Sağlık ve tıp
Şikâyetinizi anlatın, doktora gidin, iyi kalmaktan söz edin.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
67 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1acuteadjectivetechnicalformal
akut
Şiddetli olan ve aniden ortaya çıkan bir hastalığı ya da belirtiyi anlatır; tıpta 'chronic' teriminin karşıtıdır.
She was admitted with acute appendicitis and rushed straight into surgery.
Akut apandisitle yatırıldı ve doğruca ameliyata alındı.
- 2onsetnounformaltechnical
başlangıç
Bir hastalığın ya da rahatsızlığın ortaya çıkmaya başladığı an; belirtilerin tıbbi anlatımında sık kullanılır.
The sudden onset of the headache worried the doctors more than its severity.
Baş ağrısının ansızın başlaması doktorları şiddetinden çok daha fazla endişelendirdi.
- 3flare upphrasal verbneutral
alevlenmek
Kronik bir rahatsızlığın ya da belirtinin sessiz bir dönemin ardından aniden ağırlaşması için kullanılır.
My eczema tends to flare up whenever I'm under a lot of stress.
Egzamam ne zaman yoğun stres altında olsam alevleniyor.
- 4boutnounneutral
hastalık dönemi
Bir hastalığın çekildiği kısa dönem; genellikle 'bir dönem' anlamında kullanılır.
She's just getting over a nasty bout of bronchitis.
Ağır bir bronşit dönemini daha yeni atlattı.
- 5relapsenounformaltechnical
nüks
Görünürde iyileşmenin ardından bir hastalığın ya da bağımlılığın geri dönmesi.
Just when we thought she was recovering, she suffered a sudden relapse.
Tam iyileştiğini düşünürken ani bir nüks yaşadı.
- 6remissionnounformaltechnical
remisyon
Ciddi bir hastalığın, özellikle kanserin belirtilerinin azaldığı ya da kaybolduğu dönem.
After two gruelling years of treatment, she's finally in remission.
İki yıllık çetin bir tedavinin ardından sonunda remisyona girdi.
- 7prognosisnounformaltechnical
prognoz
Bir doktorun hastalığın nasıl seyredeceğine dair öngörüsü; teşhisten farklıdır.
The prognosis is good, provided he follows the treatment carefully.
Tedaviyi dikkatle uygularsa prognoz iyi.
- 8malignantadjectivetechnicalformal
kötü huylu
Kanserli olan ve yayılma ihtimali bulunan bir tümörü ya da uru anlatır.
The biopsy confirmed that the lump was malignant.
Biyopsi kitlenin kötü huylu olduğunu doğruladı.
- 9benignadjectivetechnicalformal
iyi huylu
Kanserli olmayan ve yayılmayacak bir uru anlatır; kötü huylunun karşıtıdır.
To everyone's relief, the tumour turned out to be benign.
Herkesin rahatlamasına yol açacak biçimde tümörün iyi huylu olduğu anlaşıldı.
- 10chemotherapynountechnicalneutral
kemoterapi
Kanserin güçlü ilaçlarla tedavi edilmesi; günlük konuşmada çoğu zaman 'kemo' diye kısaltılır.
She lost her hair during a long course of chemotherapy.
Uzun bir kemoterapi süreci boyunca saçlarını kaybetti.
- 11inflammationnountechnicalneutral
iltihap
Vücudun bir bölgesinde yaralanmaya ya da enfeksiyona tepki olarak ortaya çıkan kızarıklık, sıcaklık ve şişlik.
The medication is designed to reduce inflammation in the joints.
İlaç eklemlerdeki iltihabı azaltmak için geliştirildi.
- 12inflamedadjectivetechnicalneutral
iltihaplı
Yaralanma ya da enfeksiyon yüzünden kızarmış, sıcak ve şişmiş bir vücut bölgesini anlatır.
Her throat was so inflamed she could barely swallow.
Boğazı o kadar iltihaplıydı ki güçlükle yutkunabiliyordu.
- 13excruciatingadjectiveneutral
dayanılmaz
Son derece şiddetli ve neredeyse katlanılamaz bir ağrıyı anlatır.
The pain in my lower back was absolutely excruciating.
Belimdeki ağrı resmen dayanılmazdı.
- 14naggingadjectiveneutralcolloquial
inatçı (ağrı)
Hafif ama sürekli olan ve bir türlü geçmeyen bir ağrıyı ya da rahatsızlığı anlatır.
I've had a nagging pain in my shoulder for weeks now.
Haftalardır omzumda inatçı bir ağrı var.
- 15queasyadjectiveinformalneutral
midesi bulanık
Hafifçe rahatsız hisseden ve kusma ihtimali olan; tam bir mide bulantısından daha hafiftir.
The smell of the hospital corridor always makes me feel a bit queasy.
Hastane koridorunun kokusu midemi hep biraz bulandırır.
- 16run-downadjectiveinformalcolloquial
bitkin
Genellikle aşırı çalışma ya da stres yüzünden yorgun, güçsüz ve genel olarak keyifsiz hissetme.
You look really run-down; maybe you're coming down with something.
Gerçekten bitkin görünüyorsun, belki bir şeyler kapıyorsundur.
- 17groggyadjectiveinformalcolloquial
sersemlemiş
Genellikle uyandıktan, anesteziden ya da ilaçtan sonra sersem, güçsüz veya dengesiz hissetme.
He was still groggy from the anaesthetic when his family arrived.
Ailesi geldiğinde anestezinin etkisiyle hâlâ sersemlemişti.
- 18numbadjectiveneutral
uyuşmuş
Soğuk, yaralanma ya da anestezi yüzünden vücudun bir bölgesinde hiçbir şey hissedememe.
My whole arm went numb after I slept on it awkwardly.
Kolumun üstünde ters yatınca bütün kolum uyuştu.
- 19fracturenountechnicalneutral
kırık
Kemikte oluşan çatlak ya da kırılma; gündelik dildeki 'kemiği kırılmış' ifadesinden daha kesin bir terimdir.
The X-ray revealed a hairline fracture in his wrist.
Röntgen, bileğinde ince bir çatlak kırık olduğunu ortaya koydu.
- 20concussionnountechnicalneutral
beyin sarsıntısı
Genellikle düşme ya da çarpma sonucu kafaya alınan darbeyle oluşan geçici beyin yaralanması.
He took a knock to the head and was treated for concussion.
Kafasını çarptı ve beyin sarsıntısı nedeniyle tedavi gördü.
- 21traumanountechnicalformal
travma
Ciddi bedensel yaralanma ya da kalıcı etkiler bırakan ağır ruhsal sarsıntı.
The patient was rushed to the trauma unit after the crash.
Hasta kazadan sonra travma birimine yetiştirildi.
- 22seizurenountechnicalneutral
nöbet
Beyinde ani ve denetlenemeyen elektriksel etkinlik patlamasının yol açtığı kasılmalar.
He had an epileptic seizure and was taken to hospital as a precaution.
Sara nöbeti geçirdi ve tedbir amacıyla hastaneye götürüldü.
- 23strokenounneutraltechnical
inme
Beyne giden kan akışının aniden kesilmesi; ciddi bir tıbbi acil durumdur.
Her grandfather had a stroke and lost movement in his left side.
Dedesi inme geçirdi ve sol tarafındaki hareket yeteneğini yitirdi.
- 24cardiac arrestnountechnicalformal
kalp durması
Kalbin aniden durması; tıbben kalp krizinden farklıdır.
The paramedics performed CPR after he went into cardiac arrest.
Kalbi durunca sağlık ekipleri kalp masajı uyguladı.
- 25hypertensionnountechnicalformal
hipertansiyon
Sürekli yüksek seyreden tansiyonun tıbbi adı.
He was prescribed medication to manage his hypertension.
Hipertansiyonunu denetim altında tutmak için ilaç verildi.
- 26immune systemnounneutraltechnical
bağışıklık sistemi
Vücudun enfeksiyon ve hastalıklara karşı doğal savunma ağı.
A balanced diet helps keep your immune system strong.
Dengeli beslenmek bağışıklık sisteminizi güçlü tutmaya yardımcı olur.
- 27outbreaknounneutraltechnical
salgın
Bir hastalığın belirli bir yerde aniden başlayıp yayılması.
There's been an outbreak of measles at the local school.
Mahalledeki okulda kızamık salgını çıktı.
- 28epidemicnounneutraltechnical
epidemi
Bir hastalığın belirli bir dönemde bir toplulukta yaygın biçimde görülmesi.
The country is battling a flu epidemic this winter.
Ülke bu kış grip epidemisiyle boğuşuyor.
- 29pandemicnounneutraltechnical
pandemi
Birçok ülkeye ya da bütün dünyaya yayılmış bir epidemi.
The pandemic transformed the way hospitals manage infection.
Pandemi, hastanelerin enfeksiyonu yönetme biçimini kökten değiştirdi.
- 30quarantinenounneutraltechnical
karantina
Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını durdurmak için uygulanan yalıtım dönemi.
Returning travellers were placed in quarantine for two weeks.
Dönen yolcular iki hafta karantinaya alındı.
- 31sterileadjectivetechnicalneutral
steril
Tıbbi ortamlarda gerekli olduğu üzere bakteri ve mikroplardan tamamen arındırılmış.
The surgeon worked in a perfectly sterile environment.
Cerrah tamamen steril bir ortamda çalıştı.
- 32hygienenounneutraltechnical
hijyen
Sağlığı korumak ve hastalıkları önlemek için temizliğe özen gösterme.
Good hand hygiene is one of the simplest ways to prevent infection.
El hijyenine dikkat etmek, enfeksiyonu önlemenin en basit yollarından biridir.
- 33paramedicnounneutral
paramedik
Hastaları hastaneye götürmeden önce ya da yolda tedavi eden eğitimli acil sağlık görevlisi.
The paramedics stabilised him at the scene before the ambulance left.
Paramedikler ambulans hareket etmeden önce onu olay yerinde stabilize etti.
- 34consultantnounformalneutral
uzman hekim (İngiliz İngilizcesi)
İngiliz İngilizcesinde, belirli bir alanda uzmanlaşmış kıdemli hastane doktoru.
She was referred to a consultant who specialises in heart conditions.
Kalp rahatsızlıkları konusunda uzmanlaşmış bir hekime yönlendirildi.
- 35outpatientnountechnicalneutral
ayaktan hasta
Hastanede geceleyerek kalmadan tedavi gören hasta.
The procedure is done on an outpatient basis, so you'll be home by evening.
İşlem ayaktan yapılıyor, dolayısıyla akşama evinizde olursunuz.
- 36inpatientnountechnicalneutral
yatan hasta
Tedavi süresince hastanede bir ya da daha fazla gece kalan hasta.
As an inpatient, she was monitored around the clock.
Yatan hasta olarak gece gündüz gözlem altında tutuldu.
- 37intensive carenountechnicalneutral
yoğun bakım
Durumu kritik olan hastalara verilen özel hastane tedavisi; çoğu zaman kısaca YBÜ denir.
He spent three days in intensive care after the operation.
Ameliyattan sonra üç gün yoğun bakımda kaldı.
- 38dischargeverbformaltechnical
taburcu etmek
Tedaviden sonra bir hastanın hastaneden ayrılmasına resmen izin vermek.
She was discharged from hospital just two days after surgery.
Ameliyattan sadece iki gün sonra hastaneden taburcu edildi.
- 39referralnounformaltechnical
sevk
Bir hastanın ileri tedavi için bir uzmana ya da başka bir birime gönderilmesi.
Your GP can give you a referral to a dermatologist.
Aile hekiminiz sizi bir cildiyeciye sevk edebilir.
- 40transplantnountechnicalneutral
organ nakli
Bir organı ya da dokuyu bir bedenden başka bir bedene aktarmak için yapılan cerrahi işlem.
He's been on the waiting list for a kidney transplant for two years.
İki yıldır böbrek nakli için bekleme listesinde.
- 41donornounneutraltechnical
bağışçı
Başka bir hastanın tedavisinde kullanılmak üzere kan, organ ya da doku veren kişi.
They're still searching for a suitable bone marrow donor.
Uygun bir kemik iliği bağışçısı aramayı sürdürüyorlar.
- 42transfusionnountechnicalneutral
kan nakli
Bir kişinin kanının başka birinin bedenine aktarılması işlemi.
She needed an urgent blood transfusion after losing so much blood.
Bu kadar kan kaybettikten sonra acilen kan nakline ihtiyacı oldu.
- 43anaestheticnountechnicalneutral
anestezik (İngiliz yazımı)
Ameliyat ya da işlemler sırasında acı duyulmasını engelleyen ilaç; Amerikan yazımı 'anesthetic' biçimindedir.
The procedure is done under general anaesthetic, so you won't feel a thing.
İşlem genel anestezi altında yapılıyor, dolayısıyla hiçbir şey hissetmeyeceksiniz.
- 44sedativenountechnicalneutral
sakinleştirici
Hastayı yatıştıran ya da uykusunu getiren ilaç.
The nurse gave him a mild sedative to help him relax before the scan.
Hemşire, taramadan önce rahatlaması için ona hafif bir sakinleştirici verdi.
- 45placebonountechnicalneutral
plasebo
Tıbbi etkisi olmayan, sahte tedavi olarak verilen ya da ilaç denemelerinde kullanılan madde.
Half the participants were unknowingly given a placebo.
Katılımcıların yarısına haberleri olmadan plasebo verildi.
- 46over-the-counteradjectiveneutral
reçetesiz
Reçete olmadan satın alınabilen ilacı anlatır.
You can get a decent over-the-counter remedy for hay fever.
Saman nezlesi için reçetesiz satılan iyi bir ilaç bulabilirsiniz.
- 47overdosenounneutral
aşırı doz
Kazayla ya da bilerek bir defada alınan tehlikeli miktarda ilaç.
He was rushed to hospital after a suspected overdose.
Aşırı doz aldığı şüphesiyle hastaneye yetiştirildi.
- 48biopsynountechnicalneutral
biyopsi
İnceleme için, çoğu zaman kansere bakmak amacıyla küçük bir doku örneğinin alınması.
The biopsy results should come back within a week.
Biyopsi sonuçlarının bir hafta içinde çıkması gerekiyor.
- 49ailmentnounformalliterary
rahatsızlık
Küçük bir hastalık ya da sağlık sorunu; biraz resmî ya da edebî bir kelimedir.
The clinic treats everyday ailments like coughs, colds and earaches.
Klinik, öksürük, nezle ve kulak ağrısı gibi gündelik rahatsızlıkları tedavi ediyor.
- 50recuperateverbformal
nekahet dönemi geçirmek
Hastalık ya da ameliyattan sonra sağlığı ve gücü yerine gelmek; 'recover' fiilinden daha resmîdir.
She's gone to the coast to recuperate after her operation.
Ameliyatından sonra nekahet dönemini geçirmek için sahile gitti.
- 51bedriddenadjectiveneutralformal
yatalak
Hastalık, yaralanma ya da düşkünlük yüzünden yataktan çıkamayan.
After the fall, her elderly mother was left bedridden for months.
Düşmeden sonra yaşlı annesi aylarca yatalak kaldı.
- 52debilitatingadjectiveformal
güçten düşürücü
Bir kişiyi ciddi biçimde güçsüzleştiren ya da yapabildiklerini kısıtlayan bir rahatsızlığı anlatır.
She suffers from debilitating migraines that keep her off work for days.
Onu günlerce işten alıkoyan, güçten düşürücü migrenler çekiyor.
- 53rehabilitationnounformaltechnical
rehabilitasyon
Hastalık, yaralanma ya da bağımlılıktan sonra sağlığı veya yetiyi yeniden kazandırma süreci; çoğu zaman kısaca 'rehab' denir.
His rehabilitation after the stroke involved months of physiotherapy.
İnmeden sonraki rehabilitasyonu aylarca süren fizyoterapi içerdi.
- 54on the mendidiominformalcolloquial
iyileşme yolunda
Bir hastalık ya da yaralanmadan sonra toparlanmakta ve giderek düzelmekte olan.
Don't worry, she's well on the mend now.
Merak etme, iyice iyileşme yolunda artık.
- 55a clean bill of healthidiomneutralidiomatic
sağlam raporu
Genellikle bir muayeneden sonra, bir kişinin sağlığının yerinde olduğunu bildiren resmî açıklama.
The doctor gave him a clean bill of health after the check-up.
Doktor, kontrolden sonra ona sağlam raporu verdi.
- 56take a turn for the worseidiomneutralidiomatic
durumu kötüye gitmek
Bir hastanın durumu aniden ağırlaştığında söylenir.
He seemed to be recovering, but overnight he took a turn for the worse.
İyileşiyor gibiydi, ama gece boyunca durumu kötüye gitti.
- 57pull throughphrasal verbinformalneutral
atlatmak
Ciddi bir hastalığı, yaralanmayı ya da ameliyatı beklenenin tersine sağ salim geçirmek.
It was touch and go for a while, but the doctors are confident he'll pull through.
Bir süre durumu kritikti, ama doktorlar bunu atlatacağından emin.
- 58fit as a fiddleidiominformalcolloquial
turp gibi
Bedence son derece sağlıklı ve dinç.
At eighty, my grandfather is still fit as a fiddle.
Dedem seksen yaşında hâlâ turp gibi.
- 59back on your feetidiominformalcolloquial
ayağa kalkmak
Bir hastalık ya da zor bir dönemin ardından toparlanıp yeniden sağlıklı olmak.
These antibiotics should have you back on your feet in no time.
Bu antibiyotikler kısa sürede seni ayağa kaldıracaktır.
- 60under the knifeidiominformalidiomatic
ameliyat masasına yatmak
Ameliyat olmak; bir ameliyattan söz etmenin gündelik bir yoludur.
He's going under the knife next week to have his knee repaired.
Dizini onartmak için haftaya ameliyat masasına yatıyor.
- 61nurse back to healthexpressionneutral
bakıp iyileştirmek
Birine hastalığından ya da yaralanmasından kurtulana kadar uzun süre bakmak.
She patiently nursed him back to health after the accident.
Kazadan sonra sabırla ona bakıp iyileştirdi.
- 62insomnianounneutraltechnical
uykusuzluk
Düzenli olarak uyuyamama durumu.
Stress at work has given her chronic insomnia.
İş yerindeki stres onda kronik uykusuzluğa yol açtı.
- 63burnoutnounneutral
tükenmişlik
Uzun süreli stres ya da aşırı çalışmanın yol açtığı bedensel ve duygusal tükenme hâli.
Many healthcare workers are suffering from burnout after years of pressure.
Yıllarca süren baskının ardından pek çok sağlık çalışanı tükenmişlik yaşıyor.
- 64terminaladjectiveformaltechnical
ölümcül (son dönem)
Tedavi edilemeyen ve ölümle sonuçlanacak bir hastalığı anlatır.
He was diagnosed with a terminal illness and given six months to live.
Ölümcül bir hastalık teşhisi kondu ve altı ay ömür biçildi.
- 65throbbingadjective / verbneutral
zonklayan
Kalp atışı gibi düzenli dalgalar hâlinde gelen ağrıyı anlatır.
I woke up with a throbbing pain behind my left eye.
Sol gözümün arkasında zonklayan bir ağrıyla uyandım.
- 66anestheticnounneutralAmerican English
anestezik (Amerikan yazımı)
Ameliyat sırasında acıyı engelleyen ilacın Amerikan İngilizcesindeki yazımı.
The surgeon administered a local anesthetic before stitching the wound.
Cerrah, yarayı dikmeden önce lokal anestezik uyguladı.
- 67attendingnounneutralAmerican English
uzman hekim (Amerikan İngilizcesi)
Hastanede hastaların bakımını denetleyen kıdemli uzman doktor için Amerikan İngilizcesinde kullanılan kelime.
The residents presented each case to the attending during morning rounds.
Asistan doktorlar sabah vizitinde her vakayı uzman hekime sundu.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Yurt dışında rahatsızlandığınız gün sağlık kelimeleri birdenbire hayati hâle gelir. Baş ağrısı, ateş, öksürük gibi şikâyetler; hasta, sağlıklı, yorgun, yaralı gibi durumlar; hastane, eczane, klinik gibi yerler; doktor, hemşire, randevu, reçete ve tedavi gibi terimler başlangıçtan ileri seviyeye uzanan bir kapsamda toplandı. Derdinizi anlatır, size verilen tavsiyeyi de doğru anlarsınız.
Sağlık ve tıp için diğer seviyeler
C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi
Seyahat ve ulaşım
69 kelimeDuygular ve hisler
71 kelimeİş ve kariyer
70 kelimeEğitim ve öğrenim
64 kelimeTeknoloji ve internet
70 kelimeMedya ve eğlence
70 kelimeİlişkiler ve sosyal hayat
87 kelimeÇevre ve doğa
80 kelimePara ve finans
54 kelimeSiyaset ve toplum
71 kelimeBilim ve araştırma
64 kelimeİş dünyası ve ekonomi
71 kelimeSanat ve kültür
67 kelimeHukuk ve adalet
71 kelimeSoyut kavramlar
66 kelimeDeyimler ve kalıp ifadeler
85 kelimeResmî ve yazılı dil
65 kelime