c1Kelime paketi

Sanat ve kültür

Resim, edebiyat, müzik, tiyatro ve sahne hayatı.

67 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

67 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    avant-gardeadjectiveformal

    avangart

    Deneysel olan ve zamanının ilerisinde giden sanatı, müziği ya da fikirleri niteler.

    Her avant-garde choreography baffled the older critics but thrilled the students.

    Avangart koreografisi yaşlı eleştirmenleri şaşkına çevirdi ama öğrencileri coşturdu.

  • 2
    virtuosonounformalneutral

    virtüöz

    Olağanüstü teknik beceriye sahip icracı, özellikle de müzisyen.

    At only nineteen, she's already regarded as a virtuoso on the cello.

    Daha on dokuz yaşında viyolonselde virtüöz sayılıyor.

  • 3
    repertoirenounformalneutral

    repertuvar

    Bir icracının ya da topluluğun sahnelemeye hazır olduğu eserler bütünü.

    Baroque concertos make up a large part of the orchestra's repertoire.

    Barok konçertolar orkestranın repertuvarının büyük bölümünü oluşturuyor.

  • 4
    ensemblenounformalneutral

    topluluk

    Birlikte icra eden müzisyenler, oyuncular ya da dansçılar topluluğu.

    The string ensemble played with remarkable precision and warmth.

    Yaylı topluluğu dikkat çekici bir hassasiyet ve sıcaklıkla çaldı.

  • 5
    retrospectivenounformalneutral

    retrospektif sergi

    Bir sanatçının bütün kariyerini kapsayan sergi.

    The museum is mounting a major retrospective of her forty-year career.

    Müze, sanatçının kırk yıllık kariyerini kapsayan büyük bir retrospektif düzenliyor.

  • 6
    oeuvrenounformalliterary

    külliyat

    Bir sanatçının ya da yazarın ürettiği eserlerin tümü.

    This novel stands out within her oeuvre as her most personal book.

    Bu roman, külliyatı içinde en kişisel kitabı olarak öne çıkıyor.

  • 7
    connoisseurnounformalneutral

    sanat erbabı

    Özellikle sanat alanında zevk konularında uzman kişi.

    Only a true connoisseur would notice that the brushwork wasn't his.

    Fırça işinin ona ait olmadığını ancak gerçek bir sanat erbabı fark ederdi.

  • 8
    juxtapositionnounformaltechnical

    yan yana koyma

    Sanatsal etki yaratmak için zıt öğelerin yan yana yerleştirilmesi.

    The juxtaposition of industrial steel and soft fabric gives the sculpture its tension.

    Endüstriyel çeliğin yumuşak kumaşla yan yana konması heykele gerilimini veriyor.

  • 9
    evocativeadjectiveformalliterary

    çağrıştırıcı

    Güçlü imgeler, anılar ya da duygular uyandıran.

    Her prose is wonderfully evocative of a childhood by the sea.

    Düzyazısı, deniz kıyısında geçen bir çocukluğu harikulade biçimde çağrıştırıyor.

  • 10
    figurativeadjectivetechnicalformal

    figüratif

    Görsel sanatlarda, soyut olmak yerine tanınabilir kişileri ya da nesneleri betimleyen.

    After years of abstraction, he returned to figurative painting.

    Yıllarca süren soyutlamanın ardından figüratif resme döndü.

  • 11
    motifnounformaltechnical

    motif

    Bir eserde yinelenen imge, tema ya da müzikal fikir.

    The rose is a recurring motif throughout the whole novel.

    Gül, roman boyunca yinelenen bir motif.

  • 12
    palettenountechnicalneutral

    renk paleti

    Bir sanatçının bir eserde kullandığı renk yelpazesi.

    His late paintings use a much darker, more muted palette.

    Geç dönem tabloları çok daha koyu, çok daha kısık bir palet kullanıyor.

  • 13
    compositionnountechnicalformal

    kompozisyon (düzenleme)

    Bir sanat eserindeki görsel öğelerin düzenlenişi.

    The composition draws your eye straight to the figure in the corner.

    Kompozisyon, gözünü doğrudan köşedeki figüre çekiyor.

  • 14
    huenounliteraryformal

    renk tonu

    Özellikle sanattan söz ederken kullanılan bir renk ya da ton.

    The sky in the painting shifts from a pale gold to a deep crimson hue.

    Tablodaki gökyüzü soluk bir altın tonundan koyu bir kızıla dönüşüyor.

  • 15
    fresconountechnicalneutral

    fresk

    Duvara ya da tavana, ıslak sıva üzerine yapılan resim.

    The chapel's fresco took the artist nearly four years to finish.

    Şapelin freskini bitirmek sanatçının neredeyse dört yılını aldı.

  • 16
    etchingnountechnicalneutral

    gravür

    Tasarımın asitle oyulduğu bir metal levhadan alınan baskı.

    He's better known for his etchings than for his oil paintings.

    Yağlıboya tablolarından çok gravürleriyle tanınıyor.

  • 17
    tapestrynounneutral

    goblen, duvar halısı

    Üzerinde resimli bir tasarım bulunan, çoğu zaman duvara asılan ağır dokuma.

    A medieval tapestry depicting a hunt covers the entire far wall.

    Bir av sahnesini betimleyen ortaçağ gobleni bütün karşı duvarı kaplıyor.

  • 18
    mosaicnounneutral

    mozaik

    Küçük renkli taş, cam ya da fayans parçalarından oluşturulan resim veya desen.

    The Roman mosaic on the floor is astonishingly well preserved.

    Zemindeki Roma mozaiği şaşırtıcı derecede iyi korunmuş.

  • 19
    librettonountechnicalformal

    libretto

    Bir operanın ya da uzun bir müzik eserinin metni, sözleri.

    The composer wrote the music, but a poet supplied the libretto.

    Müziği besteci yazdı ama librettoyu bir şair sağladı.

  • 20
    improviseverbneutral

    doğaçlama yapmak

    Müziği ya da diyaloğu metne veya notaya bağlı kalmadan anında icra etmek.

    Jazz musicians improvise around the basic melody every time they play it.

    Caz müzisyenleri her çalışlarında temel melodinin çevresinde doğaçlama yapar.

  • 21
    improvisationnounneutraltechnical

    doğaçlama

    Müzikte ya da tiyatroda anlık, metne dayanmayan icra.

    The whole solo was pure improvisation; he'd never played it that way before.

    Bütün solo saf bir doğaçlamaydı; daha önce hiç öyle çalmamıştı.

  • 22
    encorenounneutral

    bis

    Alkış üzerine, planlanan programın ardından icra edilen ek parça.

    The crowd kept clapping until the band came back for an encore.

    Kalabalık, grup bis için sahneye dönene kadar alkışlamayı sürdürdü.

  • 23
    overturenountechnicalformal

    uvertür

    Bir operanın, balenin ya da başka bir büyük eserin orkestra girişi.

    The overture introduces all the main themes you'll hear later.

    Uvertür, ileride duyulacak bütün ana temaları tanıtıyor.

  • 24
    temponountechnicalneutral

    tempo

    Bir müzik parçasının çalınma hızı.

    She took the second movement at a surprisingly brisk tempo.

    İkinci bölümü şaşırtıcı derecede canlı bir tempoda çaldı.

  • 25
    dissonancenountechnicalformal

    disonans, uyumsuz ses

    Kulağa sert ya da çözülmemiş gelen nota birleşimi.

    The piece is full of deliberate dissonance that never quite resolves.

    Parça, hiçbir zaman tam olarak çözülmeyen bilinçli bir disonansla dolu.

  • 26
    sopranonountechnicalneutral

    soprano

    En tiz kadın ya da erkek çocuk ses türü veya bu sese sahip şarkıcı.

    The lead role is written for a soprano with real power at the top.

    Başrol, tizlerde gerçekten güçlü bir soprano için yazılmış.

  • 27
    batonnountechnicalneutral

    baget (orkestra şefi çubuğu)

    Orkestra şefinin orkestrayı yönetirken kullandığı ince çubuk.

    He raised his baton, and the hall fell silent.

    Bagetini kaldırdı ve salona sessizlik çöktü.

  • 28
    maestronounformalneutral

    maestro, üstat

    Seçkin bir orkestra şefi ya da usta müzisyen; bir saygı ifadesi.

    The orchestra rose to applaud the maestro as he entered.

    Maestro salona girerken orkestra onu ayakta alkışladı.

  • 29
    protagonistnounformaltechnical

    başkahraman

    Bir oyundaki, romandaki ya da filmdeki ana karakter.

    The protagonist is an ageing actor looking back on his career.

    Başkahraman, kariyerine dönüp bakan yaşlı bir oyuncu.

  • 30
    antagonistnounformaltechnical

    karşıt karakter

    Bir hikâyede başkahramanın karşısında duran karakter.

    The antagonist is far more interesting than the hero.

    Karşıt karakter kahramandan çok daha ilgi çekici.

  • 31
    allegorynounformalliterary

    alegori

    Karakterleri ve olayları daha derin anlamları simgeleyen hikâye ya da imge.

    The novel works as an allegory for the collapse of the empire.

    Roman, imparatorluğun çöküşünün bir alegorisi olarak işliyor.

  • 32
    metaphornounformalliterary

    metafor, eğretileme

    Bir şeyi başka bir şeymiş gibi anlatan söz sanatı.

    The whole poem rests on a single extended metaphor of the sea.

    Bütün şiir, denizle kurulan tek bir genişletilmiş metafora dayanıyor.

  • 33
    satirenounformalliterary

    hiciv, yergi

    Eleştirmek için mizahı ve abartıyı kullanan sanat ya da yazı.

    The play is a sharp satire on the art world and its egos.

    Oyun, sanat dünyasına ve oradaki egolara yönelik keskin bir hiciv.

  • 34
    narrativenounformaltechnical

    anlatı

    Bir hikâye ya da aktarım veya bir hikâyenin kurgulanış ve anlatılış biçimi.

    The film abandons a linear narrative for a series of fragments.

    Film, doğrusal anlatıyı bırakıp bir parçalar dizisine yöneliyor.

  • 35
    anthologynounformalneutral

    antoloji, seçki

    Çeşitli yazarların şiirlerinden, öykülerinden ya da denemelerinden oluşan yayımlanmış derleme.

    Her early stories appeared in an anthology of new writing.

    İlk öyküleri, yeni yazarları bir araya getiren bir antolojide yayımlandı.

  • 36
    sonnetnountechnicalliterary

    sone

    Belirli bir uyak düzeni olan on dört dizelik şiir.

    He wrote a sonnet for her every year on their anniversary.

    Her yıl yıldönümlerinde onun için bir sone yazdı.

  • 37
    memoirnounneutralformal

    hatırat, anı kitabı

    Yazarın kendi deneyimlerini ve anılarını aktardığı kitap.

    Her memoir of life backstage at the opera became a surprise hit.

    Operanın kulisindeki hayatı anlatan hatıratı beklenmedik bir başarı kazandı.

  • 38
    prologuenounliteraryformal

    prolog (giriş bölümü)

    Bir kitabın ya da oyunun asıl olaydan önce gelen giriş bölümü.

    The prologue is set thirty years before the rest of the story.

    Prolog, hikâyenin geri kalanından otuz yıl önce geçiyor.

  • 39
    denouementnounformalliterary

    çözüm bölümü

    Bir anlatının olay örgüsünün çözüldüğü son bölümü.

    The denouement ties up every loose thread a little too neatly.

    Çözüm bölümü bütün açık uçları biraz fazla derli toplu bağlıyor.

  • 40
    pseudonymnounformalneutral

    takma ad, müstear ad

    Bir yazarın gerçek adı yerine kullandığı sahte ad.

    She published her first three thrillers under a male pseudonym.

    İlk üç gerilim romanını erkek bir takma adla yayımladı.

  • 41
    prolificadjectiveformalneutral

    üretken

    Çok sayıda eser üreten; sanatçı ya da yazar olarak son derece verimli.

    He was extraordinarily prolific, writing nearly fifty plays.

    Olağanüstü üretkendi, neredeyse elli oyun yazdı.

  • 42
    allusionnounformalliterary

    gönderme, ima

    Başka bir esere, kişiye ya da olaya yapılan dolaylı atıf.

    The title is an allusion to a line from an old ballad.

    Başlık, eski bir baladın bir dizesine gönderme yapıyor.

  • 43
    ironynounformalliterary

    ironi

    Anlamın sözcüklerin düz anlamından ya da beklentilerden ayrıldığı edebî veya dramatik anlatım aracı.

    The dramatic irony is that we know the letter never arrived.

    Dramatik ironi şu ki mektubun hiç ulaşmadığını biz biliyoruz.

  • 44
    debutnounneutralformal

    ilk çıkış, debüt

    Bir icracının ya da eserin ilk kez halka açık görünmesi.

    She made her debut at the opera house at just twenty-two.

    Opera binasındaki ilk çıkışını daha yirmi iki yaşındayken yaptı.

  • 45
    monologuenountechnicalneutral

    monolog

    Tek bir oyuncunun söylediği uzun konuşma.

    Her closing monologue left half the audience in tears.

    Kapanıştaki monoloğu seyircinin yarısını gözyaşlarına boğdu.

  • 46
    soliloquynountechnicalliterary

    kendi kendine konuşma (sahnede)

    Bir karakterin sahnede yalnızken düşüncelerini seyirciye açtığı konuşma.

    In his soliloquy, the prince weighs life against death.

    Sahnede kendi kendine konuştuğu bölümde prens yaşamla ölümü tartar.

  • 47
    understudynountechnicalneutral

    yedek oyuncu

    Gerektiğinde asıl oyuncunun yerine geçmek üzere bir rolü öğrenen oyuncu.

    When the lead fell ill, her understudy went on and stole the show.

    Başrol hastalanınca yedek oyuncu sahneye çıktı ve geceye damgasını vurdu.

  • 48
    artisannounformalneutral

    zanaatkâr

    Çoğu zaman geleneksel bir el sanatı dalında, elleriyle üretim yapan usta.

    Local artisans still weave the cloth on wooden looms.

    Yerel zanaatkârlar kumaşı hâlâ ahşap tezgâhlarda dokuyor.

  • 49
    folklorenounformalneutral

    folklor, halk bilimi

    Bir topluluğun geleneksel hikâyeleri, âdetleri ve inanışları.

    Her paintings draw heavily on the folklore of her village.

    Tabloları büyük ölçüde köyünün folklorundan besleniyor.

  • 50
    ritualnounformalneutral

    ritüel, ayin

    Çoğu zaman bir törenin ya da geleneğin parçası olarak, belirli bir düzende yapılan eylemler dizisi.

    The dance is part of an ancient harvest ritual.

    Dans, eski bir hasat ritüelinin parçası.

  • 51
    indigenousadjectiveformalneutral

    yerli, yerel

    Bir yere doğal olarak ait olan; bir bölgenin ilk sakinleriyle ilgili.

    The exhibition celebrates indigenous art from across the Pacific.

    Sergi, Pasifik'in dört bir yanından yerli sanatını kutluyor.

  • 52
    canonnounformalliterary

    kanon (temel eserler bütünü)

    Bir alanda en önemli kabul edilen eserler bütünü.

    For decades her novels were left out of the literary canon.

    Romanları on yıllar boyunca edebiyat kanonunun dışında bırakıldı.

  • 53
    zeitgeistnounformalliterary

    zamanın ruhu

    Belirli bir dönemin belirleyici ruhu, havası ya da fikirleri.

    The film somehow captured the zeitgeist of the late nineties.

    Film, doksanların sonundaki zamanın ruhunu bir biçimde yakalıyor.

  • 54
    kitschnouninformalpejorative

    kiç

    Zevksiz, aşırı duygusal ya da fazla gösterişli sayılan sanat veya nesneler.

    Some dismiss his paintings as pure kitsch, but they sell for a fortune.

    Kimileri tablolarını salt kiç diye küçümsüyor ama bunlar servete satılıyor.

  • 55
    behind the scenesidiomneutralcolloquial

    perde arkasında

    Gözlerden uzakta; bir gösteriyi mümkün kılan görünmeyen işlerle ilgili.

    A whole team works behind the scenes to make the festival run smoothly.

    Festivalin sorunsuz yürümesi için perde arkasında koca bir ekip çalışıyor.

  • 56
    stand the test of timeidiomneutralcolloquial

    zamana meydan okumak

    Yaratıldıktan uzun süre sonra bile değerini ve önemini korumak.

    Few pop songs stand the test of time the way these old ballads have.

    Çok az pop şarkısı bu eski baladlar gibi zamana meydan okuyabiliyor.

  • 57
    a labour of loveidiomneutralcolloquial

    gönül işi (İngiliz yazımı)

    Karşılık için değil, zevk ya da bağlılık uğruna üstlenilen zorlu iş.

    Restoring the old theatre was a labour of love that took them a decade.

    Eski tiyatroyu restore etmek, on yıllarını alan bir gönül işiydi.

  • 58
    bustnountechnicalneutral

    büst

    Bir kişinin başını, omuzlarını ve göğsünü gösteren heykel.

    A marble bust of the composer stands in the foyer.

    Fuayede bestecinin mermer bir büstü duruyor.

  • 59
    scorenountechnicalneutral

    partisyon

    Bir müzik eserinin yazılı biçimi.

    The conductor barely glanced at the score all evening.

    Orkestra şefi bütün akşam partisyona neredeyse hiç bakmadı.

  • 60
    crescendonountechnicalneutral

    kreşendo

    Müzikte sesin ya da yoğunluğun giderek artması.

    The strings build to a thunderous crescendo in the final bars.

    Yaylılar son ölçülerde gürleyen bir kreşendoya yükseliyor.

  • 61
    troupenounneutral

    kumpanya, gösteri topluluğu

    Birlikte çalışan oyuncu, dansçı ya da başka icracılardan oluşan topluluk.

    A travelling troupe performs the play in village squares all summer.

    Gezici bir kumpanya bütün yaz oyunu köy meydanlarında oynuyor.

  • 62
    intermissionnounneutral; chiefly North American (British English uses interval)

    ara (Amerikan İngilizcesi)

    Bir oyunun, konserin ya da operanın bölümleri arasındaki kısa mola. Kuzey Amerika'da yaygın olarak kullanılır.

    We grabbed a drink at the bar during the intermission.

    Arada bardan bir içki aldık.

  • 63
    limelightnounneutral

    ilgi odağı

    Özellikle sahne dünyasında kamuoyunun ilgi merkezi.

    After years in the limelight, she quietly retired from the stage.

    Yıllarca ilgi odağı olduktan sonra sessizce sahneden çekildi.

  • 64
    backstageadverb, adjectiveneutral

    sahne arkasında

    Sahnenin arkasında, seyircinin göremediği alanda ya da o alana doğru.

    We went backstage after the show to congratulate the cast.

    Gösteriden sonra oyuncuları tebrik etmek için sahne arkasına geçtik.

  • 65
    steal the showidiominformalcolloquial

    gösteriye damgasını vurmak

    Bir gösteride, çoğu zaman beklenmedik biçimde en çok ilgiyi ve övgüyü toplamak.

    A child actor in a tiny role completely stole the show.

    Küçücük bir roldeki çocuk oyuncu gösteriye tamamen damgasını vurdu.

  • 66
    a labor of lovenoun phraseneutralAmerican English

    gönül işi (Amerikan yazımı)

    Para için değil bağlılıktan yapılan iş anlamındaki deyimin Amerikan İngilizcesindeki yazımı.

    Restoring the old theater's murals was truly a labor of love for the volunteers.

    Eski tiyatronun duvar resimlerini onarmak gerçekten para için değil, sevgiyle yapılmış bir işti.

  • 67
    intervalnounneutralBritish English

    ara (İngiliz İngilizcesi)

    Bir oyunun, konserin ya da başka bir gösterinin bölümleri arasındaki mola için İngiliz İngilizcesinde kullanılan sözcük.

    We bought ice creams during the interval before the second act began.

    İkinci perde başlamadan önceki molada dondurma aldık.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

İleri seviyede bir sergiden, konserden ya da yeni bitirdiğiniz kitaptan söz etmenize yetecek kelimeler burada. Resim, heykel, galeri; enstrüman, ritim, ezgi; roman, şiir, bölüm, tür; sahne, dans, gösteri; gelenek, miras, festival, müze. Bir eseri yorumlar, fikrinizi savunur ve kültür sohbetinde geri kalmazsınız. Bir yapıtı neyin iyi kıldığını da tartışabilirsiniz.

Sanat ve kültür için diğer seviyeler

C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi