c1Kelime paketi

İlişkiler ve sosyal hayat

Arkadaşlık, flört, aile düzeni ve insan içinde geçen anlar.

87 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

87 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    hit it offphrasal verbinformal

    hemen kaynaşmak

    İki kişinin tanışır tanışmaz birbiriyle anlaşmasını anlatmak için kullanılır.

    We hit it off the moment we started talking about old films.

    Eski filmlerden konuşmaya başladığımız anda kaynaşıverdik.

  • 2
    bondverbneutral

    yakınlık kurmak

    Ortak bir deneyim üzerinden biriyle yakın bir duygusal bağ oluşturmak.

    The two of them really bonded over their shared love of climbing.

    İkisi, ortak tırmanış tutkuları sayesinde gerçekten yakınlık kurdu.

  • 3
    mingleverbneutral

    aralarına karışmak

    Bir sosyal etkinlikte dolaşıp farklı kişilerle konuşmak.

    Stop hiding in the corner and go mingle with the other guests.

    Köşede saklanmayı bırak da diğer misafirlerin arasına karış.

  • 4
    socializeverbneutral

    sosyalleşmek (Amerikan yazımı)

    İş için değil, keyif için başkalarıyla vakit geçirmek.

    After the divorce he barely socialized for a year.

    Boşanmadan sonra bir yıl boyunca neredeyse hiç sosyalleşmedi.

  • 5
    small talknounneutral

    havadan sudan konuşma

    Genellikle çok yakından tanımadığınız kişilerle yapılan, önemsiz konular üzerine hafif ve nazik sohbet.

    I'm hopeless at small talk; I never know what to say to strangers.

    Havadan sudan konuşmada berbatım, yabancılara ne diyeceğimi hiç bilemem.

  • 6
    catch upphrasal verbinformal

    hasret gidermek

    Bir süredir görmediğiniz biriyle son haberleri karşılıklı paylaşmak.

    Let's grab a coffee soon and properly catch up.

    Yakında bir kahve içip doğru dürüst hasret giderelim.

  • 7
    confide inphrasal verbneutral

    sır vermek

    Güvendiğiniz için birine özel duygularınızı ya da sırlarınızı anlatmak.

    She's the only person I can really confide in.

    Gerçekten sır verebileceğim tek kişi o.

  • 8
    heart-to-heartnouninformal

    dertleşme

    Kişisel duygular üzerine yapılan içten ve samimi konuşma.

    We had a long heart-to-heart and cleared up all the misunderstandings.

    Uzun uzun dertleştik ve bütün yanlış anlaşılmaları giderdik.

  • 9
    see eye to eyeidiomneutral

    aynı telden çalmak

    Biriyle tam anlamıyla aynı görüşte olmak; genellikle olumsuz biçimde kullanılır.

    We don't always see eye to eye on politics, but we stay friends.

    Siyasette her zaman aynı telden çalmasak da arkadaş kalıyoruz.

  • 10
    reconcileverbformal

    barışmak

    Ciddi bir anlaşmazlık ya da ayrılığın ardından dostane ilişkileri yeniden kurmak.

    After years apart, the brothers finally reconciled.

    Yıllar süren ayrılığın ardından kardeşler nihayet barıştı.

  • 11
    reconciliationnounformal

    barışma

    Bir kavganın ya da küslüğün ardından ilişkinin yeniden kurulması.

    There was a tearful reconciliation at the airport.

    Havaalanında gözyaşları içinde bir barışma yaşandı.

  • 12
    bickerverbinformal

    didişmek

    Önemsiz, ıvır zıvır konular yüzünden durmadan tartışmak.

    The couple bickered all the way home about who'd forgotten the keys.

    Çift, anahtarları kimin unuttuğu yüzünden eve dönene kadar didişip durdu.

  • 13
    banternouninformal

    şakalaşma

    Birbirinden çekinmeyen kişiler arasındaki takılmalı, esprili laf alışverişi.

    There's always a lot of banter between the lads at training.

    Antrenmanda gençler arasında hep bol bol şakalaşma olur.

  • 14
    fancyverbinformalBritish English

    hoşlanmak

    Birini cinsel ya da romantik açıdan çekici bulmak anlamında, İngiliz İngilizcesine özgü teklifsiz bir terim.

    Go on, admit it — you fancy him.

    Hadi, itiraf et: ondan hoşlanıyorsun.

  • 15
    settle downphrasal verbinformal

    yuva kurmak

    Çoğu zaman uzun süreli bir partner ve bir ev etrafında, düzenli bir hayata başlamak.

    After years of travelling, they decided to settle down and start a family.

    Yıllarca gezdikten sonra yuva kurup çocuk yapmaya karar verdiler.

  • 16
    proposeverbneutral

    evlenme teklif etmek

    Birine resmen evlenme teklifinde bulunmak.

    He proposed on the beach at sunset, ring and all.

    Gün batımında sahilde, yüzüğüyle birlikte evlenme teklif etti.

  • 17
    tie the knotidiominformal

    dünya evine girmek

    Evlenmeyi anlatan teklifsiz ve şakacı bir ifade.

    After ten years together, they're finally going to tie the knot.

    On yıllık birlikteliğin ardından nihayet dünya evine giriyorlar.

  • 18
    soulmatenounneutral

    ruh eşi

    Kendinizi derin ve doğal bir bağla bağlı hissettiğiniz, çoğu zaman kusursuz bir partner sayılan kişi.

    From the day they met, they knew they were soulmates.

    Tanıştıkları günden itibaren ruh eşi olduklarını biliyorlardı.

  • 19
    flingnouninformal

    geçici ilişki

    Bağlılık içermeyen, kısa süreli romantik ya da cinsel ilişki.

    It was just a summer fling; neither of us expected it to last.

    Sadece bir yaz aşkıydı, ikimiz de sürmesini beklemiyorduk.

  • 20
    drift apartphrasal verbneutral

    birbirinden uzaklaşmak

    Genellikle istemeden, zaman içinde birine olan yakınlığın azalması.

    We were inseparable at uni, but we've drifted apart since.

    Üniversitede birbirimizden hiç ayrılmazdık ama o zamandan beri uzaklaştık.

  • 21
    on the rocksidiominformal

    çıkmaza girmiş

    Ciddi sıkıntılar yaşayan bir ilişkiyi anlatmak için kullanılır.

    Everyone could see their marriage was on the rocks.

    Evliliklerinin çıkmaza girdiğini herkes görebiliyordu.

  • 22
    cheat onphrasal verbinformal

    aldatmak

    Gizli bir ilişki yaşayarak romantik partnerine ihanet etmek.

    She found out he'd been cheating on her for months.

    Aylardır kendisini aldattığını öğrendi.

  • 23
    unfaithfuladjectiveneutral

    sadakatsiz

    Birlikteliğinin dışında gizli bir romantik ya da cinsel ilişki yaşayan kişiyi niteler.

    He admitted he'd been unfaithful early in the marriage.

    Evliliğin ilk yıllarında sadakatsiz davrandığını itiraf etti.

  • 24
    faithfuladjectiveneutral

    sadık

    Partnerine bağlı ve vefalı kalan kişiyi niteler.

    They stayed faithful to each other for fifty years.

    Elli yıl boyunca birbirlerine sadık kaldılar.

  • 25
    commitmentnounneutral

    bağlılık

    Ciddi ve kalıcı bir ilişkiyi sürdürmeye yönelik adanmışlık ve isteklilik.

    He's afraid of commitment and panics whenever things get serious.

    Bağlılıktan korkuyor ve işler ciddileştiğinde paniğe kapılıyor.

  • 26
    estrangedadjectiveformal

    arası açılmış

    Bir zamanlar yakın olduğunuz biriyle artık dostça ilişkiler içinde bulunmayan.

    She hadn't spoken to her estranged husband in years.

    Arası açılmış kocasıyla yıllardır konuşmamıştı.

  • 27
    rekindleverbneutral

    yeniden alevlendirmek

    Sönmüş bir romantik duyguyu ya da ilişkiyi yeniden canlandırmak.

    They met again years later and rekindled their romance.

    Yıllar sonra yeniden karşılaştılar ve aşklarını yeniden alevlendirdiler.

  • 28
    get back togetherphrasal verbinformal

    yeniden bir araya gelmek

    Ayrıldıktan sonra romantik ilişkiyi yeniden başlatmak.

    They broke up in spring but got back together by summer.

    İlkbaharda ayrıldılar ama yaza kalmadan yeniden bir araya geldiler.

  • 29
    spousenounformal

    Karı ya da koca için kullanılan nötr ve resmî terim.

    Employees may bring a spouse to the company dinner.

    Çalışanlar şirket yemeğine eşlerini getirebilir.

  • 30
    fiancénounneutral

    nişanlı (erkek)

    Bir kişinin evlenmek üzere nişanlandığı erkek.

    She introduced me to her fiancé at the party.

    Partide beni nişanlısıyla tanıştırdı.

  • 31
    newlywedsnounneutral

    yeni evliler

    Çok kısa süre önce evlenmiş çift.

    The newlyweds are off to Greece for their honeymoon.

    Yeni evliler balayı için Yunanistan'a gidiyor.

  • 32
    vowsnounneutral

    evlilik yeminleri

    Bir çiftin düğün sırasında birbirine verdiği ciddi sözler.

    They wrote their own vows and read them aloud at the altar.

    Evlilik yeminlerini kendileri yazdı ve nikâhta yüksek sesle okudu.

  • 33
    receptionnounneutral

    düğün (nikâhtan sonraki kutlama)

    Nikâh töreninin ardından misafirlerin kutlaması için verilen davet.

    The ceremony was in the church and the reception at a nearby hotel.

    Tören kilisede, kutlama ise yakındaki bir otelde yapıldı.

  • 34
    best mannounneutral

    sağdıç

    Düğünde damadın yanında duran erkek arkadaş ya da akraba.

    His brother gave a hilarious speech as best man.

    Abisi sağdıç olarak çok komik bir konuşma yaptı.

  • 35
    bridesmaidnounneutral

    nedime

    Düğünde gelinin yanında duran kadın ya da genç kız.

    She asked her two sisters to be bridesmaids.

    İki kız kardeşinden nedimesi olmalarını istedi.

  • 36
    groomnounneutral

    damat

    Düğün günündeki ya da evlenmek üzere olan erkek.

    The groom looked nervous as the bride walked in.

    Gelin içeri girerken damat gergin görünüyordu.

  • 37
    bridenounneutral

    gelin

    Düğün günündeki ya da evlenmek üzere olan kadın.

    The bride wore her grandmother's veil.

    Gelin, büyükannesinin duvağını taktı.

  • 38
    reunionnounneutral

    yeniden buluşma

    Uzun süredir görüşmeyen kişilerin bir araya geldiği sosyal toplantı.

    We're organising a school reunion for the class of 2005.

    2005 mezunları için bir okul buluşması düzenliyoruz.

  • 39
    gatheringnounneutral

    toplantı

    Genellikle sosyal ya da kutlama amaçlı bir insan topluluğu.

    It was an intimate gathering of close friends and family.

    Yakın dostlardan ve aileden oluşan samimi bir toplantıydı.

  • 40
    bashnouninformal

    coşkulu parti

    Kalabalık ve hareketli bir parti için kullanılan teklifsiz sözcük.

    They threw a huge birthday bash at a rooftop bar.

    Çatı katındaki bir barda kocaman, coşkulu bir doğum günü partisi verdiler.

  • 41
    tactfuladjectiveneutral

    incelikli

    Hassas durumları kimseyi kırmadan yönetmekte usta.

    It wasn't very tactful of you to mention his ex.

    Eski sevgilisinden söz etmen pek de incelikli değildi.

  • 42
    beat around the bushidiominformal

    lafı dolandırmak

    Bir konuyu, sıkıntılı ya da tatsız olduğu için doğrudan konuşmaktan kaçınmak.

    Stop beating around the bush and tell me what's wrong.

    Lafı dolandırmayı bırak da neyin var söyle.

  • 43
    clear the airidiominformal

    gerginliği gidermek

    Gerginliği ya da yanlış anlaşılmayı açıkça konuşarak çözmek.

    We need to sit down and clear the air before this gets worse.

    Bu iş daha kötüye gitmeden oturup gerginliği gidermemiz gerek.

  • 44
    bury the hatchetidiominformal

    barış çubuğu tüttürmek

    Uzun süredir devam eden bir kavgayı ya da anlaşmazlığı bitirip barışmak.

    After years of feuding, the two families finally buried the hatchet.

    Yıllar süren husumetin ardından iki aile nihayet barış çubuğu tüttürdü.

  • 45
    hold a grudgeidiominformal

    kin tutmak

    Geçmişteki bir haksızlık yüzünden birine karşı kızgınlık beslemeyi sürdürmek.

    She's not the type to hold a grudge; she forgives easily.

    Kin tutan biri değildir, kolay affeder.

  • 46
    resentmentnounneutral

    hınç

    Haksızlığa uğramaktan doğan, içte biriken acı öfke duygusu.

    Years of unspoken resentment eventually destroyed the friendship.

    Yıllarca dile getirilmeyen hınç sonunda arkadaşlığı bitirdi.

  • 47
    the silent treatmentnouninformal

    konuşmama cezası

    Kızgınlığını göstermek için biriyle bilerek konuşmama. Türkçede bunun tek sözcüklük yerleşik bir karşılığı yoktur; genellikle küsüp konuşmamak diye anlatılır.

    She gave me the silent treatment for a whole week.

    Bana tam bir hafta boyunca konuşmama cezası verdi.

  • 48
    nagverbinformal

    dırdır etmek

    Birini can sıkıcı biçimde durmadan eleştirmek ya da uyarmak.

    She's always nagging me about leaving dishes in the sink.

    Bulaşıkları lavaboda bıraktığım için bana hep dırdır ediyor.

  • 49
    sulkverbinformal

    somurtmak

    Bir şeye üzüldüğü için sessizce huysuzlanıp içine kapanmak.

    He's been sulking in his room ever since I said no.

    Hayır dediğimden beri odasında somurtuyor.

  • 50
    snap atphrasal verbinformal

    çıkışmak

    Birine ansızın öfkeli ve sert bir biçimde konuşmak.

    I'm sorry I snapped at you — I've had a terrible day.

    Sana çıkıştığım için özür dilerim, berbat bir gün geçirdim.

  • 51
    ventverbinformal

    içini boşaltmak

    Güçlü duyguları, özellikle de biriken öfkeyi konuşarak dışa vurmak.

    She just needed to vent about her boss for ten minutes.

    Patronu hakkında on dakika içini boşaltması yetiyordu.

  • 52
    consoleverbneutral

    teselli etmek

    Üzgün ya da hayal kırıklığına uğramış birini avutmak.

    Nothing I said could console her after the breakup.

    Ayrılıktan sonra söylediğim hiçbir şey onu teselli edemedi.

  • 53
    empathizeverbneutral

    empati kurmak (Amerikan yazımı)

    Bir başkasının duygularını kendi duygularıymış gibi anlamak ve paylaşmak.

    Having been through it myself, I can really empathize with her.

    Aynısını ben de yaşadığım için onunla gerçekten empati kurabiliyorum.

  • 54
    reassureverbneutral

    içini rahatlatmak

    Birinin daha az endişelenmesini ya da kendini daha güvende hissetmesini sağlayacak bir şey söylemek veya yapmak.

    He reassured her that nothing would change between them.

    Aralarında hiçbir şeyin değişmeyeceğini söyleyerek içini rahatlattı.

  • 55
    stand byphrasal verbneutral

    yanında olmak

    Zor zamanlarda birine sadık kalmak ve onu desteklemek.

    She stood by him throughout the whole scandal.

    Skandal boyunca hep onun yanında oldu.

  • 56
    stick up forphrasal verbinformal

    arka çıkmak

    Eleştirilen ya da saldırıya uğrayan birini savunmak.

    Thanks for sticking up for me in that meeting.

    O toplantıda bana arka çıktığın için teşekkürler.

  • 57
    count onphrasal verbneutral

    bel bağlamak

    Birinin yardım edeceğine ya da beklediğiniz şeyi yapacağına güvenmek.

    You can always count on her in a crisis.

    Kriz anında ona her zaman bel bağlayabilirsin.

  • 58
    confrontverbneutral

    yüzleşmek

    Birinin davranışını sorgulamak için onunla doğrudan karşı karşıya gelmek.

    She finally confronted him about the lies.

    Sonunda yalanlar konusunda onunla yüzleşti.

  • 59
    confrontationnounneutral

    hesaplaşma

    İnsanlar arasında düşmanca ya da tartışmalı bir karşılaşma veya durum.

    He'll do anything to avoid a confrontation.

    Bir hesaplaşmadan kaçınmak için her şeyi yapar.

  • 60
    mediateverbformal

    arabuluculuk yapmak

    Bir anlaşmazlıkta iki taraf arasına girerek anlaşmaya varmalarına yardım etmek.

    A counsellor was brought in to mediate between the couple.

    Çift arasında arabuluculuk yapması için bir danışman çağrıldı.

  • 61
    networkingnounneutral

    ilişki ağı kurma

    Yararlı mesleki ya da sosyal bağlantılar oluşturmak amacıyla insanlarla tanışma etkinliği.

    A lot of business gets done through informal networking.

    Pek çok iş, gayriresmî ilişki ağları sayesinde yürüyor.

  • 62
    like-mindedadjectiveneutral

    benzer düşünen

    Başkalarıyla benzer zevkleri, görüşleri ya da tutumları paylaşan.

    The club is a great way to meet like-minded people.

    Kulüp, benzer düşünen insanlarla tanışmak için harika bir yol.

  • 63
    close-knitadjectiveneutral

    sıkı sıkıya bağlı

    Üyeleri arasında güçlü bağlar bulunan ve birbirini destekleyen bir topluluğu niteler.

    They're a very close-knit group of friends.

    Birbirine sıkı sıkıya bağlı bir arkadaş grubudurlar.

  • 64
    mutualadjectiveneutral

    karşılıklı

    İki ya da daha çok kişi tarafından paylaşılan ya da birbirlerine karşı eşit ölçüde duyulan.

    We were introduced by a mutual friend.

    Bizi ortak bir arkadaşımız tanıştırdı.

  • 65
    wooverbliterary

    kur yapmak

    Birini, çoğu zaman ilgi ve cazibeyle romantik olarak etkilemeye çalışmak.

    He spent months trying to woo her with flowers and letters.

    Aylarca çiçekler ve mektuplarla ona kur yapmaya çalıştı.

  • 66
    courtshipnounformal

    flört dönemi

    Bir çiftin evlilikten önce romantik ilişkisini geliştirdiği dönem.

    After a whirlwind courtship, they married within the year.

    Baş döndürücü bir flört döneminin ardından yıl dolmadan evlendiler.

  • 67
    infatuationnounneutral

    geçici tutku

    Birine duyulan yoğun ama kısa ömürlü tutku ya da hayranlık.

    It was just a teenage infatuation, nothing more.

    Sadece ergenlik çağının geçici bir tutkusuydu, fazlası değil.

  • 68
    talk things throughidiominformal

    enine boyuna konuşmak

    Bir sorunu çözebilmek için biriyle baştan sona, ayrıntılı biçimde konuşmak.

    Instead of storming off, we sat down and talked things through.

    Kapıyı çarpıp gitmek yerine oturup meseleyi enine boyuna konuştuk.

  • 69
    bring upphrasal verbneutral

    konuyu açmak

    Bir konuyu konuşma sırasında dile getirmek ya da gündeme sokmak.

    I didn't want to bring it up at dinner, but we need to talk.

    Yemekte bu konuyu açmak istemedim ama konuşmamız gerek.

  • 70
    hash outphrasal verbinformal

    masaya yatırmak

    Bir anlaşmaya ya da karara varmak için bir konuyu enine boyuna görüşmek.

    We spent the whole afternoon hashing out the wedding plans.

    Bütün öğleden sonrayı düğün planlarını masaya yatırarak geçirdik.

  • 71
    head over heelsidiominformal

    sırılsıklam âşık

    Tamamen ve derinden âşık olma durumunu anlatmak için kullanılır.

    He's absolutely head over heels in love with her.

    Ona resmen sırılsıklam âşık.

  • 72
    have a crush onidiominformal

    abayı yakmak

    Birine karşı güçlü, çoğu zaman geçici bir romantik ilgi duymak.

    I had a crush on my history teacher at school.

    Okulda tarih öğretmenime abayı yakmıştım.

  • 73
    elopeverbneutral

    kaçarak evlenmek

    Çoğu zaman ailenin onayı olmadan, gizlice kaçıp evlenmek.

    Rather than plan a huge wedding, they decided to elope.

    Kocaman bir düğün planlamak yerine kaçarak evlenmeye karar verdiler.

  • 74
    propose a toastidiomneutral

    kadeh kaldırmak

    İnsanlara, birinin şerefine kadehlerini kaldırıp içmelerini önermek.

    I'd like to propose a toast to the happy couple.

    Mutlu çiftin şerefine kadeh kaldırmak istiyorum.

  • 75
    RSVPverbneutral

    davete yanıt vermek

    Katılıp katılmayacağınızı bildirmek üzere bir davete yanıt vermek.

    Please RSVP by the end of the month so we can confirm numbers.

    Sayıyı kesinleştirebilmemiz için lütfen ay sonuna kadar davete yanıt verin.

  • 76
    bluntadjectiveneutral

    dobra

    Düşündüğünü, bazen kırıcı olacak kadar dolaysız biçimde söyleyen.

    To be blunt, I don't think the relationship is working.

    Dobra konuşayım: bence bu ilişki yürümüyor.

  • 77
    candidadjectiveneutral

    açık yürekli

    Özellikle zor ya da kişisel bir konuda dürüst ve açık olan.

    In a candid moment, she admitted she still loved him.

    Açık yürekli bir anında onu hâlâ sevdiğini itiraf etti.

  • 78
    give someone the cold shoulderidiominformal

    yüz vermemek

    Birini bilerek görmezden gelmek ya da ona soğuk davranmak.

    Ever since the argument, she's been giving me the cold shoulder.

    Tartışmadan bu yana bana hiç yüz vermiyor.

  • 79
    patch things upphrasal verbinformal

    arayı düzeltmek

    Bir anlaşmazlığın ardından ilişkiyi onarmak.

    They argued badly but managed to patch things up the next day.

    Fena tartıştılar ama ertesi gün arayı düzeltmeyi başardılar.

  • 80
    make amendsidiomneutral

    telafi etmek

    Birine yaptığınız bir haksızlığın karşılığını vermek için bir şey yapmak.

    He sent flowers in an attempt to make amends.

    Telafi etmek amacıyla çiçek gönderdi.

  • 81
    sympathizeverbneutral

    acısını paylaşmak (Amerikan yazımı)

    Zor durumdaki birinin duygularını paylaşmak ya da anlamak.

    I really sympathize with you — divorce is never easy.

    Acını gerçekten paylaşıyorum: boşanmak hiçbir zaman kolay değildir.

  • 82
    kindred spiritnounliterary

    ruh ikizi

    İlgi alanları ve tutumları sizinkine çok benzeyen kişi.

    We met at a poetry reading and instantly recognised a kindred spirit.

    Bir şiir dinletisinde tanıştık ve anında bir ruh ikizi bulduğumu anladım.

  • 83
    get something off your chestidiominformal

    içini dökmek

    Rahatlamak için, sizi bir süredir kaygılandıran şeyi birine anlatmak.

    I need to get something off my chest — I've been holding it in for weeks.

    İçimi dökmem gerek: haftalardır bunu içimde tutuyorum.

  • 84
    falloutnouninformal

    olumsuz yansımalar

    Bir tartışmanın ya da olayın ardından ortaya çıkan olumsuz sonuçlar ve bozulan ilişkiler.

    The fallout from their argument lasted for months.

    Tartışmalarının olumsuz yansımaları aylarca sürdü.

  • 85
    socialiseverbneutralBritish English

    sosyalleşmek (İngiliz yazımı)

    Başkalarıyla toplumsal ilişki kurmak ve onlarla boş vakit geçirmek anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.

    Since moving to a remote village, they rarely get the chance to socialise with other couples.

    Ücra bir köye taşındıklarından beri başka çiftlerle sosyalleşme fırsatını nadiren buluyorlar.

  • 86
    empathiseverbneutralBritish English

    empati kurmak (İngiliz yazımı)

    Bir başkasının duygularıyla özdeşleşmek ve onu anlamak anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.

    Having been through a painful divorce herself, she could truly empathise with her friend's heartbreak.

    Kendisi de sancılı bir boşanma yaşadığı için arkadaşının kalp kırıklığıyla gerçekten empati kurabiliyordu.

  • 87
    sympathiseverbneutralBritish English

    acısını paylaşmak (İngiliz yazımı)

    Birinin yaşadığı zorluk karşısında ona şefkat duymak anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.

    We all sympathise with him after the sudden breakdown of his engagement.

    Nişanının ansızın bozulmasının ardından hepimiz onun acısını paylaşıyoruz.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Arkadaşlık kurmak, flört etmek, evlenmek, tartışmak ve barışmak... İnsan ilişkilerinin her aşamasının kendi sözcükleri var; bu paket onları B1'den C1'e doğru taşıyor. Özür dilemek, affetmek, uzlaşmak gibi anlaşmazlık dilini; ikna etmek, önermek, katılmak ve katılmamak gibi iletişim fiillerini; parti, düğün, kutlama gibi sosyal olayları tek tek çalışırsınız. Hassas konuşmaları bile incelikle yürütür, yakın dostluklarınızı yabancı dilde sürdürürsünüz.

İlişkiler ve sosyal hayat için diğer seviyeler

C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi