c1Kelime paketi

Bilim ve araştırma

Deneyler, veriler, kuramlar ve laboratuvarın dili.

64 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

64 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    hypothesizeverbformaltechnical

    hipotez kurmak (Amerikan yazımı)

    Bir araştırmacı, sınanmak üzere geçici bir açıklama öne sürdüğünde kullanılır.

    The team hypothesized that the drug would lower blood pressure within a week.

    Ekip, ilacın bir hafta içinde kan basıncını düşüreceği hipotezini kurdu.

  • 2
    replicateverbformaltechnical

    yinelemek (bir çalışmayı)

    Bir çalışmayı ya da deneyi, sonuçlarını doğrulamak amacıyla yinelerken kullanılır.

    No one has been able to replicate her original findings.

    Onun özgün bulgularını bugüne dek kimse yineleyemedi.

  • 3
    validateverbformaltechnical

    doğrulamak

    Bir yöntemin, modelin ya da sonucun sağlam olduğunu onaylarken kullanılır.

    These results validate the model we proposed last year.

    Bu sonuçlar, geçen yıl önerdiğimiz modeli doğruluyor.

  • 4
    quantifyverbformaltechnical

    nicelemek

    Bir şeyi ölçülebilir bir miktar olarak ifade ederken kullanılır.

    It's hard to quantify the impact of stress on the immune system.

    Stresin bağışıklık sistemi üzerindeki etkisini nicelemek zordur.

  • 5
    synthesizeverbformaltechnical

    sentezlemek (Amerikan yazımı)

    Kimyada bir bileşik üretmek, daha genel olarak da düşünceleri ya da bulguları birleştirmek için kullanılır.

    Researchers have learned to synthesize the compound in the lab.

    Araştırmacılar bileşiği laboratuvarda sentezlemeyi öğrendi.

  • 6
    inferverbformal

    çıkarımda bulunmak

    Doğrudan gözlem yerine kanıttan yola çıkarak bir sonuca varırken kullanılır.

    From the fossil record, we can infer that the climate was once tropical.

    Fosil kayıtlarından, iklimin bir zamanlar tropikal olduğu çıkarımında bulunabiliriz.

  • 7
    correlateverbformaltechnical

    bağıntılı olmak

    İki değişken istatistiksel bir ilişki gösterdiğinde kullanılır.

    Higher income tends to correlate with longer life expectancy.

    Yüksek gelir, uzun yaşam beklentisiyle bağıntılı olma eğilimindedir.

  • 8
    formulateverbformal

    formüle etmek

    Bir kuramı, hipotezi ya da planı özenle kurarken kullanılır.

    It took years to formulate a theory that fit all the data.

    Bütün verilere uyan bir kuramı formüle etmek yıllar aldı.

  • 9
    postulateverbformaltechnical

    varsaymak

    Bir şeyi, çoğu zaman kanıtsız biçimde, akıl yürütmenin dayanağı olarak kabul ederken kullanılır.

    Einstein postulated that the speed of light is constant.

    Einstein, ışık hızının değişmez olduğunu varsaydı.

  • 10
    extrapolateverbformaltechnical

    ekstrapolasyon yapmak

    Bilinen verileri, bilinmeyen değerleri kestirmek üzere genişletirken kullanılır.

    We can extrapolate future trends from the current warming rate.

    Şimdiki ısınma hızından gelecekteki eğilimlere ekstrapolasyon yapabiliriz.

  • 11
    isolateverbformaltechnical

    yalıtmak

    Tek bir maddeyi, değişkeni ya da etkeni incelemek üzere ayırırken kullanılır.

    They managed to isolate the gene responsible for the disease.

    Hastalıktan sorumlu geni yalıtmayı başardılar.

  • 12
    refuteverbformal

    çürütmek

    Bir savın ya da kuramın yanlış olduğunu kanıtlarken kullanılır.

    The new evidence completely refutes the earlier hypothesis.

    Yeni kanıtlar, önceki hipotezi tümüyle çürütüyor.

  • 13
    corroborateverbformal

    teyit etmek

    Ek kanıtlar var olan bir bulguyu desteklediğinde kullanılır.

    Independent studies have corroborated these results.

    Bağımsız çalışmalar bu sonuçları teyit etti.

  • 14
    calibrateverbtechnical

    kalibre etmek

    Doğru ölçüm sağlamak için bir aygıtı ayarlarken kullanılır.

    You must calibrate the scale before every measurement.

    Teraziyi her ölçümden önce kalibre etmelisiniz.

  • 15
    methodologynounformaltechnical

    metodoloji, yöntembilim

    Araştırmada kullanılan yöntemler bütününü anlatmak için kullanılır.

    Critics questioned the methodology behind the survey.

    Eleştirmenler anketin ardındaki metodolojiyi sorguladı.

  • 16
    paradigmnounformaltechnical

    paradigma

    Bir alandaki baskın düşünme modeli ya da çerçevesi için kullanılır.

    The discovery triggered a complete shift in the scientific paradigm.

    Buluş, bilimsel paradigmada tam bir değişime yol açtı.

  • 17
    phenomenonnounformal

    olgu

    İncelenebilecek, gözlemlenebilir bir olay ya da gerçeklik için kullanılır.

    Scientists still can't fully explain the phenomenon.

    Bilim insanları bu olguyu hâlâ tam olarak açıklayamıyor.

  • 18
    correlationnounformaltechnical

    korelasyon

    Değişkenler arasında ölçülmüş istatistiksel ilişki için kullanılır.

    There's a strong correlation between smoking and lung cancer.

    Sigara içmekle akciğer kanseri arasında güçlü bir korelasyon var.

  • 19
    causationnounformaltechnical

    nedensellik

    Korelasyonun karşısına konan, gerçek bir neden-sonuç ilişkisi için kullanılır.

    Proving causation requires far more than a statistical link.

    Nedenselliği kanıtlamak, istatistiksel bir bağdan çok daha fazlasını gerektirir.

  • 20
    control groupexpressiontechnical

    kontrol grubu

    Bir deneyde karşılaştırma amacıyla kullanılan, işlem uygulanmamış grup için kullanılır.

    The control group received a placebo instead of the drug.

    Kontrol grubuna ilaç yerine plasebo verildi.

  • 21
    biasnounformaltechnical

    yanlılık

    Araştırma sonuçlarını çarpıtan dizgeli hata için kullanılır.

    Selection bias undermined the reliability of the sample.

    Seçim yanlılığı örneklemin güvenilirliğini zedeledi.

  • 22
    anomalynounformaltechnical

    anomali

    Beklenenden sapan bir sonuç için kullanılır.

    The instrument detected a temperature anomaly in the deep ocean.

    Aygıt, derin okyanusta bir sıcaklık anomalisi saptadı.

  • 23
    margin of errorexpressiontechnical

    hata payı

    Ölçülen bir değerin değişebileceği aralık için kullanılır.

    The poll has a margin of error of three percentage points.

    Anketin hata payı üç puandır.

  • 24
    peer reviewnounformaltechnical

    hakem değerlendirmesi

    Yayımdan önce araştırmanın bağımsız uzmanlarca değerlendirilmesi için kullanılır.

    The findings haven't yet undergone peer review.

    Bulgular henüz hakem değerlendirmesinden geçmedi.

  • 25
    reproducibilitynounformaltechnical

    yinelenebilirlik

    Bir çalışmanın sonuçlarının yeniden elde edilebilmesi özelliği için kullanılır.

    Psychology is grappling with a crisis of reproducibility.

    Psikoloji bir yinelenebilirlik kriziyle boğuşuyor.

  • 26
    empiricaladjectiveformaltechnical

    ampirik, görgül

    Kuramdan çok gözleme ve deneye dayanan bilgi için kullanılır.

    There's no empirical evidence to support that claim.

    Bu savı destekleyen ampirik bir kanıt yok.

  • 27
    mechanismnounformaltechnical

    mekanizma

    Bir şeyin işleyişinin altında yatan süreç için kullanılır.

    We still don't understand the exact mechanism of the disease.

    Hastalığın kesin mekanizmasını hâlâ anlamış değiliz.

  • 28
    magnitudenounformaltechnical

    büyüklük

    Bir niceliğin ya da etkinin boyutu veya ölçeği için kullanılır.

    The earthquake had a magnitude of 7.2.

    Depremin büyüklüğü 7,2 idi.

  • 29
    spectrumnountechnical

    tayf

    Bir özelliğe göre sıralanmış ışık, ışınım ya da değer aralığı için kullanılır.

    The instrument splits the light into its full spectrum.

    Aygıt, ışığı bütün tayfına ayırır.

  • 30
    enzymenountechnical

    enzim

    Canlılarda biyokimyasal tepkimeleri katalizleyen protein için kullanılır.

    This enzyme breaks down starch into simple sugars.

    Bu enzim nişastayı basit şekerlere parçalar.

  • 31
    ecosystemnounneutraltechnical

    ekosistem

    Bir organizmalar topluluğu ile onun fiziksel çevresi için kullanılır.

    Pollution has devastated the coral reef ecosystem.

    Kirlilik, mercan resifi ekosistemini yerle bir etti.

  • 32
    mutationnountechnical

    mutasyon

    Bir organizmanın DNA dizilimindeki değişiklik için kullanılır.

    A single mutation can make the virus resistant to the drug.

    Tek bir mutasyon, virüsü ilaca dirençli kılabilir.

  • 33
    chromosomenountechnical

    kromozom

    Genleri taşıyan, iplikçik biçimli DNA yapısı için kullanılır.

    Humans have 23 pairs of chromosomes.

    İnsanda 23 çift kromozom bulunur.

  • 34
    metabolismnountechnical

    metabolizma

    Bir organizmada yaşamı sürdüren kimyasal süreçler için kullanılır.

    Cold-blooded animals have a slower metabolism.

    Soğukkanlı hayvanların metabolizması daha yavaştır.

  • 35
    nucleusnountechnical

    çekirdek

    Bir atomun ya da bir hücrenin merkezindeki öz için kullanılır.

    The atom's nucleus contains protons and neutrons.

    Atomun çekirdeği proton ve nötron içerir.

  • 36
    isotopenountechnical

    izotop

    Bir elementin, nötron sayıları birbirinden farklı atomları için kullanılır.

    Carbon-14 is a radioactive isotope used for dating fossils.

    Karbon-14, fosilleri tarihlendirmede kullanılan radyoaktif bir izotoptur.

  • 37
    momentumnountechnical

    momentum (devinirlik)

    Fizikte kütle ile hızın çarpımı için kullanılır.

    In a closed system, total momentum is conserved.

    Kapalı bir sistemde toplam momentum korunur.

  • 38
    densitynountechnical

    yoğunluk

    Birim hacim başına düşen kütle için kullanılır.

    Oil floats on water because it has a lower density.

    Yağ, yoğunluğu daha düşük olduğu için suyun üstünde yüzer.

  • 39
    radiationnountechnical

    radyasyon, ışınım

    Dalga ya da parçacık olarak yayılan enerji için kullanılır.

    The astronauts were exposed to high levels of cosmic radiation.

    Astronotlar yüksek düzeyde kozmik ışınıma maruz kaldı.

  • 40
    wavelengthnountechnical

    dalga boyu

    Bir dalganın ardışık tepeleri arasındaki uzaklık için kullanılır.

    Red light has a longer wavelength than blue light.

    Kırmızı ışığın dalga boyu, mavi ışığınkinden uzundur.

  • 41
    equilibriumnounformaltechnical

    denge

    Karşıt kuvvetler ya da süreçler arasındaki denge durumu için kullanılır.

    The reaction eventually reaches a chemical equilibrium.

    Tepkime sonunda kimyasal dengeye ulaşır.

  • 42
    entropynountechnical

    entropi

    Termodinamikte bir sistemdeki düzensizliğin ölçüsü için kullanılır.

    The second law states that entropy always increases.

    İkinci yasa, entropinin her zaman arttığını söyler.

  • 43
    geneticsnounneutraltechnical

    genetik

    Biyolojinin kalıtım ve genlerle ilgilenen dalı için kullanılır.

    Advances in genetics have transformed modern medicine.

    Genetikteki ilerlemeler modern tıbbı baştan aşağı değiştirdi.

  • 44
    astronomynounneutral

    astronomi

    Gök cisimlerini ve evreni inceleyen bilim için kullanılır.

    Modern astronomy relies on enormous space telescopes.

    Modern astronomi, devasa uzay teleskoplarına dayanır.

  • 45
    ecologynounneutraltechnical

    ekoloji

    Organizmaları çevreleriyle ilişkileri içinde inceleyen dal için kullanılır.

    Her research focuses on the ecology of wetland birds.

    Araştırması, sulak alan kuşlarının ekolojisine odaklanıyor.

  • 46
    neurosciencenounneutraltechnical

    sinirbilim

    Sinir sistemini ve beyni inceleyen bilim için kullanılır.

    Neuroscience is shedding new light on how memory works.

    Sinirbilim, belleğin nasıl çalıştığına yeni bir ışık tutuyor.

  • 47
    quantitativeadjectiveformaltechnical

    nicel

    Sayısal ölçüme ve verilere dayanan araştırma için kullanılır.

    The study took a strictly quantitative approach.

    Çalışma, tümüyle nicel bir yaklaşım benimsedi.

  • 48
    qualitativeadjectiveformaltechnical

    nitel

    Sayılardan çok niteliklere ve betimlemelere dayanan araştırma için kullanılır.

    The interviews provided rich qualitative insight.

    Görüşmeler, zengin bir nitel kavrayış sağladı.

  • 49
    robustadjectiveformaltechnical

    sağlam

    Sıkı incelemeye dayanan, güçlü bulgular ya da yöntemler için kullanılır.

    The conclusion rests on a robust body of evidence.

    Vardıkları sonuç, sağlam bir kanıt bütününe dayanıyor.

  • 50
    conclusiveadjectiveformal

    kesin, belirleyici

    Bir soruyu kuşkuya yer bırakmadan çözen kanıtlar için kullanılır.

    So far, the results are far from conclusive.

    Şimdiye dek elde edilen sonuçlar kesin olmaktan çok uzak.

  • 51
    rigorousadjectiveformal

    titiz

    Büyük bir özen ve kesinlikle yürütülen araştırmalar için kullanılır.

    The claim survived years of rigorous testing.

    Bu sav, yıllarca süren titiz sınamalardan sağ çıktı.

  • 52
    fundamentaladjectiveformal

    temel

    Bir bilimin en temel ve vazgeçilmez ilkeleri için kullanılır.

    Gravity is one of the fundamental forces of nature.

    Kütleçekimi, doğanın temel kuvvetlerinden biridir.

  • 53
    plausibleadjectiveformal

    makul, akla yatkın

    Makul ve inandırıcı görünen bir açıklama için kullanılır.

    It's a plausible explanation, but it still needs testing.

    Akla yatkın bir açıklama ama yine de sınanması gerekiyor.

  • 54
    the scientific methodexpressionformaltechnical

    bilimsel yöntem

    Hipotez, deney ve çözümlemeden oluşan dizgeli işleyiş için kullanılır.

    Their approach simply ignores the scientific method.

    Yaklaşımları, bilimsel yöntemi düpedüz yok sayıyor.

  • 55
    cause and effectexpressionneutral

    neden-sonuç ilişkisi

    Bir olayın bir başkasını doğurduğu ilişki için kullanılır.

    The experiment was designed to establish cause and effect.

    Deney, neden-sonuç ilişkisini ortaya koymak için tasarlandı.

  • 56
    fusionnountechnical

    füzyon

    Enerji açığa çıkarmak üzere hafif atom çekirdeklerinin birleştiği nükleer süreç için kullanılır.

    Nuclear fusion is what powers the Sun.

    Güneş'e güç veren şey nükleer füzyondur.

  • 57
    fissionnountechnical

    fisyon

    Enerji açığa çıkarmak üzere ağır atom çekirdeklerinin bölündüğü nükleer süreç için kullanılır.

    Nuclear fission drives conventional power reactors.

    Geleneksel güç reaktörlerini nükleer fisyon çalıştırır.

  • 58
    falsifyverbformaltechnical

    yanlışlamak

    Bilim felsefesinde kullanılır: bir savı yanlışlamak, onun yanlış olduğunu kanıtlarla göstermektir; bir savın ilke olarak sınanabilir olması anlamındaki Popperci yanlışlanabilirlik özelliğinden ayrıdır.

    The new experiment falsified the predictions of the leading model.

    Yeni deney, önde gelen modelin öngörülerini yanlışladı.

  • 59
    catalystnountechnical

    katalizör

    Bir kimyasal tepkimeyi, kendisi tükenmeden hızlandıran madde için kullanılır.

    Enzymes act as biological catalysts in the body.

    Enzimler, vücutta biyolojik katalizör olarak iş görür.

  • 60
    velocitynountechnical

    hız

    Fizikte, belirli bir yöndeki sürat için kullanılır.

    The probe reached a high velocity on its descent.

    Sonda, inişi sırasında yüksek bir hıza ulaştı.

  • 61
    quantumnoun / combining formtechnical

    kuantum

    Atom ve atom altı ölçekteki fiziği betimlemek için kullanılır.

    Quantum mechanics defies everyday intuition.

    Kuantum mekaniği, gündelik sezgiye meydan okur.

  • 62
    frictionnountechnical

    sürtünme

    Fizikte, temas hâlindeki yüzeyler arasında harekete direnen kuvvet için kullanılır.

    Friction between the tyres and the road slows the car.

    Lastiklerle yol arasındaki sürtünme arabayı yavaşlatır.

  • 63
    hypothesiseverbneutralBritish English

    hipotez kurmak (İngiliz yazımı)

    Sınanabilir bir açıklama öne sürme anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.

    The researchers began to hypothesise about the cause of the anomaly.

    Araştırmacılar, anomalinin nedenine ilişkin hipotez kurmaya başladılar.

  • 64
    synthesiseverbneutralBritish English

    sentezlemek (İngiliz yazımı)

    Bir madde üretme ya da bilgileri tek bir bütün hâlinde birleştirme anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.

    Chemists can synthesise the compound in the laboratory.

    Kimyacılar bileşiği laboratuvarda yapay olarak sentezleyebilir.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Bilimsel bir makale açın: dili, sıradan bir metninkinden çok daha kesindir. Araştırmanın ortak kelime hazinesi burada – çalışma, deney, kuram, hipotez, veri, sonuç; biyoloji, kimya, fizik; keşfetmek, çözümlemek, gözlemlemek, ölçmek, kanıtlamak; enerji, atom, hücre, tür, evrim. İleri seviyeye göre hazırlanan içerik, yeni bulguları okumayı ve bir savı sonuna kadar izlemeyi gerçekten mümkün kılıyor.

Bilim ve araştırma için diğer seviyeler

C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi