c1Kelime paketi

Deyimler ve kalıp ifadeler

Kelimesi kelimesine çevrilemeyen, günlük dilde sık geçen anlatımlar.

85 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

85 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    the ball is in your courtidiomneutral

    top sende

    Harekete geçme ya da karar verme sırasının artık bir başkasında olduğunu söylemek için kullanılır.

    I've made my offer, so now the ball is in your court.

    Teklifimi yaptım, artık top sende.

  • 2
    beat around the bushidiomneutralinformal

    lafı dolandırmak

    Bir konuya doğrudan girmeden, çoğu zaman rahatsızlıktan kaçınmak için etrafında dolanarak konuşmayı anlatır.

    Stop beating around the bush and tell me what actually happened.

    Lafı dolandırmayı bırak da bana gerçekte ne olduğunu anlat.

  • 3
    the elephant in the roomidiomneutral

    odadaki fil

    Herkesin farkında olduğu ama kimsenin konuşmak istemediği bariz bir sorunu ya da hassas bir meseleyi anlatır.

    Nobody wanted to mention the layoffs, but it was the elephant in the room during the whole meeting.

    Kimse işten çıkarmalardan söz etmek istemedi ama bütün toplantı boyunca odadaki fil oydu.

  • 4
    cut to the chaseidiominformal

    sadede gelmek

    Birinden gereksiz girizgâh yapmadan doğrudan asıl konuya gelmesini istemek için kullanılır.

    We don't have much time, so let me cut to the chase.

    Fazla vaktimiz yok, o yüzden doğrudan sadede geleyim.

  • 5
    a blessing in disguiseidiomneutral

    Her şerde bir hayır vardır

    Beklenmedik faydaları ortaya çıkan bir talihsizliği anlatır.

    Losing that job was a blessing in disguise — it pushed me to start my own business.

    O işi kaybetmek sonunda hayırlı oldu; beni kendi işimi kurmaya itti.

  • 6
    once in a blue moonidiominformal

    kırk yılda bir

    Çok nadiren olan bir şeyi anlatmak için kullanılır.

    My brother lives abroad, so we only see each other once in a blue moon.

    Kardeşim yurt dışında yaşıyor, o yüzden kırk yılda bir görüşüyoruz.

  • 7
    speak of the devilidiominformal

    iti an çomağı hazırla

    Bir kişi tam da hakkında konuşulurken çıkageldiğinde söylenir.

    We were just talking about you — speak of the devil!

    Tam senden bahsediyorduk – işte geldin!

  • 8
    the last strawidiomneutral

    bardağı taşıran son damla

    Bir dizi sorunun ardından durumu katlanılmaz kılan son sorunu anlatır.

    When he showed up late again, that was the last straw and I quit.

    Yine geç gelince bardağı taşıran son damla oldu ve işi bıraktım.

  • 9
    cost an arm and a legidiominformal

    ateş pahası

    Bir şeyin son derece pahalı olduğunu söylemek için kullanılır.

    That handbag is gorgeous, but it costs an arm and a leg.

    O çanta çok güzel ama resmen ateş pahası.

  • 10
    barking up the wrong treeidiominformal

    yanlış kapı çalmak

    Birinin yanlış bir yol izlemesini ya da yanlış kişiyi suçlamasını anlatır.

    If you think I took your stapler, you're barking up the wrong tree.

    Zımbanı ben aldım sanıyorsan yanlış kapı çalıyorsun.

  • 11
    the best of both worldsidiomneutral

    iki tarafın da avantajı

    İki farklı şeyin avantajlarından aynı anda yararlanabildiğin bir durumu anlatır.

    Working from home two days a week gives me the best of both worlds.

    Haftada iki gün evden çalışmak bana iki düzenin de avantajını veriyor.

  • 12
    let the cat out of the bagidiominformal

    ağzından kaçırmak

    Birinin bir sırrı yanlışlıkla açık etmesini anlatır.

    It was supposed to be a surprise party, but Tom let the cat out of the bag.

    Sürpriz parti olacaktı ama Tom sırrı ağzından kaçırdı.

  • 13
    hit the nail on the headidiominformal

    taşı gediğine koymak

    Birinin bir şeyi tam ve isabetli biçimde tarif etmesini ya da adlandırmasını anlatır.

    You hit the nail on the head — that's exactly what's been bothering me.

    Taşı gediğine koydun – beni tam da bu rahatsız ediyordu.

  • 14
    a piece of cakeidiominformal

    çocuk oyuncağı

    Bir şeyi yapmanın çok kolay olduğunu söylemek için kullanılır.

    Don't worry about the exam — it'll be a piece of cake for you.

    Sınav için endişelenme – senin için çocuk oyuncağı olacak.

  • 15
    burn the midnight oilidiomneutral

    sabahlamak

    Gece geç saatlere kadar çalışmayı ya da ders çalışmayı anlatır.

    I've been burning the midnight oil to get this report finished.

    Bu raporu bitirmek için gecelerce sabahladım.

  • 16
    the tip of the icebergidiomneutral

    buzdağının görünen kısmı

    Çok daha büyük bir sorunun küçük, görünen kısmını anlatır.

    These complaints are just the tip of the iceberg.

    Bu şikâyetler çok daha büyük bir sorunun sadece küçük bir kısmı.

  • 17
    throw in the towelidiominformal

    havlu atmak

    Birinin pes etmesini ya da yenilgiyi kabul etmesini anlatır; kökeni boksa dayanır.

    After three failed attempts, she was ready to throw in the towel.

    Üç başarısız denemeden sonra havlu atmaya hazırdı.

  • 18
    under the weatheridiominformal

    keyifsiz olmak

    Birinin kendini hafifçe hasta ya da rahatsız hissettiğini söylemek için kullanılır.

    I'm feeling a bit under the weather, so I might skip the party.

    Biraz keyifsizim, o yüzden partiye gelmeyebilirim.

  • 19
    break the iceidiomneutral

    buzları eritmek

    Yabancılar arasındaki gerginliği gidermek ve sohbeti başlatmak için bir şey yapmayı veya söylemeyi anlatır.

    He told a joke to break the ice at the start of the meeting.

    Toplantının başında buzları eritmek için bir espri yaptı.

  • 20
    pull someone's legidiominformal

    birini işletmek

    Birine şaka olsun diye gerçek olmayan bir şey söyleyerek onunla dalga geçmeyi anlatır.

    Relax, I'm just pulling your leg — you didn't really fail.

    Sakin ol, seni işletiyorum – gerçekten kalmadın.

  • 21
    spill the beansidiominformal

    baklayı ağzından çıkarmak

    Gizli bilgileri açık etmeyi anlatır; çoğu zaman birini bildiklerini anlatmaya teşvik etmek için kullanılır.

    Come on, spill the beans — what did he say about the promotion?

    Hadi, çıkar baklayı ağzından – terfi hakkında ne dedi?

  • 22
    on the same pageidiomneutral

    aynı fikirde olmak

    Bir konuda aynı anlayışı ya da mutabakatı paylaşan kişileri anlatmak için kullanılır.

    Before we move forward, let's make sure we're all on the same page.

    İlerlemeden önce hepimizin aynı şeyi anladığından emin olalım.

  • 23
    the bottom lineidiomneutral

    işin özü

    Bir tartışmadaki en önemli noktayı ya da temel etkeni anlatır.

    The bottom line is that we can't afford it right now.

    İşin özü şu ki şu anda buna gücümüz yetmiyor.

  • 24
    kill two birds with one stoneidiomneutralinformal

    bir taşla iki kuş vurmak

    Tek bir hareketle iki amacı birden gerçekleştirmeyi anlatır.

    If I cycle to work, I kill two birds with one stone: I save money and get fit.

    İşe bisikletle gidersem bir taşla iki kuş vururum: hem para biriktiririm hem forma girerim.

  • 25
    the grass is always greener on the other sideproverbneutral

    Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür

    Başkalarının durumunun her zaman kendi durumundan daha iyi göründüğünü anlatmak için kullanılır.

    She regretted changing jobs — the grass is always greener on the other side.

    İş değiştirdiğine pişman oldu; komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.

  • 26
    don't count your chickens before they hatchproverbneutral

    Dereyi görmeden paçaları sıvama

    İyi bir şey gerçekten olmadan ona güvenmemek gerektiğini söyleyen bir uyarıdır.

    You might get the job, but don't count your chickens before they hatch.

    İşi alabilirsin ama kesinleşmeden dereyi görmeden paçaları sıvama.

  • 27
    the early bird catches the wormproverbneutral

    Erken kalkan yol alır

    Erken davranan ya da erken gelenlerin avantajlı olduğunu söylemek için kullanılır.

    Get there before the sale opens — the early bird catches the worm.

    İndirim başlamadan git – erken kalkan yol alır.

  • 28
    to add insult to injuryidiomneutral

    yaraya tuz basmak

    Zaten kötü olan bir durumu daha da kötüleştiren bir şeyi anlatmak için kullanılır.

    They cancelled my flight, and to add insult to injury, they lost my luggage.

    Uçuşumu iptal ettiler, yaraya tuz basarcasına bavulumu da kaybettiler.

  • 29
    to cost a pretty pennyidiominformal

    bir servete mal olmak

    Bir şeyin epeyce pahalı olduğunu söylemek için kullanılır.

    That vintage car must have cost a pretty penny.

    O klasik araba bir servete mal olmuş olmalı.

  • 30
    to be a far cry fromidiomneutral

    dağlar kadar farklı olmak

    Bir şeyin başka bir şeyden çok farklı ve genellikle daha kötü olduğunu söylemek için kullanılır.

    This cramped flat is a far cry from the house we had before.

    Bu dar daire, önceki evimizden dağlar kadar farklı.

  • 31
    to jump on the bandwagonidiomneutral

    furyaya kapılmak

    Popüler ya da başarılı hâle geldiği için bir etkinliğe veya akıma katılmayı anlatır.

    Once the diet went viral, everyone jumped on the bandwagon.

    Diyet viral olunca herkes popüler diye furyaya kapıldı.

  • 32
    to be left high and dryidiomneutral

    ortada bırakılmak

    Birinin yardımsız ya da imkânsız biçimde zor bir durumda bırakılmasını anlatır.

    When the contractor disappeared, we were left high and dry with a half-built kitchen.

    Müteahhit ortadan kaybolunca yarım mutfakla ortada kaldık.

  • 33
    to read between the linesidiomneutral

    satır aralarını okumak

    Kelimelerin düz anlamının ötesindeki gizli ya da ima edilen anlamı kavramayı anlatır.

    She didn't say no outright, but reading between the lines, she's not interested.

    Doğrudan hayır demedi, ama satır aralarını okursan ilgilenmiyor.

  • 34
    to bend over backwardsidiominformal

    elinden geleni ardına koymamak

    Birine yardım etmek ya da onu memnun etmek için büyük çaba göstermeyi anlatır.

    The staff bent over backwards to make our stay comfortable.

    Personel, konaklamamız rahat geçsin diye elinden geleni ardına koymadı.

  • 35
    to have a chip on your shoulderidiominformal

    içerlemek

    Genellikle kendisine haksızlık edildiğini düşündüğü için içerlemiş ya da çabuk alınan birini anlatır.

    He's had a chip on his shoulder ever since he was passed over for promotion.

    Terfide atlandığından beri içerliyor.

  • 36
    to cut cornersidiomneutral

    üstünkörü yapmak

    Zamandan ya da paradan kazanmak için gereken usulleri atlayarak, çoğu zaman kaliteden ödün vererek bir işi ucuza veya çabucak yapmayı anlatır.

    The builders clearly cut corners — the roof is already leaking.

    Ustalar masraftan kaçmak için işi belli ki üstünkörü yapmış – çatı şimdiden akıyor.

  • 37
    to be the spitting image ofidiominformal

    hık demiş burnundan düşmüş

    Birinin bir başkasına tıpatıp benzediğini söylemek için kullanılır.

    She's the spitting image of her mother at that age.

    Annesinin o yaştaki hâlinden hık demiş burnundan düşmüş.

  • 38
    to go down a rabbit holeidiominformal

    konuya kendini kaptırmak

    Çoğu zaman internette, gittikçe karmaşıklaşan ya da dikkat dağıtan bir uğraşa kapılıp gitmeyi anlatır.

    I started reading one article and went down a rabbit hole for three hours.

    Tek bir yazı okumaya başladım ve üç saat boyunca kendimi ilgili konulara kaptırdım.

  • 39
    to be a piece of workidiominformalpejorative

    çekilmez biri

    Çoğu zaman onaylamayan bir tonla, zor, tatsız ya da sıra dışı birini anlatmak için kullanılır.

    Her new boss is really a piece of work — rude to everyone.

    Yeni patronu gerçekten çekilmez biri – herkese kaba davranıyor.

  • 40
    to throw someone under the busidiominformal

    birini harcamak

    Kendini korumak ya da kendine çıkar sağlamak için birine ihanet etmeyi veya onu feda etmeyi anlatır.

    When the project failed, the manager threw his team under the bus.

    Proje batınca müdür kendini kurtarmak için ekibini suçladı.

  • 41
    to be par for the courseidiomneutral

    işin cilvesi

    Genellikle olumsuz bir şeyin, belli bir durumda olağan ya da beklenen olduğunu söylemek için kullanılır.

    Delays are par for the course with that airline.

    O havayolunda gecikmeler olağan ve beklenen bir şey.

  • 42
    to bite off more than you can chewidiominformal

    altından kalkamayacağı işe kalkışmak

    Yönetilemeyecek kadar büyük ya da zor bir işi üstlenmeyi anlatır.

    By agreeing to three projects at once, she bit off more than she could chew.

    Aynı anda üç projeyi kabul ederek altından kalkamayacağı bir işe girişti.

  • 43
    to let sleeping dogs lieproverbneutral

    uyuyan yılanı uyandırmamak

    Sorun çıkarmamak için bir durumu olduğu gibi bırakmayı öğütlemek için kullanılır.

    I wouldn't mention the old argument — best to let sleeping dogs lie.

    Eski tartışmayı açmazdım – uyuyan yılanı uyandırmamak en iyisi.

  • 44
    to have your cake and eat it tooidiominformal

    bir koltuğa iki karpuz sığdırmaya çalışmak

    Aynı anda birbiriyle bağdaşmayan iki şeyi birden istemeyi anlatır.

    You can't have a lie-in and arrive early — you can't have your cake and eat it too.

    Hem geç kalkıp hem erken varamazsın – bir koltuğa iki karpuz sığmaz.

  • 45
    to be a blessing and a curseidiomneutral

    iki ucu keskin bıçak

    Hem önemli avantajları hem önemli dezavantajları olan bir şeyi anlatır.

    Working from home is a blessing and a curse — comfortable but isolating.

    Evden çalışmak iki ucu keskin bir bıçak – rahat ama yalnızlaştırıcı.

  • 46
    to take the bull by the hornsidiomneutral

    boğayı boynuzlarından yakalamak

    Zor bir durumu doğrudan ve kararlı biçimde ele almayı anlatır.

    Instead of complaining, she took the bull by the horns and renegotiated the contract.

    Şikâyet etmek yerine sorunun üstüne gidip sözleşmeyi yeniden pazarlık etti.

  • 47
    to be caught between a rock and a hard placeidiominformal

    iki arada bir derede kalmak

    Aynı derecede kötü iki seçenekle karşı karşıya kalmayı anlatır.

    I'm caught between a rock and a hard place — quit a job I hate or lose my income.

    İki arada bir derede kaldım – ya nefret ettiğim işi bırakacağım ya gelirimi kaybedeceğim.

  • 48
    to give someone the benefit of the doubtidiomneutral

    iyi niyetine güvenmek

    Belirsizliğe rağmen birinin anlattığına inanmayı ya da iyi niyetli olduğunu varsaymayı anlatır.

    He was late again, but I'll give him the benefit of the doubt this once.

    Yine geç kaldı ama bu seferlik iyi bir nedeni olduğunu varsayacağım.

  • 49
    to be water under the bridgeidiominformal

    köprünün altından çok su akmış olmak

    Bitmiş ve artık dert edilmeye değmeyen geçmiş olayları ya da anlaşmazlıkları anlatır.

    We had our disagreements, but that's all water under the bridge now.

    Anlaşmazlıklarımız oldu ama artık hepsi geçmişte kaldı.

  • 50
    to go the extra mileidiomneutral

    üzerine düşenden fazlasını yapmak

    Beklenenden ya da gerekenden fazla çaba göstermeyi anlatır.

    Our team always goes the extra mile for important clients.

    Ekibimiz önemli müşteriler için hep fazladan çaba gösterir.

  • 51
    to be born with a silver spoon in your mouthidiominformal

    altın kaşıkla doğmak

    Varlıklı ve ayrıcalıklı bir ailede doğmuş birini anlatmak için kullanılır.

    He's never had to work — born with a silver spoon in his mouth.

    Hiç çalışmak zorunda kalmadı – altın kaşıkla doğdu.

  • 52
    to play devil's advocateidiomneutral

    şeytanın avukatlığını yapmak

    Kişisel olarak öyle düşündüğü için değil, tartışma olsun diye karşıt görüşü savunmayı anlatır.

    Just to play devil's advocate, what if the plan fails?

    Sadece şeytanın avukatlığını yapıyorum: ya plan tutmazsa?

  • 53
    to be on cloud nineidiominformal

    etekleri zil çalmak

    Son derece mutlu olmayı anlatmak için kullanılır.

    Ever since she got engaged, she's been on cloud nine.

    Nişanlandığından beri etekleri zil çalıyor.

  • 54
    to cry over spilt milkidiominformal

    Son pişmanlık fayda etmez

    Zaten olmuş ve değiştirilemeyecek bir şeye üzülmemeyi öğütlemek için kullanılır.

    The money's gone; there's no use crying over spilt milk.

    Para gitti; olan oldu, son pişmanlık fayda etmez.

  • 55
    to bury the hatchetidiominformal

    barış çubuğu içmek

    Barışmayı ve bir kavgayı ya da çatışmayı sona erdirmeyi anlatır.

    After years of rivalry, the two brothers finally buried the hatchet.

    Yıllarca süren rekabetten sonra iki kardeş sonunda barıştı.

  • 56
    to be the best thing since sliced breadidiominformalhumorous

    dünyanın sekizinci harikası

    Çoğu zaman hafif bir alayla, üstün bir yenilik sayılan bir şeyi anlatmak için kullanılır.

    He thinks his new gadget is the best thing since sliced bread.

    Yeni aletini dünyanın sekizinci harikası sanıyor.

  • 57
    actions speak louder than wordsproverbneutral

    Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz

    İnsanların yaptıklarının, söylediklerinden daha çok şey anlattığını söylemek için kullanılır.

    He keeps promising to help, but actions speak louder than words.

    Sürekli yardım edeceğine söz veriyor, ama asıl önemli olan ne yaptığı.

  • 58
    to jump the gunidiominformal

    vakitsiz davranmak

    Doğru zaman gelmeden ya da tüm gerçekler bilinmeden çok erken hareket etmeyi anlatır.

    Don't jump the gun — wait until the results are official.

    Vakitsiz davranma – sonuçlar resmîleşene kadar bekle.

  • 59
    to have bigger fish to fryidiominformal

    daha önemli işleri olmak

    Birinin yapacak ya da odaklanacak daha önemli işleri olduğunu söylemek için kullanılır.

    I can't worry about the seating plan — I've got bigger fish to fry.

    Oturma düzenini dert edemem – daha önemli işlerim var.

  • 60
    to call it a dayidiominformal

    paydos etmek

    Şimdilik ya da temelli olarak bir işi bırakma vaktinin geldiğini söylemek için kullanılır.

    We've done enough for now — let's call it a day.

    Şimdilik yeterince çalıştık – bugünlük paydos edelim.

  • 61
    to be back to square oneidiominformal

    başa dönmek

    Bir başarısızlık ya da aksilikten sonra en baştan başlamak zorunda kalmayı anlatır.

    The deal fell through, so we're back to square one.

    Anlaşma bozuldu, yani en baştan başlamamız gerekiyor.

  • 62
    to sit on the fenceidiominformal

    tarafını belli etmemek

    Bir karar vermekten ya da bir anlaşmazlıkta taraf tutmaktan kaçınmayı anlatır.

    You can't sit on the fence forever — you have to choose.

    Sonsuza kadar tarafını belli etmeden duramazsın – seçmek zorundasın.

  • 63
    the proof of the pudding is in the eatingproverbneutral

    Tadına bakmadan lezzeti bilinmez

    Bir şeyin gerçek değerinin ya da kalitesinin ancak denenerek veya yaşanarak anlaşılabileceğini söylemek için kullanılır.

    The plan sounds great on paper, but the proof of the pudding is in the eating.

    Plan kâğıt üstünde harika görünüyor ama ancak sonuçlarına bakılarak değerlendirilebilir.

  • 64
    to be left in the lurchidiomneutral

    yüzüstü bırakılmak

    Özellikle yardım beklenen bir anda, zor bir durumda yalnız bırakılmayı anlatır.

    When two staff quit at once, I was left in the lurch.

    İki çalışan aynı anda ayrılınca tek başıma yüzüstü kaldım.

  • 65
    to nip something in the budidiomneutral

    daha başlamadan önünü kesmek

    Bir sorunu gelişemeden, erken aşamada durdurmayı anlatır.

    We need to nip this rumour in the bud before it spreads.

    Bu dedikoduyu yayılmadan, daha başındayken durdurmalıyız.

  • 66
    to put all your eggs in one basketidiomneutral

    bütün yumurtaları aynı sepete koymak

    Her şeyi tek bir girişime ya da seçeneğe yatırmaya karşı uyarmak için kullanılır.

    Apply to several universities — don't put all your eggs in one basket.

    Birkaç üniversiteye başvur – bütün yumurtalarını aynı sepete koyma.

  • 67
    to be raining cats and dogsidiominformal

    bardaktan boşanırcasına yağmak

    Çok şiddetli yağmuru anlatmak için kullanılır. Biraz eskimiş olsa da hâlâ yaygın biçimde anlaşılır ve teklifsiz konuşmada kullanılır.

    We can't go out now — it's raining cats and dogs.

    Şimdi dışarı çıkamayız – yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor.

  • 68
    to face the musicidiominformal

    hesabını vermek

    Kişinin yaptıklarının hoş olmayan sonuçlarını kabullenmesini anlatır.

    He skipped class all term and now has to face the music.

    Bütün dönem derse girmedi, şimdi de hesabını vermek zorunda.

  • 69
    to be in the same boatidiominformal

    aynı gemide olmak

    Başkalarıyla aynı zor durumda olmayı anlatır.

    Don't feel bad about the debt — we're all in the same boat.

    Borç için kendini kötü hissetme – hepimiz aynı gemideyiz.

  • 70
    to keep something at arm's lengthidiomneutral

    mesafeli durmak

    İşin içine girmemek için birinden ya da bir şeyden bilerek uzak durmayı anlatır.

    She keeps her colleagues at arm's length outside of work.

    İş dışında meslektaşlarına bilinçli olarak mesafeli duruyor.

  • 71
    bite the bulletidiomneutralinformal

    dişini sıkmak

    Birinin, kaçındığı hoş olmayan ya da zor bir şeyi yapmaya kendini zorlamasını anlatır.

    I'd been dreading the dentist for months, but I finally bit the bullet and booked an appointment.

    Aylardır dişçiden korkuyordum ama sonunda dişimi sıkıp randevu aldım.

  • 72
    the whole nine yardsidiominformalchiefly American

    A'dan Z'ye her şey

    Her şey, tamamı, eksiksiz hâli anlamında kullanılır.

    For the wedding they went the whole nine yards — band, fireworks, the works.

    Düğün için her şeyi yaptılar – orkestra, havai fişek, akla ne gelirse.

  • 73
    a storm in a teacupidiominformalchiefly British

    bir bardak suda fırtına (İngiliz İngilizcesi)

    Önemsiz bir mesele yüzünden kopan büyük gürültüyü ya da öfkeyi anlatır. Ağırlıkla İngiliz İngilizcesinde kullanılır.

    The whole argument was just a storm in a teacup; they made up an hour later.

    Bütün o tartışma bir bardak suda fırtınaydı; bir saat sonra barıştılar.

  • 74
    to take something with a pinch of saltidiomneutralBritish English

    kuşkuyla karşılamak (İngiliz İngilizcesi)

    Bir bilgiye tamamen inanmak yerine kuşkuyla yaklaşmayı öğütlemek için kullanılır. Amerikan İngilizcesindeki 'grain of salt' ifadesinin İngiliz İngilizcesi karşılığıdır.

    He tends to exaggerate, so take his stories with a pinch of salt.

    Abartmaya meyillidir, o yüzden anlattıklarını kuşkuyla karşıla.

  • 75
    to get the wrong end of the stickidiominformalchiefly British

    yanlış anlamak

    Birinin bir durumu ya da söylenen bir şeyi tamamen yanlış anlamasını anlatır. Ağırlıkla İngiliz İngilizcesinde kullanılır.

    I think you've got the wrong end of the stick — I wasn't criticising you.

    Sanırım yanlış anladın – seni eleştirmiyordum.

  • 76
    to be on thin iceidiominformal

    ince buzda yürümek

    Genellikle yeni hataların sonuç doğuracağı, riskli ya da tehlikeli bir durumda olmayı anlatır.

    After missing three deadlines, he's on thin ice with the boss.

    Üç teslim tarihini kaçırdıktan sonra patronun gözünde ince buzda yürüyor.

  • 77
    to be the apple of someone's eyeidiomneutral

    gözbebeği

    Herkesten çok sevilen ve el üstünde tutulan bir kişiyi anlatmak için kullanılır.

    His youngest daughter is the apple of his eye.

    En küçük kızı onun gözbebeği.

  • 78
    to be a dime a dozenidiominformalchiefly American

    sudan ucuz (Amerikan İngilizcesi)

    Bir şeyin çok yaygın olduğunu ve bu yüzden pek değer taşımadığını söylemek için kullanılır. Ağırlıkla Amerikan İngilizcesindedir ama her yerde anlaşılır.

    Apps like that are a dime a dozen these days.

    Bugünlerde öyle uygulamalar sudan ucuz.

  • 79
    to be a wolf in sheep's clothingidiomneutral

    kuzu postuna bürünmüş kurt

    Zararsız ya da dostane görünen ama aslında tehlikeli veya sinsi olan birini anlatmak için kullanılır.

    He seems charming, but he's a wolf in sheep's clothing.

    Cana yakın görünüyor ama kuzu postuna bürünmüş bir kurt.

  • 80
    to cost the earthidiominformalchiefly British

    el yakmak

    Bir şeyin son derece pahalı olduğunu söylemek için kullanılır. Ağırlıkla İngiliz İngilizcesinde kullanılır.

    Eating well doesn't have to cost the earth.

    İyi beslenmek illa el yakmak zorunda değil.

  • 81
    to beat about the bushverb phraseneutralBritish English

    lafı dolandırmak (İngiliz İngilizcesi)

    Bir konudan doğrudan söz etmekten kaçınmak anlamındaki deyimin İngiliz İngilizcesindeki biçimi.

    Stop beating about the bush and tell me what actually happened.

    Lafı dolandırmayı bırak da gerçekte ne olduğunu anlat.

  • 82
    to take something with a grain of saltverb phraseneutralAmerican English

    kuşkuyla karşılamak (Amerikan İngilizcesi)

    Bir şeye tamamen inanmak yerine kuşkuyla yaklaşmak anlamındaki deyimin Amerikan İngilizcesindeki biçimi.

    I'd take that rumor with a grain of salt until it's officially confirmed.

    O söylentiyi resmen doğrulanana kadar kuşkuyla karşılardım.

  • 83
    a tempest in a teapotnoun phraseneutralAmerican English

    bir bardak suda fırtına (Amerikan İngilizcesi)

    Önemsiz bir mesele yüzünden kopan gereksiz gürültü anlamındaki deyimin Amerikan İngilizcesindeki biçimi.

    The whole argument turned out to be a tempest in a teapot.

    Bütün o tartışma sonunda bir bardak suda fırtına çıktı.

  • 84
    to be ten a pennyverb phraseinformalBritish English

    sudan ucuz (İngiliz İngilizcesi)

    Çok bol olduğu için çok yaygın ve değersiz olmak anlamındaki deyimin İngiliz İngilizcesindeki biçimi.

    Cafés like this one are ten a penny in the city centre.

    Şehir merkezinde bunun gibi kafeler sudan ucuz.

  • 85
    to cry over spilled milkverb phraseneutralAmerican English

    Son pişmanlık fayda etmez (Amerikan yazımı)

    Geri alınamayacak bir şeye pişmanlıkla vakit harcamak anlamındaki deyimin Amerikan İngilizcesi yazımı.

    The deal fell through, but there's no use crying over spilled milk.

    Anlaşma bozuldu ama değiştirilemeyecek bir şeye üzülmenin faydası yok.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

İleri seviyenin asıl sınavı deyimlerdir; öğrenciler tam orada geride kalır. Kelimesi kelimesine çevirdiğinizde anlamsızlaşan kalıp ifadeler, atasözleri ve mecazlar bu pakette tek tek açılıyor. Ana dili İngilizce olanların düşünmeden kullandığı anlatımlar sizin için şeffaflaşıyor; sözün altındaki gerçek anlamı yakalar ve doğru deyimi doğru yerde kullanırsınız. Bir dil asıl orada canlanır.

Deyimler ve kalıp ifadeler için diğer seviyeler

C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi