c1Kelime paketi

Medya ve eğlence

Filmler, müzik, televizyon, haberler ve sosyal ağlar.

70 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

70 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    coveragenounneutral

    haber kapsamı

    Haber medyasının belirli bir konuyu ya da olayı ne ölçüde ve nasıl ele aldığı.

    The election received wall-to-wall coverage on every major network.

    Seçim, bütün büyük kanallarda kesintisiz biçimde ekrana taşındı.

  • 2
    scoopnouninformal

    atlatma haberi

    Rakip yayınlardan önce ele geçirilen özel ya da önemli haber.

    The young reporter landed the biggest scoop of her career.

    Genç muhabir kariyerinin en büyük atlatma haberini yakaladı.

  • 3
    breaking newsexpressionneutral

    son dakika haberi

    Gelişmekte olan bir olay hakkında yeni ulaşan ve çoğu zaman olağan yayın akışını kesen bilgi.

    We interrupt this broadcast with some breaking news from the capital.

    Başkentten gelen son dakika haberi için yayınımıza ara veriyoruz.

  • 4
    editorialnounneutral

    başyazı

    Bir yayının güncel bir konudaki kendi görüşünü ortaya koyduğu yazı.

    The newspaper ran a scathing editorial criticising the new policy.

    Gazete, yeni politikayı yerden yere vuran sert bir başyazı yayımladı.

  • 5
    op-ednounneutral

    konuk köşe yazısı

    Yayının yazı işleri kurulundan olmayan birinin imzasıyla yazdığı görüş yazısı.

    She wrote an op-ed arguing for stronger privacy laws.

    Daha güçlü gizlilik yasaları savunan bir görüş yazısı kaleme aldı.

  • 6
    columnistnounneutral

    köşe yazarı

    Bir yayına düzenli olarak görüş ya da yorum köşesi yazan kişi.

    She's a well-known political columnist for a national daily.

    Ulusal bir günlük gazetenin tanınmış bir siyaset köşe yazarı.

  • 7
    correspondentnounneutral

    muhabir (belirli bir bölge ya da alanda)

    Bir haber kuruluşu için belirli bir yerden ya da uzmanlık alanından haber geçen gazeteci.

    Our foreign correspondent filed the report from Beirut.

    Dış haberler muhabirimiz haberi Beyrut'tan geçti.

  • 8
    bylinenountechnical

    imza satırı

    Bir yazının yazarını belirten, genellikle metnin başında yer alan satır.

    Getting her first byline in a major paper was a proud moment.

    Büyük bir gazetede ilk kez kendi imzasıyla yazması onun için gurur veren bir andı.

  • 9
    exposénounneutral

    ifşa haberi

    Kamuoyuna sarsıcı ya da skandal niteliğinde bilgi açıklayan haber çalışması.

    The magazine's exposé brought down the entire board.

    Derginin ifşa haberi bütün yönetim kurulunu düşürdü.

  • 10
    whistleblowernounneutral

    ihbarcı

    Bir kurum içindeki yolsuzluğu kamuoyuna ya da yetkililere açıklayan kişi.

    The whistleblower leaked thousands of internal documents.

    İhbarcı binlerce iç yazışmayı sızdırdı.

  • 11
    paywallnounneutral

    ödeme duvarı

    Çevrim içi içeriği yalnızca ücret ödeyen abonelere açan düzenek.

    The article is behind a paywall, so I couldn't read it.

    Yazı ödeme duvarının arkasında olduğu için okuyamadım.

  • 12
    censorshipnounneutral

    sansür

    Sakıncalı ya da hassas görülen medya içeriğinin bastırılması veya yasaklanması.

    Journalists there work under constant censorship.

    Oradaki gazeteciler sürekli sansür altında çalışıyor.

  • 13
    biasnounneutral

    yanlılık

    Bilgiyi bir tarafı haksız yere kayıran biçimde aktarma ya da sunma eğilimi.

    Readers accused the network of obvious political bias.

    Okurlar kanalı apaçık siyasi yanlılıkla suçladı.

  • 14
    propagandanounneutral

    propaganda

    Siyasi bir davayı ya da görüşü yaymak için kullanılan, çoğu zaman taraflı veya yanıltıcı bilgi.

    The broadcast was little more than state propaganda.

    Yayın, devlet propagandasından öteye gitmiyordu.

  • 15
    misinformationnounneutral

    yanlış bilgi

    Aldatma niyeti olsun olmasın, yayılan asılsız ya da hatalı bilgi.

    Social media platforms struggle to curb misinformation.

    Sosyal medya platformları yanlış bilgiyi dizginlemekte zorlanıyor.

  • 16
    off the recordidiomneutral

    yayımlanmamak kaydıyla

    Bir gazeteciye, yayımlanmaması ya da kaynak gösterilmemesi koşuluyla verilen bilgi için kullanılır.

    The minister spoke off the record about the negotiations.

    Bakan, görüşmeler hakkında yayımlanmamak kaydıyla konuştu.

  • 17
    the pressnounneutral

    basın

    Bir kurum olarak topluca ele alınan gazeteler ve gazeteciler.

    Freedom of the press is protected by the constitution.

    Basın özgürlüğü anayasayla güvence altına alınmıştır.

  • 18
    hashtagnounneutral

    etiket

    Sosyal medyada içeriği sınıflandırmak için başına # simgesi konan sözcük ya da ifade.

    The campaign's hashtag was trending worldwide within hours.

    Kampanyanın etiketi saatler içinde dünya genelinde gündeme oturdu.

  • 19
    trendingadjectiveinformal

    gündemde olan

    Belirli bir anda sosyal medyada çokça konuşulan ya da rağbet gören.

    Her name was trending on Twitter all morning.

    Adı bütün sabah Twitter'da gündemdeydi.

  • 20
    feednouninformal

    akış

    Bir kullanıcının sosyal medya ana sayfasında görünen, sürekli güncellenen gönderi seli.

    My feed is full of holiday photos this week.

    Bu hafta akışım tatil fotoğraflarıyla dolu.

  • 21
    threadnouninformal

    gönderi zinciri

    Sosyal medyada tek bir konu üzerine birbirine bağlı gönderiler ya da yanıtlar dizisi.

    She posted a long thread explaining the whole situation.

    Bütün durumu açıklayan uzun bir gönderi zinciri paylaştı.

  • 22
    trollnouninformal

    troll

    İnternette başkalarını kızdırmak için bilerek kışkırtıcı ya da saldırgan yorumlar yazan kişi.

    Don't feed the troll — just block and move on.

    Trollere yem olma: engelle ve yoluna bak.

  • 23
    handlenouninformal

    kullanıcı adı

    Bir kullanıcının sosyal medya platformunda kendine seçtiği ad ya da tanımlayıcı.

    What's your Instagram handle? I'll follow you.

    Instagram kullanıcı adın ne? Seni takip edeyim.

  • 24
    engagementnountechnical

    etkileşim

    Çevrim içi içeriğin aldığı beğeni, yorum ve paylaşım gibi tepkilerin düzeyi.

    The post got huge engagement, with thousands of comments.

    Gönderi binlerce yorumla muazzam bir etkileşim aldı.

  • 25
    algorithmnountechnical

    algoritma

    Bir platformun her kullanıcıya hangi içeriği göstereceğine karar verirken kullandığı kurallar bütünü.

    Creators are always trying to game the algorithm.

    İçerik üreticileri sürekli algoritmayı kandırmaya çalışıyor.

  • 26
    content creatorexpressionneutral

    içerik üreticisi

    Çevrim içi platformlar için, çoğu zaman meslek olarak video, gönderi ya da başka içerik hazırlayan kişi.

    She quit her job to become a full-time content creator.

    Tam zamanlı içerik üreticisi olmak için işinden ayrıldı.

  • 27
    vlognouninformal

    video günlüğü

    Video biçiminde tutulan, genellikle kişisel bir günlük niteliğindeki çevrim içi blog.

    He posts a daily vlog about his travels.

    Gezileri hakkında her gün bir video günlüğü paylaşıyor.

  • 28
    livestreamnouninformal

    canlı yayın

    İnternet üzerinden gerçek zamanlı olarak aktarılan video yayını.

    Thousands tuned in to the livestream of the concert.

    Binlerce kişi konserin canlı yayınını izledi.

  • 29
    unfollowverbinformal

    takibi bırakmak

    Bir sosyal medya platformunda birinin paylaşımlarına abone olmaktan vazgeçmek.

    I had to unfollow him because of all the spam.

    Attığı onca gereksiz ileti yüzünden onu takipten çıkarmak zorunda kaldım.

  • 30
    blockverbinformal

    engellemek

    Başka bir kullanıcının size ulaşmasını ya da içeriğinizi görmesini çevrim içi olarak önlemek.

    Just block anyone who's being abusive.

    Saldırganlaşan herkesi engelleyin, o kadar.

  • 31
    tagverbinformal

    etiketlemek

    Bir gönderide kişiyi ya da hesabı, bildirim alsın veya bağlantı verilsin diye işaretlemek.

    Don't tag me in those embarrassing photos!

    Beni o utanç verici fotoğraflarda etiketleme!

  • 32
    castnounneutral

    oyuncu kadrosu

    Bir filmde, oyunda ya da televizyon dizisinde rol alan oyuncular topluluğu.

    The film boasts an all-star cast.

    Filmin yıldızlarla dolu bir oyuncu kadrosu var.

  • 33
    premierenounneutral

    gala

    Bir filmin, oyunun ya da televizyon programının ilk kez halka gösterilmesi.

    The cast walked the red carpet at the film's premiere.

    Oyuncu kadrosu, filmin galasında kırmızı halıda yürüdü.

  • 34
    box officenounneutral

    gişe

    Bir filmin bilet satışlarıyla ölçülen ticari başarısı.

    The sequel smashed records at the box office.

    Devam filmi gişede rekorları altüst etti.

  • 35
    sequelnounneutral

    devam filmi

    Daha önceki bir yapıtın öyküsünü sürdüren film, kitap ya da eser.

    The sequel wasn't nearly as good as the original.

    Devam filmi ilki kadar iyi olmaktan çok uzaktı.

  • 36
    spin-offnounneutral

    yan yapım

    Var olan bir yapımdan türetilen, çoğu zaman yan bir karaktere odaklanan yeni dizi ya da eser.

    The popular sidekick got his own spin-off series.

    Sevilen yardımcı karakter kendi yan dizisine kavuştu.

  • 37
    screenplaynounneutral

    senaryo

    Bir filmin, diyalogları ve sahne yönergelerini içeren yazılı metni.

    She won an award for best original screenplay.

    En iyi özgün senaryo dalında ödül kazandı.

  • 38
    cameonounneutral

    konuk oyunculuk

    Tanınmış bir kişinin bir filmde ya da programda kısacık görünmesi.

    The author makes a quick cameo in the film adaptation.

    Yazar, kitabın film uyarlamasında kısa bir konuk oyunculuk yapıyor.

  • 39
    binge-watchverbinformal

    arka arkaya izlemek

    Bir dizinin çok sayıda bölümünü, genellikle tek oturuşta peş peşe izlemek.

    We binge-watched the entire season over the weekend.

    Bütün sezonu hafta sonu boyunca arka arkaya izledik.

  • 40
    spoilernouninformal

    sürprizbozan

    Önemli olay ayrıntılarını açık eden ve henüz izlememiş olanların sürprizini kaçıran bilgi.

    No spoilers, please — I haven't finished it yet!

    Lütfen sürprizbozan yok: daha bitirmedim!

  • 41
    cliffhangernouninformal

    askıda bırakan final

    İzleyiciyi bir sonraki bölüm için hevesle bekleten, gerilimli ve sonuçlanmamış kapanış.

    The season finale ended on a brutal cliffhanger.

    Sezon finali insanı acımasızca askıda bırakan bir sahneyle bitti.

  • 42
    soundtracknounneutral

    film müziği

    Bir filme, programa ya da oyuna eşlik eden müzik.

    The film's soundtrack is even better than the movie.

    Filmin müziği filmin kendisinden bile iyi.

  • 43
    cinematographynountechnical

    görüntü yönetmenliği

    Bir filmi görüntüleme ve görsel olarak kurma sanatı ve tekniği.

    The cinematography in that war film is breathtaking.

    O savaş filmindeki görüntü yönetmenliği nefes kesici.

  • 44
    franchisenounneutral

    film serisi

    Aynı karakterler ya da aynı evren üzerine kurulu birbirine bağlı filmler, diziler veya yapımlar bütünü.

    The studio milked the franchise with endless sequels.

    Stüdyo, bitmek bilmeyen devam filmleriyle seriyi sağmaya devam etti.

  • 45
    adaptationnounneutral

    uyarlama

    Roman gibi başka bir mecrada üretilmiş bir yapıttan yola çıkan film, oyun ya da dizi.

    The film is a faithful adaptation of the classic novel.

    Film, klasik romanın sadık bir uyarlaması.

  • 46
    critically acclaimedexpressionneutral

    eleştirmenlerce övülen

    Ticari başarısı ne olursa olsun, profesyonel eleştirmenlerden büyük övgü almış.

    Her critically acclaimed debut won several awards.

    Eleştirmenlerce övülen ilk kitabı birkaç ödül kazandı.

  • 47
    flopnouninformal

    fiyasko

    Ticari olarak başarısız olan ya da beğenilmeyen film, program veya ürün.

    The big-budget film turned out to be a total flop.

    Yüksek bütçeli film tam bir fiyaskoya dönüştü.

  • 48
    genrenounneutral

    tür

    Belirli bir biçem, biçim ya da içerikle ayırt edilen sanat yapıtı kategorisi.

    Horror isn't really my favourite genre.

    Korku pek de en sevdiğim tür değil.

  • 49
    manuscriptnounneutral

    basıma sunulan metin

    Bir yazarın, basılmadan önce yayıncıya ilettiği metin.

    She finally sent the manuscript to her agent.

    Metni sonunda menajerine gönderdi.

  • 50
    ghostwriternounneutral

    hayalet yazar

    Resmen başkasının adına sayılan bir kitabı ya da yazıyı kaleme alan yazar.

    Most celebrity autobiographies are penned by a ghostwriter.

    Ünlülerin özyaşam öykülerinin çoğu bir hayalet yazarın kaleminden çıkar.

  • 51
    plagiarismnounneutral

    intihal

    Başkasının çalışmasını ya da düşüncelerini kendinizinmiş gibi sunma eylemi.

    The author was accused of plagiarism after the lawsuit.

    Yazar, davanın ardından intihalle suçlandı.

  • 52
    royaltiesnounneutral

    telif gelirleri

    Bir yazara, müzisyene ya da sanatçıya, yapıtının satışına veya kullanımına bağlı olarak yapılan ödemeler.

    She still earns royalties from a song she wrote decades ago.

    Onlarca yıl önce yazdığı bir şarkıdan hâlâ telif geliri alıyor.

  • 53
    blurbnouninformal

    arka kapak yazısı

    Bir kitabın, genellikle kapağına basılan kısa tanıtım metni.

    The blurb on the back made it sound far more exciting than it was.

    Arka kapak yazısı kitabı olduğundan çok daha heyecanlı gösteriyordu.

  • 54
    scrollverbinformal

    kaydırmak

    Ekrandaki içeriği, genellikle bir sosyal medya akışını yukarı veya aşağı iterek gezmek.

    I spent the whole evening mindlessly scrolling through my phone.

    Bütün akşamı telefonumda dalgın dalgın kaydırarak geçirdim.

  • 55
    tune inphrasal verbneutral

    ekran başına geçmek

    Belirli bir yayını ya da programı izlemek veya dinlemek.

    Millions tuned in to watch the final episode.

    Son bölümü izlemek için milyonlarca kişi ekran başına geçti.

  • 56
    catch up onphrasal verbinformal

    kaçırdıklarını izlemek

    Güncele yetişmek için kaçırdığınız yayınları izlemek, okumak ya da dinlemek.

    I need to catch up on the last three episodes.

    Kaçırdığım son üç bölümü izlemem gerekiyor.

  • 57
    protagonistnounneutral

    başkahraman

    Bir filmin, romanın ya da oyunun öyküsünün çevresinde döndüğü ana karakter.

    The protagonist undergoes a dramatic transformation.

    Başkahraman çarpıcı bir dönüşüm geçiriyor.

  • 58
    soundbitenounneutral

    çarpıcı alıntı

    Bir konuşmadan ya da söyleşiden alınan, haberlerde kullanılan kısa ve akılda kalıcı bölüm.

    The politician spoke entirely in catchy soundbites.

    Siyasetçi baştan sona akılda kalıcı çarpıcı alıntılarla konuştu.

  • 59
    viraladjectiveinformal

    hızla yayılan

    İnternette, özellikle sosyal medyada hızla ve geniş biçimde yayılan.

    The clip became an overnight viral sensation.

    Klip bir gecede hızla yayılan bir olaya dönüştü.

  • 60
    bingenouninformal

    dizi maratonu

    Genellikle bir dizinin bölümlerinin tek seferde, çok sayıda izlendiği oturum.

    We had a weekend binge of the whole trilogy.

    Hafta sonu üçlemenin tamamını izlediğimiz bir maraton yaptık.

  • 61
    sensationalismnounpejorative

    sansasyonculuk

    Doğruluktan ödün pahasına kamuoyunun ilgisini çekmek için sarsıcı ya da abartılı haberler kullanma.

    The tabloid was accused of cheap sensationalism.

    Bulvar gazetesi ucuz sansasyonculukla suçlandı.

  • 62
    clickbaitnouninformal

    tık tuzağı

    İnsanları tıklamaya çekmek için yanıltıcı ya da kışkırtıcı başlık kullanan çevrim içi içerik.

    Half the site is just clickbait with no real substance.

    Sitenin yarısı, içi boş bir tık tuzağından ibaret.

  • 63
    fake newsexpressionpolitically charged

    sahte haber

    Meşru habermiş gibi sunulan, uydurma ya da bilerek yanıltıcı haberler; ayrıca hoşa gitmeyen haberleri geçiştirmek için de kullanılır.

    He dismissed every critical report as fake news.

    Kendisini eleştiren her haberi sahte haber diyerek geçiştirdi.

  • 64
    anchornounneutral

    haber sunucusu (Amerikan İngilizcesi)

    Bir televizyon ya da radyo haber programını sunan başlıca kişi.

    The evening news anchor has been with the network for decades.

    Akşam haberlerinin sunucusu onlarca yıldır bu kanalda.

  • 65
    newsroomnounneutral

    haber merkezi

    Gazetecilerin bir araya gelip haberleri yazdığı ve düzenlediği büro.

    The newsroom buzzed with activity as the deadline approached.

    Baskı saati yaklaştıkça haber merkezi telaşla kaynıyordu.

  • 66
    memenouninformal

    caps (mizah görseli)

    İnternette hızla kopyalanıp yayılan ve çoğu zaman değiştirilerek çoğaltılan görsel, video ya da metin.

    That scene instantly became a meme.

    O sahne bir anda capse dönüştü.

  • 67
    blockbusternounneutral

    gişe rekortmeni

    Büyük ticari başarı kazanan film ya da yapım.

    The studio is banking on a summer blockbuster.

    Stüdyo, yazın gişe rekortmeni olacak bir filme bel bağlıyor.

  • 68
    red carpetnounneutral

    kırmızı halı

    Ünlülerin galalarda ve ödül törenlerinde karşılandığı halı; görkemli girişlerin simgesidir.

    Photographers lined the red carpet at the awards.

    Ödül töreninde fotoğrafçılar kırmızı halının iki yanına dizilmişti.

  • 69
    memoirnounneutral

    anı kitabı

    Yazarın kendi yaşamından belirli bir dönemi, ilişkiyi ya da deneyimler bütününü anlattığı kitap.

    Her memoir candidly describes her years of addiction.

    Anı kitabında bağımlılıkla geçen yıllarını açık yüreklilikle anlatıyor.

  • 70
    newsreadernounneutralBritish English

    haber sunucusu (İngiliz İngilizcesi)

    Televizyonda ya da radyoda haber bülteni sunan kişinin İngiliz İngilizcesindeki adı.

    The evening newsreader kept her composure as the breaking story unfolded live.

    Akşam haberlerini sunan kadın, son dakika gelişmesi canlı yayında aktarılırken soğukkanlılığını korudu.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Manşetlerden haber akışlarına, bültenlerden yorum kutularına kadar medya, dünyayı nasıl konuştuğumuzu belirliyor. Gazetecilik dili, sosyal ağların sözlüğü, sinema ve dizi terimleri, yayıncılık kelimeleri; başlık, muhabir, paylaşım, takip, yorum, eleştiri ve abone olmak orta seviyeden ileriye doğru genişliyor. İzlediğiniz ve okuduğunuz şey üzerine fikir belirtir, çevrimiçi tartışmaları rahatça takip edersiniz.

Medya ve eğlence için diğer seviyeler

C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi