İş dünyası ve ekonomi
Şirketler, pazarlar, ticaret ve toplantı masasının dili.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
71 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1stakeholdernounformal
paydaş
Bir işletmede ya da projede çıkarı veya ilgisi bulunan kişi veya grup.
We need to consult all key stakeholders before making any changes to the supply chain.
Tedarik zincirinde herhangi bir değişiklik yapmadan önce bütün kilit paydaşlara danışmamız gerekiyor.
- 2subsidiarynounformal
bağlı ortaklık
Daha büyük bir ana şirket tarafından kontrol edilen şirket.
The tech giant acquired a small AI firm and turned it into a wholly owned subsidiary.
Teknoloji devi küçük bir yapay zekâ firmasını satın alarak onu tamamen kendisine ait bir bağlı ortaklığa dönüştürdü.
- 3conglomeratenounformal
holding
Birbirinden farklı birkaç işletmeden oluşan büyük şirket.
Samsung is a massive conglomerate with interests ranging from electronics to shipbuilding.
Samsung, elektronikten gemi inşasına kadar uzanan alanlarda faaliyet gösteren dev bir holdingdir.
- 4mergernounformal
birleşme
İki şirketin tek bir tüzel kişilik altında bir araya gelmesi.
The merger between the two airlines created the third-largest carrier in the world.
İki havayolu arasındaki birleşme, dünyanın üçüncü büyük taşıyıcısını ortaya çıkardı.
- 5acquisitionnounformal
devralma
Bir şirketin başka bir şirket tarafından satın alınması.
The acquisition of the startup cost them nearly two billion dollars.
Girişimin devralınması onlara neredeyse iki milyar dolara mal oldu.
- 6shareholdernounformal
hissedar
Bir şirkette hisse sahibi olan kişi.
Shareholders voted overwhelmingly in favour of the new CEO at the annual general meeting.
Hissedarlar, olağan genel kurulda yeni genel müdürün atanması yönünde ezici bir çoğunlukla oy kullandı.
- 7board of directorsnoun phraseformal
yönetim kurulu
Bir şirketin faaliyetlerini denetlemek üzere seçilen yönetim organı.
The board of directors approved a restructuring plan that would eliminate 3,000 positions.
Yönetim kurulu, 3.000 pozisyonu ortadan kaldıracak bir yeniden yapılanma planını onayladı.
- 8leveragenounformal
kaldıraç
Bir konumdan elde edilen güç ya da üstünlük; veya borçlanılan sermayenin kullanımı.
Having exclusive distribution rights gives us considerable leverage in negotiations.
Münhasır dağıtım hakkına sahip olmamız, müzakerelerde bize ciddi bir üstünlük sağlıyor.
- 9diversifyverbneutral
çeşitlendirmek
Riski azaltmak için bir işi farklı alanlara ya da ürünlere yaymak.
The oil company is looking to diversify into renewable energy sources.
Petrol şirketi, yenilenebilir enerji kaynaklarına açılarak faaliyetlerini çeşitlendirmek istiyor.
- 10outsourceverbneutral
dış kaynağa vermek
Bir işi şirket içinde yapmak yerine sözleşmeyle dışarıdaki bir şirkete yaptırmak.
They decided to outsource their customer service operations to a call centre in Manila.
Müşteri hizmetleri faaliyetlerini Manila'daki bir çağrı merkezine vermeye karar verdiler.
- 11streamlineverbneutral
sadeleştirmek
Bir süreci ya da kuruluşu basitleştirerek daha verimli hale getirmek.
We've streamlined the approval process so that new projects can get started within a week.
Onay sürecini sadeleştirdik; artık yeni projeler bir hafta içinde başlayabiliyor.
- 12downsizeverbneutral
küçülmeye gitmek
Çalışan sayısını ya da faaliyetlerin ölçeğini azaltmak.
The company was forced to downsize after losing its biggest contract.
Şirket, en büyük sözleşmesini kaybettikten sonra küçülmek zorunda kaldı.
- 13restructureverbformal
yeniden yapılandırmak
Bir şirketin ya da sistemin yapısını kökten yeniden düzenlemek.
The new CEO's first priority was to restructure the company's debt before it became unmanageable.
Yeni genel müdürün ilk önceliği, içinden çıkılmaz hale gelmeden şirketin borcunu yeniden yapılandırmaktı.
- 14tariffnounformal
gümrük vergisi
İthal ya da ihraç edilen mallara uygulanan vergi.
The new tariffs on steel imports have significantly increased manufacturing costs.
Çelik ithalatına getirilen yeni gümrük vergileri imalat maliyetlerini ciddi biçimde artırdı.
- 15supply chainnoun phraseneutral
tedarik zinciri
Bir ürünün ham maddeden tüketiciye ulaşana kadar üretilmesi ve teslim edilmesi sürecinin tamamı.
The pandemic exposed just how fragile global supply chains really are.
Pandemi, küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi.
- 16procurementnounformal
satın alma, tedarik
Genellikle bir işletme için mal ya da hizmet edinme süreci.
The procurement department negotiated a 15% discount on raw materials.
Satın alma departmanı ham maddelerde yüzde 15 indirim aldı.
- 17monetaryadjectiveformal
parasal
Parayla ya da para birimiyle, özellikle bir merkez bankasının politikalarıyla ilgili.
The central bank tightened monetary policy by raising interest rates to combat inflation.
Merkez bankası, enflasyonla mücadele için faizleri artırarak para politikasını sıkılaştırdı.
- 18equitynounformal
özkaynak
Bir şirketteki mülkiyetin değeri ya da bu mülkiyeti temsil eden paylar.
The founders retained 60% equity in the company after the first round of funding.
Kurucular, ilk yatırım turunun ardından şirketteki yüzde 60'lık payını korudu.
- 19volatilitynounformal
volatilite
Özellikle piyasalarda hızlı ve öngörülemez değişim eğilimi.
Market volatility has increased sharply in response to geopolitical tensions.
Jeopolitik gerilimlerin etkisiyle piyasa oynaklığı hızla arttı.
- 20austeritynounformal
kemer sıkma
Kamu harcamalarını azaltmayı amaçlayan katı devlet ekonomi politikaları.
Years of austerity left public services severely underfunded.
Yıllarca süren kemer sıkma, kamu hizmetlerini ciddi biçimde kaynaksız bıraktı.
- 21stagnationnounformal
durgunluk
Ekonomik büyümenin ya da faaliyetin çok az olduğu veya hiç olmadığı dönem.
The country has experienced economic stagnation for nearly a decade.
Ülke neredeyse on yıldır ekonomik durgunluk yaşıyor.
- 22turnovernounneutral
ciro
Bir işletmenin toplam geliri ya da çalışanların ayrılıp yerlerine yenilerinin geldiği hız.
The company reported an annual turnover of £50 million, up 12% from the previous year.
Şirket, bir önceki yıla göre yüzde 12 artışla 50 milyon sterlinlik yıllık ciro açıkladı.
- 23venture capitalnoun phraseformal
girişim sermayesi
Yüksek büyüme potansiyeli olan erken aşamadaki şirketlere sağlanan finansman.
The startup secured $10 million in venture capital to scale its operations.
Girişim, faaliyetlerini büyütmek için 10 milyon dolarlık girişim sermayesi sağladı.
- 24dividendnounformal
temettü
Bir şirketin kârından hissedarlarına yaptığı ödeme.
The company declared a dividend of 45 pence per share.
Şirket, hisse başına 45 peni temettü dağıtacağını açıkladı.
- 25monopolynounneutral
tekel
Bir piyasada bir mal ya da hizmet üzerinde münhasır denetim.
Critics argue that the tech giant has effectively established a monopoly in online advertising.
Eleştirmenler, teknoloji devinin çevrim içi reklamcılıkta fiilen tekel kurduğunu savunuyor.
- 26lucrativeadjectiveneutral
kazançlı
Çok yüksek kâr getiren.
The pharmaceutical industry remains one of the most lucrative sectors in the world.
İlaç sektörü dünyanın en kazançlı alanlarından biri olmayı sürdürüyor.
- 27viableadjectiveneutral
uygulanabilir
Başarıyla yürütülebilen; iş bağlamında hayata geçirilmesi mümkün olan.
We need to determine whether the project is commercially viable before committing more resources.
Daha fazla kaynak ayırmadan önce projenin ticari olarak uygulanabilir olup olmadığını belirlememiz gerekiyor.
- 28allocateverbformal
tahsis etmek
Kaynakları ya da fonları belirli bir amaç için dağıtmak.
The board decided to allocate an additional $2 million to research and development.
Yönetim kurulu, araştırma ve geliştirmeye ek olarak 2 milyon dolar tahsis etmeye karar verdi.
- 29capitalize onphrasal verbneutral
fırsattan yararlanmak (Amerikan yazımı)
Bir durumdan ya da fırsattan kâr veya çıkar sağlamak amacıyla yararlanmak.
The company was quick to capitalize on the growing demand for plant-based foods.
Şirket, bitki bazlı gıdalara yönelik artan talebi hızla değerlendirdi.
- 30undercutverbneutral
fiyat kırmak
Mal ya da hizmetleri bir rakipten daha düşük fiyata sunmak.
Foreign manufacturers are undercutting domestic producers by as much as 30%.
Yabancı üreticiler, yerli üreticilerin yüzde 30'a varan oranda altında fiyat veriyor.
- 31markupnounneutral
maliyet üstü kâr
Satış fiyatını belirlemek için maliyet fiyatına eklenen tutar.
Retailers typically apply a markup of around 50% on wholesale prices.
Perakendeciler toptan fiyatların üzerine genellikle yüzde 50 dolayında kâr koyar.
- 32franchisenounneutral
bayilik
Başka bir şirketin markasını ve iş modelini kullanarak işletme yürütme lisansı.
She bought a fast-food franchise and opened three locations within two years.
Bir fast food bayiliği aldı ve iki yıl içinde üç şube açtı.
- 33commoditynounformal
emtia
Alınıp satılabilen ham madde ya da temel ürün.
Oil remains the most traded commodity in the world.
Petrol, dünyada en çok işlem gören emtia olmayı sürdürüyor.
- 34bailoutnounneutral
kurtarma paketi
Çöküşten kurtarmak amacıyla zor durumdaki bir işletmeye ya da ekonomiye verilen mali destek.
The government's bailout of the banking sector was deeply controversial.
Hükümetin bankacılık sektörüne yönelik kurtarma paketi büyük tartışma yarattı.
- 35benchmarknounformal
kıyaslama ölçütü
Nesnelerin kendisiyle karşılaştırılabildiği ya da değerlendirilebildiği bir standart veya referans noktası.
The S&P 500 is widely used as a benchmark for overall market performance.
S&P 500, genel piyasa performansı için yaygın olarak kıyaslama ölçütü kabul edilir.
- 36forecastnounneutral
tahmin
Gelecekteki iş ya da ekonomi koşullarına ilişkin öngörü.
The latest economic forecast suggests GDP growth will slow to 1.2% next year.
Son ekonomik tahmin, gelecek yıl büyümenin yüzde 1,2'ye yavaşlayacağına işaret ediyor.
- 37forecastverbneutral
tahmin etmek
Gelecekteki iş ya da ekonomi koşullarını öngörmek veya kestirmek.
Analysts are forecasting a sharp decline in consumer spending over the next quarter.
Analistler, önümüzdeki çeyrekte tüketici harcamalarında sert bir düşüş öngörüyor.
- 38deficitnounformal
açık (bütçe açığı)
Harcamaların geliri aşan kısmı.
The country's trade deficit widened to a record $80 billion last year.
Ülkenin dış ticaret açığı geçen yıl rekor düzeye, 80 milyar dolara çıktı.
- 39surplusnounformal
fazla (bütçe fazlası)
İhtiyaçlar karşılandıktan sonra artan miktar; gelirin gideri aşması.
Germany has consistently run a trade surplus thanks to its strong export sector.
Almanya, güçlü ihracatı sayesinde istikrarlı biçimde dış ticaret fazlası verdi.
- 40portfolionounformal
portföy
Bir kişinin ya da şirketin elinde tuttuğu yatırım veya ürün yelpazesi.
The company has expanded its product portfolio to include sustainable packaging solutions.
Şirket, sürdürülebilir ambalaj çözümlerini de kapsayacak şekilde ürün portföyünü genişletti.
- 41break evenverb phraseneutral
başabaş noktasına ulaşmak
Gelirin maliyetlere eşitlendiği, ne kâr ne zarar bulunan noktaya varmak.
The startup expects to break even within its third year of operation.
Girişim, faaliyetinin üçüncü yılında başabaş noktasına ulaşmayı bekliyor.
- 42revenuenounformal
hasılat
Bir işletmenin giderler düşülmeden önceki toplam geliri.
The company's revenue grew by 18% year on year, driven by strong demand in Asia.
Şirketin hasılatı, Asya'daki güçlü talebin etkisiyle yıllık bazda yüzde 18 arttı.
- 43marginnounneutral
kâr marjı
Maliyet ile satış fiyatı arasındaki farkın gelire oranı.
Our margins have been squeezed by rising raw material costs.
Artan ham madde maliyetleri marjlarımızı sıkıştırdı.
- 44insolvencynounformal
ödeme aczi
Kişinin borçlarını ödeyemez durumda olması.
The company was teetering on the brink of insolvency before the emergency funding came through.
Acil finansman gelene kadar şirket ödeme aczinin eşiğinde duruyordu.
- 45hedgeverbformal
riskten korunmak
Dengeleyici yatırımlar yaparak mali kayba karşı korunmak.
Many airlines hedge against fuel price fluctuations by buying futures contracts.
Birçok havayolu, vadeli işlem sözleşmeleri alarak yakıt fiyatı dalgalanmalarına karşı korunuyor.
- 46due diligencenoun phraseformal
durum tespiti
Bir sözleşme imzalanmadan ya da yatırım yapılmadan önce bir işletmenin ayrıntılı biçimde incelenmesi.
The acquisition fell through after due diligence revealed significant liabilities.
Durum tespiti sırasında ciddi yükümlülükler ortaya çıkınca devralma gerçekleşmedi.
- 47scalableadjectiveneutral
ölçeklenebilir
Büyüklüğü ya da kapsamı verimli biçimde genişletilebilen.
Investors want to see that your business model is scalable before they'll commit funding.
Yatırımcılar, fon vermeden önce iş modelinizin ölçeklenebilir olduğunu görmek ister.
- 48disruptverbneutral
altüst etmek
Yenilik yoluyla bir sektörü ya da pazarı kökten değiştirmek.
Streaming services have completely disrupted the traditional television industry.
Yayın platformları geleneksel televizyon sektörünü tamamen altüst etti.
- 49ROInounneutral
yatırım getirisi
Yatırımın kârlılığını ölçen gösterge: yatırılan paraya karşılık elde edilen kazanç.
The marketing team needs to demonstrate a clear ROI on their digital campaigns.
Pazarlama ekibinin dijital kampanyalarında net bir yatırım getirisi ortaya koyması gerekiyor.
- 50liableadjectiveformal
hukuken sorumlu
Özellikle ticari yükümlülükler bağlamında yasal olarak sorumlu olan.
The directors could be held personally liable if the company is found to have traded while insolvent.
Şirketin ödeme aczi içindeyken ticaret yaptığı tespit edilirse yöneticiler kişisel olarak sorumlu tutulabilir.
- 51liabilitiesnounformal
yükümlülükler
Bir şirketin borçları ve mali yükümlülükleri.
The company's liabilities now exceed its assets, which is a serious red flag for investors.
Şirketin yükümlülükleri artık varlıklarını aşıyor; bu, yatırımcılar için ciddi bir tehlike işareti.
- 52inflateverbneutral
şişirmek
Fiyatları, maliyetleri ya da değerleri yapay veya aşırı biçimde artırmak.
Critics accused the company of inflating its revenue figures to attract investors.
Eleştirmenler şirketi, yatırımcı çekmek için gelir rakamlarını şişirmekle suçladı.
- 53deregulationnounformal
kuralsızlaştırma
Bir sektörde devlet düzenlemelerinin kaldırılması.
Deregulation of the airline industry led to lower fares but also increased consolidation.
Havayolu sektöründeki kuralsızlaştırma bilet fiyatlarını düşürdü, ancak birleşmeleri de artırdı.
- 54incentivizeverbformal
teşvik etmek (Amerikan yazımı)
Ödüller ya da menfaatler yoluyla harekete geçirmek veya özendirmek.
The government plans to incentivize green investment through tax breaks.
Hükümet, vergi indirimleriyle yeşil yatırımı özendirmeyi planlıyor.
- 55consortiumnounformal
konsorsiyum
Ortak bir amaç için bir araya gelen şirketler ya da kuruluşlar grubu.
A consortium of banks agreed to provide the $5 billion in financing needed for the project.
Bir bankalar konsorsiyumu, proje için gereken 5 milyar dolarlık finansmanı sağlamayı kabul etti.
- 56yieldnounformal
getiri
Bir yatırımın sağladığı gelir; genellikle yüzde olarak ifade edilir.
Bond yields have been falling steadily as investors seek safe-haven assets.
Yatırımcılar güvenli limanlara yöneldikçe tahvil getirileri istikrarlı biçimde geriliyor.
- 57auditnounformal
denetim
Bir şirketin mali hesaplarının resmi olarak incelenmesi.
The annual audit revealed several discrepancies in the company's expense reports.
Yıllık denetim, şirketin masraf raporlarında birkaç tutarsızlık ortaya çıkardı.
- 58compliancenounformal
mevzuata uyum
İş hayatında yasalara, düzenlemelere ya da standartlara uyma.
The company faces heavy fines for non-compliance with data protection regulations.
Şirket, veri koruma düzenlemelerine uymadığı için ağır para cezalarıyla karşı karşıya.
- 59entrepreneurnounneutral
girişimci
Riskin büyük bölümünü üstlenerek iş kuran ve yürüten kişi.
She's a serial entrepreneur who has founded four companies in the last decade.
Son on yılda dört şirket kurmuş seri bir girişimci.
- 60start-upnounneutral
girişim (yeni kurulan şirket)
Özellikle hızla büyümeyi hedefleyen, yeni kurulmuş işletme.
The start-up raised $30 million in its Series A funding round.
Girişim, A serisi yatırım turunda 30 milyon dolar topladı.
- 61leverageverbneutral
avantaj olarak kullanmak
Bir şeyden azami ölçüde yararlanmak.
We need to leverage our existing customer base to drive sales of the new product line.
Yeni ürün grubunun satışlarını artırmak için mevcut müşteri tabanımızdan yararlanmalıyız.
- 62liquidateverbformal
tasfiye etmek
Bir işletmeyi, varlıklarını satarak kapatmak.
The court ordered the insolvent firm to liquidate all remaining assets.
Mahkeme, ödeme aczindeki firmanın kalan bütün varlıklarını tasfiye etmesine hükmetti.
- 63fiscaladjectiveformal
mali
Devlet gelirleriyle, özellikle vergilerle ya da genel olarak mali konularla ilgili.
The government introduced a series of fiscal measures to stimulate economic recovery.
Hükümet, ekonomik toparlanmayı desteklemek için bir dizi mali önlem açıkladı.
- 64overheadsnounneutral
genel giderler (İngiliz İngilizcesi)
Bir işletmeyi yürütmenin, doğrudan üretime bağlı olmayan sürekli maliyetleri.
Moving to a smaller office was part of a broader effort to reduce overheads.
Daha küçük bir ofise taşınmak, genel giderleri azaltma çabasının bir parçasıydı.
- 65depreciationnounformal
amortisman (değer kaybı)
Bir varlığın zaman içinde değer yitirmesi ya da bir para biriminin değerinin düşmesi.
The depreciation of the machinery is factored into our annual accounts.
Makinelerin amortismanı yıllık hesaplarımıza yansıtılıyor.
- 66bottom linenoun phraseneutral
net kâr, işin özü
Bir hesabın nihai toplamı ya da bir konudaki temel ve en önemli etken.
Cost-cutting measures improved the bottom line by £4 million in the second half of the year.
Maliyet kısma önlemleri, yılın ikinci yarısında net kârı 4 milyon sterlin artırdı.
- 67sanctionsnounformal
yaptırımlar
Bir hükümetin başka bir ülkeye ya da kuruluşa uyguladığı ceza veya kısıtlayıcı önlem.
International sanctions have severely limited the country's ability to trade on global markets.
Uluslararası yaptırımlar, ülkenin küresel piyasalarda ticaret yapma imkânını ciddi biçimde daralttı.
- 68floatverbformal
halka arz etmek
Bir şirketin hisselerini ilk kez borsada satışa sunmak.
The company plans to float on the London Stock Exchange later this year.
Şirket, bu yılın ilerleyen aylarında Londra Borsası'nda halka arz edilmeyi planlıyor.
- 69overheadnounneutralAmerican English
genel giderler (Amerikan İngilizcesi)
Kira ve faturalar gibi dolaylı işletme maliyetleri için Amerikan İngilizcesinde sayılamayan bir isim olarak kullanılan sözcük; İngiliz İngilizcesinde genellikle çoğul 'overheads' biçimi tercih edilir.
We moved to a smaller office to cut our overhead during the downturn.
Durgunluk döneminde sabit işletme maliyetlerimizi azaltmak için daha küçük bir ofise taşındık.
- 70capitalise onverbneutralBritish English
fırsattan yararlanmak (İngiliz yazımı)
Bir fırsattan ya da avantajdan kendi çıkarına yararlanmak anlamındaki deyimsel fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı; Amerikan İngilizcesinde 'capitalize on' biçiminde yazılır.
The firm was quick to capitalise on its rival's supply-chain problems.
Firma, rakibinin tedarik zinciri sorunlarından hızla yararlandı.
- 71incentiviseverbneutralBritish English
teşvik etmek (İngiliz yazımı)
İstenen bir davranış için güdü ya da mali özendirme sağlamak anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı; Amerikan İngilizcesinde 'incentivize' biçiminde yazılır.
The board introduced bonuses to incentivise managers to hit their targets.
Yönetim kurulu, müdürleri hedeflerine ulaşmaya güdülemek için prim sistemi getirdi.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Toplantı odası ile piyasa aynı pakette buluşuyor. Şirket yapısı ve unvanlar, müşteri ilişkileri, yönetmek, pazarlık etmek, piyasaya sürmek, yatırım yapmak; ithalat, ihracat, rekabet, kâr, zarar; ekonomi, büyüme, durgunluk, sektör. Kelimeler orta-ileri ve ileri seviyedekiler için derlendi; rapor yazarken ya da sunum yaparken ihtiyaç duyduğunuz resmî ve net dili kazandırıyor. Kurul önünde doğru kelimeyi bulmakta zorlanmazsınız.
İş dünyası ve ekonomi için diğer seviyeler
C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi
Seyahat ve ulaşım
69 kelimeDuygular ve hisler
71 kelimeSağlık ve tıp
67 kelimeİş ve kariyer
70 kelimeEğitim ve öğrenim
64 kelimeTeknoloji ve internet
70 kelimeMedya ve eğlence
70 kelimeİlişkiler ve sosyal hayat
87 kelimeÇevre ve doğa
80 kelimePara ve finans
54 kelimeSiyaset ve toplum
71 kelimeBilim ve araştırma
64 kelimeSanat ve kültür
67 kelimeHukuk ve adalet
71 kelimeSoyut kavramlar
66 kelimeDeyimler ve kalıp ifadeler
85 kelimeResmî ve yazılı dil
65 kelime