Seyahat ve ulaşım
Uçak, tren ve otobüsle yol alın; otel ve bilet işlerini halledin.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
71 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1carnounneutral
araba
Az sayıda insanı taşımak için kullanılan, dört tekerlekli kara taşıtı.
We went to the beach by car.
Sahile arabayla gittik.
- 2busnounneutral
otobüs
Belirli bir güzergâh üzerinde çok sayıda yolcu taşıyan büyük kara taşıtı.
I take the bus to work every morning.
Her sabah işe otobüsle gidiyorum.
- 3trainnounneutral
tren
Raylar üzerinde çekilen, birbirine bağlı vagonlardan oluşan dizi.
The train to London leaves at nine.
Londra'ya giden tren dokuzda kalkıyor.
- 4airplanenounneutralAmerican English
uçak (Amerikan yazımı)
Kanatları olan uçan taşıt; Amerikan İngilizcesinde yaygın olan tam biçim.
The airplane took off right on time.
Uçak tam zamanında havalandı.
- 5taxinounneutral
taksi
Sizi bir yere götürmesi için para ödediğiniz araba.
Let's take a taxi, it's raining hard.
Taksiye binelim, yağmur çok kuvvetli yağıyor.
- 6bicyclenounneutral
bisiklet
Pedal çevirerek sürdüğünüz iki tekerlekli taşıt.
She rides her bicycle to school.
Okula bisikletiyle gidiyor.
- 7boatnounneutral
tekne
Su üzerinde yolculuk etmeye yarayan küçük taşıt.
We crossed the lake by boat.
Gölü tekneyle geçtik.
- 8shipnounneutral
gemi
Denizde yolculuk etmeye yarayan büyük tekne.
They sailed to Italy on a big ship.
İtalya'ya büyük bir gemiyle gittiler.
- 9ferrynounneutral
feribot
Belirli bir hatta insanları ve araçları suyun karşı yakasına taşıyan gemi.
We took the ferry to the island.
Adaya feribotla gittik.
- 10undergroundnounneutralBritish English
metro (İngiliz İngilizcesi)
Şehirde yerin altındaki tünellerde işleyen demiryolu sistemi (İngiliz İngilizcesi).
It's faster to take the underground across the city.
Şehrin öbür ucuna gitmek için metroya binmek daha hızlı.
- 11tramnounneutral
tramvay
Sokaktaki raylar üzerinde giden elektrikli taşıt.
You can catch a tram right outside the hotel.
Otelin hemen önünden tramvaya binebilirsin.
- 12ticketnounneutral
bilet
Bir yere seyahat etmek ya da bir yere girmek için ödeme yaptığınızı gösteren kâğıt veya kart.
I bought a return ticket to Paris.
Paris'e gidiş-dönüş bilet aldım.
- 13passportnounneutral
pasaport
Başka ülkelere seyahat etmenizi sağlayan resmî belge.
Don't forget your passport at the airport.
Havaalanında pasaportunu unutma.
- 14visanounneutral
vize
Yabancı bir ülkeye girmenize izin veren resmî işaret ya da belge.
You need a visa to visit that country.
O ülkeyi ziyaret etmek için vize gerekiyor.
- 15luggagenounneutral
bagaj
Seyahat ederken yanınızda taşıdığınız çantalar ve valizler; sayılamayan bir addır.
We left our luggage at the hotel.
Bagajımızı otelde bıraktık.
- 16suitcasenounneutral
valiz
Seyahat ederken kıyafet taşımak için kullanılan, saplı büyük çanta.
My suitcase is too heavy to lift.
Valizim kaldıramayacağım kadar ağır.
- 17backpacknounneutral
sırt çantası
Sırtta taşınan, gezginler arasında yaygın olan çanta.
He carried everything in one small backpack.
Her şeyi tek bir küçük sırt çantasında taşıdı.
- 18reservationnounneutral
rezervasyon
Oda ya da koltuk gibi bir şeyin önceden sizin adınıza ayrılmasını sağlayan düzenleme.
I have a reservation under the name Smith.
Smith adına rezervasyonum var.
- 19bookingnounneutral
yer ayırtma
Otel ya da uçuş gibi bir hizmeti kullanmak için önceden yaptığınız düzenleme.
I cancelled my booking because of the weather.
Hava durumu yüzünden rezervasyonumu iptal ettim.
- 20bookverbneutral
rezervasyon yaptırmak
Oda ya da bilet gibi bir şeyin sizin için ayrılmasını sağlamak.
We booked a hotel near the station.
İstasyonun yakınında bir otel ayırttık.
- 21hotelnounneutral
otel
Seyahat ederken para ödeyip kaldığınız ve uyuduğunuz bina.
We stayed in a small hotel by the sea.
Deniz kenarında küçük bir otelde kaldık.
- 22hostelnounneutral
hostel (gençlik yurdu)
Genellikle ortak odaları olan, genç gezginler arasında yaygın, ucuz konaklama yeri.
The hostel was cheap and very clean.
Hostel ucuzdu ve çok temizdi.
- 23roomnounneutral
oda
Otelde konuğun uyuduğu alan.
Our room is on the third floor.
Odamız üçüncü katta.
- 24single roomnounneutral
tek kişilik oda
Tek kişilik yatağı olan otel odası.
I booked a single room for one night.
Bir gecelik tek kişilik oda ayırttım.
- 25check inphrasal verbneutral
giriş yapmak
Bir otele ya da havaalanına varıp gelişinizi kaydettirmek.
We can check in after two o'clock.
Saat ikiden sonra giriş yapabiliriz.
- 26check-innounneutral
giriş işlemi
Otele ya da havaalanına varışta yapılan kayıt işlemi veya bu işlemin yapıldığı yer.
The check-in desk is over there.
Giriş bankosu şu tarafta.
- 27check outphrasal verbneutral
çıkış yapmak
Konaklamanızın sonunda otelde ödemeyi yapıp ayrılmak.
We have to check out by eleven.
En geç on birde çıkış yapmamız gerekiyor.
- 28guestnounneutral
misafir
Bir otelde kalmakta olan kişi.
The hotel was full of guests in summer.
Otel yazın misafirlerle doluydu.
- 29receptionistnounneutral
resepsiyonist
Otelin ön bürosunda konuklara yardımcı olan kişi.
The receptionist gave us our room key.
Resepsiyonist bize oda anahtarımızı verdi.
- 30departurenounneutral
kalkış
Ayrılma eylemi ya da bir otobüsün, trenin veya uçağın hareket ettiği saat.
The departure time is half past eight.
Kalkış saati sekiz buçuk.
- 31arrivalnounneutral
varış
Varma eylemi ya da bir otobüsün, trenin veya uçağın bir yere ulaştığı saat.
Our arrival time is around midnight.
Varış saatimiz gece yarısı civarı.
- 32delayedadjectiveneutral
gecikmeli
Planlanan saatten daha geç gerçekleşen bir seferi ya da hizmeti niteler.
Our flight is delayed by two hours.
Uçuşumuz iki saat gecikmeli.
- 33cancelverbneutral
iptal etmek
Planlanmış bir etkinliğin ya da hizmetin gerçekleşmeyeceğine karar vermek.
They had to cancel the flight because of the storm.
Fırtına yüzünden uçuşu iptal etmek zorunda kaldılar.
- 34airportnounneutral
havaalanı
Uçakların kalkıp indiği, yolcuların uçağa binip uçaktan indiği yer.
The airport is far from the city centre.
Havaalanı şehir merkezine çok uzak.
- 35bus stopnounneutral
otobüs durağı
Otobüslerin yolcu almak için durduğu, yol kenarındaki yer.
Wait for me at the bus stop.
Beni otobüs durağında bekle.
- 36gatenounneutral
biniş kapısı
Havaalanında yolcuların uçağa binmek için gittiği kapı.
Our flight boards at gate twelve.
Uçuşumuz on iki numaralı kapıdan biniş yapıyor.
- 37flightnounneutral
uçuş
Uçakla yapılan yolculuk.
Our flight to Rome takes three hours.
Roma'ya uçuşumuz üç saat sürüyor.
- 38seatnounneutral
koltuk
Uçakta, trende ya da otobüste oturulacak yer.
I'd like a window seat, please.
Pencere kenarında bir koltuk istiyorum, lütfen.
- 39passengernounneutral
yolcu
Bir taşıtta seyahat eden ama onu kullanmayan kişi.
Every passenger must wear a seatbelt.
Her yolcu emniyet kemeri takmalı.
- 40drivernounneutral
şoför
Bir arabayı, otobüsü ya da başka bir taşıtı kullanan kişi.
The bus driver was very friendly.
Otobüs şoförü çok güler yüzlüydü.
- 41journeynounneutral
yolculuk
Özellikle uzun bir mesafe boyunca bir yerden başka bir yere gitme eylemi.
The journey took us nearly six hours.
Yolculuk neredeyse altı saatimizi aldı.
- 42holidaynounneutralBritish English
tatil (İngiliz İngilizcesi)
İşten uzakta seyahat ettiğiniz ya da dinlendiğiniz zaman dilimi (İngiliz İngilizcesi).
We're going on holiday to Greece.
Tatil için Yunanistan'a gidiyoruz.
- 43vacationnounneutralAmerican English
tatil (Amerikan İngilizcesi)
Seyahat etmek ya da dinlenmek için işten uzakta geçirilen zaman dilimi (Amerikan İngilizcesi).
They spent their vacation in Florida.
Tatillerini Florida'da geçirdiler.
- 44touristnounneutral
turist
Bir yeri tatilde, keyif için ziyaret eden kişi.
The city is full of tourists in summer.
Şehir yazın turistlerle doluyor.
- 45travelverbneutral
seyahat etmek
Özellikle uzun bir mesafe boyunca bir yerden başka bir yere gitmek.
I love to travel to new countries.
Yeni ülkelere seyahat etmeyi seviyorum.
- 46missverbneutral
kaçırmak
Geç kaldığınız için bir otobüse, trene ya da uçağa binememek.
Hurry up, or we'll miss the flight.
Acele et, yoksa uçağı kaçıracağız.
- 47get onphrasal verbneutral
binmek
Bir otobüse, trene ya da uçağa girmek.
We got on the bus at the market.
Otobüse pazarın orada bindik.
- 48get offphrasal verbneutral
inmek
Bir otobüsten, trenden ya da uçaktan ayrılmak.
We get off at the next stop.
Bir sonraki durakta iniyoruz.
- 49boarding passnounneutral
biniş kartı
Giriş işleminden sonra uçağa binmenizi sağlayan kart.
Have your boarding pass ready at the gate.
Kapıda biniş kartını hazır bulundur.
- 50mapnounneutral
harita
Bir bölgenin yollarını, kasabalarını ve diğer özelliklerini gösteren, seyahatte işe yarayan çizim.
Can I have a map of the city, please?
Şehrin haritasını alabilir miyim, lütfen?
- 51abroadadverbneutral
yurt dışında, yurt dışına
Yabancı bir ülkede ya da yabancı bir ülkeye.
She has never travelled abroad.
Hiç yurt dışına seyahat etmedi.
- 52singlenounneutralBritish English
gidiş bileti (İngiliz İngilizcesi)
Yalnızca tek yönlü bir yolculuk için alınan bilet (İngiliz İngilizcesi).
A single to Oxford, please.
Oxford'a bir gidiş bileti, lütfen.
- 53returnnounneutralBritish English
gidiş-dönüş bileti (İngiliz İngilizcesi)
Bir yere gidip geri dönmek için alınan bilet (İngiliz İngilizcesi).
I bought a return to Manchester.
Manchester'a gidiş-dönüş bir bilet aldım.
- 54customsnounneutral
gümrük
Sınırda ya da havaalanında görevlilerin ülkeye ne getirdiğinizi denetlediği yer.
We had to go through customs at the airport.
Havaalanında gümrükten geçmemiz gerekti.
- 55farenounneutral
yol ücreti
Otobüs, tren, taksi ya da uçakla seyahat etmek için ödediğiniz para.
The bus fare went up again this year.
Otobüs ücreti bu yıl yine zamlandı.
- 56planenounneutralAmerican English
uçak (kısa biçim)
Kanatları ve motorları olan uçan taşıt; aeroplane sözcüğünün yaygın kısa biçimi (İngiliz yazımı; Amerikan İngilizcesinde airplane).
Our plane lands in Madrid at noon.
Uçağımız öğlen Madrid'e iniyor.
- 57bikenouninformal
bisiklet ya da motosiklet (günlük dil)
Bisiklet ya da motosiklet için kullanılan, günlük dile ait sözcük.
Do you want to go for a bike ride?
Bisikletle gezmeye çıkmak ister misin?
- 58subwaynounneutralAmerican English
metro (Amerikan İngilizcesi)
Şehir içi yer altı demiryolu (Amerikan İngilizcesi). Yalancı eşdeğer: İngiliz İngilizcesinde 'subway' tren değil, yaya alt geçidi anlamına gelir.
Take the subway and get off at Central Park.
Metroya bin ve Central Park'ta in.
- 59motorbikenounneutralBritish English
motosiklet (İngiliz İngilizcesi)
Motorlu iki tekerlekli taşıt; ağırlıklı olarak İngiliz İngilizcesinde kullanılır (Amerikan İngilizcesinde genellikle motorcycle denir).
He travels around Asia on a motorbike.
Asya'yı motosikletle dolaşıyor.
- 60double roomnounneutral
çift kişilik oda
İki kişi için tek bir geniş yatağı olan otel odası (iki ayrı tek yatağı bulunan twin odadan farklıdır).
We'd like a double room, please.
Çift kişilik bir oda istiyoruz, lütfen.
- 61keynounneutral
anahtar
Otel odasını açıp kilitlemek için kullanılan küçük nesne ya da kart.
I left my room key inside the room.
Oda anahtarımı odanın içinde unuttum.
- 62delaynounneutral
gecikme
Bir şeyin planlanandan daha geç gerçekleştiği durum.
There was a long delay at the airport.
Havaalanında uzun bir gecikme oldu.
- 63stationnounneutral
istasyon
Trenlerin ya da otobüslerin yolcular için durduğu yer.
I'll meet you at the train station.
Seninle tren istasyonunda buluşurum.
- 64platformnounneutral
peron
İstasyonda rayların yanında bulunan, treni beklediğiniz yüksek alan.
The train leaves from platform four.
Tren dört numaralı perondan kalkıyor.
- 65tripnounneutral
gezi
Bir yere gidip geri dönme; çoğu zaman kısa süren ya da belirli bir amaçla yapılan yolculuk.
We went on a trip to the mountains.
Dağlara bir geziye çıktık.
- 66catchverbneutral
yetişmek
Bir otobüse, trene ya da uçağa kalkmadan önce binmek.
We have to run to catch the train.
Trene yetişmek için koşmamız gerekiyor.
- 67boardverbneutral/formal
biniş yapmak
Özellikle resmî bir dille, bir uçağa, gemiye ya da trene binmek.
Passengers can now board the plane.
Yolcular artık uçağa binebilir.
- 68aeroplanenounneutralBritish English
uçak (İngiliz yazımı)
Motorlu hava taşıtı için İngiliz İngilizcesinde kullanılan yazım; Amerikan İngilizcesindeki biçim 'airplane'dir.
The aeroplane landed exactly on time.
Uçak tam zamanında indi.
- 69one-wayadjectiveneutralAmerican English
tek yön (Amerikan İngilizcesi)
Yalnızca tek yönlü seyahat için alınan bilete Amerikan İngilizcesinde verilen ad; İngiliz İngilizcesindeki sözcük 'single'dır.
Can I have a one-way ticket to Boston, please?
Boston'a tek yön bir bilet alabilir miyim, lütfen?
- 70round-tripadjectiveneutralAmerican English
gidiş-dönüş (Amerikan İngilizcesi)
Bir yere gidip dönmek için alınan bilete Amerikan İngilizcesinde verilen ad; İngiliz İngilizcesindeki sözcük 'return'dür.
I bought a round-trip ticket to New York.
New York'a gidiş-dönüş bir bilet aldım.
- 71motorcyclenounneutralAmerican English
motosiklet (Amerikan İngilizcesi)
Motorlu iki tekerlekli taşıt için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük; ağırlıklı olarak İngiliz İngilizcesinde kullanılan sözcük 'motorbike'tır.
He rides his motorcycle to work every day.
Her gün işe motosikletiyle gidiyor.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Bilet, pasaport, bagaj, rezervasyon; otobüs, tren, uçak; otelde giriş ve çıkış; kalkış, varış, rötar. Havalimanında, garda ve resepsiyonda geçen konuşmaların tamamı, başlangıç seviyesinden ileri seviyeye kadar açılan bu pakette. Hem ilk yolculuğunuzda hem de aksayan bir aktarmayı çözmeye çalıştığınızda arkanızda durur. Öğrendiğiniz dili asıl kullanacağınız yer yoldur.
Seyahat ve ulaşım için diğer seviyeler
A2 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi
Selamlaşma ve tanışma
50 kelimeAile ve insanlar
35 kelimeYiyecek ve içecekler
78 kelimeTemel fiiller
101 kelimeTemel sıfatlar ve zarflar
82 kelimeAlışveriş
56 kelimeHava durumu ve mevsimler
47 kelimeGiyim ve aksesuarlar
71 kelimeEv ve yaşam
73 kelimeHobiler ve boş zaman
62 kelimeHayvanlar ve doğa
59 kelimeYön tarifi ve konum
47 kelimeDuygular ve hisler
67 kelimeSağlık ve tıp
63 kelime