Deyimler ve kalıp ifadeler
Kelimesi kelimesine çevrilemeyen, günlük dilde sık geçen anlatımlar.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
77 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1to call the shotsidiominformal
dizginleri elinde tutmak
Bir durumda kimin kontrolü elinde tuttuğunu ya da önemli kararları verdiğini anlatmak için kullanılır.
Around here, the manager calls the shots, not the assistants.
Burada kararları müdür verir, asistanlar değil.
- 2to get cold feetidiominformal
ayakları geri geri gitmek
Birinin, planladığı bir şeyi yapma konusunda tedirgin olup duraksadığı durumlarda kullanılır.
He was all set to propose, but he got cold feet at the last minute.
Evlenme teklif etmeye hazırdı ama son anda cesaretini kaybetti.
- 3to be in hot wateridiominformal
başı belada olmak
Yaptığın bir şey yüzünden başının belada olmasını ya da ciddi eleştiri almanı anlatır.
He's in hot water with his boss after missing the deadline again.
Teslim tarihini yine kaçırınca patronuna karşı başı belaya girdi.
- 4to ring a bellidiominformal
tanıdık gelmek
Bir şey belli belirsiz tanıdık geldiğinde, ama ayrıntılarını tam hatırlayamadığında kullanılır.
That name rings a bell, but I can't remember where I've heard it.
Bu isim tanıdık geliyor ama nereden duyduğumu hatırlayamıyorum.
- 5to pull stringsidiominformal
torpil yapmak
Birinin avantaj sağlamak için kişisel nüfuzunu ya da tanıdıklarını kullanmasını anlatır.
He pulled a few strings to get his nephew a job at the firm.
Yeğenini şirkete aldırmak için tanıdıklarını kullandı.
- 6to get out of handidiomneutral
çığırından çıkmak
Bir durumun kontrol edilmesi zor ya da imkânsız hâle gelmesini anlatır.
The party got out of hand once the neighbours started complaining.
Komşular şikâyet etmeye başlayınca parti çığırından çıktı.
- 7to be all earsidiominformal
kulak kesilmek
Bir şeyi hevesle dinlediğini ve bütün dikkatini verdiğini söylemek için kullanılır.
Tell me what happened — I'm all ears.
Anlat bakalım ne olmuş – kulak kesildim.
- 8to give someone the cold shoulderidiominformal
yüz vermemek
Birinin bir başkasını bile bile görmezden gelmesini ya da ona soğuk davranmasını anlatır.
Ever since our argument, she's been giving me the cold shoulder.
Tartışmamızdan beri bana hiç yüz vermiyor.
- 9to be in the darkidiomneutral
karanlıkta bırakılmak
Birine bir şeyin söylenmemesini ve o kişinin önemli bilgilerden yoksun kalmasını anlatır.
The staff were kept completely in the dark about the merger.
Çalışanlar birleşme konusunda tamamen karanlıkta bırakıldı.
- 10to twist someone's armidiominformal
kolunu bükmek
Gönülsüz olan birini bir şeyi yapmaya ikna etmeni ya da zorlamanı anlatır.
I didn't want to go out, but they twisted my arm.
Dışarı çıkmak istemiyordum ama kolumu büküp ikna ettiler.
- 11to be on the ballidiominformal
gözü açık olmak
Uyanık, becerikli ve çabuk kavrayan birini anlatmak için kullanılır.
The new receptionist is really on the ball — nothing gets past her.
Yeni resepsiyonistin gözü çok açık – hiçbir şey ondan kaçmıyor.
- 12to drop the ballidiominformal
çuvallamak
Birinin hata yapmasını ya da bir sorumluluğu gerektiği gibi yerine getirememesini anlatır.
We really dropped the ball on that order and lost the client.
O siparişte iyice çuvalladık ve müşteriyi kaybettik.
- 13to be up in the airidiominformal
havada kalmak
Belirsiz olan ve henüz karara bağlanmamış bir şeyi anlatır.
Our holiday plans are still up in the air because of work.
İş yüzünden tatil planlarımız hâlâ havada.
- 14to be snowed underidiominformal
işten başını kaldıramamak
Birinin altından zor kalkacağı kadar çok işi olduğunda kullanılır.
I'd love to help, but I'm completely snowed under this week.
Yardım etmeyi çok isterdim ama bu hafta işten başımı kaldıramıyorum.
- 15to hit the roadidiominformal
yola koyulmak
Ayrıldığını ya da bir yolculuğa çıktığını söylemek için kullanılır.
It's getting late, so we'd better hit the road.
Geç oluyor, artık yola koyulsak iyi olur.
- 16to put yourself in someone's shoesidiomneutral
kendini birinin yerine koymak
Bir başkasının kendi durumunda neler hissettiğini hayal etmeyi önermek için kullanılır.
Before you judge her, try to put yourself in her shoes.
Onu yargılamadan önce kendini onun yerine koymaya çalış.
- 17to make ends meetidiomneutral
iki yakasını bir araya getirmek
Özellikle para ancak yettiğinde, eldeki parayla geçinmeyi başarmayı anlatır.
With rent so high, it's hard to make ends meet on one salary.
Kiralar bu kadar yüksekken tek maaşla iki yakayı bir araya getirmek zor.
- 18the icing on the cakeidiominformal
tuzu biberi
Zaten iyi olan bir durumu daha da güzelleştiren fazladan güzel bir şeyi anlatır.
Winning was great, and the trophy was just the icing on the cake.
Kazanmak harikaydı, kupa da işin tuzu biberi oldu.
- 19to go with the flowidiominformal
akışına bırakmak
Bir duruma direnmek yerine rahat davranıp geliştiği gibi kabul etmeyi anlatır.
We had no fixed plans; we just decided to go with the flow.
Belirli bir planımız yoktu; her şeyi akışına bırakmaya karar verdik.
- 20to play it by earidiominformal
duruma göre hareket etmek
Önceden plan yapmak yerine bir durumu geliştikçe idare etmeye karar verdiğinde kullanılır.
We don't know what the weather will do, so let's play it by ear.
Havanın ne yapacağını bilmiyoruz, o yüzden duruma göre karar verelim.
- 21to keep an eye onidiomneutral
göz kulak olmak
Bir aksilik olmasın diye birini ya da bir şeyi dikkatle izlemek anlamında kullanılır.
Could you keep an eye on my bag while I get a coffee?
Ben kahve alırken çantama göz kulak olur musun?
- 22to cut someone some slackidiominformal
anlayışlı davranmak
Birinden, bir başkasına karşı daha az eleştirel ya da katı olmasını istemek için kullanılır.
He's new here, so cut him some slack.
Buraya yeni geldi, ona biraz anlayışlı davran.
- 23a long shotidiominformal
zayıf bir ihtimal
Başarma olasılığı düşük olan bir girişimi ya da planı anlatır.
Applying for that scholarship is a long shot, but worth a try.
O bursa başvurmak zayıf bir ihtimal ama denemeye değer.
- 24a no-braineridiominformal
apaçık bir seçim
Düşünmeyi bile gerektirmeyecek kadar bariz olan bir kararı anlatır.
At half the price with better features, choosing it was a no-brainer.
Yarı fiyatına ve daha iyi özelliklerle, onu seçmek apaçık bir karardı.
- 25a game changeridiomneutral
oyunun kurallarını değiştiren şey
Bir durumu ya da işlerin yapılış biçimini köklü şekilde değiştiren bir şeyi anlatır.
Working from home has been a real game changer for our family.
Evden çalışmak ailemiz için gerçek bir dönüm noktası oldu.
- 26to be down to earthidiominformal
ayağı yere basan
Pratik, aklı başında ve gösterişsiz birini anlatmak için kullanılır.
Despite her fame, she's remarkably down to earth.
Onca üne rağmen son derece alçakgönüllü ve sıcakkanlı.
- 27a tough cookieidiominformal
çetin ceviz
Kolay kolay üzülmeyen ya da yılmayan güçlü, kararlı bir kişiyi anlatır.
Don't worry about her — she's a tough cookie.
Onun için endişelenme – çetin cevizdir.
- 28a fish out of wateridiominformal
sudan çıkmış balık
Alışık olmadığı bir ortamda bulunduğu için rahatsız hisseden birini anlatır.
At the formal dinner, in my jeans, I felt like a fish out of water.
O resmî yemekte kot pantolonumla sudan çıkmış balığa dönmüştüm.
- 29to be out of the loopidiominformal
gelişmelerin dışında kalmak
Birinin, bir gruptaki diğerlerinin bildiği bilgilerden habersiz olmasını anlatır.
Since I was on leave, I'm completely out of the loop about the changes.
İzinde olduğum için değişikliklerden tamamen habersizim.
- 30a dark horseidiominformal
gizli cevher
Yetenekleri ya da niyetleri pek bilinmeyen, ama insanları şaşırtabilecek birini anlatır.
I never knew you could sing — you're a real dark horse!
Şarkı söyleyebildiğini hiç bilmiyordum – tam bir gizli cevhersin!
- 31to break the bankidiominformal
bütçeyi altüst etmek
Çoğunlukla olumsuz biçimde, bir şeyin gücünün yetmeyeceği kadar pahalı olup olmadığını konuşmak için kullanılır.
A nice dinner out won't break the bank.
Dışarıda güzel bir akşam yemeği bütçemizi altüst etmez.
- 32food for thoughtidiomneutral
üzerinde düşünülecek şey
Ciddi biçimde üzerinde düşünmeye değer bir fikri ya da bilgiyi anlatır.
Her lecture gave me a lot of food for thought.
Onun dersi bana üzerinde düşünecek çok şey verdi.
- 33to be on the same wavelengthidiominformal
aynı telden çalmak
İki kişinin birbirini iyi anlamasını ve benzer şekilde düşünmesini anlatır.
We work well together because we're on the same wavelength.
Birlikte iyi çalışıyoruz çünkü aynı telden çalıyoruz.
- 34a ballpark figureidiominformal
kabaca bir rakam
Özellikle bir sayı ya da maliyet için kaba bir tahmin istemek veya vermek amacıyla kullanılır.
I don't need the exact cost — just give me a ballpark figure.
Kesin maliyete gerek yok – bana kabaca bir rakam söyle.
- 35to have your hands fullidiominformal
eli kolu dolu olmak
Birinin çok meşgul olmasını ve kaldırabileceği kadar işi olmasını anlatır.
With three young kids, she really has her hands full.
Üç küçük çocukla eli kolu epey dolu.
- 36to be at the end of your ropeidiominformal
sabrı tükenmek
Zor bir durumla baş edecek sabrı ya da gücü kalmayan biri için kullanılır.
After months of his excuses, I'm at the end of my rope.
Aylarca süren bahanelerinden sonra sabrım tükendi.
- 37on the tip of my tongueidiominformal
dilimin ucunda
Bir kelimeyi ya da ismi hatırlamak üzereyken bir türlü çıkaramadığında kullanılır.
Her name is on the tip of my tongue — give me a second.
Adı dilimin ucunda – bir saniye ver.
- 38a slap on the wristidiominformal
göstermelik bir ceza
Olması gerekenden çok daha hafif bir cezayı anlatır.
For such a serious crime, he got off with a slap on the wrist.
Bu kadar ağır bir suç için son derece hafif bir cezayla kurtuldu.
- 39a wake-up callidiomneutral
uyandırıcı bir ders
İnsanlara bir sorun hakkında harekete geçmeleri gerektiğini fark ettiren bir olayı anlatır.
His heart attack was a real wake-up call to start exercising.
Kalp krizi onun için gerçek bir uyandırıcı ders oldu ve spora başladı.
- 40a steep learning curveidiomneutral
zorlu bir öğrenme süreci
Kısa sürede çok şey öğrenmen gereken ve bunun zor olduğu durumları anlatır.
The new software has a steep learning curve, but it's worth it.
Yeni yazılımı öğrenmek başta zor ama buna değiyor.
- 41to keep your fingers crossedidiominformal
şans dilemek
İyi bir sonuç ya da şans dilediğini belirtmek için kullanılır.
I've got my interview tomorrow, so keep your fingers crossed for me.
Yarın mülakatım var, bana şans dile.
- 42a recipe for disasteridiominformal
felaket reçetesi
Kötü gitme ihtimali çok yüksek olan bir durumu ya da planı anlatır.
Tired drivers and icy roads are a recipe for disaster.
Yorgun sürücüler ve buzlu yollar başlı başına bir felaket reçetesi.
- 43to take a rain checkidiominformal
başka bir sefere ertelemek
Bir daveti şimdilik kibarca geri çevirirken ileride kabul edebileceğini ima etmek için kullanılır.
I can't make dinner tonight, but can I take a rain check?
Bu akşam yemeğe gelemem, ama başka bir sefere bıraksak olur mu?
- 44the talk of the townidiominformal
dillerde dolaşmak
Bir yerdeki herkesin hakkında konuştuğu bir kişiyi ya da şeyi anlatır.
Their lavish wedding was the talk of the town for weeks.
Görkemli düğünleri haftalarca dillerde dolaştı.
- 45to add fuel to the fireidiomneutral
yangına körükle gitmek
Bir davranışın ya da sözün, zaten kötü veya gergin bir durumu daha da kötüleştirmesini anlatır.
Criticising her in public just added fuel to the fire.
Onu herkesin içinde eleştirmek yangına körükle gitmek oldu.
- 46a drop in the oceanidiominformal
devede kulak (İngiliz İngilizcesi)
Gereken miktarın yanında çok küçük ve önemsiz kalan bir miktarı anlatır.
My donation is just a drop in the ocean, but every bit helps.
Bağışım gerekenin yanında devede kulak, ama her katkı işe yarar.
- 47to go back to the drawing boardidiominformal
sil baştan başlamak
Bir plan başarısız olduğunda en baştan yeniden başlaman gerektiğinde kullanılır.
The design didn't work, so it's back to the drawing board.
Tasarım tutmadı, o yüzden sil baştan başlamamız gerekiyor.
- 48neck and neckidiominformal
başa baş
Rakiplerin tam olarak eşit durumda olduğu bir yarışı anlatır.
The two candidates are neck and neck in the polls.
İki aday anketlerde başa baş gidiyor.
- 49a slippery slopeidiomneutral
tehlikeli bir gidişat
Kötü ya da kontrolden çıkmış bir sona götürmesi muhtemel bir davranış biçimini anlatır.
Borrowing to pay off debts is a slippery slope.
Borcu kapatmak için borç almak insanı yavaş yavaş felakete sürükler.
- 50to weather the stormidiomneutral
fırtınayı atlatmak
Koşullar düzelene kadar zor bir dönemi atlatmayı anlatır.
Many small firms struggled to weather the storm of the recession.
Birçok küçük firma, durgunluğun zorlu dönemini atlatmakta zorlandı.
- 51a tall orderidiominformal
zorlu bir istek
Başarılması güç olan ya da birinden çok şey bekleyen bir işi anlatır.
Finishing the whole report by tomorrow is a tall order.
Bütün raporu yarına kadar bitirmek epey zorlu bir istek.
- 52to bite your tongueidiominformal
dilini tutmak
Söylemeyi çok istediğin bir şeyi söylemekten kendini alıkoyduğunda kullanılır.
I wanted to argue, but I bit my tongue to keep the peace.
İtiraz etmek istedim ama huzur bozulmasın diye dilimi tuttum.
- 53off the top of my headidiominformal
aklıma geldiği kadarıyla
Kontrol etmeden ya da uzun uzun düşünmeden, hafızandan hemen cevap verdiğinde kullanılır.
Off the top of my head, I'd say there were about fifty people.
Aklıma geldiği kadarıyla, elli kişi kadar vardı.
- 54to throw caution to the windidiomneutral
her şeyi göze almak
Birinin dikkatli olmayı bırakıp risk almasını anlatır.
She threw caution to the wind and booked a one-way ticket abroad.
Her şeyi göze aldı ve yurt dışına tek yön bilet aldı.
- 55a safe betidiominformal
garanti bir tercih
Doğru çıkma ya da başarılı olma ihtimali çok yüksek bir seçimi veya tahmini anlatır.
If you want a reliable car, that brand is a safe bet.
Güvenilir bir araba istiyorsan o marka garanti bir tercih.
- 56at the drop of a hatidiominformal
anında, tereddütsüz
Bir şeyi hemen ve hiç duraksamadan yapmayı anlatır.
She'll help anyone at the drop of a hat.
Kim olursa olsun anında, hiç düşünmeden yardım eder.
- 57to be over the moonidiominformal
etekleri zil çalmak
Bir şeyden dolayı son derece memnun ve mutlu olmayı anlatır.
She was over the moon when she heard she'd got the job.
İşi aldığını duyunca etekleri zil çaldı.
- 58to keep your chin upidiominformal
dik durmak
Zor bir dönemde birini olumlu kalmaya teşvik etmek için kullanılır.
I know it's hard right now, but keep your chin up.
Şu an zor olduğunu biliyorum ama dik dur.
- 59a couch potatoidiominformal
kanepe tembeli
Vaktinin çoğunu oturup televizyon izleyerek geçiren tembel birini anlatır.
Since he retired, he's become a complete couch potato.
Emekli olduğundan beri televizyonun karşısından hiç kalkmıyor.
- 60to have a sweet toothidiominformal
tatlı düşkünü
Tatlı yiyecekleri çok seven birini anlatır.
I've always had a sweet tooth, so I can't resist dessert.
Hep tatlı düşkünü oldum, o yüzden tatlıya hayır diyemiyorum.
- 61in full swingidiomneutral
tüm hızıyla sürmek
En yoğun ve hareketli aşamasında olan bir etkinliği veya faaliyeti anlatır.
By the time we arrived, the party was in full swing.
Biz vardığımızda parti en hareketli anındaydı.
- 62to get your act togetheridiominformal
kendine çekidüzen vermek
Birine kendini toparlamasını ve daha düzgün davranmasını söylemek için kullanılır.
If he doesn't get his act together, he'll fail the course.
Kendine çekidüzen vermezse dersten kalacak.
- 63to bend the rulesidiominformal
kuralları esnetmek
Kuralları tamamen çiğnemeden, normalde izin verilmeyen bir şeye göz yummayı anlatır.
They bent the rules a little and let us check in early.
Kuralları biraz esnetip erken giriş yapmamıza izin verdiler.
- 64a white elephantidiomneutral
işe yaramaz pahalı bir yük
İşe yaramayan ve bakımı çok masraflı olan pahalı bir şeyi anlatır.
The new stadium became a white elephant after the team left.
Yeni stadyum, takım gidince masraflı ve işe yaramaz bir yüke dönüştü.
- 65once bitten, twice shyproverbneutral
Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer
Kötü bir deneyimin insanı aynı şeyi tekrarlama konusunda temkinli yaptığını söylemek için kullanılır.
After being cheated last time, she's wary now — once bitten, twice shy.
Geçen sefer kazık yedikten sonra artık temkinli; sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.
- 66to be at a crossroadsidiomneutral
yol ayrımında olmak
Gelecekle ilgili önemli bir kararın verilmesi gereken noktayı anlatır.
After graduating, I felt I was at a crossroads in my life.
Mezun olduktan sonra hayatımda önemli bir yol ayrımında olduğumu hissettim.
- 67the salt of the earthidiomneutral
dünya iyisi
Gerçekten iyi, dürüst ve güvenilir bir insanı anlatmak için kullanılır.
Her parents are the salt of the earth — always ready to help.
Annesiyle babası dünya iyisi insanlar – her zaman yardıma hazırlar.
- 68to clear the airidiomneutral
açıkça konuşup gerginliği gidermek
İnsanlar arasındaki gerginliği ya da yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için açıkça konuşmayı anlatır.
Let's sit down and clear the air before this gets worse.
Oturup her şeyi açıkça konuşalım da bu iş daha kötüye gitmesin.
- 69to have a lot on your plateidiominformal
başından aşkın işi olmak
Uğraşılacak çok işi, sorunu ya da sorumluluğu olmayı anlatır.
I won't bother her with this — she's got a lot on her plate already.
Bunu ona açmayayım – zaten başından aşkın işi var.
- 70to put your foot in your mouthidiominformal
pot kırmak
Birinin yanlışlıkla düşüncesizce ya da utandırıcı bir şey söylemesini anlatır.
I really put my foot in my mouth by asking about her ex-husband.
Kazara eski kocasını sorarak resmen pot kırdım.
- 71break a legidiominformal
başarılar
Özellikle bir gösteri ya da önemli bir olay öncesinde birine şans dilemenin bir yolu.
You're going to be brilliant tonight — break a leg!
Bu gece harika olacaksın – başarılar!
- 72to wrap your head around somethingidiominformal
kafasında oturtmak
Zor ya da kafa karıştırıcı bir şeyi tam olarak anlamaya çalıştığında kullanılır.
I still can't wrap my head around how the new system works.
Yeni sistemin nasıl işlediğini hâlâ kafamda oturtamıyorum.
- 73a hot potatoidiominformal
ateşten gömlek
İnsanların ele almaktan kaçındığı tartışmalı bir konuyu anlatır.
Immigration has become a real political hot potato.
Göç meselesi tam bir siyasi mayın tarlasına dönüştü.
- 74when pigs flyidiominformal
balık kavağa çıkınca
Bir şeyin asla olmayacağını söylemek için kullanılır.
He'll apologise when pigs fly.
O asla özür dilemez.
- 75a drop in the bucketnoun phraseneutralAmerican English
devede kulak (Amerikan İngilizcesi)
Gerçekten gereken miktarın yanında çok küçük ve önemsiz kalan bir miktar için kullanılan Amerikan İngilizcesi deyimi.
The donation was generous, but it's just a drop in the bucket next to what the hospital needs.
Bağış cömertti ama hastanenin ihtiyacının yanında devede kulak kalıyor.
- 76at the end of your tetherprepositional phraseneutralBritish English
sabrı tükenmek (İngiliz İngilizcesi)
Bir durumla baş edecek sabrı, gücü ya da imkânı kalmamak anlamında kullanılan İngiliz İngilizcesi deyimi.
After three sleepless nights with the baby, she was at the end of your tether.
Bebekle geçen üç uykusuz geceden sonra ne sabrı ne gücü kalmıştı.
- 77pigs might flyphraseinformalBritish English
balık kavağa çıkınca (İngiliz İngilizcesi)
Bir şeyin son derece olanaksız ya da imkânsız olduğunu alaycı bir dille söylemek için kullanılan İngiliz İngilizcesi ifadesi.
He says he'll pay me back tomorrow — yeah, and pigs might fly.
Parayı yarın ödeyeceğini söylüyor; tabii, balık kavağa çıkınca.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
İleri seviyenin asıl sınavı deyimlerdir; öğrenciler tam orada geride kalır. Kelimesi kelimesine çevirdiğinizde anlamsızlaşan kalıp ifadeler, atasözleri ve mecazlar bu pakette tek tek açılıyor. Ana dili İngilizce olanların düşünmeden kullandığı anlatımlar sizin için şeffaflaşıyor; sözün altındaki gerçek anlamı yakalar ve doğru deyimi doğru yerde kullanırsınız. Bir dil asıl orada canlanır.