Bilim ve araştırma
Deneyler, veriler, kuramlar ve laboratuvarın dili.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
61 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1researchnounneutral
araştırma
Olguları saptamak ya da yeni sonuçlara ulaşmak için yürütülen dizgeli inceleme; genellikle sayılamaz bir addır.
She's been doing research into childhood diseases for over a decade.
On yılı aşkın süredir çocukluk çağı hastalıkları üzerine araştırma yapıyor.
- 2studynounneutral
çalışma
Belirli bir soru üzerine yapılmış tek bir araştırma; sayılabilir bir addır.
A new study found that coffee may lower the risk of heart disease.
Yeni bir çalışma, kahvenin kalp hastalığı riskini azaltabileceğini ortaya koydu.
- 3experimentnounneutral
deney
Bir hipotezi sınamak ya da bir olguyu göstermek için yapılan denetimli işlem.
We ran the experiment three times to make sure the results were reliable.
Sonuçların güvenilir olduğundan emin olmak için deneyi üç kez tekrarladık.
- 4hypothesisnountechnicalneutral
hipotez
Daha ileri incelemeler için çıkış noktası olarak öne sürülen açıklama.
Our hypothesis was that warmer water would speed up the reaction.
Hipotezimiz, daha sıcak suyun tepkimeyi hızlandıracağı yönündeydi.
- 5datanounneutral
veri
Çözümlemek üzere toplanan olgular ve sayılar; genellikle sayılamaz kabul edilir.
The data shows a clear link between exercise and lower stress.
Veriler, egzersizle düşük stres arasında açık bir bağ olduğunu gösteriyor.
- 6resultnounneutral
sonuç
Bir deneyin ya da çalışmanın ortaya çıkardığı şey; çoğu zaman çoğul kullanılır.
The results confirmed what we had suspected all along.
Sonuçlar, başından beri kuşkulandığımız şeyi doğruladı.
- 7evidencenounneutral
kanıt
Bir inancın ya da savın doğru olup olmadığını gösteren bilgi; sayılamaz bir addır.
There's strong evidence that the climate is warming faster than predicted.
İklimin öngörülenden daha hızlı ısındığına dair güçlü kanıtlar var.
- 8methodnounneutral
yöntem
Araştırmada kullanılan dizgeli işlem ya da yaklaşım.
They described their method in detail so others could repeat the study.
Başkaları çalışmayı yineleyebilsin diye yöntemlerini ayrıntılı biçimde anlattılar.
- 9samplenountechnicalneutral
örneklem, numune
Bir evrenin ya da maddenin incelenmek üzere alınan, küçük ve temsil gücü olan parçası.
They took a blood sample to check her iron levels.
Demir düzeyine bakmak için kan numunesi aldılar.
- 10conclusionnounneutral
çıkarım
Çözümleme ve akıl yürütme sonunda varılan yargı ya da karar.
The researchers came to the conclusion that the drug was safe.
Araştırmacılar ilacın güvenli olduğu çıkarımına vardılar.
- 11findingnounneutral
bulgu
Araştırma yoluyla ortaya çıkarılan belirli bir bilgi; çoğu zaman çoğul kullanılır.
The team published their findings in a leading journal.
Ekip bulgularını önde gelen bir dergide yayımladı.
- 12biologynounneutral
biyoloji
Canlı organizmaları inceleyen bilim dalı.
She studied marine biology at university.
Üniversitede deniz biyolojisi okudu.
- 13chemistrynounneutral
kimya
Maddeleri, özelliklerini ve tepkimelerini inceleyen bilim.
We learned about acids and bases in chemistry class.
Kimya dersinde asitleri ve bazları öğrendik.
- 14physicsnounneutral
fizik
Maddeyi, enerjiyi ve bunları yöneten kuvvetleri inceleyen bilim.
Physics explains why objects fall at the same rate in a vacuum.
Fizik, cisimlerin boşlukta neden aynı hızla düştüğünü açıklar.
- 15discoververbneutral
keşfetmek
Bir şeyi ilk kez bulmak ya da onun farkına varmak.
Scientists have discovered a new species of frog in the rainforest.
Bilim insanları yağmur ormanında yeni bir kurbağa türü keşfetti.
- 16analyzeverbneutral
analiz etmek (Amerikan yazımı)
Bir şeyi anlamak ya da açıklamak için ayrıntılı biçimde incelemek.
It took weeks to analyze all the samples in the lab.
Laboratuvardaki bütün numuneleri analiz etmek haftalar sürdü.
- 17observeverbneutral
gözlemlemek
Özellikle bilimde, dikkatle izleyip olup biteni kaydetmek.
Astronomers observed the comet for several nights in a row.
Gök bilimciler kuyruklu yıldızı üst üste birkaç gece gözlemledi.
- 18measureverbneutral
ölçmek
Bir şeyin boyutunu, miktarını ya da derecesini belirlemek.
They used a special device to measure the radiation levels.
Işınım düzeylerini ölçmek için özel bir aygıt kullandılar.
- 19proveverbneutral
kanıtlamak
Bir şeyin doğruluğunu kanıtlarla ortaya koymak.
These experiments prove that the theory holds up under pressure.
Bu deneyler, kuramın baskı altında ayakta kaldığını kanıtlıyor.
- 20investigateverbneutral
araştırmak
Bir konuda dizgeli bir soruşturma yürütmek.
The team is investigating why the cells die so quickly.
Ekip, hücrelerin neden bu kadar çabuk öldüğünü araştırıyor.
- 21examineverbneutral
incelemek
Bir şeyi yakından ve ayrıntılı biçimde gözden geçirmek.
She examined the cells under a powerful microscope.
Hücreleri güçlü bir mikroskop altında inceledi.
- 22conductverbformalneutral
yürütmek
Araştırma ya da deney gibi bir etkinliği düzenleyip yürütmek.
The university conducted a survey of two thousand students.
Üniversite iki bin öğrenciyle bir anket yürüttü.
- 23energynounneutral
enerji
İş yapabilme yetisi; fizikte temel bir kavramdır.
The sun provides a huge amount of energy to the planet.
Güneş gezegene muazzam miktarda enerji sağlar.
- 24atomnounneutral
atom
Bir elementin özelliklerini koruyan en küçük birimi.
Every atom has a nucleus surrounded by electrons.
Her atomun elektronlarla çevrili bir çekirdeği vardır.
- 25moleculenounneutral
molekül
Birbirine bağlanmış atom öbeği; bir bileşiğin en küçük birimi.
A water molecule is made of two hydrogen atoms and one oxygen atom.
Bir su molekülü iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomundan oluşur.
- 26cellnounneutral
hücre
Canlı organizmaların temel yapı birimi.
The human body is made up of trillions of cells.
İnsan vücudu trilyonlarca hücreden oluşur.
- 27speciesnounneutral
tür
Birbiriyle üreyebilen benzer organizmalar öbeği; İngilizcede tekili ve çoğulu aynı biçimdedir.
This species of bird is found only on one small island.
Bu kuş türü yalnızca küçük bir adada bulunur.
- 28evolutionnounneutral
evrim
Organizmaların kuşaklar boyunca aşamalı olarak gelişmesi.
Evolution explains how complex life developed from simple forms.
Evrim, karmaşık yaşamın basit biçimlerden nasıl geliştiğini açıklar.
- 29genenounneutral
gen
Belirli bir özelliği belirleyen kalıtım birimi.
Researchers identified the gene responsible for the disease.
Araştırmacılar hastalıktan sorumlu geni belirledi.
- 30organismnountechnicalneutral
organizma
Bakterilerden memelilere kadar herhangi bir canlı birey.
Tiny organisms in the soil help plants absorb nutrients.
Topraktaki minik organizmalar bitkilerin besin almasına yardım eder.
- 31forcenounneutral
kuvvet
Bir cismin hareketini değiştiren fiziksel etki.
Gravity is the force that keeps us on the ground.
Yerçekimi, bizi yerde tutan kuvvettir.
- 32gravitynounneutral
yerçekimi
Cisimleri birbirine, özellikle de Dünya'ya doğru çeken kuvvet.
Without gravity, everything would float away into space.
Yerçekimi olmasa her şey uzaya doğru süzülüp giderdi.
- 33reactionnounneutral
tepkime
Maddelerin başka maddelere dönüştüğü kimyasal süreç.
Mixing the two liquids caused a violent reaction.
İki sıvının karışması şiddetli bir tepkimeye yol açtı.
- 34substancenounneutral
madde (kimyasal madde)
Belirli özellikleri olan belirli bir madde türü.
The lab tested an unknown substance found at the site.
Laboratuvar, olay yerinde bulunan bilinmeyen bir maddeyi inceledi.
- 35elementnounneutral
element
Kimyasal yolla daha basit maddelere ayrılamayan saf madde.
Oxygen and hydrogen are both chemical elements.
Oksijen de hidrojen de birer kimyasal elementtir.
- 36experimentverbneutral
deney yapmak
Bir şey keşfetmek için yeni düşünceleri, yöntemleri ya da etkinlikleri denemek.
Chefs love to experiment with unusual combinations of flavours.
Aşçılar sıra dışı tat birleşimleriyle deneyler yapmayı sever.
- 37developverbneutral
geliştirmek
Yöntem ya da kuram gibi bir şeyi aşama aşama oluşturmak veya iyileştirmek.
Scientists are working to develop a vaccine against the virus.
Bilim insanları virüse karşı bir aşı geliştirmek için çalışıyor.
- 38concludeverbformalneutral
sonuca varmak
Akıl yürütmenin ardından bir karara ya da yargıya ulaşmak.
The study concluded that the treatment had no real effect.
Çalışma, tedavinin gerçek bir etkisi olmadığı sonucuna vardı.
- 39researchernounneutral
araştırmacı
Akademik ya da bilimsel araştırma yürüten kişi.
The researchers spent months gathering data in the field.
Araştırmacılar sahada veri toplamakla aylar geçirdi.
- 40scientistnounneutral
bilim insanı
Doğa ya da fizik bilimlerinden birinde çalışan uzman.
A team of scientists discovered the new particle last year.
Bir bilim insanı ekibi yeni parçacığı geçen yıl keşfetti.
- 41scientificadjectiveneutral
bilimsel
Bilimin yöntem ve ilkelerine dayanan ya da onlarla ilgili olan.
There's no scientific proof to back up that claim.
Bu savı destekleyecek bilimsel bir kanıt yok.
- 42accurateadjectiveneutral
doğru, hatasız
Doğru ve kesin; yanlışsız.
These instruments give extremely accurate readings.
Bu aygıtlar son derece doğru ölçümler verir.
- 43significantadjectiveneutral
anlamlı, önemli
Fark edilecek kadar önemli ya da büyük; istatistikte, rastlantıyla açıklanması olası olmayan.
The difference between the two groups was statistically significant.
İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı.
- 44processnounneutral
süreç
Belirli bir sonuca götüren adımlar ya da doğal değişimler dizisi.
Photosynthesis is the process by which plants make food.
Fotosentez, bitkilerin besin ürettiği süreçtir.
- 45matternounneutral
madde (fizikte)
Yer kaplayan ve kütlesi olan fiziksel varlık; sayılamaz bir addır.
Everything around us is made of matter.
Çevremizdeki her şey maddeden oluşur.
- 46breakthroughnounneutral
atılım
Ani ve önemli bir ilerleme ya da buluş.
The discovery was hailed as a major breakthrough in cancer research.
Buluş, kanser araştırmalarında büyük bir atılım olarak karşılandı.
- 47variablenountechnicalneutral
değişken
Değişebilen ve bir deneyin sonucunu etkileyebilen etken.
We controlled every variable except temperature.
Sıcaklık dışındaki her değişkeni denetim altında tuttuk.
- 48estimateverbneutral
tahmin etmek
Eldeki bilgiye dayanarak yaklaşık bir değer hesaplamak.
Scientists estimate that the galaxy contains billions of stars.
Bilim insanları gökadanın milyarlarca yıldız barındırdığını tahmin ediyor.
- 49demonstrateverbformalneutral
ortaya koymak
Bir şeyin doğru olduğunu ya da nasıl işlediğini açıkça göstermek.
The study demonstrates a clear link between the two factors.
Çalışma, iki etken arasında açık bir bağ olduğunu ortaya koyuyor.
- 50particlenountechnicalneutral
parçacık
Elektron ya da toz zerresi gibi çok küçük bir madde parçası.
The detector can spot a single subatomic particle.
Algılayıcı tek bir atom altı parçacığı bile saptayabilir.
- 51compoundnountechnicalneutral
bileşik
İki ya da daha çok elementin kimyasal olarak birleşmesiyle oluşan madde.
Water is a compound of hydrogen and oxygen.
Su, hidrojen ile oksijenin bileşiğidir.
- 52theorynouninformal
teori (kişisel tahmin)
Sağlam kanıttan çok tahmine dayanan düşünce ya da görüş; gündelik kullanım.
My theory is that he simply forgot to turn up.
Benim teorim, adamın gelmeyi unuttuğu yönünde.
- 53trialnounneutral
deneme (klinik deneme)
Bir şeyin, özellikle de bir tıbbi tedavinin başarımını ya da etkisini sınama.
The drug is now in its final clinical trial.
İlaç şu anda son klinik denemesinde.
- 54observationnounneutral
gözlem
Dikkatle izleme edimi ya da görülene dayanan bir saptama.
His observations of the birds led to an important discovery.
Kuşlara ilişkin gözlemleri önemli bir buluşa yol açtı.
- 55in theoryexpressionneutral
teoride, kuramsal olarak
İlke olarak doğru olması gereken ama uygulamada değişebilecek bir şeyi anlatmak için kullanılır.
In theory, the machine should run for years without repairs.
Teoride bu makine yıllarca onarım görmeden çalışmalı.
- 56fieldnounneutral
alan
Bir inceleme dalı ya da uzmanlık bilgisi alanı.
She's a leading expert in the field of genetics.
Genetik alanında önde gelen bir uzman.
- 57theorynounneutral
kuram
Olguların iyi desteklenmiş bir açıklaması ya da sınanmak üzere öne sürülen bir düşünce.
Darwin's theory of evolution changed how we understand life.
Darwin'in evrim kuramı, yaşamı anlayışımızı değiştirdi.
- 58laboratorynounneutral
laboratuvar
Bilimsel deneyler için donatılmış oda ya da yapı; İngilizcede çoğu zaman 'lab' diye kısaltılır.
She ran the experiment three times in the university laboratory.
Deneyi üniversite laboratuvarında üç kez yaptı.
- 59carry outphrasal verbneutral
gerçekleştirmek
Bir işi, özellikle bir araştırmayı ya da deneyi yerine getirmek veya tamamlamak.
The team carried out the experiment over several months.
Ekip deneyi birkaç ay boyunca gerçekleştirdi.
- 60find outphrasal verbneutral
öğrenmek
Soruşturarak bilgi edinmek ya da bir şeyi ortaya çıkarmak.
We're trying to find out what causes the cells to die.
Hücrelerin ölümüne neyin yol açtığını öğrenmeye çalışıyoruz.
- 61analyseverbneutralBritish English
analiz etmek (İngiliz yazımı)
Verileri ya da maddeleri ayrıntılı biçimde inceleme anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.
The team will analyse the samples once the experiment is complete.
Ekip, deney tamamlanınca numuneleri ayrıntılı biçimde analiz edecek.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Bilimsel bir makale açın: dili, sıradan bir metninkinden çok daha kesindir. Araştırmanın ortak kelime hazinesi burada – çalışma, deney, kuram, hipotez, veri, sonuç; biyoloji, kimya, fizik; keşfetmek, çözümlemek, gözlemlemek, ölçmek, kanıtlamak; enerji, atom, hücre, tür, evrim. İleri seviyeye göre hazırlanan içerik, yeni bulguları okumayı ve bir savı sonuna kadar izlemeyi gerçekten mümkün kılıyor.