Deyimler ve kalıp ifadeler
Kelimesi kelimesine çevrilemeyen, günlük dilde sık geçen anlatımlar.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
85 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1the ball is in your courtidiomneutral
top sende
Harekete geçme ya da karar verme sırasının artık bir başkasında olduğunu söylemek için kullanılır.
I've made my offer, so now the ball is in your court.
Teklifimi yaptım, artık top sende.
- 2beat around the bushidiomneutralinformal
lafı dolandırmak
Bir konuya doğrudan girmeden, çoğu zaman rahatsızlıktan kaçınmak için etrafında dolanarak konuşmayı anlatır.
Stop beating around the bush and tell me what actually happened.
Lafı dolandırmayı bırak da bana gerçekte ne olduğunu anlat.
- 3the elephant in the roomidiomneutral
odadaki fil
Herkesin farkında olduğu ama kimsenin konuşmak istemediği bariz bir sorunu ya da hassas bir meseleyi anlatır.
Nobody wanted to mention the layoffs, but it was the elephant in the room during the whole meeting.
Kimse işten çıkarmalardan söz etmek istemedi ama bütün toplantı boyunca odadaki fil oydu.
- 4cut to the chaseidiominformal
sadede gelmek
Birinden gereksiz girizgâh yapmadan doğrudan asıl konuya gelmesini istemek için kullanılır.
We don't have much time, so let me cut to the chase.
Fazla vaktimiz yok, o yüzden doğrudan sadede geleyim.
- 5a blessing in disguiseidiomneutral
Her şerde bir hayır vardır
Beklenmedik faydaları ortaya çıkan bir talihsizliği anlatır.
Losing that job was a blessing in disguise — it pushed me to start my own business.
O işi kaybetmek sonunda hayırlı oldu; beni kendi işimi kurmaya itti.
- 6once in a blue moonidiominformal
kırk yılda bir
Çok nadiren olan bir şeyi anlatmak için kullanılır.
My brother lives abroad, so we only see each other once in a blue moon.
Kardeşim yurt dışında yaşıyor, o yüzden kırk yılda bir görüşüyoruz.
- 7speak of the devilidiominformal
iti an çomağı hazırla
Bir kişi tam da hakkında konuşulurken çıkageldiğinde söylenir.
We were just talking about you — speak of the devil!
Tam senden bahsediyorduk – işte geldin!
- 8the last strawidiomneutral
bardağı taşıran son damla
Bir dizi sorunun ardından durumu katlanılmaz kılan son sorunu anlatır.
When he showed up late again, that was the last straw and I quit.
Yine geç gelince bardağı taşıran son damla oldu ve işi bıraktım.
- 9cost an arm and a legidiominformal
ateş pahası
Bir şeyin son derece pahalı olduğunu söylemek için kullanılır.
That handbag is gorgeous, but it costs an arm and a leg.
O çanta çok güzel ama resmen ateş pahası.
- 10barking up the wrong treeidiominformal
yanlış kapı çalmak
Birinin yanlış bir yol izlemesini ya da yanlış kişiyi suçlamasını anlatır.
If you think I took your stapler, you're barking up the wrong tree.
Zımbanı ben aldım sanıyorsan yanlış kapı çalıyorsun.
- 11the best of both worldsidiomneutral
iki tarafın da avantajı
İki farklı şeyin avantajlarından aynı anda yararlanabildiğin bir durumu anlatır.
Working from home two days a week gives me the best of both worlds.
Haftada iki gün evden çalışmak bana iki düzenin de avantajını veriyor.
- 12let the cat out of the bagidiominformal
ağzından kaçırmak
Birinin bir sırrı yanlışlıkla açık etmesini anlatır.
It was supposed to be a surprise party, but Tom let the cat out of the bag.
Sürpriz parti olacaktı ama Tom sırrı ağzından kaçırdı.
- 13hit the nail on the headidiominformal
taşı gediğine koymak
Birinin bir şeyi tam ve isabetli biçimde tarif etmesini ya da adlandırmasını anlatır.
You hit the nail on the head — that's exactly what's been bothering me.
Taşı gediğine koydun – beni tam da bu rahatsız ediyordu.
- 14a piece of cakeidiominformal
çocuk oyuncağı
Bir şeyi yapmanın çok kolay olduğunu söylemek için kullanılır.
Don't worry about the exam — it'll be a piece of cake for you.
Sınav için endişelenme – senin için çocuk oyuncağı olacak.
- 15burn the midnight oilidiomneutral
sabahlamak
Gece geç saatlere kadar çalışmayı ya da ders çalışmayı anlatır.
I've been burning the midnight oil to get this report finished.
Bu raporu bitirmek için gecelerce sabahladım.
- 16the tip of the icebergidiomneutral
buzdağının görünen kısmı
Çok daha büyük bir sorunun küçük, görünen kısmını anlatır.
These complaints are just the tip of the iceberg.
Bu şikâyetler çok daha büyük bir sorunun sadece küçük bir kısmı.
- 17throw in the towelidiominformal
havlu atmak
Birinin pes etmesini ya da yenilgiyi kabul etmesini anlatır; kökeni boksa dayanır.
After three failed attempts, she was ready to throw in the towel.
Üç başarısız denemeden sonra havlu atmaya hazırdı.
- 18under the weatheridiominformal
keyifsiz olmak
Birinin kendini hafifçe hasta ya da rahatsız hissettiğini söylemek için kullanılır.
I'm feeling a bit under the weather, so I might skip the party.
Biraz keyifsizim, o yüzden partiye gelmeyebilirim.
- 19break the iceidiomneutral
buzları eritmek
Yabancılar arasındaki gerginliği gidermek ve sohbeti başlatmak için bir şey yapmayı veya söylemeyi anlatır.
He told a joke to break the ice at the start of the meeting.
Toplantının başında buzları eritmek için bir espri yaptı.
- 20pull someone's legidiominformal
birini işletmek
Birine şaka olsun diye gerçek olmayan bir şey söyleyerek onunla dalga geçmeyi anlatır.
Relax, I'm just pulling your leg — you didn't really fail.
Sakin ol, seni işletiyorum – gerçekten kalmadın.
- 21spill the beansidiominformal
baklayı ağzından çıkarmak
Gizli bilgileri açık etmeyi anlatır; çoğu zaman birini bildiklerini anlatmaya teşvik etmek için kullanılır.
Come on, spill the beans — what did he say about the promotion?
Hadi, çıkar baklayı ağzından – terfi hakkında ne dedi?
- 22on the same pageidiomneutral
aynı fikirde olmak
Bir konuda aynı anlayışı ya da mutabakatı paylaşan kişileri anlatmak için kullanılır.
Before we move forward, let's make sure we're all on the same page.
İlerlemeden önce hepimizin aynı şeyi anladığından emin olalım.
- 23the bottom lineidiomneutral
işin özü
Bir tartışmadaki en önemli noktayı ya da temel etkeni anlatır.
The bottom line is that we can't afford it right now.
İşin özü şu ki şu anda buna gücümüz yetmiyor.
- 24kill two birds with one stoneidiomneutralinformal
bir taşla iki kuş vurmak
Tek bir hareketle iki amacı birden gerçekleştirmeyi anlatır.
If I cycle to work, I kill two birds with one stone: I save money and get fit.
İşe bisikletle gidersem bir taşla iki kuş vururum: hem para biriktiririm hem forma girerim.
- 25the grass is always greener on the other sideproverbneutral
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür
Başkalarının durumunun her zaman kendi durumundan daha iyi göründüğünü anlatmak için kullanılır.
She regretted changing jobs — the grass is always greener on the other side.
İş değiştirdiğine pişman oldu; komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
- 26don't count your chickens before they hatchproverbneutral
Dereyi görmeden paçaları sıvama
İyi bir şey gerçekten olmadan ona güvenmemek gerektiğini söyleyen bir uyarıdır.
You might get the job, but don't count your chickens before they hatch.
İşi alabilirsin ama kesinleşmeden dereyi görmeden paçaları sıvama.
- 27the early bird catches the wormproverbneutral
Erken kalkan yol alır
Erken davranan ya da erken gelenlerin avantajlı olduğunu söylemek için kullanılır.
Get there before the sale opens — the early bird catches the worm.
İndirim başlamadan git – erken kalkan yol alır.
- 28to add insult to injuryidiomneutral
yaraya tuz basmak
Zaten kötü olan bir durumu daha da kötüleştiren bir şeyi anlatmak için kullanılır.
They cancelled my flight, and to add insult to injury, they lost my luggage.
Uçuşumu iptal ettiler, yaraya tuz basarcasına bavulumu da kaybettiler.
- 29to cost a pretty pennyidiominformal
bir servete mal olmak
Bir şeyin epeyce pahalı olduğunu söylemek için kullanılır.
That vintage car must have cost a pretty penny.
O klasik araba bir servete mal olmuş olmalı.
- 30to be a far cry fromidiomneutral
dağlar kadar farklı olmak
Bir şeyin başka bir şeyden çok farklı ve genellikle daha kötü olduğunu söylemek için kullanılır.
This cramped flat is a far cry from the house we had before.
Bu dar daire, önceki evimizden dağlar kadar farklı.
- 31to jump on the bandwagonidiomneutral
furyaya kapılmak
Popüler ya da başarılı hâle geldiği için bir etkinliğe veya akıma katılmayı anlatır.
Once the diet went viral, everyone jumped on the bandwagon.
Diyet viral olunca herkes popüler diye furyaya kapıldı.
- 32to be left high and dryidiomneutral
ortada bırakılmak
Birinin yardımsız ya da imkânsız biçimde zor bir durumda bırakılmasını anlatır.
When the contractor disappeared, we were left high and dry with a half-built kitchen.
Müteahhit ortadan kaybolunca yarım mutfakla ortada kaldık.
- 33to read between the linesidiomneutral
satır aralarını okumak
Kelimelerin düz anlamının ötesindeki gizli ya da ima edilen anlamı kavramayı anlatır.
She didn't say no outright, but reading between the lines, she's not interested.
Doğrudan hayır demedi, ama satır aralarını okursan ilgilenmiyor.
- 34to bend over backwardsidiominformal
elinden geleni ardına koymamak
Birine yardım etmek ya da onu memnun etmek için büyük çaba göstermeyi anlatır.
The staff bent over backwards to make our stay comfortable.
Personel, konaklamamız rahat geçsin diye elinden geleni ardına koymadı.
- 35to have a chip on your shoulderidiominformal
içerlemek
Genellikle kendisine haksızlık edildiğini düşündüğü için içerlemiş ya da çabuk alınan birini anlatır.
He's had a chip on his shoulder ever since he was passed over for promotion.
Terfide atlandığından beri içerliyor.
- 36to cut cornersidiomneutral
üstünkörü yapmak
Zamandan ya da paradan kazanmak için gereken usulleri atlayarak, çoğu zaman kaliteden ödün vererek bir işi ucuza veya çabucak yapmayı anlatır.
The builders clearly cut corners — the roof is already leaking.
Ustalar masraftan kaçmak için işi belli ki üstünkörü yapmış – çatı şimdiden akıyor.
- 37to be the spitting image ofidiominformal
hık demiş burnundan düşmüş
Birinin bir başkasına tıpatıp benzediğini söylemek için kullanılır.
She's the spitting image of her mother at that age.
Annesinin o yaştaki hâlinden hık demiş burnundan düşmüş.
- 38to go down a rabbit holeidiominformal
konuya kendini kaptırmak
Çoğu zaman internette, gittikçe karmaşıklaşan ya da dikkat dağıtan bir uğraşa kapılıp gitmeyi anlatır.
I started reading one article and went down a rabbit hole for three hours.
Tek bir yazı okumaya başladım ve üç saat boyunca kendimi ilgili konulara kaptırdım.
- 39to be a piece of workidiominformalpejorative
çekilmez biri
Çoğu zaman onaylamayan bir tonla, zor, tatsız ya da sıra dışı birini anlatmak için kullanılır.
Her new boss is really a piece of work — rude to everyone.
Yeni patronu gerçekten çekilmez biri – herkese kaba davranıyor.
- 40to throw someone under the busidiominformal
birini harcamak
Kendini korumak ya da kendine çıkar sağlamak için birine ihanet etmeyi veya onu feda etmeyi anlatır.
When the project failed, the manager threw his team under the bus.
Proje batınca müdür kendini kurtarmak için ekibini suçladı.
- 41to be par for the courseidiomneutral
işin cilvesi
Genellikle olumsuz bir şeyin, belli bir durumda olağan ya da beklenen olduğunu söylemek için kullanılır.
Delays are par for the course with that airline.
O havayolunda gecikmeler olağan ve beklenen bir şey.
- 42to bite off more than you can chewidiominformal
altından kalkamayacağı işe kalkışmak
Yönetilemeyecek kadar büyük ya da zor bir işi üstlenmeyi anlatır.
By agreeing to three projects at once, she bit off more than she could chew.
Aynı anda üç projeyi kabul ederek altından kalkamayacağı bir işe girişti.
- 43to let sleeping dogs lieproverbneutral
uyuyan yılanı uyandırmamak
Sorun çıkarmamak için bir durumu olduğu gibi bırakmayı öğütlemek için kullanılır.
I wouldn't mention the old argument — best to let sleeping dogs lie.
Eski tartışmayı açmazdım – uyuyan yılanı uyandırmamak en iyisi.
- 44to have your cake and eat it tooidiominformal
bir koltuğa iki karpuz sığdırmaya çalışmak
Aynı anda birbiriyle bağdaşmayan iki şeyi birden istemeyi anlatır.
You can't have a lie-in and arrive early — you can't have your cake and eat it too.
Hem geç kalkıp hem erken varamazsın – bir koltuğa iki karpuz sığmaz.
- 45to be a blessing and a curseidiomneutral
iki ucu keskin bıçak
Hem önemli avantajları hem önemli dezavantajları olan bir şeyi anlatır.
Working from home is a blessing and a curse — comfortable but isolating.
Evden çalışmak iki ucu keskin bir bıçak – rahat ama yalnızlaştırıcı.
- 46to take the bull by the hornsidiomneutral
boğayı boynuzlarından yakalamak
Zor bir durumu doğrudan ve kararlı biçimde ele almayı anlatır.
Instead of complaining, she took the bull by the horns and renegotiated the contract.
Şikâyet etmek yerine sorunun üstüne gidip sözleşmeyi yeniden pazarlık etti.
- 47to be caught between a rock and a hard placeidiominformal
iki arada bir derede kalmak
Aynı derecede kötü iki seçenekle karşı karşıya kalmayı anlatır.
I'm caught between a rock and a hard place — quit a job I hate or lose my income.
İki arada bir derede kaldım – ya nefret ettiğim işi bırakacağım ya gelirimi kaybedeceğim.
- 48to give someone the benefit of the doubtidiomneutral
iyi niyetine güvenmek
Belirsizliğe rağmen birinin anlattığına inanmayı ya da iyi niyetli olduğunu varsaymayı anlatır.
He was late again, but I'll give him the benefit of the doubt this once.
Yine geç kaldı ama bu seferlik iyi bir nedeni olduğunu varsayacağım.
- 49to be water under the bridgeidiominformal
köprünün altından çok su akmış olmak
Bitmiş ve artık dert edilmeye değmeyen geçmiş olayları ya da anlaşmazlıkları anlatır.
We had our disagreements, but that's all water under the bridge now.
Anlaşmazlıklarımız oldu ama artık hepsi geçmişte kaldı.
- 50to go the extra mileidiomneutral
üzerine düşenden fazlasını yapmak
Beklenenden ya da gerekenden fazla çaba göstermeyi anlatır.
Our team always goes the extra mile for important clients.
Ekibimiz önemli müşteriler için hep fazladan çaba gösterir.
- 51to be born with a silver spoon in your mouthidiominformal
altın kaşıkla doğmak
Varlıklı ve ayrıcalıklı bir ailede doğmuş birini anlatmak için kullanılır.
He's never had to work — born with a silver spoon in his mouth.
Hiç çalışmak zorunda kalmadı – altın kaşıkla doğdu.
- 52to play devil's advocateidiomneutral
şeytanın avukatlığını yapmak
Kişisel olarak öyle düşündüğü için değil, tartışma olsun diye karşıt görüşü savunmayı anlatır.
Just to play devil's advocate, what if the plan fails?
Sadece şeytanın avukatlığını yapıyorum: ya plan tutmazsa?
- 53to be on cloud nineidiominformal
etekleri zil çalmak
Son derece mutlu olmayı anlatmak için kullanılır.
Ever since she got engaged, she's been on cloud nine.
Nişanlandığından beri etekleri zil çalıyor.
- 54to cry over spilt milkidiominformal
Son pişmanlık fayda etmez
Zaten olmuş ve değiştirilemeyecek bir şeye üzülmemeyi öğütlemek için kullanılır.
The money's gone; there's no use crying over spilt milk.
Para gitti; olan oldu, son pişmanlık fayda etmez.
- 55to bury the hatchetidiominformal
barış çubuğu içmek
Barışmayı ve bir kavgayı ya da çatışmayı sona erdirmeyi anlatır.
After years of rivalry, the two brothers finally buried the hatchet.
Yıllarca süren rekabetten sonra iki kardeş sonunda barıştı.
- 56to be the best thing since sliced breadidiominformalhumorous
dünyanın sekizinci harikası
Çoğu zaman hafif bir alayla, üstün bir yenilik sayılan bir şeyi anlatmak için kullanılır.
He thinks his new gadget is the best thing since sliced bread.
Yeni aletini dünyanın sekizinci harikası sanıyor.
- 57actions speak louder than wordsproverbneutral
Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz
İnsanların yaptıklarının, söylediklerinden daha çok şey anlattığını söylemek için kullanılır.
He keeps promising to help, but actions speak louder than words.
Sürekli yardım edeceğine söz veriyor, ama asıl önemli olan ne yaptığı.
- 58to jump the gunidiominformal
vakitsiz davranmak
Doğru zaman gelmeden ya da tüm gerçekler bilinmeden çok erken hareket etmeyi anlatır.
Don't jump the gun — wait until the results are official.
Vakitsiz davranma – sonuçlar resmîleşene kadar bekle.
- 59to have bigger fish to fryidiominformal
daha önemli işleri olmak
Birinin yapacak ya da odaklanacak daha önemli işleri olduğunu söylemek için kullanılır.
I can't worry about the seating plan — I've got bigger fish to fry.
Oturma düzenini dert edemem – daha önemli işlerim var.
- 60to call it a dayidiominformal
paydos etmek
Şimdilik ya da temelli olarak bir işi bırakma vaktinin geldiğini söylemek için kullanılır.
We've done enough for now — let's call it a day.
Şimdilik yeterince çalıştık – bugünlük paydos edelim.
- 61to be back to square oneidiominformal
başa dönmek
Bir başarısızlık ya da aksilikten sonra en baştan başlamak zorunda kalmayı anlatır.
The deal fell through, so we're back to square one.
Anlaşma bozuldu, yani en baştan başlamamız gerekiyor.
- 62to sit on the fenceidiominformal
tarafını belli etmemek
Bir karar vermekten ya da bir anlaşmazlıkta taraf tutmaktan kaçınmayı anlatır.
You can't sit on the fence forever — you have to choose.
Sonsuza kadar tarafını belli etmeden duramazsın – seçmek zorundasın.
- 63the proof of the pudding is in the eatingproverbneutral
Tadına bakmadan lezzeti bilinmez
Bir şeyin gerçek değerinin ya da kalitesinin ancak denenerek veya yaşanarak anlaşılabileceğini söylemek için kullanılır.
The plan sounds great on paper, but the proof of the pudding is in the eating.
Plan kâğıt üstünde harika görünüyor ama ancak sonuçlarına bakılarak değerlendirilebilir.
- 64to be left in the lurchidiomneutral
yüzüstü bırakılmak
Özellikle yardım beklenen bir anda, zor bir durumda yalnız bırakılmayı anlatır.
When two staff quit at once, I was left in the lurch.
İki çalışan aynı anda ayrılınca tek başıma yüzüstü kaldım.
- 65to nip something in the budidiomneutral
daha başlamadan önünü kesmek
Bir sorunu gelişemeden, erken aşamada durdurmayı anlatır.
We need to nip this rumour in the bud before it spreads.
Bu dedikoduyu yayılmadan, daha başındayken durdurmalıyız.
- 66to put all your eggs in one basketidiomneutral
bütün yumurtaları aynı sepete koymak
Her şeyi tek bir girişime ya da seçeneğe yatırmaya karşı uyarmak için kullanılır.
Apply to several universities — don't put all your eggs in one basket.
Birkaç üniversiteye başvur – bütün yumurtalarını aynı sepete koyma.
- 67to be raining cats and dogsidiominformal
bardaktan boşanırcasına yağmak
Çok şiddetli yağmuru anlatmak için kullanılır. Biraz eskimiş olsa da hâlâ yaygın biçimde anlaşılır ve teklifsiz konuşmada kullanılır.
We can't go out now — it's raining cats and dogs.
Şimdi dışarı çıkamayız – yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor.
- 68to face the musicidiominformal
hesabını vermek
Kişinin yaptıklarının hoş olmayan sonuçlarını kabullenmesini anlatır.
He skipped class all term and now has to face the music.
Bütün dönem derse girmedi, şimdi de hesabını vermek zorunda.
- 69to be in the same boatidiominformal
aynı gemide olmak
Başkalarıyla aynı zor durumda olmayı anlatır.
Don't feel bad about the debt — we're all in the same boat.
Borç için kendini kötü hissetme – hepimiz aynı gemideyiz.
- 70to keep something at arm's lengthidiomneutral
mesafeli durmak
İşin içine girmemek için birinden ya da bir şeyden bilerek uzak durmayı anlatır.
She keeps her colleagues at arm's length outside of work.
İş dışında meslektaşlarına bilinçli olarak mesafeli duruyor.
- 71bite the bulletidiomneutralinformal
dişini sıkmak
Birinin, kaçındığı hoş olmayan ya da zor bir şeyi yapmaya kendini zorlamasını anlatır.
I'd been dreading the dentist for months, but I finally bit the bullet and booked an appointment.
Aylardır dişçiden korkuyordum ama sonunda dişimi sıkıp randevu aldım.
- 72the whole nine yardsidiominformalchiefly American
A'dan Z'ye her şey
Her şey, tamamı, eksiksiz hâli anlamında kullanılır.
For the wedding they went the whole nine yards — band, fireworks, the works.
Düğün için her şeyi yaptılar – orkestra, havai fişek, akla ne gelirse.
- 73a storm in a teacupidiominformalchiefly British
bir bardak suda fırtına (İngiliz İngilizcesi)
Önemsiz bir mesele yüzünden kopan büyük gürültüyü ya da öfkeyi anlatır. Ağırlıkla İngiliz İngilizcesinde kullanılır.
The whole argument was just a storm in a teacup; they made up an hour later.
Bütün o tartışma bir bardak suda fırtınaydı; bir saat sonra barıştılar.
- 74to take something with a pinch of saltidiomneutralBritish English
kuşkuyla karşılamak (İngiliz İngilizcesi)
Bir bilgiye tamamen inanmak yerine kuşkuyla yaklaşmayı öğütlemek için kullanılır. Amerikan İngilizcesindeki 'grain of salt' ifadesinin İngiliz İngilizcesi karşılığıdır.
He tends to exaggerate, so take his stories with a pinch of salt.
Abartmaya meyillidir, o yüzden anlattıklarını kuşkuyla karşıla.
- 75to get the wrong end of the stickidiominformalchiefly British
yanlış anlamak
Birinin bir durumu ya da söylenen bir şeyi tamamen yanlış anlamasını anlatır. Ağırlıkla İngiliz İngilizcesinde kullanılır.
I think you've got the wrong end of the stick — I wasn't criticising you.
Sanırım yanlış anladın – seni eleştirmiyordum.
- 76to be on thin iceidiominformal
ince buzda yürümek
Genellikle yeni hataların sonuç doğuracağı, riskli ya da tehlikeli bir durumda olmayı anlatır.
After missing three deadlines, he's on thin ice with the boss.
Üç teslim tarihini kaçırdıktan sonra patronun gözünde ince buzda yürüyor.
- 77to be the apple of someone's eyeidiomneutral
gözbebeği
Herkesten çok sevilen ve el üstünde tutulan bir kişiyi anlatmak için kullanılır.
His youngest daughter is the apple of his eye.
En küçük kızı onun gözbebeği.
- 78to be a dime a dozenidiominformalchiefly American
sudan ucuz (Amerikan İngilizcesi)
Bir şeyin çok yaygın olduğunu ve bu yüzden pek değer taşımadığını söylemek için kullanılır. Ağırlıkla Amerikan İngilizcesindedir ama her yerde anlaşılır.
Apps like that are a dime a dozen these days.
Bugünlerde öyle uygulamalar sudan ucuz.
- 79to be a wolf in sheep's clothingidiomneutral
kuzu postuna bürünmüş kurt
Zararsız ya da dostane görünen ama aslında tehlikeli veya sinsi olan birini anlatmak için kullanılır.
He seems charming, but he's a wolf in sheep's clothing.
Cana yakın görünüyor ama kuzu postuna bürünmüş bir kurt.
- 80to cost the earthidiominformalchiefly British
el yakmak
Bir şeyin son derece pahalı olduğunu söylemek için kullanılır. Ağırlıkla İngiliz İngilizcesinde kullanılır.
Eating well doesn't have to cost the earth.
İyi beslenmek illa el yakmak zorunda değil.
- 81to beat about the bushverb phraseneutralBritish English
lafı dolandırmak (İngiliz İngilizcesi)
Bir konudan doğrudan söz etmekten kaçınmak anlamındaki deyimin İngiliz İngilizcesindeki biçimi.
Stop beating about the bush and tell me what actually happened.
Lafı dolandırmayı bırak da gerçekte ne olduğunu anlat.
- 82to take something with a grain of saltverb phraseneutralAmerican English
kuşkuyla karşılamak (Amerikan İngilizcesi)
Bir şeye tamamen inanmak yerine kuşkuyla yaklaşmak anlamındaki deyimin Amerikan İngilizcesindeki biçimi.
I'd take that rumor with a grain of salt until it's officially confirmed.
O söylentiyi resmen doğrulanana kadar kuşkuyla karşılardım.
- 83a tempest in a teapotnoun phraseneutralAmerican English
bir bardak suda fırtına (Amerikan İngilizcesi)
Önemsiz bir mesele yüzünden kopan gereksiz gürültü anlamındaki deyimin Amerikan İngilizcesindeki biçimi.
The whole argument turned out to be a tempest in a teapot.
Bütün o tartışma sonunda bir bardak suda fırtına çıktı.
- 84to be ten a pennyverb phraseinformalBritish English
sudan ucuz (İngiliz İngilizcesi)
Çok bol olduğu için çok yaygın ve değersiz olmak anlamındaki deyimin İngiliz İngilizcesindeki biçimi.
Cafés like this one are ten a penny in the city centre.
Şehir merkezinde bunun gibi kafeler sudan ucuz.
- 85to cry over spilled milkverb phraseneutralAmerican English
Son pişmanlık fayda etmez (Amerikan yazımı)
Geri alınamayacak bir şeye pişmanlıkla vakit harcamak anlamındaki deyimin Amerikan İngilizcesi yazımı.
The deal fell through, but there's no use crying over spilled milk.
Anlaşma bozuldu ama değiştirilemeyecek bir şeye üzülmenin faydası yok.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
İleri seviyenin asıl sınavı deyimlerdir; öğrenciler tam orada geride kalır. Kelimesi kelimesine çevirdiğinizde anlamsızlaşan kalıp ifadeler, atasözleri ve mecazlar bu pakette tek tek açılıyor. Ana dili İngilizce olanların düşünmeden kullandığı anlatımlar sizin için şeffaflaşıyor; sözün altındaki gerçek anlamı yakalar ve doğru deyimi doğru yerde kullanırsınız. Bir dil asıl orada canlanır.
Deyimler ve kalıp ifadeler için diğer seviyeler
C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi
Seyahat ve ulaşım
69 kelimeDuygular ve hisler
71 kelimeSağlık ve tıp
67 kelimeİş ve kariyer
70 kelimeEğitim ve öğrenim
64 kelimeTeknoloji ve internet
70 kelimeMedya ve eğlence
70 kelimeİlişkiler ve sosyal hayat
87 kelimeÇevre ve doğa
80 kelimePara ve finans
54 kelimeSiyaset ve toplum
71 kelimeBilim ve araştırma
64 kelimeİş dünyası ve ekonomi
71 kelimeSanat ve kültür
67 kelimeHukuk ve adalet
71 kelimeSoyut kavramlar
66 kelimeResmî ve yazılı dil
65 kelime