b1Kelime paketi

Seyahat ve ulaşım

Uçak, tren ve otobüsle yol alın; otel ve bilet işlerini halledin.

67 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

67 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    destinationnounneutral

    varış noktası

    Bir kişinin gitmekte olduğu yer.

    Our final destination was a small village in the mountains.

    Son varış noktamız dağlardaki küçük bir köydü.

  • 2
    accommodationnounneutral

    konaklama

    Seyahat ederken kalınacak yer; İngiliz İngilizcesinde genellikle sayılamayan bir addır.

    The price of the trip includes flights and accommodation.

    Gezinin fiyatına uçuşlar ve konaklama dahil.

  • 3
    itinerarynounneutral

    gezi programı

    Tarihleri ve yerleri de içeren ayrıntılı yolculuk planı.

    The travel agent emailed us a full itinerary for the two-week tour.

    Seyahat acentesi iki haftalık tur için bize eksiksiz bir gezi programı gönderdi.

  • 4
    timetablenounneutralBritish English

    sefer tarifesi (İngiliz İngilizcesi)

    Otobüslerin, trenlerin ya da uçakların kalkış ve varış saatlerini gösteren liste; ağırlıklı olarak İngiliz İngilizcesinde kullanılır.

    Check the timetable to see when the next train leaves.

    Bir sonraki trenin ne zaman kalktığını görmek için sefer tarifesine bak.

  • 5
    schedulenounneutralAmerican English

    sefer tarifesi (Amerikan İngilizcesi)

    Seferler ya da etkinlikler için hazırlanmış saat planı; Amerikan İngilizcesinde tarife anlamında yaygındır.

    The train is running ahead of schedule today.

    Tren bugün tarifesinin önünde gidiyor.

  • 6
    on timeexpressionneutral

    zamanında

    Planlanan ya da beklenen saatte gerçekleşen, gecikmeyen.

    For once, the flight left exactly on time.

    Bir kez olsun uçak tam zamanında kalktı.

  • 7
    landverbneutral

    iniş yapmak

    Bir uçağın uçuşun sonunda yere inmesi.

    The plane landed safely despite the bad weather.

    Uçak kötü havaya rağmen güvenle indi.

  • 8
    terminalnounneutral

    terminal binası

    Havaalanında yolcuların geldiği ve gittiği bina.

    Our flight leaves from Terminal 2.

    Uçuşumuz 2 numaralı terminalden kalkıyor.

  • 9
    departure loungenounneutral

    giden yolcu salonu

    Havaalanında yolcuların uçağa binmeden önce bekledikleri alan.

    We grabbed a coffee in the departure lounge while we waited.

    Beklerken giden yolcu salonunda birer kahve aldık.

  • 10
    baggage claimnounneutral

    bagaj teslim alanı (Amerikan İngilizcesi)

    Havaalanında yolcuların uçağa verdikleri bagajları geri aldıkları alan.

    We waited at baggage claim for ages, but my suitcase never came.

    Bagaj teslim alanında saatlerce bekledik ama valizim hiç gelmedi.

  • 11
    hand luggagenounneutralBritish English

    el bagajı (İngiliz İngilizcesi)

    Uçağa yanınızda aldığınız küçük çantalar; ağırlıklı olarak İngiliz İngilizcesinde kullanılır.

    You can only take one piece of hand luggage on this flight.

    Bu uçuşta yalnızca bir parça el bagajı alabilirsiniz.

  • 12
    carry-onnounneutralAmerican English

    el bagajı (Amerikan İngilizcesi)

    Kabine alınabilecek kadar küçük çanta; ağırlıklı olarak Amerikan İngilizcesinde kullanılır.

    I only travel with a carry-on to avoid checking bags.

    Bagaj vermemek için yalnızca el bagajıyla seyahat ediyorum.

  • 13
    excess baggagenounneutral

    fazla bagaj

    İzin verilen sınırdan daha ağır olan ve genellikle ek ücrete tabi tutulan bagaj.

    They charged me forty euros for excess baggage.

    Fazla bagaj için benden kırk euro aldılar.

  • 14
    securitynounneutral

    güvenlik kontrolü

    Havaalanında çantaların ve yolcuların arandığı kontrol noktası.

    Get to the airport early because security can take a long time.

    Havaalanına erken git, çünkü güvenlik kontrolü uzun sürebiliyor.

  • 15
    aisle seatnounneutral

    koridor koltuğu

    Uçakta ya da trende geçidin yanında bulunan koltuk.

    I always book an aisle seat so I can stretch my legs.

    Bacaklarımı uzatabilmek için her zaman koridor koltuğu ayırtırım.

  • 16
    connecting flightnounneutral

    bağlantılı uçuş

    Yolculuğunuza ilk uçuştan sonra devam etmek için bindiğiniz ikinci uçuş.

    We almost missed our connecting flight in Frankfurt.

    Frankfurt'ta bağlantılı uçuşumuzu az kalsın kaçırıyorduk.

  • 17
    layovernounneutralAmerican English

    aktarma molası (Amerikan İngilizcesi)

    İki uçuş arasında bir yerde yapılan kısa bekleme; ağırlıklı olarak Amerikan İngilizcesinde kullanılır.

    We had a six-hour layover in Dubai.

    Dubai'de altı saatlik bir aktarma molamız oldu.

  • 18
    stopovernounneutral

    ara konaklama

    Yolculuğun iki bölümü arasında verilen, bazen bir geceyi kapsayan ara.

    We did a two-day stopover in Singapore on the way to Australia.

    Avustralya'ya giderken Singapur'da iki günlük ara konaklama yaptık.

  • 19
    jet lagnounneutral

    jet lag (saat farkı yorgunluğu)

    Saat dilimlerini aşan uzun bir uçuştan sonra hissedilen yorgunluk.

    I had terrible jet lag for the first three days.

    İlk üç gün korkunç bir jet lag yaşadım.

  • 20
    packverbneutral

    bavul hazırlamak

    Bir yolculuktan önce eşyalarını çantalara koymak.

    I always pack my suitcase the night before I leave.

    Valizimi her zaman yola çıkmadan bir gece önce hazırlarım.

  • 21
    unpackverbneutral

    bavul boşaltmak

    Vardıktan sonra eşyalarını çantalardan çıkarmak.

    The first thing I do at a hotel is unpack my clothes.

    Otelde yaptığım ilk iş kıyafetlerimi bavuldan çıkarmaktır.

  • 22
    departverbformal

    hareket etmek

    Özellikle tren, uçak ya da otobüs için ayrılmak; 'leave' sözcüğüne göre daha resmî bir anlatımdır.

    The train to Edinburgh departs from platform four.

    Edinburgh'a giden tren dört numaralı perondan hareket etmektedir.

  • 23
    arriveverbneutral

    varmak

    Bir yolculuğun sonunda bir yere ulaşmak.

    We arrived at the hotel just before midnight.

    Otele gece yarısından hemen önce vardık.

  • 24
    sightseeingnounneutral

    gezip görme

    Turist olarak ilgi çekici yerleri dolaşma.

    We spent the whole morning sightseeing in the old town.

    Bütün sabahı eski şehri gezip görerek geçirdik.

  • 25
    tournounneutral

    tur

    Bir yere ya da birkaç ilgi çekici yere yapılan düzenli ziyaret.

    We booked a walking tour of the city centre.

    Şehir merkezinde bir yürüyüş turu ayırttık.

  • 26
    tour guidenounneutral

    tur rehberi

    Turistleri gezdiren ve gezilen yerleri anlatan kişi.

    Our tour guide knew amazing stories about every building.

    Tur rehberimiz her bina hakkında hayret verici hikâyeler biliyordu.

  • 27
    guidebooknounneutral

    seyahat rehberi

    Bir yer hakkında turistlere yönelik bilgiler içeren kitap.

    The guidebook recommended a little restaurant near the river.

    Seyahat rehberi, nehrin yakınındaki küçük bir restoranı öneriyordu.

  • 28
    brochurenounneutral

    broşür

    Tatiller ya da yerler hakkında resimler ve bilgiler içeren küçük dergi.

    The beach looked perfect in the brochure.

    Plaj broşürde kusursuz görünüyordu.

  • 29
    souvenirnounneutral

    hatıra eşyası

    Ziyaret ettiğiniz bir yeri hatırlamak için satın aldığınız eşya.

    I bought a little wooden boat as a souvenir.

    Hatıra eşyası olarak küçük tahta bir tekne aldım.

  • 30
    currencynounneutral

    para birimi

    Belirli bir ülkede kullanılan para.

    What's the local currency in Japan?

    Japonya'da yerel para birimi ne?

  • 31
    currency exchangenounneutral

    döviz bürosu

    Bir para birimini başka bir para birimine çevirdiğiniz yer ya da hizmet.

    There's a currency exchange just outside the arrivals hall.

    Geliş salonunun hemen dışında bir döviz bürosu var.

  • 32
    travel insurancenounneutral

    seyahat sigortası

    Seyahat sırasında hastalık ya da kayıp bagaj gibi sorunları karşılayan sigorta.

    Always buy travel insurance before you go abroad.

    Yurt dışına çıkmadan önce mutlaka seyahat sigortası yaptır.

  • 33
    receptionnounneutral

    resepsiyon

    Otelin girişine yakın, konuklara yardım edilen banko ya da alan.

    Leave your key at reception when you go out.

    Dışarı çıkarken anahtarını resepsiyona bırak.

  • 34
    lobbynounneutral

    lobi

    Otelin girişinin hemen iç tarafındaki geniş açık alan.

    Let's meet in the lobby at eight and go for dinner.

    Sekizde lobide buluşup yemeğe gidelim.

  • 35
    vacancynounneutral

    boş oda

    Otelde müsait olan oda; çoğu zaman tabelalarda görülür.

    The sign said 'No vacancies', so we drove on to the next town.

    Tabelada 'Boş oda yok' yazıyordu, biz de bir sonraki kasabaya kadar yolumuza devam ettik.

  • 36
    fully bookedexpressionneutral

    tamamen dolu

    Hiç boş oda, koltuk ya da yer kalmamış olma durumu.

    The hotel was fully booked, so we had to find somewhere else.

    Otel tamamen doluydu, bu yüzden başka bir yer bulmak zorunda kaldık.

  • 37
    room servicenounneutral

    oda servisi

    Otelin yiyecek ve içecekleri odanıza getirdiği hizmet.

    We were too tired to go out, so we ordered room service.

    Dışarı çıkamayacak kadar yorgunduk, o yüzden oda servisi söyledik.

  • 38
    twin roomnounneutral

    iki yataklı oda

    İki ayrı tek kişilik yatağı olan otel odası.

    My friend and I shared a twin room to save money.

    Arkadaşımla masraftan kısmak için iki yataklı bir oda paylaştık.

  • 39
    suitenounneutral

    süit

    Otelde birbirine bağlı, genellikle daha büyük ve daha pahalı oda takımı.

    For our anniversary, we stayed in a suite with a sea view.

    Yıl dönümümüzde deniz manzaralı bir süitte kaldık.

  • 40
    bed and breakfastnounneutral

    kahvaltı dahil pansiyon

    Ücrete odanın ve kahvaltının dahil olduğu küçük konaklama yeri.

    We stayed in a lovely little bed and breakfast by the coast.

    Sahilde çok hoş, küçük bir pansiyonda kaldık.

  • 41
    campsitenounneutral

    kamp alanı

    Çadırda ya da karavanda kalabileceğiniz yer.

    The campsite had showers and a small shop.

    Kamp alanında duşlar ve küçük bir dükkân vardı.

  • 42
    campingnounneutral

    kamp yapma

    Genellikle tatilde, çadırda açık havada kalma etkinliği.

    We're going camping in the mountains this weekend.

    Bu hafta sonu dağlara kampa gidiyoruz.

  • 43
    tentnounneutral

    çadır

    Kamp yaparken içinde uyuduğunuz, bezden yapılmış barınak.

    It started raining as soon as we put up the tent.

    Çadırı kurar kurmaz yağmur başladı.

  • 44
    caravannounneutralBritish English

    karavan (İngiliz İngilizcesi)

    Arabanın arkasına takılan, içinde yaşayabileceğiniz ya da uyuyabileceğiniz taşıt; ağırlıklı olarak İngiliz İngilizcesinde kullanılır.

    Every summer they tow their caravan down to the seaside.

    Her yaz karavanlarını çekip deniz kıyısına iniyorlar.

  • 45
    resortnounneutral

    tatil beldesi

    Çoğu zaman otelleri ve etkinlikleri bulunan, birçok insanın tatile gittiği yer.

    They spent a week at a beach resort in Spain.

    İspanya'da bir sahil beldesinde bir hafta geçirdiler.

  • 46
    public transportnounneutral

    toplu taşıma (İngiliz İngilizcesi)

    Herkesin ücret ödeyerek kullanabildiği otobüs, tren ve benzeri hizmetler.

    It's easier to use public transport than to drive in the city.

    Şehirde araba kullanmaktansa toplu taşımayı kullanmak daha kolay.

  • 47
    traffic jamnounneutral

    trafik sıkışıklığı

    Hiç ilerleyemeyen ya da çok yavaş ilerleyen uzun araç kuyruğu.

    We were stuck in a traffic jam for two hours.

    İki saat boyunca trafik sıkışıklığında kaldık.

  • 48
    rush hournounneutral

    yoğun saat

    Günün, birçok insanın işe gidip geldiği en yoğun zamanı.

    Try to avoid travelling during rush hour.

    Yoğun saatte seyahat etmemeye çalış.

  • 49
    motorwaynounneutralBritish English

    otoyol (İngiliz İngilizcesi)

    Uzun mesafeli sürüş için yapılmış geniş ve hızlı yol; ağırlıklı olarak İngiliz İngilizcesinde kullanılır.

    We drove down the motorway at a hundred kilometres an hour.

    Otoyolda saatte yüz kilometreyle gittik.

  • 50
    routenounneutral

    güzergâh

    Bir yerden başka bir yere giderken izlediğiniz yol.

    This is the fastest route to the airport.

    Havaalanına giden en hızlı güzergâh bu.

  • 51
    cruisenounneutral

    gemi turu

    Birkaç limanı gezen büyük bir gemide geçirilen tatil.

    My grandparents went on a cruise around the Mediterranean.

    Büyükannemle büyükbabam Akdeniz'de bir gemi turuna çıktı.

  • 52
    scooternounneutral

    scooter (küçük motosiklet)

    Şehir içinde ve tatil beldelerinde dolaşmak için yaygın olarak kullanılan küçük motosiklet.

    We rented a scooter to explore the island.

    Adayı keşfetmek için bir scooter kiraladık.

  • 53
    transfernounneutral

    transfer servisi

    Sizi örneğin havaalanı ile oteliniz arasında taşıyan ulaşım hizmeti.

    The airport transfer is included in the package.

    Havaalanı transferi pakete dahil.

  • 54
    changeverbneutral

    aktarma yapmak

    Yolculuğa devam etmek için bir trenden ya da otobüsten inip başka birine binmek.

    You have to change at the next station for the city centre.

    Şehir merkezi için bir sonraki istasyonda aktarma yapman gerekiyor.

  • 55
    excursionnounneutral

    gezi

    Tatildeyken genellikle keyif için yapılan, düzenlenmiş kısa yolculuk.

    The hotel offers a day excursion to the nearby islands.

    Otel, yakındaki adalara günlük gezi düzenliyor.

  • 56
    day tripnounneutral

    günübirlik gezi

    Bir yere gidip aynı gün içinde geri dönülen kısa yolculuk.

    We took a day trip to the mountains and came back in the evening.

    Dağlara günübirlik bir geziye gittik ve akşam geri döndük.

  • 57
    package holidaynounneutralBritish English

    paket tatil (İngiliz İngilizcesi)

    Uçuşların, konaklamanın ve bazen yemeklerin birlikte satıldığı tatil; ağırlıklı olarak İngiliz İngilizcesinde kullanılır.

    We booked a package holiday to Greece to keep it simple.

    İşi basit tutmak için Yunanistan'a paket tatil ayırttık.

  • 58
    decknounneutral

    güverte

    Geminin bir katı; çoğu zaman dışarıdaki açık alan.

    We stood on deck and watched the harbour disappear.

    Güvertede durup limanın gözden kayboluşunu izledik.

  • 59
    take offphrasal verbneutral

    havalanmak

    Bir uçağın yerden ayrılıp uçmaya başlaması.

    Please switch off your phone before the plane takes off.

    Lütfen uçak havalanmadan önce telefonunuzu kapatın.

  • 60
    window seatnounneutral

    pencere kenarı koltuk

    Uçakta, trende ya da otobüste pencerenin yanında bulunan koltuk.

    Kids usually love the window seat so they can look outside.

    Çocuklar dışarıyı seyredebilmek için genellikle pencere kenarı koltuğa bayılır.

  • 61
    direct flightnounneutral

    direkt uçuş

    Uçak değiştirmeden doğrudan varış noktasına giden uçuş.

    A direct flight costs more, but it saves a lot of time.

    Direkt uçuş daha pahalı ama çok zaman kazandırıyor.

  • 62
    set offphrasal verbneutral

    yola çıkmak

    Bir yolculuğa başlamak.

    We set off early to avoid the traffic.

    Trafiğe yakalanmamak için erkenden yola çıktık.

  • 63
    cabinnounneutral

    kamara (gemide), kabin (uçakta)

    Gemide küçük, özel bir oda ya da uçakta yolcuların oturduğu bölüm.

    Our cabin on the ship had a small round window.

    Gemideki kamaramızın küçük, yuvarlak bir penceresi vardı.

  • 64
    public transportationnounneutralAmerican English

    toplu taşıma (Amerikan İngilizcesi)

    Otobüs ve tren gibi ortak ulaşım hizmetleri için Amerikan İngilizcesinde kullanılan terim.

    We took public transportation to the stadium instead of driving.

    Araba kullanmak yerine stada gitmek için otobüs ya da tren kullandık.

  • 65
    baggage reclaimnounneutralBritish English

    bagaj teslim alanı (İngiliz İngilizcesi)

    Uçuştan sonra bagajınızı aldığınız alan için İngiliz İngilizcesinde kullanılan terim.

    Please make your way to baggage reclaim to collect your suitcases.

    Valizlerinizi almak için lütfen bagajların geldiği alana geçin.

  • 66
    freewaynounneutralAmerican English

    otoyol (Amerikan İngilizcesi)

    Birden çok şeridi olan büyük ve hızlı yol için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük.

    We drove down the freeway for two hours without stopping.

    İki saat boyunca hiç durmadan o büyük, hızlı yolda ilerledik.

  • 67
    trailernounneutralAmerican English

    karavan (Amerikan İngilizcesi)

    Seyahat ederken içinde uyuyabileceğiniz, çekilen taşıt için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük.

    They towed a trailer behind their truck all the way to the lake.

    İçinde uyunabilen çekme aracını ta göle kadar kamyonetlerinin arkasına takıp götürdüler.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Bilet, pasaport, bagaj, rezervasyon; otobüs, tren, uçak; otelde giriş ve çıkış; kalkış, varış, rötar. Havalimanında, garda ve resepsiyonda geçen konuşmaların tamamı, başlangıç seviyesinden ileri seviyeye kadar açılan bu pakette. Hem ilk yolculuğunuzda hem de aksayan bir aktarmayı çözmeye çalıştığınızda arkanızda durur. Öğrendiğiniz dili asıl kullanacağınız yer yoldur.

Seyahat ve ulaşım için diğer seviyeler

B1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi