İlişkiler ve sosyal hayat
Arkadaşlık, flört, aile düzeni ve insan içinde geçen anlar.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
87 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1hit it offphrasal verbinformal
hemen kaynaşmak
İki kişinin tanışır tanışmaz birbiriyle anlaşmasını anlatmak için kullanılır.
We hit it off the moment we started talking about old films.
Eski filmlerden konuşmaya başladığımız anda kaynaşıverdik.
- 2bondverbneutral
yakınlık kurmak
Ortak bir deneyim üzerinden biriyle yakın bir duygusal bağ oluşturmak.
The two of them really bonded over their shared love of climbing.
İkisi, ortak tırmanış tutkuları sayesinde gerçekten yakınlık kurdu.
- 3mingleverbneutral
aralarına karışmak
Bir sosyal etkinlikte dolaşıp farklı kişilerle konuşmak.
Stop hiding in the corner and go mingle with the other guests.
Köşede saklanmayı bırak da diğer misafirlerin arasına karış.
- 4socializeverbneutral
sosyalleşmek (Amerikan yazımı)
İş için değil, keyif için başkalarıyla vakit geçirmek.
After the divorce he barely socialized for a year.
Boşanmadan sonra bir yıl boyunca neredeyse hiç sosyalleşmedi.
- 5small talknounneutral
havadan sudan konuşma
Genellikle çok yakından tanımadığınız kişilerle yapılan, önemsiz konular üzerine hafif ve nazik sohbet.
I'm hopeless at small talk; I never know what to say to strangers.
Havadan sudan konuşmada berbatım, yabancılara ne diyeceğimi hiç bilemem.
- 6catch upphrasal verbinformal
hasret gidermek
Bir süredir görmediğiniz biriyle son haberleri karşılıklı paylaşmak.
Let's grab a coffee soon and properly catch up.
Yakında bir kahve içip doğru dürüst hasret giderelim.
- 7confide inphrasal verbneutral
sır vermek
Güvendiğiniz için birine özel duygularınızı ya da sırlarınızı anlatmak.
She's the only person I can really confide in.
Gerçekten sır verebileceğim tek kişi o.
- 8heart-to-heartnouninformal
dertleşme
Kişisel duygular üzerine yapılan içten ve samimi konuşma.
We had a long heart-to-heart and cleared up all the misunderstandings.
Uzun uzun dertleştik ve bütün yanlış anlaşılmaları giderdik.
- 9see eye to eyeidiomneutral
aynı telden çalmak
Biriyle tam anlamıyla aynı görüşte olmak; genellikle olumsuz biçimde kullanılır.
We don't always see eye to eye on politics, but we stay friends.
Siyasette her zaman aynı telden çalmasak da arkadaş kalıyoruz.
- 10reconcileverbformal
barışmak
Ciddi bir anlaşmazlık ya da ayrılığın ardından dostane ilişkileri yeniden kurmak.
After years apart, the brothers finally reconciled.
Yıllar süren ayrılığın ardından kardeşler nihayet barıştı.
- 11reconciliationnounformal
barışma
Bir kavganın ya da küslüğün ardından ilişkinin yeniden kurulması.
There was a tearful reconciliation at the airport.
Havaalanında gözyaşları içinde bir barışma yaşandı.
- 12bickerverbinformal
didişmek
Önemsiz, ıvır zıvır konular yüzünden durmadan tartışmak.
The couple bickered all the way home about who'd forgotten the keys.
Çift, anahtarları kimin unuttuğu yüzünden eve dönene kadar didişip durdu.
- 13banternouninformal
şakalaşma
Birbirinden çekinmeyen kişiler arasındaki takılmalı, esprili laf alışverişi.
There's always a lot of banter between the lads at training.
Antrenmanda gençler arasında hep bol bol şakalaşma olur.
- 14fancyverbinformalBritish English
hoşlanmak
Birini cinsel ya da romantik açıdan çekici bulmak anlamında, İngiliz İngilizcesine özgü teklifsiz bir terim.
Go on, admit it — you fancy him.
Hadi, itiraf et: ondan hoşlanıyorsun.
- 15settle downphrasal verbinformal
yuva kurmak
Çoğu zaman uzun süreli bir partner ve bir ev etrafında, düzenli bir hayata başlamak.
After years of travelling, they decided to settle down and start a family.
Yıllarca gezdikten sonra yuva kurup çocuk yapmaya karar verdiler.
- 16proposeverbneutral
evlenme teklif etmek
Birine resmen evlenme teklifinde bulunmak.
He proposed on the beach at sunset, ring and all.
Gün batımında sahilde, yüzüğüyle birlikte evlenme teklif etti.
- 17tie the knotidiominformal
dünya evine girmek
Evlenmeyi anlatan teklifsiz ve şakacı bir ifade.
After ten years together, they're finally going to tie the knot.
On yıllık birlikteliğin ardından nihayet dünya evine giriyorlar.
- 18soulmatenounneutral
ruh eşi
Kendinizi derin ve doğal bir bağla bağlı hissettiğiniz, çoğu zaman kusursuz bir partner sayılan kişi.
From the day they met, they knew they were soulmates.
Tanıştıkları günden itibaren ruh eşi olduklarını biliyorlardı.
- 19flingnouninformal
geçici ilişki
Bağlılık içermeyen, kısa süreli romantik ya da cinsel ilişki.
It was just a summer fling; neither of us expected it to last.
Sadece bir yaz aşkıydı, ikimiz de sürmesini beklemiyorduk.
- 20drift apartphrasal verbneutral
birbirinden uzaklaşmak
Genellikle istemeden, zaman içinde birine olan yakınlığın azalması.
We were inseparable at uni, but we've drifted apart since.
Üniversitede birbirimizden hiç ayrılmazdık ama o zamandan beri uzaklaştık.
- 21on the rocksidiominformal
çıkmaza girmiş
Ciddi sıkıntılar yaşayan bir ilişkiyi anlatmak için kullanılır.
Everyone could see their marriage was on the rocks.
Evliliklerinin çıkmaza girdiğini herkes görebiliyordu.
- 22cheat onphrasal verbinformal
aldatmak
Gizli bir ilişki yaşayarak romantik partnerine ihanet etmek.
She found out he'd been cheating on her for months.
Aylardır kendisini aldattığını öğrendi.
- 23unfaithfuladjectiveneutral
sadakatsiz
Birlikteliğinin dışında gizli bir romantik ya da cinsel ilişki yaşayan kişiyi niteler.
He admitted he'd been unfaithful early in the marriage.
Evliliğin ilk yıllarında sadakatsiz davrandığını itiraf etti.
- 24faithfuladjectiveneutral
sadık
Partnerine bağlı ve vefalı kalan kişiyi niteler.
They stayed faithful to each other for fifty years.
Elli yıl boyunca birbirlerine sadık kaldılar.
- 25commitmentnounneutral
bağlılık
Ciddi ve kalıcı bir ilişkiyi sürdürmeye yönelik adanmışlık ve isteklilik.
He's afraid of commitment and panics whenever things get serious.
Bağlılıktan korkuyor ve işler ciddileştiğinde paniğe kapılıyor.
- 26estrangedadjectiveformal
arası açılmış
Bir zamanlar yakın olduğunuz biriyle artık dostça ilişkiler içinde bulunmayan.
She hadn't spoken to her estranged husband in years.
Arası açılmış kocasıyla yıllardır konuşmamıştı.
- 27rekindleverbneutral
yeniden alevlendirmek
Sönmüş bir romantik duyguyu ya da ilişkiyi yeniden canlandırmak.
They met again years later and rekindled their romance.
Yıllar sonra yeniden karşılaştılar ve aşklarını yeniden alevlendirdiler.
- 28get back togetherphrasal verbinformal
yeniden bir araya gelmek
Ayrıldıktan sonra romantik ilişkiyi yeniden başlatmak.
They broke up in spring but got back together by summer.
İlkbaharda ayrıldılar ama yaza kalmadan yeniden bir araya geldiler.
- 29spousenounformal
eş
Karı ya da koca için kullanılan nötr ve resmî terim.
Employees may bring a spouse to the company dinner.
Çalışanlar şirket yemeğine eşlerini getirebilir.
- 30fiancénounneutral
nişanlı (erkek)
Bir kişinin evlenmek üzere nişanlandığı erkek.
She introduced me to her fiancé at the party.
Partide beni nişanlısıyla tanıştırdı.
- 31newlywedsnounneutral
yeni evliler
Çok kısa süre önce evlenmiş çift.
The newlyweds are off to Greece for their honeymoon.
Yeni evliler balayı için Yunanistan'a gidiyor.
- 32vowsnounneutral
evlilik yeminleri
Bir çiftin düğün sırasında birbirine verdiği ciddi sözler.
They wrote their own vows and read them aloud at the altar.
Evlilik yeminlerini kendileri yazdı ve nikâhta yüksek sesle okudu.
- 33receptionnounneutral
düğün (nikâhtan sonraki kutlama)
Nikâh töreninin ardından misafirlerin kutlaması için verilen davet.
The ceremony was in the church and the reception at a nearby hotel.
Tören kilisede, kutlama ise yakındaki bir otelde yapıldı.
- 34best mannounneutral
sağdıç
Düğünde damadın yanında duran erkek arkadaş ya da akraba.
His brother gave a hilarious speech as best man.
Abisi sağdıç olarak çok komik bir konuşma yaptı.
- 35bridesmaidnounneutral
nedime
Düğünde gelinin yanında duran kadın ya da genç kız.
She asked her two sisters to be bridesmaids.
İki kız kardeşinden nedimesi olmalarını istedi.
- 36groomnounneutral
damat
Düğün günündeki ya da evlenmek üzere olan erkek.
The groom looked nervous as the bride walked in.
Gelin içeri girerken damat gergin görünüyordu.
- 37bridenounneutral
gelin
Düğün günündeki ya da evlenmek üzere olan kadın.
The bride wore her grandmother's veil.
Gelin, büyükannesinin duvağını taktı.
- 38reunionnounneutral
yeniden buluşma
Uzun süredir görüşmeyen kişilerin bir araya geldiği sosyal toplantı.
We're organising a school reunion for the class of 2005.
2005 mezunları için bir okul buluşması düzenliyoruz.
- 39gatheringnounneutral
toplantı
Genellikle sosyal ya da kutlama amaçlı bir insan topluluğu.
It was an intimate gathering of close friends and family.
Yakın dostlardan ve aileden oluşan samimi bir toplantıydı.
- 40bashnouninformal
coşkulu parti
Kalabalık ve hareketli bir parti için kullanılan teklifsiz sözcük.
They threw a huge birthday bash at a rooftop bar.
Çatı katındaki bir barda kocaman, coşkulu bir doğum günü partisi verdiler.
- 41tactfuladjectiveneutral
incelikli
Hassas durumları kimseyi kırmadan yönetmekte usta.
It wasn't very tactful of you to mention his ex.
Eski sevgilisinden söz etmen pek de incelikli değildi.
- 42beat around the bushidiominformal
lafı dolandırmak
Bir konuyu, sıkıntılı ya da tatsız olduğu için doğrudan konuşmaktan kaçınmak.
Stop beating around the bush and tell me what's wrong.
Lafı dolandırmayı bırak da neyin var söyle.
- 43clear the airidiominformal
gerginliği gidermek
Gerginliği ya da yanlış anlaşılmayı açıkça konuşarak çözmek.
We need to sit down and clear the air before this gets worse.
Bu iş daha kötüye gitmeden oturup gerginliği gidermemiz gerek.
- 44bury the hatchetidiominformal
barış çubuğu tüttürmek
Uzun süredir devam eden bir kavgayı ya da anlaşmazlığı bitirip barışmak.
After years of feuding, the two families finally buried the hatchet.
Yıllar süren husumetin ardından iki aile nihayet barış çubuğu tüttürdü.
- 45hold a grudgeidiominformal
kin tutmak
Geçmişteki bir haksızlık yüzünden birine karşı kızgınlık beslemeyi sürdürmek.
She's not the type to hold a grudge; she forgives easily.
Kin tutan biri değildir, kolay affeder.
- 46resentmentnounneutral
hınç
Haksızlığa uğramaktan doğan, içte biriken acı öfke duygusu.
Years of unspoken resentment eventually destroyed the friendship.
Yıllarca dile getirilmeyen hınç sonunda arkadaşlığı bitirdi.
- 47the silent treatmentnouninformal
konuşmama cezası
Kızgınlığını göstermek için biriyle bilerek konuşmama. Türkçede bunun tek sözcüklük yerleşik bir karşılığı yoktur; genellikle küsüp konuşmamak diye anlatılır.
She gave me the silent treatment for a whole week.
Bana tam bir hafta boyunca konuşmama cezası verdi.
- 48nagverbinformal
dırdır etmek
Birini can sıkıcı biçimde durmadan eleştirmek ya da uyarmak.
She's always nagging me about leaving dishes in the sink.
Bulaşıkları lavaboda bıraktığım için bana hep dırdır ediyor.
- 49sulkverbinformal
somurtmak
Bir şeye üzüldüğü için sessizce huysuzlanıp içine kapanmak.
He's been sulking in his room ever since I said no.
Hayır dediğimden beri odasında somurtuyor.
- 50snap atphrasal verbinformal
çıkışmak
Birine ansızın öfkeli ve sert bir biçimde konuşmak.
I'm sorry I snapped at you — I've had a terrible day.
Sana çıkıştığım için özür dilerim, berbat bir gün geçirdim.
- 51ventverbinformal
içini boşaltmak
Güçlü duyguları, özellikle de biriken öfkeyi konuşarak dışa vurmak.
She just needed to vent about her boss for ten minutes.
Patronu hakkında on dakika içini boşaltması yetiyordu.
- 52consoleverbneutral
teselli etmek
Üzgün ya da hayal kırıklığına uğramış birini avutmak.
Nothing I said could console her after the breakup.
Ayrılıktan sonra söylediğim hiçbir şey onu teselli edemedi.
- 53empathizeverbneutral
empati kurmak (Amerikan yazımı)
Bir başkasının duygularını kendi duygularıymış gibi anlamak ve paylaşmak.
Having been through it myself, I can really empathize with her.
Aynısını ben de yaşadığım için onunla gerçekten empati kurabiliyorum.
- 54reassureverbneutral
içini rahatlatmak
Birinin daha az endişelenmesini ya da kendini daha güvende hissetmesini sağlayacak bir şey söylemek veya yapmak.
He reassured her that nothing would change between them.
Aralarında hiçbir şeyin değişmeyeceğini söyleyerek içini rahatlattı.
- 55stand byphrasal verbneutral
yanında olmak
Zor zamanlarda birine sadık kalmak ve onu desteklemek.
She stood by him throughout the whole scandal.
Skandal boyunca hep onun yanında oldu.
- 56stick up forphrasal verbinformal
arka çıkmak
Eleştirilen ya da saldırıya uğrayan birini savunmak.
Thanks for sticking up for me in that meeting.
O toplantıda bana arka çıktığın için teşekkürler.
- 57count onphrasal verbneutral
bel bağlamak
Birinin yardım edeceğine ya da beklediğiniz şeyi yapacağına güvenmek.
You can always count on her in a crisis.
Kriz anında ona her zaman bel bağlayabilirsin.
- 58confrontverbneutral
yüzleşmek
Birinin davranışını sorgulamak için onunla doğrudan karşı karşıya gelmek.
She finally confronted him about the lies.
Sonunda yalanlar konusunda onunla yüzleşti.
- 59confrontationnounneutral
hesaplaşma
İnsanlar arasında düşmanca ya da tartışmalı bir karşılaşma veya durum.
He'll do anything to avoid a confrontation.
Bir hesaplaşmadan kaçınmak için her şeyi yapar.
- 60mediateverbformal
arabuluculuk yapmak
Bir anlaşmazlıkta iki taraf arasına girerek anlaşmaya varmalarına yardım etmek.
A counsellor was brought in to mediate between the couple.
Çift arasında arabuluculuk yapması için bir danışman çağrıldı.
- 61networkingnounneutral
ilişki ağı kurma
Yararlı mesleki ya da sosyal bağlantılar oluşturmak amacıyla insanlarla tanışma etkinliği.
A lot of business gets done through informal networking.
Pek çok iş, gayriresmî ilişki ağları sayesinde yürüyor.
- 62like-mindedadjectiveneutral
benzer düşünen
Başkalarıyla benzer zevkleri, görüşleri ya da tutumları paylaşan.
The club is a great way to meet like-minded people.
Kulüp, benzer düşünen insanlarla tanışmak için harika bir yol.
- 63close-knitadjectiveneutral
sıkı sıkıya bağlı
Üyeleri arasında güçlü bağlar bulunan ve birbirini destekleyen bir topluluğu niteler.
They're a very close-knit group of friends.
Birbirine sıkı sıkıya bağlı bir arkadaş grubudurlar.
- 64mutualadjectiveneutral
karşılıklı
İki ya da daha çok kişi tarafından paylaşılan ya da birbirlerine karşı eşit ölçüde duyulan.
We were introduced by a mutual friend.
Bizi ortak bir arkadaşımız tanıştırdı.
- 65wooverbliterary
kur yapmak
Birini, çoğu zaman ilgi ve cazibeyle romantik olarak etkilemeye çalışmak.
He spent months trying to woo her with flowers and letters.
Aylarca çiçekler ve mektuplarla ona kur yapmaya çalıştı.
- 66courtshipnounformal
flört dönemi
Bir çiftin evlilikten önce romantik ilişkisini geliştirdiği dönem.
After a whirlwind courtship, they married within the year.
Baş döndürücü bir flört döneminin ardından yıl dolmadan evlendiler.
- 67infatuationnounneutral
geçici tutku
Birine duyulan yoğun ama kısa ömürlü tutku ya da hayranlık.
It was just a teenage infatuation, nothing more.
Sadece ergenlik çağının geçici bir tutkusuydu, fazlası değil.
- 68talk things throughidiominformal
enine boyuna konuşmak
Bir sorunu çözebilmek için biriyle baştan sona, ayrıntılı biçimde konuşmak.
Instead of storming off, we sat down and talked things through.
Kapıyı çarpıp gitmek yerine oturup meseleyi enine boyuna konuştuk.
- 69bring upphrasal verbneutral
konuyu açmak
Bir konuyu konuşma sırasında dile getirmek ya da gündeme sokmak.
I didn't want to bring it up at dinner, but we need to talk.
Yemekte bu konuyu açmak istemedim ama konuşmamız gerek.
- 70hash outphrasal verbinformal
masaya yatırmak
Bir anlaşmaya ya da karara varmak için bir konuyu enine boyuna görüşmek.
We spent the whole afternoon hashing out the wedding plans.
Bütün öğleden sonrayı düğün planlarını masaya yatırarak geçirdik.
- 71head over heelsidiominformal
sırılsıklam âşık
Tamamen ve derinden âşık olma durumunu anlatmak için kullanılır.
He's absolutely head over heels in love with her.
Ona resmen sırılsıklam âşık.
- 72have a crush onidiominformal
abayı yakmak
Birine karşı güçlü, çoğu zaman geçici bir romantik ilgi duymak.
I had a crush on my history teacher at school.
Okulda tarih öğretmenime abayı yakmıştım.
- 73elopeverbneutral
kaçarak evlenmek
Çoğu zaman ailenin onayı olmadan, gizlice kaçıp evlenmek.
Rather than plan a huge wedding, they decided to elope.
Kocaman bir düğün planlamak yerine kaçarak evlenmeye karar verdiler.
- 74propose a toastidiomneutral
kadeh kaldırmak
İnsanlara, birinin şerefine kadehlerini kaldırıp içmelerini önermek.
I'd like to propose a toast to the happy couple.
Mutlu çiftin şerefine kadeh kaldırmak istiyorum.
- 75RSVPverbneutral
davete yanıt vermek
Katılıp katılmayacağınızı bildirmek üzere bir davete yanıt vermek.
Please RSVP by the end of the month so we can confirm numbers.
Sayıyı kesinleştirebilmemiz için lütfen ay sonuna kadar davete yanıt verin.
- 76bluntadjectiveneutral
dobra
Düşündüğünü, bazen kırıcı olacak kadar dolaysız biçimde söyleyen.
To be blunt, I don't think the relationship is working.
Dobra konuşayım: bence bu ilişki yürümüyor.
- 77candidadjectiveneutral
açık yürekli
Özellikle zor ya da kişisel bir konuda dürüst ve açık olan.
In a candid moment, she admitted she still loved him.
Açık yürekli bir anında onu hâlâ sevdiğini itiraf etti.
- 78give someone the cold shoulderidiominformal
yüz vermemek
Birini bilerek görmezden gelmek ya da ona soğuk davranmak.
Ever since the argument, she's been giving me the cold shoulder.
Tartışmadan bu yana bana hiç yüz vermiyor.
- 79patch things upphrasal verbinformal
arayı düzeltmek
Bir anlaşmazlığın ardından ilişkiyi onarmak.
They argued badly but managed to patch things up the next day.
Fena tartıştılar ama ertesi gün arayı düzeltmeyi başardılar.
- 80make amendsidiomneutral
telafi etmek
Birine yaptığınız bir haksızlığın karşılığını vermek için bir şey yapmak.
He sent flowers in an attempt to make amends.
Telafi etmek amacıyla çiçek gönderdi.
- 81sympathizeverbneutral
acısını paylaşmak (Amerikan yazımı)
Zor durumdaki birinin duygularını paylaşmak ya da anlamak.
I really sympathize with you — divorce is never easy.
Acını gerçekten paylaşıyorum: boşanmak hiçbir zaman kolay değildir.
- 82kindred spiritnounliterary
ruh ikizi
İlgi alanları ve tutumları sizinkine çok benzeyen kişi.
We met at a poetry reading and instantly recognised a kindred spirit.
Bir şiir dinletisinde tanıştık ve anında bir ruh ikizi bulduğumu anladım.
- 83get something off your chestidiominformal
içini dökmek
Rahatlamak için, sizi bir süredir kaygılandıran şeyi birine anlatmak.
I need to get something off my chest — I've been holding it in for weeks.
İçimi dökmem gerek: haftalardır bunu içimde tutuyorum.
- 84falloutnouninformal
olumsuz yansımalar
Bir tartışmanın ya da olayın ardından ortaya çıkan olumsuz sonuçlar ve bozulan ilişkiler.
The fallout from their argument lasted for months.
Tartışmalarının olumsuz yansımaları aylarca sürdü.
- 85socialiseverbneutralBritish English
sosyalleşmek (İngiliz yazımı)
Başkalarıyla toplumsal ilişki kurmak ve onlarla boş vakit geçirmek anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.
Since moving to a remote village, they rarely get the chance to socialise with other couples.
Ücra bir köye taşındıklarından beri başka çiftlerle sosyalleşme fırsatını nadiren buluyorlar.
- 86empathiseverbneutralBritish English
empati kurmak (İngiliz yazımı)
Bir başkasının duygularıyla özdeşleşmek ve onu anlamak anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.
Having been through a painful divorce herself, she could truly empathise with her friend's heartbreak.
Kendisi de sancılı bir boşanma yaşadığı için arkadaşının kalp kırıklığıyla gerçekten empati kurabiliyordu.
- 87sympathiseverbneutralBritish English
acısını paylaşmak (İngiliz yazımı)
Birinin yaşadığı zorluk karşısında ona şefkat duymak anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.
We all sympathise with him after the sudden breakdown of his engagement.
Nişanının ansızın bozulmasının ardından hepimiz onun acısını paylaşıyoruz.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Arkadaşlık kurmak, flört etmek, evlenmek, tartışmak ve barışmak... İnsan ilişkilerinin her aşamasının kendi sözcükleri var; bu paket onları B1'den C1'e doğru taşıyor. Özür dilemek, affetmek, uzlaşmak gibi anlaşmazlık dilini; ikna etmek, önermek, katılmak ve katılmamak gibi iletişim fiillerini; parti, düğün, kutlama gibi sosyal olayları tek tek çalışırsınız. Hassas konuşmaları bile incelikle yürütür, yakın dostluklarınızı yabancı dilde sürdürürsünüz.
İlişkiler ve sosyal hayat için diğer seviyeler
C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi
Seyahat ve ulaşım
69 kelimeDuygular ve hisler
71 kelimeSağlık ve tıp
67 kelimeİş ve kariyer
70 kelimeEğitim ve öğrenim
64 kelimeTeknoloji ve internet
70 kelimeMedya ve eğlence
70 kelimeÇevre ve doğa
80 kelimePara ve finans
54 kelimeSiyaset ve toplum
71 kelimeBilim ve araştırma
64 kelimeİş dünyası ve ekonomi
71 kelimeSanat ve kültür
67 kelimeHukuk ve adalet
71 kelimeSoyut kavramlar
66 kelimeDeyimler ve kalıp ifadeler
85 kelimeResmî ve yazılı dil
65 kelime