Para ve finans
Bankacılık, bütçe, birikim ve gündelik hesap kitap.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
54 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1overdraftnounneutral
kredili mevduat hesabı
Hesabınızda bulunandan fazlasını belli bir limite kadar harcamanıza olanak tanıyan düzenleme; eksiye düşen bakiyenin kendisi.
I went into my overdraft again this month and the bank charged me for it.
Bu ay yine kredili mevduat hesabıma girdim ve banka bunun için benden ücret aldı.
- 2overdrawnadjectiveneutral
eksi bakiyeli
Kullanılabilir tutardan fazlası çekildiği için sıfırın altına düşmüş bir hesabı niteler.
I'm three hundred pounds overdrawn and payday isn't until Friday.
Hesabım üç yüz sterlin ekside ve maaş günü daha cuma.
- 3direct debitexpressionneutral
otomatik ödeme talimatı
Bir şirketin, üzerinde anlaşılan tarihlerde hesabınızdan değişen tutarlar tahsil etmesine izin veren otomatik düzenleme.
I set up a direct debit so I never forget to pay the electricity bill.
Elektrik faturasını ödemeyi hiç unutmayayım diye otomatik ödeme talimatı verdim.
- 4standing orderexpressionneutral
düzenli ödeme talimatı
Bankanıza, birine düzenli aralıklarla sabit bir tutar ödemesi için verdiğiniz talimat.
I pay my share of the rent by standing order on the first of every month.
Kiradaki payımı her ayın birinde düzenli ödeme talimatıyla yatırıyorum.
- 5statementnounneutral
hesap özeti
Bir hesaptaki bütün işlemleri ve bakiyeyi listeleyen, bankadan gelen dönemsel kayıt.
Check your bank statement carefully for any charges you don't recognise.
Tanımadığınız masraflara karşı hesap özetinizi dikkatle inceleyin.
- 6compound interestexpressiontechnicalneutral
bileşik faiz
Hem anaparaya hem de daha önce eklenmiş faize göre hesaplanan, bu yüzden zamanla daha hızlı büyüyen faiz.
Thanks to compound interest, starting to save early makes an enormous difference.
Bileşik faiz sayesinde birikime erken başlamak muazzam bir fark yaratır.
- 7principalnountechnicalneutral
anapara
Faiz eklenmeden önceki hâliyle bir kredinin ya da yatırımın özgün tutarı.
Most of your early repayments cover interest rather than the principal.
İlk taksitlerinizin büyük kısmı anaparayı değil faizi karşılar.
- 8collateralnountechnicalneutral
teminat
Kredi geri ödenmezse alacaklının el koyabileceği, güvence olarak gösterilen mal ya da varlık.
They used their house as collateral for the business loan.
İşletme kredisi için evlerini teminat gösterdiler.
- 9defaultverbtechnicalneutral
temerrüde düşmek
Bir borcun ya da kredinin zorunlu ödemelerini yapamamak.
If you default on the mortgage, the bank can repossess the property.
Konut kredisinde temerrüde düşerseniz banka mülke el koyabilir.
- 10solventadjectiveformaltechnical
ödeme gücü olan
Bütün borçlarını ödemeye yetecek parası olan; mali açıdan sağlam.
After clearing the loan, the household was finally solvent again.
Krediyi kapattıktan sonra hane nihayet yeniden ödeme gücüne kavuştu.
- 11insolventadjectiveformaltechnical
ödeme aczi içinde
Vadesi gelen borçlarını ödeyemeyen; fiilen iflas etmiş.
Mounting debts left them technically insolvent by the spring.
Artan borçlar, ilkbahara gelindiğinde onları teknik olarak ödeme aczi içinde bıraktı.
- 12disposable incomeexpressionneutraltechnical
harcanabilir gelir
Vergiler ve zorunlu faturalar ödendikten sonra harcamaya ya da biriktirmeye kalan para.
With childcare costs so high, we've got almost no disposable income.
Çocuk bakımı bu kadar pahalıyken neredeyse hiç harcanabilir gelirimiz kalmıyor.
- 13frugaladjectiveneutralformal
tutumlu
Parayı dikkatli ve ölçülü kullanan, savurganlıktan kaçınan; genellikle olumlu bir niteleme.
They lead a remarkably frugal life and still manage to travel widely.
Dikkat çekecek kadar tutumlu bir hayat sürüyorlar, yine de bol bol seyahat edebiliyorlar.
- 14thriftyadjectiveneutral
idareli
Parayı öyle iyi yöneten ki neredeyse hiçbir şey ziyan olmaz; becerikli ve hesaplı.
My grandmother was incredibly thrifty and never threw anything away.
Babaannem inanılmaz idareliydi, hiçbir şeyi atmazdı.
- 15splurgeverbinformal
savurganlık yapmak
Çoğu zaman keyfe keder bir şey için bol bol, gönlünce para harcamak.
We decided to splurge on a proper holiday for once.
Bir kereliğine doğru dürüst bir tatil için savurganlık yapmaya karar verdik.
- 16nest eggidiominformal
birikmiş para
Genellikle emeklilik ya da acil durumlar için zaman içinde biriktirilen tutar.
They've built up a decent nest egg for their retirement.
Emeklilikleri için epey iyi bir para biriktirmişler.
- 17rainy day fundexpressioninformal
kara gün akçesi
Özellikle beklenmedik zorluklar ve acil durumlar için ayrılan para.
Always keep a rainy day fund covering three months of expenses.
Her zaman üç aylık giderinizi karşılayacak bir kara gün akçesi bulundurun.
- 18live beyond one's meansidiomneutral
ayağını yorganına göre uzatmamak
Kazandığınızdan ya da gücünüzün yettiğinden fazla para harcamak.
They've been living beyond their means for years and it's catching up with them.
Yıllardır ayaklarını yorganlarına göre uzatmıyorlar ve bunun bedeli artık karşılarına çıkıyor.
- 19tighten one's beltidiominformal
kemerleri sıkmak
Para sıkıntısı yüzünden daha az harcamaya başlamak.
We'll have to tighten our belts until I find another job.
Ben başka bir iş bulana kadar kemerleri sıkmamız gerekecek.
- 20reimburseverbformal
masrafı geri ödemek
Birinin sizin adınıza harcadığı ya da yitirdiği parayı ona geri ödemek.
The company will reimburse you for any travel costs.
Şirket, yol masraflarınızı size geri ödeyecek.
- 21take outphrasal verbneutral
kredi çekmek
Bir kuruluştan kredi, konut kredisi ya da sigorta poliçesi ayarlayıp almak.
They took out a loan to cover the renovation.
Tadilatı karşılamak için kredi çektiler.
- 22foot the billidiominformal
masrafı üstlenmek
Bir şeyin, özellikle pahalı olan ya da başkalarının yararlandığı bir şeyin parasını ödemek.
Guess who ended up footing the bill for the whole party.
Bil bakalım bütün partinin masrafını sonunda kim üstlendi.
- 23chip inphrasal verbinformal
payına düşeni vermek
Ortak bir masraf için başkalarıyla birlikte kendi payınızı koymak.
If everyone chips in a tenner, we can cover the gift.
Herkes onar sterlin koyarsa hediyeyi karşılayabiliriz.
- 24cough upphrasal verbinformal
parayı sökülmek
İstemeye istemeye para ödemek ya da elden çıkarmak.
I had to cough up two hundred quid for the repair.
Tamir için iki yüz papeli sökülmek zorunda kaldım.
- 25dip intophrasal verbinformal
birikime el atmak
Biriktirdiğiniz ya da kenara koyduğunuz paranın bir kısmını kullanmak.
We had to dip into our savings to fix the roof.
Çatıyı onarmak için birikimimize el atmak zorunda kaldık.
- 26recessionnounneutraltechnical
resesyon
Ekonominin küçüldüğü ve iş etkinliğinin aylarca gerilediği dönem.
The country slipped into recession after two quarters of decline.
Ülke, iki çeyreklik daralmanın ardından resesyona girdi.
- 27depreciateverbtechnicalneutral
değer kaybetmek
Arabalar, ekipman ya da bir para birimi gibi, zaman içinde değeri düşmek.
A new car depreciates the moment you drive it off the forecourt.
Sıfır bir araba, galeriden çıktığı anda değer kaybeder.
- 28appreciateverbtechnicalneutral
değer kazanmak
Gayrimenkul, yatırım ya da bir para birimi gibi, zaman içinde değeri yükselmek.
Property in that area has appreciated enormously over the decade.
O bölgedeki konutlar on yıl içinde muazzam değer kazandı.
- 29assetnountechnicalneutral
varlık
Gayrimenkul, birikim ya da yatırım gibi, sahip olduğunuz değerli şey.
Their main asset is the flat they bought years ago.
Başlıca varlıkları yıllar önce aldıkları daire.
- 30liabilitynountechnicalformal
yükümlülük
Başkalarına karşı taşıdığınız borç ya da mali sorumluluk.
Once you subtract your liabilities, your net worth isn't huge.
Yükümlülüklerinizi düştüğünüzde net varlığınız pek de büyük değil.
- 31capitalnountechnicalneutral
sermaye
Yatırıma dönüştürülebilecek ya da daha fazla servet üretmekte kullanılabilecek para veya varlıklar.
You need a fair amount of capital to get started in property.
Gayrimenkul işine girmek için hatırı sayılır bir sermaye gerekir.
- 32yieldnountechnicalneutral
getiri oranı
Bir yatırımın sağladığı, genellikle yüzde olarak ifade edilen gelir ya da kazanç.
These bonds offer a higher yield but carry more risk.
Bu tahviller daha yüksek getiri oranı sunuyor ama daha çok risk taşıyor.
- 33returnnountechnicalneutral
getiri
Yatırılan paradan elde edilen kâr ya da kazanç.
The fund delivered a solid return of eight percent last year.
Fon geçen yıl yüzde sekizlik sağlam bir getiri sağladı.
- 34purchasing powerexpressiontechnicalneutral
satın alma gücü
Belirli bir para tutarının alabileceği mal ve hizmet miktarı; enflasyon bunu aşındırır.
Inflation has quietly eaten into our purchasing power.
Enflasyon, satın alma gücümüzü sessiz sedasız kemirdi.
- 35liquiditynountechnicalformal
likidite
Bir varlığın değer yitirmeden ne kadar kolay nakde çevrilebildiği; elde bulunan hazır para.
Property is a poor choice if you need liquidity in a hurry.
Acilen likiditeye ihtiyacınız varsa gayrimenkul kötü bir tercihtir.
- 36in the redidiominformal
ekside olmak
Borçlu olmak ya da eksi bakiyeye sahip olmak; kârda olmanın tersi.
We've been in the red ever since the boiler broke.
Kombi bozulduğundan beri eksideyiz.
- 37in the blackidiominformal
artıda olmak
Parası olmak; artı bakiyeye sahip ve borçsuz olmak.
After clearing the card, I'm finally in the black again.
Kart borcunu kapattıktan sonra nihayet yeniden artıdayım.
- 38break the bankidiominformal
bütçeyi sarsmak
Gücünüzün yeteceğinden pahalıya mal olmak; genellikle bir şeyin uygun fiyatlı olduğunu anlatmak için olumsuz biçimde kullanılır.
A weekend away won't exactly break the bank.
Hafta sonu kaçamağı bütçeyi pek de sarsmaz.
- 39pay through the noseidiominformal
kazık yemek
Bir şey için fazlasıyla yüksek bir bedel ödemek.
You'll pay through the nose for parking in the city centre.
Şehir merkezinde otopark için kazık yersiniz.
- 40strapped for cashidiominformal
eli darda
Geçici olarak parasız kalmış.
I'm a bit strapped for cash until I get paid.
Maaşımı alana kadar biraz elim darda.
- 41splash outphrasal verbinformal
keseyi açmak
Özel ya da keyfî bir şey için bol para harcamak.
We splashed out on a fancy dinner for the anniversary.
Yıl dönümü için şık bir akşam yemeğine keseyi açtık.
- 42fork outphrasal verbinformal
parayı bastırmak
Bir şey için, çoğu zaman epeyce ve isteksizce ödeme yapmak.
I had to fork out for a whole new washing machine.
Sıfır bir çamaşır makinesi için parayı bastırmak zorunda kaldım.
- 43instalmentnounneutral
taksit (İngiliz yazımı)
Daha büyük bir tutarı yavaş yavaş kapatmak için yapılan düzenli ödemeler dizisinden biri.
You can pay for the sofa in twelve monthly instalments.
Kanepenin parasını on iki aylık taksitle ödeyebilirsiniz.
- 44dividendnountechnicalneutral
temettü
Bir şirketin hisselerine sahip olan kişilere dağıtılan kâr payı.
The shares pay a modest dividend twice a year.
Hisseler yılda iki kez mütevazı bir temettü ödüyor.
- 45squanderverbneutralliterary
har vurup harman savurmak
Parayı, zamanı ya da fırsatları dikkatsizce ve boş yere ziyan etmek.
He squandered his inheritance within a couple of years.
Mirasını birkaç yıl içinde har vurup harman savurdu.
- 46fritter awayphrasal verbinformal
çarçur etmek
Parayı ya da zamanı, farkına bile varmadan küçük ve önemsiz şeylere yavaş yavaş harcamak.
I frittered most of my wages away on takeaways and taxis.
Aldığım ücretin çoğunu paket yemeğe ve taksiye çarçur ettim.
- 47set asidephrasal verbneutral
kenara ayırmak
Belirli bir gelecek amaç için bilinçli olarak bir miktar parayı saklamak.
We set a little aside each month for the children's education.
Çocukların eğitimi için her ay biraz para kenara ayırıyoruz.
- 48bail outphrasal verbneutral
mali açıdan kurtarmak
Bir kişiyi ya da kuruluşu para vererek mali sıkıntıdan çıkarmak.
His parents keep bailing him out whenever he overspends.
Ne zaman fazla harcasa ailesi onu mali açıdan kurtarıyor.
- 49equitynountechnicalneutral
öz sermaye
Kalan konut kredisi borcu düşüldükten sonra bir mülkün gerçekten size ait olan değeri.
After ten years of payments, they have plenty of equity in the house.
On yıllık ödemenin ardından evde epeyce öz sermayeleri oluştu.
- 50deflationnountechnicalneutral
deflasyon
Ekonomi genelinde fiyatların zamanla düşmesi; enflasyonun tersi.
Prolonged deflation can be just as damaging as runaway inflation.
Uzun süreli deflasyon, dizginsiz enflasyon kadar yıkıcı olabilir.
- 51austeritynounformaltechnical
kemer sıkma politikası
Sert harcama kesintileri ve ekonomik kısıtlama içeren, çoğunlukla hükûmetlerce dayatılan politika ya da durum.
Years of austerity left public services badly stretched.
Yıllarca süren kemer sıkma politikası kamu hizmetlerini fena hâlde zorladı.
- 52cost an arm and a legidiominformal
ateş pahası olmak
Son derece pahalı olmak.
The repairs cost an arm and a leg.
Tamirat ateş pahasıydı.
- 53windfallnounneutral
beklenmedik gelir
Prim, hediye ya da miras gibi, umulmadık biçimde elinize geçen para.
She used the windfall to clear her debts.
Beklenmedik geliri borçlarını kapatmak için kullandı.
- 54installmentnounneutralAmerican English
taksit (Amerikan yazımı)
Daha büyük bir tutarı kapatmak için yapılan planlı kısmi ödemelerden biri anlamındaki sözcüğün Amerikan İngilizcesindeki yazımı.
She paid for the car in twelve monthly installments rather than all at once.
Araba ödemesini on iki eşit aylık taksite böldü.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Maaşınızın, kiranızın ve market fişinizin arkasında aynı kelimeler var. Hesap, havale, ATM, kredi ve faiz gibi bankacılık sözcükleri; gelir, gider, birikim, borç gibi bütçe kavramları; ödemek, harcamak, biriktirmek, yatırım yapmak; fiyat, maliyet, değer ve enflasyon... Kapsam orta düzeyden ileri düzeye doğru açılıyor. Hesabınızı yabancı dilde yönetecek özgüveni kazanırsınız. Kendi bütçenizi İngilizce konuşmak artık tuhaf gelmiyor.
Para ve finans için diğer seviyeler
C1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi
Seyahat ve ulaşım
69 kelimeDuygular ve hisler
71 kelimeSağlık ve tıp
67 kelimeİş ve kariyer
70 kelimeEğitim ve öğrenim
64 kelimeTeknoloji ve internet
70 kelimeMedya ve eğlence
70 kelimeİlişkiler ve sosyal hayat
87 kelimeÇevre ve doğa
80 kelimeSiyaset ve toplum
71 kelimeBilim ve araştırma
64 kelimeİş dünyası ve ekonomi
71 kelimeSanat ve kültür
67 kelimeHukuk ve adalet
71 kelimeSoyut kavramlar
66 kelimeDeyimler ve kalıp ifadeler
85 kelimeResmî ve yazılı dil
65 kelime