b2Kelime paketi

Deyimler ve kalıp ifadeler

Kelimesi kelimesine çevrilemeyen, günlük dilde sık geçen anlatımlar.

77 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

77 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    to call the shotsidiominformal

    dizginleri elinde tutmak

    Bir durumda kimin kontrolü elinde tuttuğunu ya da önemli kararları verdiğini anlatmak için kullanılır.

    Around here, the manager calls the shots, not the assistants.

    Burada kararları müdür verir, asistanlar değil.

  • 2
    to get cold feetidiominformal

    ayakları geri geri gitmek

    Birinin, planladığı bir şeyi yapma konusunda tedirgin olup duraksadığı durumlarda kullanılır.

    He was all set to propose, but he got cold feet at the last minute.

    Evlenme teklif etmeye hazırdı ama son anda cesaretini kaybetti.

  • 3
    to be in hot wateridiominformal

    başı belada olmak

    Yaptığın bir şey yüzünden başının belada olmasını ya da ciddi eleştiri almanı anlatır.

    He's in hot water with his boss after missing the deadline again.

    Teslim tarihini yine kaçırınca patronuna karşı başı belaya girdi.

  • 4
    to ring a bellidiominformal

    tanıdık gelmek

    Bir şey belli belirsiz tanıdık geldiğinde, ama ayrıntılarını tam hatırlayamadığında kullanılır.

    That name rings a bell, but I can't remember where I've heard it.

    Bu isim tanıdık geliyor ama nereden duyduğumu hatırlayamıyorum.

  • 5
    to pull stringsidiominformal

    torpil yapmak

    Birinin avantaj sağlamak için kişisel nüfuzunu ya da tanıdıklarını kullanmasını anlatır.

    He pulled a few strings to get his nephew a job at the firm.

    Yeğenini şirkete aldırmak için tanıdıklarını kullandı.

  • 6
    to get out of handidiomneutral

    çığırından çıkmak

    Bir durumun kontrol edilmesi zor ya da imkânsız hâle gelmesini anlatır.

    The party got out of hand once the neighbours started complaining.

    Komşular şikâyet etmeye başlayınca parti çığırından çıktı.

  • 7
    to be all earsidiominformal

    kulak kesilmek

    Bir şeyi hevesle dinlediğini ve bütün dikkatini verdiğini söylemek için kullanılır.

    Tell me what happened — I'm all ears.

    Anlat bakalım ne olmuş – kulak kesildim.

  • 8
    to give someone the cold shoulderidiominformal

    yüz vermemek

    Birinin bir başkasını bile bile görmezden gelmesini ya da ona soğuk davranmasını anlatır.

    Ever since our argument, she's been giving me the cold shoulder.

    Tartışmamızdan beri bana hiç yüz vermiyor.

  • 9
    to be in the darkidiomneutral

    karanlıkta bırakılmak

    Birine bir şeyin söylenmemesini ve o kişinin önemli bilgilerden yoksun kalmasını anlatır.

    The staff were kept completely in the dark about the merger.

    Çalışanlar birleşme konusunda tamamen karanlıkta bırakıldı.

  • 10
    to twist someone's armidiominformal

    kolunu bükmek

    Gönülsüz olan birini bir şeyi yapmaya ikna etmeni ya da zorlamanı anlatır.

    I didn't want to go out, but they twisted my arm.

    Dışarı çıkmak istemiyordum ama kolumu büküp ikna ettiler.

  • 11
    to be on the ballidiominformal

    gözü açık olmak

    Uyanık, becerikli ve çabuk kavrayan birini anlatmak için kullanılır.

    The new receptionist is really on the ball — nothing gets past her.

    Yeni resepsiyonistin gözü çok açık – hiçbir şey ondan kaçmıyor.

  • 12
    to drop the ballidiominformal

    çuvallamak

    Birinin hata yapmasını ya da bir sorumluluğu gerektiği gibi yerine getirememesini anlatır.

    We really dropped the ball on that order and lost the client.

    O siparişte iyice çuvalladık ve müşteriyi kaybettik.

  • 13
    to be up in the airidiominformal

    havada kalmak

    Belirsiz olan ve henüz karara bağlanmamış bir şeyi anlatır.

    Our holiday plans are still up in the air because of work.

    İş yüzünden tatil planlarımız hâlâ havada.

  • 14
    to be snowed underidiominformal

    işten başını kaldıramamak

    Birinin altından zor kalkacağı kadar çok işi olduğunda kullanılır.

    I'd love to help, but I'm completely snowed under this week.

    Yardım etmeyi çok isterdim ama bu hafta işten başımı kaldıramıyorum.

  • 15
    to hit the roadidiominformal

    yola koyulmak

    Ayrıldığını ya da bir yolculuğa çıktığını söylemek için kullanılır.

    It's getting late, so we'd better hit the road.

    Geç oluyor, artık yola koyulsak iyi olur.

  • 16
    to put yourself in someone's shoesidiomneutral

    kendini birinin yerine koymak

    Bir başkasının kendi durumunda neler hissettiğini hayal etmeyi önermek için kullanılır.

    Before you judge her, try to put yourself in her shoes.

    Onu yargılamadan önce kendini onun yerine koymaya çalış.

  • 17
    to make ends meetidiomneutral

    iki yakasını bir araya getirmek

    Özellikle para ancak yettiğinde, eldeki parayla geçinmeyi başarmayı anlatır.

    With rent so high, it's hard to make ends meet on one salary.

    Kiralar bu kadar yüksekken tek maaşla iki yakayı bir araya getirmek zor.

  • 18
    the icing on the cakeidiominformal

    tuzu biberi

    Zaten iyi olan bir durumu daha da güzelleştiren fazladan güzel bir şeyi anlatır.

    Winning was great, and the trophy was just the icing on the cake.

    Kazanmak harikaydı, kupa da işin tuzu biberi oldu.

  • 19
    to go with the flowidiominformal

    akışına bırakmak

    Bir duruma direnmek yerine rahat davranıp geliştiği gibi kabul etmeyi anlatır.

    We had no fixed plans; we just decided to go with the flow.

    Belirli bir planımız yoktu; her şeyi akışına bırakmaya karar verdik.

  • 20
    to play it by earidiominformal

    duruma göre hareket etmek

    Önceden plan yapmak yerine bir durumu geliştikçe idare etmeye karar verdiğinde kullanılır.

    We don't know what the weather will do, so let's play it by ear.

    Havanın ne yapacağını bilmiyoruz, o yüzden duruma göre karar verelim.

  • 21
    to keep an eye onidiomneutral

    göz kulak olmak

    Bir aksilik olmasın diye birini ya da bir şeyi dikkatle izlemek anlamında kullanılır.

    Could you keep an eye on my bag while I get a coffee?

    Ben kahve alırken çantama göz kulak olur musun?

  • 22
    to cut someone some slackidiominformal

    anlayışlı davranmak

    Birinden, bir başkasına karşı daha az eleştirel ya da katı olmasını istemek için kullanılır.

    He's new here, so cut him some slack.

    Buraya yeni geldi, ona biraz anlayışlı davran.

  • 23
    a long shotidiominformal

    zayıf bir ihtimal

    Başarma olasılığı düşük olan bir girişimi ya da planı anlatır.

    Applying for that scholarship is a long shot, but worth a try.

    O bursa başvurmak zayıf bir ihtimal ama denemeye değer.

  • 24
    a no-braineridiominformal

    apaçık bir seçim

    Düşünmeyi bile gerektirmeyecek kadar bariz olan bir kararı anlatır.

    At half the price with better features, choosing it was a no-brainer.

    Yarı fiyatına ve daha iyi özelliklerle, onu seçmek apaçık bir karardı.

  • 25
    a game changeridiomneutral

    oyunun kurallarını değiştiren şey

    Bir durumu ya da işlerin yapılış biçimini köklü şekilde değiştiren bir şeyi anlatır.

    Working from home has been a real game changer for our family.

    Evden çalışmak ailemiz için gerçek bir dönüm noktası oldu.

  • 26
    to be down to earthidiominformal

    ayağı yere basan

    Pratik, aklı başında ve gösterişsiz birini anlatmak için kullanılır.

    Despite her fame, she's remarkably down to earth.

    Onca üne rağmen son derece alçakgönüllü ve sıcakkanlı.

  • 27
    a tough cookieidiominformal

    çetin ceviz

    Kolay kolay üzülmeyen ya da yılmayan güçlü, kararlı bir kişiyi anlatır.

    Don't worry about her — she's a tough cookie.

    Onun için endişelenme – çetin cevizdir.

  • 28
    a fish out of wateridiominformal

    sudan çıkmış balık

    Alışık olmadığı bir ortamda bulunduğu için rahatsız hisseden birini anlatır.

    At the formal dinner, in my jeans, I felt like a fish out of water.

    O resmî yemekte kot pantolonumla sudan çıkmış balığa dönmüştüm.

  • 29
    to be out of the loopidiominformal

    gelişmelerin dışında kalmak

    Birinin, bir gruptaki diğerlerinin bildiği bilgilerden habersiz olmasını anlatır.

    Since I was on leave, I'm completely out of the loop about the changes.

    İzinde olduğum için değişikliklerden tamamen habersizim.

  • 30
    a dark horseidiominformal

    gizli cevher

    Yetenekleri ya da niyetleri pek bilinmeyen, ama insanları şaşırtabilecek birini anlatır.

    I never knew you could sing — you're a real dark horse!

    Şarkı söyleyebildiğini hiç bilmiyordum – tam bir gizli cevhersin!

  • 31
    to break the bankidiominformal

    bütçeyi altüst etmek

    Çoğunlukla olumsuz biçimde, bir şeyin gücünün yetmeyeceği kadar pahalı olup olmadığını konuşmak için kullanılır.

    A nice dinner out won't break the bank.

    Dışarıda güzel bir akşam yemeği bütçemizi altüst etmez.

  • 32
    food for thoughtidiomneutral

    üzerinde düşünülecek şey

    Ciddi biçimde üzerinde düşünmeye değer bir fikri ya da bilgiyi anlatır.

    Her lecture gave me a lot of food for thought.

    Onun dersi bana üzerinde düşünecek çok şey verdi.

  • 33
    to be on the same wavelengthidiominformal

    aynı telden çalmak

    İki kişinin birbirini iyi anlamasını ve benzer şekilde düşünmesini anlatır.

    We work well together because we're on the same wavelength.

    Birlikte iyi çalışıyoruz çünkü aynı telden çalıyoruz.

  • 34
    a ballpark figureidiominformal

    kabaca bir rakam

    Özellikle bir sayı ya da maliyet için kaba bir tahmin istemek veya vermek amacıyla kullanılır.

    I don't need the exact cost — just give me a ballpark figure.

    Kesin maliyete gerek yok – bana kabaca bir rakam söyle.

  • 35
    to have your hands fullidiominformal

    eli kolu dolu olmak

    Birinin çok meşgul olmasını ve kaldırabileceği kadar işi olmasını anlatır.

    With three young kids, she really has her hands full.

    Üç küçük çocukla eli kolu epey dolu.

  • 36
    to be at the end of your ropeidiominformal

    sabrı tükenmek

    Zor bir durumla baş edecek sabrı ya da gücü kalmayan biri için kullanılır.

    After months of his excuses, I'm at the end of my rope.

    Aylarca süren bahanelerinden sonra sabrım tükendi.

  • 37
    on the tip of my tongueidiominformal

    dilimin ucunda

    Bir kelimeyi ya da ismi hatırlamak üzereyken bir türlü çıkaramadığında kullanılır.

    Her name is on the tip of my tongue — give me a second.

    Adı dilimin ucunda – bir saniye ver.

  • 38
    a slap on the wristidiominformal

    göstermelik bir ceza

    Olması gerekenden çok daha hafif bir cezayı anlatır.

    For such a serious crime, he got off with a slap on the wrist.

    Bu kadar ağır bir suç için son derece hafif bir cezayla kurtuldu.

  • 39
    a wake-up callidiomneutral

    uyandırıcı bir ders

    İnsanlara bir sorun hakkında harekete geçmeleri gerektiğini fark ettiren bir olayı anlatır.

    His heart attack was a real wake-up call to start exercising.

    Kalp krizi onun için gerçek bir uyandırıcı ders oldu ve spora başladı.

  • 40
    a steep learning curveidiomneutral

    zorlu bir öğrenme süreci

    Kısa sürede çok şey öğrenmen gereken ve bunun zor olduğu durumları anlatır.

    The new software has a steep learning curve, but it's worth it.

    Yeni yazılımı öğrenmek başta zor ama buna değiyor.

  • 41
    to keep your fingers crossedidiominformal

    şans dilemek

    İyi bir sonuç ya da şans dilediğini belirtmek için kullanılır.

    I've got my interview tomorrow, so keep your fingers crossed for me.

    Yarın mülakatım var, bana şans dile.

  • 42
    a recipe for disasteridiominformal

    felaket reçetesi

    Kötü gitme ihtimali çok yüksek olan bir durumu ya da planı anlatır.

    Tired drivers and icy roads are a recipe for disaster.

    Yorgun sürücüler ve buzlu yollar başlı başına bir felaket reçetesi.

  • 43
    to take a rain checkidiominformal

    başka bir sefere ertelemek

    Bir daveti şimdilik kibarca geri çevirirken ileride kabul edebileceğini ima etmek için kullanılır.

    I can't make dinner tonight, but can I take a rain check?

    Bu akşam yemeğe gelemem, ama başka bir sefere bıraksak olur mu?

  • 44
    the talk of the townidiominformal

    dillerde dolaşmak

    Bir yerdeki herkesin hakkında konuştuğu bir kişiyi ya da şeyi anlatır.

    Their lavish wedding was the talk of the town for weeks.

    Görkemli düğünleri haftalarca dillerde dolaştı.

  • 45
    to add fuel to the fireidiomneutral

    yangına körükle gitmek

    Bir davranışın ya da sözün, zaten kötü veya gergin bir durumu daha da kötüleştirmesini anlatır.

    Criticising her in public just added fuel to the fire.

    Onu herkesin içinde eleştirmek yangına körükle gitmek oldu.

  • 46
    a drop in the oceanidiominformal

    devede kulak (İngiliz İngilizcesi)

    Gereken miktarın yanında çok küçük ve önemsiz kalan bir miktarı anlatır.

    My donation is just a drop in the ocean, but every bit helps.

    Bağışım gerekenin yanında devede kulak, ama her katkı işe yarar.

  • 47
    to go back to the drawing boardidiominformal

    sil baştan başlamak

    Bir plan başarısız olduğunda en baştan yeniden başlaman gerektiğinde kullanılır.

    The design didn't work, so it's back to the drawing board.

    Tasarım tutmadı, o yüzden sil baştan başlamamız gerekiyor.

  • 48
    neck and neckidiominformal

    başa baş

    Rakiplerin tam olarak eşit durumda olduğu bir yarışı anlatır.

    The two candidates are neck and neck in the polls.

    İki aday anketlerde başa baş gidiyor.

  • 49
    a slippery slopeidiomneutral

    tehlikeli bir gidişat

    Kötü ya da kontrolden çıkmış bir sona götürmesi muhtemel bir davranış biçimini anlatır.

    Borrowing to pay off debts is a slippery slope.

    Borcu kapatmak için borç almak insanı yavaş yavaş felakete sürükler.

  • 50
    to weather the stormidiomneutral

    fırtınayı atlatmak

    Koşullar düzelene kadar zor bir dönemi atlatmayı anlatır.

    Many small firms struggled to weather the storm of the recession.

    Birçok küçük firma, durgunluğun zorlu dönemini atlatmakta zorlandı.

  • 51
    a tall orderidiominformal

    zorlu bir istek

    Başarılması güç olan ya da birinden çok şey bekleyen bir işi anlatır.

    Finishing the whole report by tomorrow is a tall order.

    Bütün raporu yarına kadar bitirmek epey zorlu bir istek.

  • 52
    to bite your tongueidiominformal

    dilini tutmak

    Söylemeyi çok istediğin bir şeyi söylemekten kendini alıkoyduğunda kullanılır.

    I wanted to argue, but I bit my tongue to keep the peace.

    İtiraz etmek istedim ama huzur bozulmasın diye dilimi tuttum.

  • 53
    off the top of my headidiominformal

    aklıma geldiği kadarıyla

    Kontrol etmeden ya da uzun uzun düşünmeden, hafızandan hemen cevap verdiğinde kullanılır.

    Off the top of my head, I'd say there were about fifty people.

    Aklıma geldiği kadarıyla, elli kişi kadar vardı.

  • 54
    to throw caution to the windidiomneutral

    her şeyi göze almak

    Birinin dikkatli olmayı bırakıp risk almasını anlatır.

    She threw caution to the wind and booked a one-way ticket abroad.

    Her şeyi göze aldı ve yurt dışına tek yön bilet aldı.

  • 55
    a safe betidiominformal

    garanti bir tercih

    Doğru çıkma ya da başarılı olma ihtimali çok yüksek bir seçimi veya tahmini anlatır.

    If you want a reliable car, that brand is a safe bet.

    Güvenilir bir araba istiyorsan o marka garanti bir tercih.

  • 56
    at the drop of a hatidiominformal

    anında, tereddütsüz

    Bir şeyi hemen ve hiç duraksamadan yapmayı anlatır.

    She'll help anyone at the drop of a hat.

    Kim olursa olsun anında, hiç düşünmeden yardım eder.

  • 57
    to be over the moonidiominformal

    etekleri zil çalmak

    Bir şeyden dolayı son derece memnun ve mutlu olmayı anlatır.

    She was over the moon when she heard she'd got the job.

    İşi aldığını duyunca etekleri zil çaldı.

  • 58
    to keep your chin upidiominformal

    dik durmak

    Zor bir dönemde birini olumlu kalmaya teşvik etmek için kullanılır.

    I know it's hard right now, but keep your chin up.

    Şu an zor olduğunu biliyorum ama dik dur.

  • 59
    a couch potatoidiominformal

    kanepe tembeli

    Vaktinin çoğunu oturup televizyon izleyerek geçiren tembel birini anlatır.

    Since he retired, he's become a complete couch potato.

    Emekli olduğundan beri televizyonun karşısından hiç kalkmıyor.

  • 60
    to have a sweet toothidiominformal

    tatlı düşkünü

    Tatlı yiyecekleri çok seven birini anlatır.

    I've always had a sweet tooth, so I can't resist dessert.

    Hep tatlı düşkünü oldum, o yüzden tatlıya hayır diyemiyorum.

  • 61
    in full swingidiomneutral

    tüm hızıyla sürmek

    En yoğun ve hareketli aşamasında olan bir etkinliği veya faaliyeti anlatır.

    By the time we arrived, the party was in full swing.

    Biz vardığımızda parti en hareketli anındaydı.

  • 62
    to get your act togetheridiominformal

    kendine çekidüzen vermek

    Birine kendini toparlamasını ve daha düzgün davranmasını söylemek için kullanılır.

    If he doesn't get his act together, he'll fail the course.

    Kendine çekidüzen vermezse dersten kalacak.

  • 63
    to bend the rulesidiominformal

    kuralları esnetmek

    Kuralları tamamen çiğnemeden, normalde izin verilmeyen bir şeye göz yummayı anlatır.

    They bent the rules a little and let us check in early.

    Kuralları biraz esnetip erken giriş yapmamıza izin verdiler.

  • 64
    a white elephantidiomneutral

    işe yaramaz pahalı bir yük

    İşe yaramayan ve bakımı çok masraflı olan pahalı bir şeyi anlatır.

    The new stadium became a white elephant after the team left.

    Yeni stadyum, takım gidince masraflı ve işe yaramaz bir yüke dönüştü.

  • 65
    once bitten, twice shyproverbneutral

    Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer

    Kötü bir deneyimin insanı aynı şeyi tekrarlama konusunda temkinli yaptığını söylemek için kullanılır.

    After being cheated last time, she's wary now — once bitten, twice shy.

    Geçen sefer kazık yedikten sonra artık temkinli; sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.

  • 66
    to be at a crossroadsidiomneutral

    yol ayrımında olmak

    Gelecekle ilgili önemli bir kararın verilmesi gereken noktayı anlatır.

    After graduating, I felt I was at a crossroads in my life.

    Mezun olduktan sonra hayatımda önemli bir yol ayrımında olduğumu hissettim.

  • 67
    the salt of the earthidiomneutral

    dünya iyisi

    Gerçekten iyi, dürüst ve güvenilir bir insanı anlatmak için kullanılır.

    Her parents are the salt of the earth — always ready to help.

    Annesiyle babası dünya iyisi insanlar – her zaman yardıma hazırlar.

  • 68
    to clear the airidiomneutral

    açıkça konuşup gerginliği gidermek

    İnsanlar arasındaki gerginliği ya da yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için açıkça konuşmayı anlatır.

    Let's sit down and clear the air before this gets worse.

    Oturup her şeyi açıkça konuşalım da bu iş daha kötüye gitmesin.

  • 69
    to have a lot on your plateidiominformal

    başından aşkın işi olmak

    Uğraşılacak çok işi, sorunu ya da sorumluluğu olmayı anlatır.

    I won't bother her with this — she's got a lot on her plate already.

    Bunu ona açmayayım – zaten başından aşkın işi var.

  • 70
    to put your foot in your mouthidiominformal

    pot kırmak

    Birinin yanlışlıkla düşüncesizce ya da utandırıcı bir şey söylemesini anlatır.

    I really put my foot in my mouth by asking about her ex-husband.

    Kazara eski kocasını sorarak resmen pot kırdım.

  • 71
    break a legidiominformal

    başarılar

    Özellikle bir gösteri ya da önemli bir olay öncesinde birine şans dilemenin bir yolu.

    You're going to be brilliant tonight — break a leg!

    Bu gece harika olacaksın – başarılar!

  • 72
    to wrap your head around somethingidiominformal

    kafasında oturtmak

    Zor ya da kafa karıştırıcı bir şeyi tam olarak anlamaya çalıştığında kullanılır.

    I still can't wrap my head around how the new system works.

    Yeni sistemin nasıl işlediğini hâlâ kafamda oturtamıyorum.

  • 73
    a hot potatoidiominformal

    ateşten gömlek

    İnsanların ele almaktan kaçındığı tartışmalı bir konuyu anlatır.

    Immigration has become a real political hot potato.

    Göç meselesi tam bir siyasi mayın tarlasına dönüştü.

  • 74
    when pigs flyidiominformal

    balık kavağa çıkınca

    Bir şeyin asla olmayacağını söylemek için kullanılır.

    He'll apologise when pigs fly.

    O asla özür dilemez.

  • 75
    a drop in the bucketnoun phraseneutralAmerican English

    devede kulak (Amerikan İngilizcesi)

    Gerçekten gereken miktarın yanında çok küçük ve önemsiz kalan bir miktar için kullanılan Amerikan İngilizcesi deyimi.

    The donation was generous, but it's just a drop in the bucket next to what the hospital needs.

    Bağış cömertti ama hastanenin ihtiyacının yanında devede kulak kalıyor.

  • 76
    at the end of your tetherprepositional phraseneutralBritish English

    sabrı tükenmek (İngiliz İngilizcesi)

    Bir durumla baş edecek sabrı, gücü ya da imkânı kalmamak anlamında kullanılan İngiliz İngilizcesi deyimi.

    After three sleepless nights with the baby, she was at the end of your tether.

    Bebekle geçen üç uykusuz geceden sonra ne sabrı ne gücü kalmıştı.

  • 77
    pigs might flyphraseinformalBritish English

    balık kavağa çıkınca (İngiliz İngilizcesi)

    Bir şeyin son derece olanaksız ya da imkânsız olduğunu alaycı bir dille söylemek için kullanılan İngiliz İngilizcesi ifadesi.

    He says he'll pay me back tomorrow — yeah, and pigs might fly.

    Parayı yarın ödeyeceğini söylüyor; tabii, balık kavağa çıkınca.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

İleri seviyenin asıl sınavı deyimlerdir; öğrenciler tam orada geride kalır. Kelimesi kelimesine çevirdiğinizde anlamsızlaşan kalıp ifadeler, atasözleri ve mecazlar bu pakette tek tek açılıyor. Ana dili İngilizce olanların düşünmeden kullandığı anlatımlar sizin için şeffaflaşıyor; sözün altındaki gerçek anlamı yakalar ve doğru deyimi doğru yerde kullanırsınız. Bir dil asıl orada canlanır.

Deyimler ve kalıp ifadeler için diğer seviyeler

B2 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi