İş ve kariyer
Meslekler, çalışma ortamları, başvurular ve günlük ofis dili.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
70 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1freelancernounneutral
serbest çalışan
Tek bir şirkete bağlı olmadan çeşitli müşteriler için bağımsız çalışan kişi.
As a freelancer, she can pick and choose which clients she takes on.
Serbest çalışan biri olarak hangi müşterileri kabul edeceğini kendi seçebiliyor.
- 2internnounneutral
stajyer
Genellikle öğrenci ya da yeni mezun olan, bir işyerinde deneyim kazanan ve kimi zaman ücret almayan kişi.
We've taken on three summer interns to help with the research project.
Araştırma projesine yardımcı olmaları için üç yaz stajyeri aldık.
- 3apprenticenounneutral
çırak
Deneyimli bir ustanın yanında çalışarak zanaat öğrenen kişi.
He's an apprentice electrician and won't qualify for another two years.
Elektrikçi çırağı ve ustalık belgesini almasına iki yıl daha var.
- 4recruiternounneutral
işe alım uzmanı
İşi, açık pozisyonlar için aday bulmak ve onları kazanmak olan kişi.
A recruiter reached out to me on LinkedIn about a senior role.
Bir işe alım uzmanı, üst düzey bir pozisyon için LinkedIn üzerinden bana ulaştı.
- 5supervisornounneutral
amir
Başkalarının işini gözeten, genellikle müdürün bir alt kademesindeki kişi.
If you have a complaint, raise it with your supervisor first.
Bir şikâyetiniz varsa önce amirinize iletin.
- 6consultantnounneutral
danışman
Kuruluşlara mesleki tavsiye vermek üzere dışarıdan tutulan uzman.
They brought in a consultant to streamline the whole department.
Bütün departmanı sadeleştirmek için bir danışman getirdiler.
- 7contractornounneutral
sözleşmeli çalışan
Kadrolu personel yerine sözleşme karşılığı iş yapmak üzere anlaşılan kişi.
Half the dev team are contractors brought in for the launch.
Yazılım ekibinin yarısı, lansman için getirilen sözleşmeli çalışanlar.
- 8civil servantnounneutral
devlet memuru
Bir devlet kurumunda, kamu sektöründe çalışan kişi.
As a civil servant, she's not allowed to comment publicly on policy.
Devlet memuru olduğu için politika hakkında kamuya açık yorum yapamıyor.
- 9breadwinnernounneutral
evin direği
Kazancı bir hanenin başlıca gelir kaynağı olan kişi.
After his wife was promoted, she became the main breadwinner.
Karısı terfi edince evin direği o oldu.
- 10workforcenounneutral
iş gücü
Belirli bir kuruluşta ya da sektörde çalışan insanların tümü.
The company plans to cut its workforce by ten percent.
Şirket, iş gücünü yüzde on azaltmayı planlıyor.
- 11headquartersnounneutral
genel merkez
Bir kuruluşun yönetildiği ana ofisler.
The decision came straight from headquarters in Geneva.
Karar doğrudan Cenevre'deki genel merkezden geldi.
- 12premisesnounformal
işyeri binası
Bir işletmenin kullandığı bina ve arazi; resmî ya da hukuki metinlerde geçer.
Smoking is not permitted anywhere on the premises.
İşyeri binasının hiçbir yerinde sigara içilmesine izin verilmez.
- 13departmentnounneutral
departman
Bir kuruluşun, belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü.
She transferred to the legal department last spring.
Geçen ilkbaharda hukuk departmanına geçti.
- 14hierarchynounneutral
hiyerarşi
Bir kuruluş içindeki kademe ve yetki düzeni.
It's a very flat hierarchy, so even juniors get a say.
Hiyerarşi çok yatay, o yüzden yeni başlayanların bile söz hakkı oluyor.
- 15open-plan officenounneutral
açık ofis
Çalışanları ayıran iç duvar ya da bölme bulunmayan çalışma alanı.
I find it impossible to concentrate in an open-plan office.
Açık ofiste odaklanmayı imkânsız buluyorum.
- 16agendanounneutral
gündem
Bir toplantıda görüşülecek konuların listesi.
Can we add the budget to the agenda for tomorrow?
Yarınki gündeme bütçeyi de ekleyebilir miyiz?
- 17minutesnounneutral
toplantı tutanağı
Bir toplantıda söylenenlerin ve alınan kararların resmî yazılı kaydı.
Could someone take the minutes while I chair the meeting?
Ben toplantıyı yönetirken biri tutanak tutabilir mi?
- 18onboardingnounneutral
işe alıştırma
Yeni işe alınan bir çalışanın uyum sağlaması ve eğitilmesi süreci.
The onboarding process takes about two weeks before you're fully up to speed.
İşe alıştırma süreci, tam anlamıyla hazır hâle gelmeniz için yaklaşık iki hafta sürüyor.
- 19probation periodnounneutral
deneme süresi
Yeni bir çalışanın uygunluğunun değerlendirildiği başlangıç dönemi.
You can't take paid holiday until you've passed your probation period.
Deneme sürenizi tamamlamadan ücretli izin kullanamazsınız.
- 20notice periodnounneutral
ihbar süresi
Bir çalışanın istifa ettikten ya da işten çıkarıldıktan sonra çalışmayı sürdürmesi gereken süre.
I'm on a three-month notice period, so I can't start until April.
Üç aylık ihbar süresindeyim, o yüzden nisandan önce başlayamam.
- 21severance paynounneutral
kıdem tazminatı
Bir çalışanın işine son verildiğinde, özellikle kadrosu kaldırıldığında ödenen para.
He got a generous severance pay package when the firm folded.
Firma battığında eline cömert bir kıdem tazminatı paketi geçti.
- 22redundancynounneutral
işten çıkarma (İngiliz İngilizcesi)
Pozisyona artık ihtiyaç kalmadığı için işini kaybetme durumu; İngiliz İngilizcesi terim.
The factory closure led to over two hundred redundancies.
Fabrikanın kapanması, iki yüzden fazla kişinin işten çıkarılmasına yol açtı.
- 23perknouninformal
ek imkân
Bir işin, temel ücretin ötesinde getirdiği ek fayda ya da ayrıcalık.
Free gym membership is one of the perks of working here.
Ücretsiz spor salonu üyeliği, burada çalışmanın ek imkânlarından biri.
- 24benefitsnounneutral
yan haklar
Sağlık sigortası, emeklilik primi ve ücretli izin gibi, maaş dışında sağlanan haklar.
The role comes with an excellent benefits package, including private healthcare.
Pozisyon, özel sağlık sigortasını da içeren mükemmel bir yan haklar paketiyle geliyor.
- 25bonusnounneutral
prim
Genellikle iyi performans karşılığında çalışanın ücretine eklenen ek ödeme.
Everyone gets a Christmas bonus if the company hits its targets.
Şirket hedeflerini tutturursa herkes yılbaşı primi alıyor.
- 26commissionnounneutral
komisyon
Yapılan satışın yüzdesine dayalı ödeme; satış işlerinde yaygındır.
Sales staff work largely on commission, so a slow month really hurts.
Satış personeli büyük ölçüde komisyonla çalışıyor, bu yüzden durgun bir ay canlarını fena yakıyor.
- 27sick leavenounneutral
hastalık izni
Hastalık nedeniyle izin verilen, işten uzak kalma süresi.
He's been on sick leave for a fortnight with pneumonia.
Zatürre yüzünden iki haftadır hastalık izninde.
- 28maternity leavenounneutral
doğum izni
Anneye doğumdan önce ve sonra verilen resmî izin dönemi.
She's on maternity leave until September.
Eylüle kadar doğum izninde.
- 29sabbaticalnounneutral
uzun süreli ücretli izin
Genellikle çalışma, seyahat ya da dinlenme amacıyla alınan uzun izin dönemi.
He's taking a six-month sabbatical to write a book.
Kitap yazmak için altı aylığına izne ayrılıyor.
- 30flexitimenounneutral
esnek çalışma saatleri (İngiliz yazımı)
Çalışanların işe başlama ve bitirme saatlerini belirli sınırlar içinde değiştirmesine izin veren düzen.
Thanks to flexitime, I can drop the kids off before work.
Esnek çalışma saatleri sayesinde işe gitmeden önce çocukları bırakabiliyorum.
- 31tenurenounformal
kadro güvencesi
Özellikle akademide kalıcı ve güvenceli bir görevi elde tutma durumu; ayrıca bir görevde geçirilen süre.
It took her years of research to be granted tenure.
Kadro güvencesine kavuşması, yıllarca süren araştırma çalışmasına mal oldu.
- 32appraisalnounneutral
performans değerlendirmesi
Bir çalışanın performansının, genellikle yılda bir yapılan resmî değerlendirmesi.
I've got my annual appraisal with my manager on Friday.
Cuma günü müdürümle yıllık performans değerlendirmem var.
- 33burnoutnounneutral
tükenmişlik
Uzun süren iş stresinin yol açtığı bedensel ve duygusal tükenme hâli.
She left her job after suffering complete burnout.
Tam anlamıyla tükenmişlik yaşadıktan sonra işinden ayrıldı.
- 34work-life balancenounneutral
iş-yaşam dengesi
İşe ayrılan zamanla özel hayata ayrılan zaman arasındaki denge.
I took the lower-paid job for a better work-life balance.
Daha iyi bir iş-yaşam dengesi için daha düşük maaşlı işi kabul ettim.
- 35nine-to-fivenouninformal
dokuz-beş mesaisi
Düzenli gündüz saatleri olan standart ofis işi; çoğu zaman tekdüzeliği ima eder.
I couldn't face another nine-to-five, so I went freelance.
Bir dokuz-beş mesaisine daha katlanamayacağımı anlayıp serbest çalışmaya geçtim.
- 36dead-end jobnouninformal
geleceği olmayan iş
İlerleme ya da gelişme olanağı bulunmayan iş.
He felt stuck in a dead-end job with no way up.
Geleceği olmayan bir işte, yükselme şansı olmadan sıkışıp kaldığını hissediyordu.
- 37glass ceilingnounneutral
cam tavan
Özellikle kadınların üst düzey görevlere yükselmesini engelleyen görünmez engel.
She was the first woman to break through the glass ceiling at the firm.
Firmada cam tavanı aşan ilk kadın oldu.
- 38white-collaradjectiveneutral
beyaz yakalı
Mesleki, ofis kökenli ya da yönetsel işlerle ilgili olan.
The recession hit white-collar workers harder than expected.
Durgunluk, beyaz yakalı çalışanları beklenenden daha sert vurdu.
- 39blue-collaradjectiveneutral
mavi yakalı
Genellikle bedensel güç gerektiren el işleri ya da sanayi işleriyle ilgili olan.
He comes from a blue-collar family of dock workers.
Liman işçilerinden oluşan mavi yakalı bir aileden geliyor.
- 40vocationnounformal
içten gelen meslek çağrısı
Belirli bir işe, özellikle bakım ve hizmet mesleklerine duyulan güçlü çağrı ya da yatkınlık duygusu. Türkçede tek sözcüklük tam bir karşılığı yoktur.
For her, nursing isn't just a job, it's a vocation.
Onun için hemşirelik sadece bir iş değil, içten gelen bir çağrı.
- 41recruitverbneutral
eleman almak
Yeni çalışanlar bulmak ve onları kadroya katmak.
We're recruiting heavily in the engineering team this year.
Bu yıl mühendislik ekibine yoğun biçimde eleman alıyoruz.
- 42headhuntverbneutral
başka firmadan transfer etmek
Hâlihazırda başka bir yerde çalışan birine, genellikle üst düzey bir görev için doğrudan yaklaşıp onu kazanmak.
She was headhunted by a rival firm for twice her salary.
Rakip bir firma onu iki katı maaşla transfer etti.
- 43lay offphrasal verbneutral
işten çıkarmak
Genellikle performans düşüklüğü nedeniyle değil, yeterince iş olmadığı için çalışanların işine son vermek.
The plant laid off two hundred workers last winter.
Fabrika geçen kış iki yüz işçiyi işten çıkardı.
- 44make someone redundantexpressionneutral
işine son vermek
Bir çalışanın görevine artık ihtiyaç kalmadığı için işine son vermek; İngiliz İngilizcesi kalıp.
They made forty people redundant after the contract fell through.
Sözleşme suya düşünce kırk kişinin işine son verdiler.
- 45downsizeverbneutral
kadro daraltmak
Maliyeti düşürmek için çalışan sayısını azaltmak.
The company downsized dramatically after losing its biggest client.
Şirket, en büyük müşterisini kaybettikten sonra kadrosunu ciddi biçimde daralttı.
- 46outsourceverbneutral
dış kaynak kullanmak
Bir işi kurum içinde yapmak yerine dışarıdaki bir şirkete yaptırmak.
They outsource all their customer support to a call centre abroad.
Bütün müşteri desteğini yurt dışındaki bir çağrı merkezine yaptırıyorlar.
- 47delegateverbneutral
yetki devretmek
Bir görevi ya da sorumluluğu daha alt kademedeki birine vermek.
A good manager knows how to delegate instead of doing everything alone.
İyi bir yönetici, her şeyi tek başına yapmak yerine yetki devretmeyi bilir.
- 48shortlistverbneutral
kısa listeye almak
Geniş bir aday havuzundan en iyi birkaç kişiyi seçmek.
Only five applicants were shortlisted for the position.
Pozisyon için yalnızca beş başvuru kısa listeye alındı.
- 49hand in one's noticeexpressionneutral
istifasını sunmak
Bir işverene, istifa ettiğini resmen bildirmek.
She handed in her notice the day after the bonus was paid.
Prim ödendikten bir gün sonra istifasını sundu.
- 50step downphrasal verbneutral
görevi bırakmak
Üst düzey ya da yönetici bir görevden, çoğu zaman kendi isteğiyle ayrılmak.
The chairman stepped down after the scandal broke.
Skandal patlak verdikten sonra yönetim kurulu başkanı görevi bıraktı.
- 51take onphrasal verbneutral
işe almak
Birini işe almak ya da çalıştırmaya başlamak.
The café is taking on extra staff for the summer.
Kafe, yaz için ek personel alıyor.
- 52poachverbinformal
eleman ayartmak
Daha iyi koşullar sunarak bir rakibin çalışanını kendine çekmek.
Our biggest competitor keeps trying to poach our best designers.
En büyük rakibimiz sürekli en iyi tasarımcılarımızı ayartmaya çalışıyor.
- 53mentorverbneutral
mentorluk yapmak
Daha az deneyimli bir meslektaşa uzun süre boyunca danışmanlık ve destek vermek.
She mentors two junior analysts in her spare time.
Boş zamanlarında iki genç analiste mentorluk yapıyor.
- 54superviseverbneutral
denetlemek
Başkalarının işini gözetmek ve bundan sorumlu olmak.
She supervises a team of twelve in the warehouse.
Depoda on iki kişilik bir ekibi denetliyor.
- 55overseeverbneutral
nezaret etmek
Bir sürecin ya da projenin düzgün yürütülmesini sağlamak üzere onu gözetmek ve yönetmek.
He oversees the entire production process from start to finish.
Baştan sona bütün üretim sürecine nezaret ediyor.
- 56demoteverbneutral
alt göreve indirmek
Birini, genellikle bir ceza olarak daha alt ya da daha az kıdemli bir göreve almak.
He was demoted after the project went badly over budget.
Proje bütçeyi fena hâlde aşınca alt bir göreve indirildi.
- 57moonlightverbinformal
ek iş yapmak
Asıl işinin yanı sıra, genellikle akşamları ve çoğu zaman gizlice ikinci bir işte çalışmak.
He moonlights as a taxi driver to make ends meet.
Geçinebilmek için akşamları taksicilik yaparak ek iş yapıyor.
- 58pull one's weightidiominformal
üzerine düşeni yapmak
Bir ekip içinde kendi payına düşen işi yapmak.
Everyone resented him because he never pulled his weight.
Üzerine düşeni hiç yapmadığı için herkes ona kızgındı.
- 59learn the ropesidiominformal
işin inceliklerini öğrenmek
Bir işin ya da görevin nasıl doğru yapıldığını öğrenmek.
Give her a few weeks to learn the ropes before judging her.
Onu yargılamadan önce, işin inceliklerini öğrenmesi için birkaç hafta tanıyın.
- 60go the extra mileidiominformal
elinden gelenin fazlasını yapmak
Beklenenden ya da gerekenden daha fazla çaba göstermek.
She always goes the extra mile for her clients.
Müşterileri için her zaman elinden gelenin fazlasını yapar.
- 61cut cornersidiominformal
kestirmeden gitmek
Bir işi, çoğu zaman kaliteden ödün vererek en ucuz ya da en hızlı yoldan yapmak.
They cut corners on safety and it ended in disaster.
Güvenlik konusunda kestirmeden gittiler ve bu felaketle sonuçlandı.
- 62hit the ground runningidiominformal
hızlı bir başlangıç yapmak
Yeni bir işe ya da göreve büyük bir enerjiyle başlayıp hemen verim vermek.
We need someone who can hit the ground running, not a trainee.
Bize stajyer değil, hızlı bir başlangıç yapabilecek biri lazım.
- 63touch baseidiominformal
durum değerlendirmesi yapmak
Gelişmeleri paylaşmak için biriyle kısaca temas kurmak; ofis dilinde yaygındır.
Let's touch base on Monday to see where we stand.
Pazartesi kısaca görüşüp nerede olduğumuzu değerlendirelim.
- 64snowed underidiominformal
işten başını kaldıramamak
Aşırı iş yükü altında ezilmiş olmak.
I'm completely snowed under this week, can it wait?
Bu hafta işten başımı kaldıramıyorum, bekleyebilir mi?
- 65climb the corporate ladderidiominformal
kariyer basamaklarını tırmanmak
Bir şirkette kademeleri düzenli biçimde çıkarak daha üst görevlere yükselmek.
He's spent fifteen years climbing the corporate ladder.
On beş yılını kariyer basamaklarını tırmanarak geçirdi.
- 66executivenounneutral
üst düzey yönetici
Bir kuruluşta yönetim yetkisi olan üst düzey kişi.
The decision was made by a handful of executives behind closed doors.
Karar, kapalı kapılar ardında bir avuç üst düzey yönetici tarafından alındı.
- 67red tapenounneutral
kırtasiyecilik
İşleri yavaşlatan aşırı bürokrasi ve resmî kurallar.
There's so much red tape involved in getting anything approved.
Herhangi bir şeyi onaylatmak müthiş bir kırtasiyecilik gerektiriyor.
- 68micromanageverbneutral
mikro yönetim yapmak
Birinin işinin her küçük ayrıntısını, genellikle rahatsız edici biçimde denetlemek.
Nobody can work properly when the boss micromanages every email.
Patron her e-postaya karışıp mikro yönetim yaptığında kimse düzgün çalışamaz.
- 69layoffnounneutralAmerican English
işten çıkarma (Amerikan İngilizcesi)
Bir görevin kaldırılması ya da iş azlığı nedeniyle işini kaybetme anlamında kullanılan Amerikan İngilizcesi sözcük; görevin kaldırıldığı durumda İngiliz karşılığı redundancy'dir.
The factory announced a wave of layoffs after the merger fell through.
Birleşme suya düşünce fabrika bir dizi işten çıkarma açıkladı.
- 70flextimenounneutralAmerican English
esnek çalışma saatleri (Amerikan yazımı)
Çalışanların başlama ve bitiş saatlerini belirli sınırlar içinde kendilerinin seçmesine olanak tanıyan düzenin Amerikan yazımı; İngiliz yazımı flexitime biçimindedir.
Thanks to flextime, I can start at seven and be home before rush hour.
Esnek çalışma saatleri sayesinde yediye başlayıp trafiğe yakalanmadan eve dönebiliyorum.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Ofiste konuşulan İngilizce, ders kitabındaki İngilizceyle aynı değildir. Meslek adları, ofis, toplantı, teslim tarihi, yönetici ve iş arkadaşı; işe almak, başvurmak, mülakata girmek, istifa etmek; maaş, mesai, yarı zamanlı ve tam zamanlı çalışma düzeni orta ve ileri seviyeye göre seçildi. İşinizi anlatırken ya da gününüzü planlarken kelime aramazsınız. İş görüşmesine hazırlananların ilk uğrağı.
İş ve kariyer için diğer seviyeler
C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi
Seyahat ve ulaşım
69 kelimeDuygular ve hisler
71 kelimeSağlık ve tıp
67 kelimeEğitim ve öğrenim
64 kelimeTeknoloji ve internet
70 kelimeMedya ve eğlence
70 kelimeİlişkiler ve sosyal hayat
87 kelimeÇevre ve doğa
80 kelimePara ve finans
54 kelimeSiyaset ve toplum
71 kelimeBilim ve araştırma
64 kelimeİş dünyası ve ekonomi
71 kelimeSanat ve kültür
67 kelimeHukuk ve adalet
71 kelimeSoyut kavramlar
66 kelimeDeyimler ve kalıp ifadeler
85 kelimeResmî ve yazılı dil
65 kelime