c1Kelime paketi

Eğitim ve öğrenim

Okul, üniversite, dersler ve ders çalışmanın dili.

64 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

64 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    curriculumnounformal

    müfredat

    Bir okulun ya da programın sunduğu dersler ve içerikler bütünü.

    The national curriculum has been overhauled to place greater emphasis on digital literacy.

    Ulusal müfredat, dijital okuryazarlığa daha çok ağırlık verecek biçimde baştan sona yenilendi.

  • 2
    syllabusnounformal

    ders izlencesi

    Belirli bir dersin konularını, ödevlerini ve takvimini gösteren belge.

    The professor handed out the syllabus on the first day and warned us not to fall behind.

    Profesör ilk gün ders izlencesini dağıttı ve geri kalmamamız konusunda bizi uyardı.

  • 3
    dissertationnounformal

    doktora tezi

    Uzun bir akademik yazı, özellikle de doktora derecesi için hazırlanan çalışma.

    She spent three years collecting data for her dissertation on climate migration.

    İklim göçü üzerine doktora tezi için üç yıl boyunca veri topladı.

  • 4
    thesisnounformal

    tez

    Uzun bir inceleme ya da araştırma yazısı, özellikle de yüksek lisans için hazırlanan çalışma; ayrıca bir yazının merkezî savı.

    I'm defending my master's thesis next week and I'm absolutely terrified.

    Önümüzdeki hafta yüksek lisans tezimi savunuyorum ve resmen ödüm kopuyor.

  • 5
    pedagogynounformaltechnical

    pedagoji

    Öğretmenin kuramı ve uygulaması.

    Progressive pedagogy encourages students to learn through exploration rather than memorization.

    İlerlemeci pedagoji, öğrencileri ezber yerine keşfederek öğrenmeye yönlendirir.

  • 6
    academianounformal

    akademi dünyası

    Üniversitelerin, bilim insanlarının ve yükseköğretimin oluşturduğu dünya.

    After twenty years in academia, she decided to move into the private sector.

    Akademi dünyasında geçirdiği yirmi yılın ardından özel sektöre geçmeye karar verdi.

  • 7
    tenurenounformaltechnical

    kadro güvencesi

    Bir öğretim üyesine deneme süresinin ardından tanınan kalıcı çalışma statüsü.

    She was denied tenure despite having an impressive publication record.

    Etkileyici bir yayın geçmişi olmasına rağmen kendisine kadro güvencesi verilmedi.

  • 8
    accreditationnounformal

    akreditasyon

    Bir okulun ya da programın belirli nitelik ölçütlerini karşıladığının resmen tanınması.

    The university lost its accreditation after an investigation revealed serious academic fraud.

    Üniversite, ciddi bir akademik sahtekârlığı ortaya çıkaran soruşturmanın ardından akreditasyonunu yitirdi.

  • 9
    matriculateverbformal

    üniversiteye kaydolmak

    Bir üniversiteye resmen kaydolmak ya da öğrenci olarak kabul edilmek.

    Students who matriculate in September must complete orientation the week before.

    Eylülde kaydolan öğrenciler bir önceki hafta oryantasyonu tamamlamak zorunda.

  • 10
    seminarnounneutral

    seminer

    Tartışmaya dayalı küçük ders ya da mesleki eğitim oturumu.

    The graduate seminar only has twelve students, so there's nowhere to hide if you haven't done the reading.

    Lisansüstü seminerde yalnızca on iki öğrenci var, dolayısıyla okumayı yapmadıysanız saklanacak yer yok.

  • 11
    symposiumnounformal

    sempozyum

    Uzmanların bir konuyu sunup tartıştığı resmî konferans ya da toplantı.

    The annual symposium on neuroscience attracts researchers from over thirty countries.

    Sinirbilim üzerine düzenlenen yıllık sempozyum otuzdan fazla ülkeden araştırmacı çekiyor.

  • 12
    plagiarismnounformal

    intihal

    Başkasının çalışmasını ya da düşüncelerini hakkını vermeden kendinizinmiş gibi sunmak.

    The student was expelled for plagiarism after submitting an essay copied from the internet.

    Öğrenci, internetten kopyaladığı bir ödevi teslim ettikten sonra intihal nedeniyle okuldan atıldı.

  • 13
    sabbaticalnounformal

    akademik izin

    Bir öğretim üyesine araştırma ya da gezi için verilen ücretli izin dönemi.

    Professor Chen is on sabbatical this semester – she's doing fieldwork in Peru.

    Profesör Chen bu yarıyıl akademik izinde: Peru'da saha çalışması yapıyor.

  • 14
    extracurricularadjectiveneutral

    ders dışı

    Olağan akademik programın dışında kalan etkinlikleri niteler.

    Admissions officers look at extracurricular activities as well as grades.

    Kabul görevlileri notların yanı sıra ders dışı etkinliklere de bakıyor.

  • 15
    prerequisitenounformal

    ön koşul

    Başka bir derse yazılmadan önce tamamlanması gereken ders ya da koşul.

    Calculus I is a prerequisite for all advanced engineering courses.

    Analiz I, bütün ileri düzey mühendislik derslerinin ön koşuludur.

  • 16
    electivenounneutral

    seçmeli ders

    Zorunlu olmayan, öğrencinin kendi seçtiği ders.

    I took a film studies elective in my final year just for fun.

    Son yılımda sırf keyif olsun diye sinema çalışmaları seçmeli dersini aldım.

  • 17
    interdisciplinaryadjectiveformal

    disiplinler arası

    İki ya da daha fazla akademik alanı birlikte kapsayan.

    The university launched an interdisciplinary program combining data science and public health.

    Üniversite, veri bilimiyle halk sağlığını birleştiren disiplinler arası bir program başlattı.

  • 18
    undergraduatenounneutral

    lisans öğrencisi

    İlk üniversite derecesini almak için okuyan öğrenci.

    As an undergraduate, I had no idea how much harder graduate school would be.

    Lisans öğrencisiyken lisansüstünün ne kadar zor olacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu.

  • 19
    scholarshipnounneutral

    burs

    Bir öğrenciye başarısına ya da ihtiyacına göre verilen parasal destek.

    She won a full scholarship to study law at Harvard.

    Harvard'da hukuk okumak için tam burs kazandı.

  • 20
    fellowshipnounformal

    araştırma bursu

    İleri düzey akademik araştırma için sağlanan destekli kadro ya da hibe.

    He was awarded a prestigious fellowship to study abroad for two years.

    İki yıl yurt dışında çalışmak üzere saygın bir araştırma bursu kazandı.

  • 21
    deannounformal

    dekan

    Üniversitede belirli bir alandan sorumlu üst düzey yönetici.

    The dean of the law school addressed the incoming class at orientation.

    Hukuk fakültesinin dekanı, oryantasyonda yeni gelen sınıfa seslendi.

  • 22
    enrollmentnounneutral

    kayıt (Amerikan yazımı)

    Bir kuruma resmen kaydolma işlemi ya da kayıtlı öğrenci sayısı.

    Enrollment in STEM programs has doubled in the last five years.

    Fen ve mühendislik programlarına kayıt son beş yılda ikiye katlandı.

  • 23
    commencementnounformalAmerican English

    mezuniyet töreni (Amerikan İngilizcesi)

    Bir okulda ya da üniversitede yapılan mezuniyet töreni.

    The commencement speaker urged graduates to stay curious and take risks.

    Törende konuşan konuk, mezunları meraklarını korumaya ve risk almaya çağırdı.

  • 24
    vocationaladjectiveneutral

    mesleki

    Belirli bir zanaat ya da meslek için verilen eğitimle ilgili.

    Vocational programs in plumbing and electrical work are seeing a surge in applications.

    Tesisatçılık ve elektrikçilik alanındaki mesleki programlara başvurular hızla artıyor.

  • 25
    rote learningnounneutral

    ezberci öğrenme

    Derinlemesine anlamadan, yineleme yoluyla ezberleme.

    Critics argue that rote learning produces students who can pass exams but can't think critically.

    Eleştirmenler, ezberci öğrenmenin sınav geçen ama eleştirel düşünemeyen öğrenciler yetiştirdiğini savunuyor.

  • 26
    critical thinkingnounneutral

    eleştirel düşünme

    Bilgiyi nesnel biçimde çözümleyip gerekçeli yargılara varabilme yetisi.

    The course is designed to develop critical thinking skills rather than just test factual recall.

    Ders, yalnızca bilgi hatırlamayı ölçmek yerine eleştirel düşünme becerilerini geliştirmek üzere tasarlandı.

  • 27
    peer reviewnounformaltechnical

    hakem değerlendirmesi

    Akademik çalışmanın aynı alandaki başka uzmanlarca değerlendirilmesi.

    The paper went through rigorous peer review before being accepted for publication.

    Makale, yayımlanmak üzere kabul edilmeden önce titiz bir hakem değerlendirmesinden geçti.

  • 28
    dropoutnounneutral

    okulu bırakan kişi

    Öğrenimini tamamlamadan okulu ya da üniversiteyi bırakan kişi.

    The high school dropout rate in the district has fallen by fifteen percent since the new program started.

    İlçedeki lise terk oranı, yeni program başladığından beri yüzde on beş düştü.

  • 29
    expulsionnounformal

    okuldan atılma

    Bir öğrencinin okuldan kalıcı olarak uzaklaştırılması.

    Expulsion is a last resort – the school tries every other intervention first.

    Okuldan atılma son çaredir: okul önce diğer bütün yolları dener.

  • 30
    truancynounformal

    okul kaçkınlığı

    İzinsiz biçimde okula gitmeme alışkanlığı.

    Chronic truancy is often a sign of deeper problems at home.

    Süreklilik kazanan okul kaçkınlığı çoğu zaman evdeki daha derin sorunların işaretidir.

  • 31
    rubricnounformaltechnical

    dereceli puanlama anahtarı

    Öğrenci çalışmasını değerlendirip notlandırmak için kullanılan ölçütler bütünü.

    The rubric clearly states that originality counts for thirty percent of the overall mark.

    Puanlama anahtarında özgünlüğün toplam notun yüzde otuzunu oluşturduğu açıkça yazıyor.

  • 32
    courseworknounneutral

    dönem içi çalışmalar

    Sınavların dışında, dersin bir parçası olarak verilen çalışmalar.

    Coursework accounts for sixty percent of the final grade in this module.

    Bu derste dönem içi çalışmalar final notunun yüzde altmışını oluşturuyor.

  • 33
    auditverbformal

    dinleyici olarak katılmak

    Bir derse kredi ya da not almadan devam etmek.

    Retired professionals often audit courses at the local university just for the love of learning.

    Emekli meslek sahipleri, sırf öğrenme sevgisiyle yerel üniversitedeki derslere dinleyici olarak katılıyor.

  • 34
    adjunctnounformaltechnical

    yarı zamanlı öğretim görevlisi

    Üniversitede yarı zamanlı ya da geçici olarak ders veren öğretim elemanı.

    Many adjuncts teach at two or three universities just to make ends meet.

    Çoğu yarı zamanlı öğretim görevlisi geçinebilmek için iki üç üniversitede birden ders veriyor.

  • 35
    academic probationnounformal

    akademik uyarı

    Notları gereken düzeyin altına düşen öğrenciler için uygulanan uyarı statüsü.

    If your GPA drops below 2.0, you'll be placed on academic probation.

    Not ortalamanız 2,0'ın altına düşerse akademik uyarı kapsamına alınırsınız.

  • 36
    cramverbinformal

    ineklemek (son anda çalışmak)

    Bir sınav öncesinde kısa sürede yoğun biçimde çalışmak.

    I spent the entire night cramming for my organic chemistry final.

    Organik kimya finali için bütün geceyi ineklemekle geçirdim.

  • 37
    grade point averagenounneutral

    not ortalaması

    Bir öğrencinin dersler genelindeki akademik başarısını gösteren sayısal ölçüt.

    You need a grade point average of at least 3.5 to be eligible for the honors program.

    Onur programına hak kazanmak için en az 3,5 not ortalaması gerekiyor.

  • 38
    remedialadjectiveformal

    telafi edici

    Zayıf akademik becerileri düzeltmeyi ya da geliştirmeyi amaçlayan.

    Nearly a third of incoming freshmen were placed in remedial math courses.

    Yeni gelen birinci sınıf öğrencilerinin neredeyse üçte biri telafi edici matematik derslerine yerleştirildi.

  • 39
    endowmentnounformal

    bağış fonu

    Bir kuruma bağışlanan ve getirisiyle o kurumu ayakta tutan para fonu.

    Harvard's endowment is worth tens of billions of dollars.

    Harvard'ın bağış fonu on milyarlarca dolar değerinde.

  • 40
    mentornounneutral

    danışman

    Daha az deneyimli birine yol gösteren ve öğüt veren deneyimli kişi.

    My PhD mentor taught me not just how to do research, but how to think like a researcher.

    Doktora danışmanım bana yalnızca araştırma yapmayı değil, bir araştırmacı gibi düşünmeyi de öğretti.

  • 41
    assessmentnounformal

    değerlendirme

    Öğrenci öğrenmesinin ve başarısının ölçülmesi süreci.

    Continuous assessment is replacing traditional end-of-year exams in many schools.

    Birçok okulda sürekli değerlendirme, geleneksel yıl sonu sınavlarının yerini alıyor.

  • 42
    tenure-trackadjectiveformaltechnical

    kadro güvencesi yolunda

    Kalıcı akademik istihdama götürebilecek bir kadroyu niteler.

    Tenure-track positions are becoming increasingly scarce in the humanities.

    Kadro güvencesi yolundaki pozisyonlar beşerî bilimlerde giderek azalıyor.

  • 43
    stipendnounformal

    aylık ödenek

    Bir öğrenciye ya da stajyere, genellikle geçim gideri için yapılan düzenli sabit ödeme.

    The PhD stipend barely covers rent in an expensive city like London.

    Doktora ödeneği, Londra gibi pahalı bir şehirde kirayı ancak karşılıyor.

  • 44
    dissertation defensenounformaltechnical

    tez savunması (Amerikan İngilizcesi)

    Doktora adayının araştırmasını jüri önünde sunup savunduğu resmî sözlü sınav.

    Her dissertation defense lasted nearly three hours, but the committee was very impressed.

    Tez savunması neredeyse üç saat sürdü ama jüri çok etkilendi.

  • 45
    lecture hallnounneutral

    amfi

    Basamaklı oturma düzeniyle konferanslar için tasarlanmış büyük salon.

    The lecture hall seats three hundred students, and it's full every Monday morning.

    Amfi üç yüz öğrenci alıyor ve her pazartesi sabahı tıka basa doluyor.

  • 46
    academic integritynounformal

    akademik dürüstlük

    Akademik çalışmada beklenen etik kurallar ve ahlaki ölçütler.

    The university takes academic integrity very seriously – violations can result in expulsion.

    Üniversite akademik dürüstlüğü çok ciddiye alıyor: ihlaller okuldan atılmayla sonuçlanabiliyor.

  • 47
    alma maternounformal

    mezun olunan okul

    Bir kişinin öğrenim gördüğü okul ya da üniversite.

    He donates generously to his alma mater every year out of gratitude for the education he received.

    Aldığı eğitime duyduğu minnetle, her yıl mezun olduğu okula cömertçe bağış yapıyor.

  • 48
    Ivy Leaguenounneutral

    Ivy League (seçkin ABD üniversiteleri birliği)

    Amerika Birleşik Devletleri'nin kuzeydoğusundaki sekiz saygın üniversiteden oluşan grup.

    Getting into an Ivy League school is incredibly competitive – the acceptance rate is under ten percent.

    Bir Ivy League okuluna girmek inanılmaz rekabetli: kabul oranı yüzde onun altında.

  • 49
    learning curvenounneutral

    öğrenme eğrisi

    Bir kişinin yeni beceri ya da bilgi edinme hızı.

    There's a steep learning curve in the first semester of medical school.

    Tıp fakültesinin ilk yarıyılında öğrenme eğrisi çok diktir.

  • 50
    alumninounneutral

    mezunlar

    Bir okulun ya da üniversitenin eski öğrencileri ya da mezunları (çoğul).

    The alumni association organizes networking events for recent graduates.

    Mezunlar derneği yeni mezunlar için tanışma etkinlikleri düzenliyor.

  • 51
    postgraduateadjectiveformal

    lisansüstü

    İlk dereceyi tamamladıktan sonra yapılan öğrenimle ilgili. Amerikan İngilizcesinde bunun karşılığı çoğu zaman 'graduate' sözcüğüdür.

    She's doing postgraduate research in molecular biology at Cambridge.

    Cambridge'de moleküler biyoloji alanında lisansüstü araştırma yapıyor.

  • 52
    facultynounformal

    öğretim kadrosu

    Bir üniversitenin öğretim elemanları ya da üniversite içindeki bir birim.

    The faculty voted overwhelmingly against the proposed budget cuts.

    Öğretim kadrosu, önerilen bütçe kesintilerine ezici bir çoğunlukla karşı oy verdi.

  • 53
    tuitionnounneutral

    öğrenim ücreti

    Bir okulda ya da üniversitede öğretim karşılığında alınan ücret (Amerikan İngilizcesi); İngiliz İngilizcesinde ise öğretimin kendisi, ücretlere ise 'tuition fees' denir.

    Tuition fees have risen sharply over the past decade, putting higher education out of reach for many.

    Öğrenim ücretleri son on yılda hızla arttı ve yükseköğretimi birçok kişi için erişilmez kıldı.

  • 54
    flunkverbinformal

    çakmak

    Bir sınavda ya da derste başarısız olmak.

    I flunked my driving test twice before finally passing on the third attempt.

    Ehliyet sınavında iki kez çaktım, üçüncü denemede nihayet geçtim.

  • 55
    aceverbinformal

    tam not almak

    Bir sınavda ya da ödevde son derece başarılı olmak.

    She aced every exam without even seeming to break a sweat.

    Hiç zorlanmış gibi görünmeden her sınavdan tam not aldı.

  • 56
    hit the booksverb phraseinformalcolloquial

    kitaplara sarılmak

    Ciddi biçimde ders çalışmaya başlamak.

    The exam is in three days – I really need to hit the books tonight.

    Sınava üç gün var: bu akşam gerçekten kitaplara sarılmam gerekiyor.

  • 57
    valedictoriannounformal

    okul birincisi

    En yüksek akademik başarıya sahip olan ve mezuniyette veda konuşmasını yapan öğrenci.

    The valedictorian gave a moving speech about overcoming adversity.

    Okul birincisi, zorlukların üstesinden gelmek üzerine duygulandırıcı bir konuşma yaptı.

  • 58
    plagiarizeverbformal

    intihal yapmak (Amerikan yazımı)

    Başkasının sözlerini, düşüncelerini ya da çalışmasını hakkını vermeden kullanıp kendinizinmiş gibi sunmak.

    If you plagiarize even a single paragraph, you risk failing the entire course.

    Tek bir paragrafta bile intihal yaparsanız dersin tamamından kalma riskine girersiniz.

  • 59
    dean's listnounneutral

    onur listesi

    Yüksek akademik başarısı nedeniyle anılan öğrencilerin listesi.

    She made the dean's list every semester throughout her entire undergraduate career.

    Lisans öğrenciliği boyunca her yarıyıl onur listesine girdi.

  • 60
    publish or perishnoun phraseneutral

    yayımla ya da yok ol

    Akademisyenlerin kariyerlerini sürdürebilmek için sürekli araştırma yayımlama baskısı.

    The publish-or-perish mentality pushes some researchers to prioritize quantity over quality.

    Yayımla ya da yok ol anlayışı, bazı araştırmacıları niteliğin önüne niceliği koymaya itiyor.

  • 61
    enrolmentnounneutralBritish English

    kayıt (İngiliz yazımı)

    Bir kuruma resmen kaydolma işleminin ya da kayıtlı öğrenci sayısının İngiliz İngilizcesindeki yazımı.

    Late enrolment may limit which optional modules are still available.

    Geç kaydolmak, hangi seçmeli derslerin hâlâ açık olduğunu sınırlayabilir.

  • 62
    plagiariseverbneutralBritish English

    intihal yapmak (İngiliz yazımı)

    Başkasının sözlerini ya da düşüncelerini hakkını vermeden kullanmak anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.

    Any student found to plagiarise their coursework faces disciplinary action.

    Dönem ödevini kaynak göstermeden kopyaladığı belirlenen her öğrenci disiplin işlemiyle karşılaşır.

  • 63
    vivanounneutralBritish English

    tez savunması (İngiliz İngilizcesi)

    Lisansüstü adayın tezini jüri önünde savunduğu sözlü sınavın İngiliz İngilizcesindeki adı.

    She spent weeks rehearsing answers before her viva.

    Sözlü tez sınavından önce haftalarca yanıt provası yaptı.

  • 64
    graduate schoolnounneutralAmerican English

    lisansüstü okulu (Amerikan İngilizcesi)

    Lisans derecesinin ötesinde öğrenim sunan üniversite biriminin Amerikan İngilizcesindeki adı.

    After earning her bachelor's, she went straight on to graduate school.

    Lisansını aldıktan sonra doğrudan lisansüstü öğrenime geçti.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Bir CV'de ya da yeni bir tanışmada okul mutlaka gündeme gelir. Matematik, tarih, fen gibi ders adları, ilkokuldan üniversiteye ve diplomaya uzanan basamaklar, ders çalışmak, öğretmek, sınav, not ve ödev gibi günlük okul dili B1–C1 aralığında toplanıyor. Bir eğitim sistemini baştan sona anlatacak kadar ayrıntı da var; yurt dışında okumayı düşünüyorsanız sağlam bir zemin bulursunuz.

Eğitim ve öğrenim için diğer seviyeler

C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi