası bilete bir yakıt ek ücreti ekleniyor.

  • 35
    tollnounneutral

    geçiş ücreti

    Belirli yolların, köprülerin ya da tünellerin kullanımı için alınan ücret.

    Keep some change handy for the toll on the motorway.

    Otoyoldaki geçiş ücreti için yanında bozuk para bulundur.

  • 36
    amenitiesnounneutral

    olanaklar

    Bir konaklama yerinin ya da bir yerin sunduğu tesisler ve kolaylıklar.

    The resort's amenities include a spa, two pools, and a gym.

    Tesisin olanakları arasında bir spa, iki havuz ve bir spor salonu var.

  • 37
    conciergenounneutral

    konsiyerj

    Konuklara hizmet ayarlayan ve yerel öneriler veren otel görevlisi.

    The concierge got us a table at a restaurant that was fully booked.

    Konsiyerj bize, tamamen dolu olan bir restoranda masa ayarladı.

  • 38
    en suiteadjectiveneutral

    odaya bağlı banyolu

    Doğrudan yatak odasına bağlı olan banyo için kullanılır; İngiliz İngilizcesi.

    Both bedrooms have an en suite bathroom.

    Her iki yatak odasının da odaya bağlı banyosu var.

  • 39
    self-cateringadjectiveneutral

    mutfaklı

    Konukların kendi yemeklerini pişirebilmesi için mutfağı bulunan konaklama için kullanılır.

    We rented a self-catering apartment so we could cook our own breakfasts.

    Kahvaltımızı kendimiz yapabilelim diye mutfaklı bir daire kiraladık.

  • 40
    half boardnounneutral

    yarım pansiyon

    Kahvaltıyı ve bir ana öğünü daha kapsayan konaklama düzeni.

    We booked half board, so dinner is covered but lunch isn't.

    Yarım pansiyon ayırttık, yani akşam yemeği dahil ama öğle yemeği değil.

  • 41
    full boardnounneutral

    tam pansiyon

    Her gün üç ana öğünün tamamını kapsayan konaklama düzeni.

    At that price the package includes full board and all activities.

    Bu fiyata pakete tam pansiyon ve bütün etkinlikler dahil.

  • 42
    innnounneutral

    han

    Çoğu zaman geleneksel olan, konaklama ve yemek sunan küçük işletme.

    We stayed at a charming old inn on the edge of the village.

    Köyün kıyısındaki şirin, eski bir handa kaldık.

  • 43
    lodgenounneutral

    dağ evi

    Kırsalı gezenlerin ya da safariye çıkanların kaldığı, çoğu zaman sade ve rustik ev veya otel.

    We spent three nights at a safari lodge overlooking the river.

    Nehre bakan bir safari evinde üç gece geçirdik.

  • 44
    guesthousenounneutral

    pansiyon

    Yolculara ücretli konaklama sunan özel ev ya da küçük işletme.

    We found a lovely family-run guesthouse just off the main square.

    Ana meydanın hemen yanında, aile işletmesi hoş bir pansiyon bulduk.

  • 45
    vacateverbformal

    tahliye etmek

    Özellikle belirlenen bir saate kadar bir odayı ya da mülkü terk edip boşaltmak; resmî bir kullanımdır.

    Guests are asked to vacate their rooms by eleven on the day of departure.

    Konuklarımızdan, ayrılış günü odalarını en geç saat on birde boşaltmaları rica olunur.

  • 46
    overnightadjectiveneutral

    bir gecelik

    Bir gece süren ya da bir gece kalınan; gece boyunca süren yolculuğu veya konaklamayı niteler.

    We took the overnight train and woke up in the mountains.

    Gece trenine bindik ve dağlarda uyandık.

  • 47
    detournounneutral

    yoldan sapma

    Bir şeyden kaçınmak ya da fazladan bir yer görmek için seçilen daha uzun veya alternatif yol.

    We made a quick detour to see the castle on the way back.

    Dönüş yolunda kaleyi görmek için kısa bir sapma yaptık.

  • 48
    diversionnounneutralBritish English

    alternatif güzergâh (İngiliz İngilizcesi)

    Her zamanki yol kapalı olduğunda uygulanan zorunlu güzergâh; İngiliz İngilizcesi.

    There's a diversion in place while they resurface the bridge.

    Köprünün asfaltını yenilerken alternatif güzergâh uygulanıyor.

  • 49
    breakdownnounneutral

    arıza

    Bir taşıtın yoluna devam edememesine yol açan mekanik bozulma.

    We had a breakdown on the motorway and waited an hour for recovery.

    Otoyolda arıza yaptık ve çekici için bir saat bekledik.

  • 50
    congestionnounneutral

    trafik yoğunluğu

    Yollarda trafiğin aşırı yoğunlaşıp yavaşlaması.

    Traffic congestion in the city centre is at its worst around five.

    Şehir merkezindeki trafik yoğunluğu en çok beş sularında artıyor.

  • 51
    gridlocknounneutral

    trafik kilitlenmesi

    Trafiğin hiçbir yöne ilerleyemediği tam durma hâli.

    The accident brought the whole junction to gridlock.

    Kaza, bütün kavşağı trafik kilitlenmesine soktu.

  • 52
    disruptionnounneutral

    aksama

    Ulaşım hizmetlerinin olağan işleyişinde ortaya çıkan ciddi kesinti.

    The strike caused major disruption to rail services all week.

    Grev, bütün hafta boyunca demiryolu seferlerinde büyük aksamaya yol açtı.

  • 53
    cancellationnounneutral

    iptal

    Planlanmış bir seferin, rezervasyonun ya da düzenlemenin geri alınması.

    There's a wave of cancellations because of the fog.

    Sis yüzünden bir iptal dalgası yaşanıyor.

  • 54
    strandedadjectiveneutral

    mahsur kalmış

    Genellikle ulaşım aksadığı için bulunduğu yerden ayrılamayacak durumda kalmış.

    Thousands of travellers were left stranded when the airline collapsed.

    Havayolu battığında binlerce yolcu yollarda mahsur kaldı.

  • 55
    hold-upnouninformal

    gecikme

    Özellikle trafikte ya da bir işlemde beklemeye yol açan durum.

    There was a hold-up on the ring road, so we missed the start.

    Çevre yolunda bir gecikme oldu, biz de başlangıcı kaçırdık.

  • 56
    off the beaten trackidiominformal

    sapa yerlerde

    İnsanların genellikle gittiği yerlerden uzakta; ıssız ve el değmemiş.

    We prefer villages that are a bit off the beaten track.

    Biraz sapa yerlerde kalan köyleri tercih ediyoruz.

  • 57
    hit the roadidiominformal

    yola koyulmak

    Özellikle arabayla bir yolculuğa çıkmak.

    If we want to beat the traffic, we should hit the road early.

    Trafiğe yakalanmak istemiyorsak erkenden yola koyulmalıyız.

  • 58
    travel lightexpressioninformal

    az eşyayla seyahat etmek

    Çok az eşyayla yolculuk etmek.

    I always travel light and just take hand luggage.

    Her zaman az eşyayla seyahat ederim, yalnızca el bagajı alırım.

  • 59
    live out of a suitcaseidiominformal

    sürekli yollarda olmak

    Hiçbir yere yerleşmeden, eşyalarını hep toplu tutarak durmadan seyahat etmek.

    She's been living out of a suitcase for months on this tour.

    Bu turne boyunca aylardır sürekli yollarda.

  • 60
    itchy feetidiominformal

    yerinde duramama

    İnsanı gezmeye ya da yerini değiştirmeye iten huzursuz duygu.

    After two years in the same job, she's got itchy feet again.

    Aynı işte iki yıl geçirdikten sonra yine yerinde duramıyor.

  • 61
    get away from it allidiominformal

    her şeyden uzaklaşmak

    Genellikle bir yere giderek günlük hayatın stresinden ve rutininden kaçmak.

    We rented a cabin in the woods just to get away from it all.

    Sırf her şeyden uzaklaşmak için ormanda bir kulübe kiraladık.

  • 62
    a change of sceneryexpressionneutral

    hava değişimi

    Kendini yenilemek için farklı, çoğu zaman daha hoş bir ortama geçiş.

    A weekend away gave us a change of scenery and a chance to relax.

    Bir hafta sonu kaçamağı bize hava değişimi ve dinlenme fırsatı verdi.

  • 63
    bon voyageexpressionneutral

    iyi yolculuklar

    Yola çıkan birine iyi bir yolculuk dilemek için söylenir.

    They waved us off at the dock, shouting bon voyage.

    Rıhtımda iyi yolculuklar diye bağırarak bizi uğurladılar.

  • 64
    safe travelsexpressioninformal

    yolun açık olsun

    Birine güvenli ve keyifli bir yolculuk dilemenin samimi bir yolu.

    Safe travels, and text me when you land!

    Yolun açık olsun, indiğinde bana mesaj at!

  • 65
    jet-setternouninformal

    jet sosyete üyesi

    Gösterişli yerlere sık sık giden, varlıklı ve şık kişi.

    He lives the life of a jet-setter, hopping between film festivals.

    Film festivalleri arasında gezinerek jet sosyete hayatı yaşıyor.

  • 66
    standbynoun / adverbneutral

    yedek listede bekleme

    Onaylı bir koltuğu olmadan, yer açılırsa binmeyi umarak bekleme.

    We missed our connection and had to fly standby on the next plane.

    Aktarmamızı kaçırdık ve bir sonraki uçağa yedek listede beklemek zorunda kaldık.

  • 67
    wanderlustnouninformal

    gezme tutkusu

    Dünyayı gezip keşfetmeye yönelik güçlü ve dinmeyen istek.

    A summer in Spain gave her a lifelong case of wanderlust.

    İspanya'da geçirdiği bir yaz, onda ömür boyu sürecek bir gezme tutkusu bıraktı.

  • 68
    en routeexpressionneutral

    yol üzerinde

    Bir varış noktasına giderken, yolculuk sırasında.

    We stopped for lunch en route to the coast.

    Sahile giderken yol üzerinde öğle yemeği için durduk.

  • 69
    carnounneutralAmerican English

    vagon (Amerikan İngilizcesi)

    Yolcu treninin bir bölümü için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük.

    The dining car is three coaches back, near the rear of the train.

    Yemekli vagon üç vagon geride, trenin arka tarafına yakın.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Bilet, pasaport, bagaj, rezervasyon; otobüs, tren, uçak; otelde giriş ve çıkış; kalkış, varış, rötar. Havalimanında, garda ve resepsiyonda geçen konuşmaların tamamı, başlangıç seviyesinden ileri seviyeye kadar açılan bu pakette. Hem ilk yolculuğunuzda hem de aksayan bir aktarmayı çözmeye çalıştığınızda arkanızda durur. Öğrendiğiniz dili asıl kullanacağınız yer yoldur.

Seyahat ve ulaşım için diğer seviyeler

C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi