Deyimler ve kalıp ifadeler
Kelimesi kelimesine çevrilemeyen, günlük dilde sık geçen anlatımlar.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
81 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1to flog a dead horseidiominformal
havanda su dövmek
Zaten umutsuz ya da kapanmış bir dava veya iş için boşuna çaba harcamayı anlatır.
He keeps bringing up the merger, but honestly he's flogging a dead horse — the board killed it months ago.
Birleşme konusunu açıp duruyor ama açıkçası havanda su dövüyor – yönetim kurulu bunu aylar önce rafa kaldırdı.
- 2to put the cart before the horseidiomneutral
arabayı atın önüne koşmak
Birinin işleri yanlış sırayla yapmasını, bir ön koşuldan önce sonraki adıma girişmesini anlatır.
Designing the logo before we've even decided what the company does is putting the cart before the horse.
Şirketin ne iş yapacağına karar vermeden logo tasarlamak, işi tersinden yapmaktır.
- 3a wild goose chaseidiomneutral
beyhude bir kovalamaca
Umutsuz olan ve sonunda vakit kaybına dönüşen bir arayışı ya da takibi anlatır.
The anonymous tip sent the detectives on a wild goose chase across half the city.
İsimsiz ihbar, dedektifleri şehrin yarısında umutsuz bir kovalamacaya sürükledi.
- 4to grasp at strawsidiomneutral
denize düşen yılana sarılmak
Daha iyi seçenekler kalmadığı için birinin umutsuzca her türlü olmayacak yola başvurmasını anlatır. 'Clutch at straws' biçimi de kullanılır.
Blaming the weather for the company's collapse is just grasping at straws.
Şirketin çöküşünü havaya bağlamak, resmen çaresizlikten bahane üretmek.
- 5to make a mountain out of a molehillidiominformal
pireyi deve yapmak
Birini önemsiz bir sorunu abartmakla eleştirmek için kullanılır.
It was one typo in the email — stop making a mountain out of a molehill.
E-postada tek bir yazım hatası vardı – pireyi deve yapmayı bırak.
- 6a bull in a china shopidiominformal
cam dükkânına girmiş fil
İncelik gerektiren bir durumda zarar veren sakar ya da patavatsız bir kişiyi anlatır.
Don't let him handle the negotiation — he's a bull in a china shop and will offend everyone.
Müzakereyi ona bırakma – cam dükkânına girmiş fil gibi herkesi gücendirir.
- 7to have a bone to pick with someoneidiominformal
görülecek bir hesabı olmak
Biriyle bir şikâyet ya da dert konusunda yüzleşmek istediğinde kullanılır.
I've got a bone to pick with you — why did you tell everyone about my new job?
Seninle görülecek bir hesabım var – yeni işimi neden herkese anlattın?
- 8to play your cards close to your chestidiomneutral
ağzını sıkı tutmak
Planlarını ya da niyetlerini gizli tutan birini anlatmak için kullanılır.
The CEO is playing her cards close to her chest about who'll be promoted.
Genel müdür, kimin terfi edeceği konusunda ağzını çok sıkı tutuyor.
- 9to have an ace up your sleeveidiominformal
kozunu saklamak
Doğru an için yedekte tutulan gizli bir avantajı ya da kaynağı anlatır.
They seemed to be losing the bid, but the firm had an ace up its sleeve: an exclusive patent.
İhaleyi kaybediyor gibiydiler ama firmanın sakladığı bir kozu vardı: özel bir patent.
- 10to hit below the beltidiominformal
belden aşağı vurmak
Birinin, dürüst davranışın yazısız kurallarını çiğneyerek haksız yere incitici bir şey söylemesini ya da yapmasını anlatır.
Bringing up his divorce during a work argument really hit below the belt.
İş tartışmasında boşanmasını gündeme getirmek gerçekten belden aşağı bir vuruştu.
- 11to throw your hat in the ringidiomneutral
adaylığını koymak
Birinin, özellikle bir görev için, bir yarışa veya seçime girdiğini resmen duyurmasını anlatır.
After months of speculation, she finally threw her hat in the ring for the leadership.
Aylarca süren spekülasyonun ardından sonunda liderlik için adaylığını koydu.
- 12to roll with the punchesidiominformal
duruma ayak uydurmak
Zorluklara ve aksiliklere geldikçe sakin biçimde uyum sağlamayı anlatır.
Freelancing is unpredictable, so you learn to roll with the punches.
Serbest çalışmak öngörülemez, o yüzden aksilikleri sindirmeyi öğreniyorsun.
- 13to take it on the chinidiominformal
metanetle göğüslemek
Birinin eleştiriyi, yenilgiyi ya da talihsizliği cesurca ve şikâyet etmeden kabul etmesini anlatır.
He was passed over for the promotion but took it on the chin and congratulated his rival.
Terfide atlandı ama bunu metanetle karşıladı ve rakibini tebrik etti.
- 14to go the whole hogidiominformal
sonuna kadar gitmek
Birinin bir şeyi hiçbir şeyi eksik bırakmadan, tam ve sınırsız biçimde yapmasını anlatır.
If we're redecorating, let's go the whole hog and replace the flooring too.
Madem yeniden dekore ediyoruz, sonuna kadar gidip zemini de değiştirelim.
- 15to eat humble pieidiominformal
hatasını kabullenip özür dilemek
Birinin yanıldığını kabul edip özür dilemek zorunda kalmasını ve bu yüzden küçük düşmesini anlatır.
After insisting the figures were right, he had to eat humble pie when the audit proved him wrong.
Rakamların doğru olduğunda ısrar ettikten sonra, denetim onu yanıltınca hatasını kabullenmek zorunda kaldı.
- 16to eat your wordsidiominformal
sözünü geri almak
Birinin yanıldığı kanıtlandığında, kendinden emin biçimde söylediklerini geri almak zorunda kalmasını anlatır.
You said they'd never finish on time — looks like you'll have to eat your words.
Zamanında bitiremeyeceklerini söylemiştin – görünüşe göre sözünü geri alacaksın.
- 17a bitter pill to swallowidiomneutral
yutulması zor bir lokma
Kabul edilmesi güç, hoş olmayan bir gerçeği ya da sonucu anlatır.
Being overlooked after all those years was a bitter pill to swallow.
Onca yıldan sonra göz ardı edilmek yutulması çok zor bir lokmaydı.
- 18the writing on the wallidiomneutral
kötüye işaret
Genellikle kötü bir şeyin olacağına dair açık işaretleri anlatır. Kökeni İncil'e dayanır.
When they cancelled the project, the staff saw the writing on the wall and started job-hunting.
Projeyi iptal ettiklerinde çalışanlar bunu kötüye işaret sayıp iş aramaya başladı.
- 19an Achilles' heelidiomneutral
Aşil topuğu
Başka türlü güçlü olan bir kişinin ya da şeyin tek zayıf, savunmasız noktasını anlatır. Yunan mitolojisinden gelir.
His temper is his Achilles' heel; it has cost him several jobs.
Öfkesi onun tek zaafı; bu yüzden birkaç işini kaybetti.
- 20a Catch-22idiomneutral
kısır döngü
Birbiriyle çelişen koşullar yüzünden içinden çıkamadığın paradoksal bir durumu anlatır. Joseph Heller'in romanından gelir.
You need experience to get a job, but you need a job to get experience — it's a complete Catch-22.
İş bulmak için deneyim gerekiyor ama deneyim için iş gerekiyor – tam bir çıkmaz.
- 21a Trojan horseidiomneutral
Truva atı
Zararsız ya da faydalı görünen, ama gizli ve zararlı bir amaç taşıyan bir şeyi anlatır. Truva Savaşı efsanesinden gelir.
Critics called the free-trade clause a Trojan horse for deregulation.
Eleştirmenler serbest ticaret maddesini, kuralsızlaştırmanın gizli aracı olarak nitelendirdi.
- 22to cross the Rubiconidiomformalliterary
Rubicon'u geçmek
Geri dönüşü olmayan, kesin ve tersine çevrilemez bir adım atmayı anlatır. Julius Caesar'ın Roma üzerine yürüyüşünden gelir.
By signing the declaration, the colonies had crossed the Rubicon.
Bildirgeyi imzalayarak koloniler geri dönüşü olmayan noktayı geçmişti.
- 23a swan songidiomliterary
kuğunun son şarkısı
Emeklilikten ya da ölümden önceki son gösteriyi, eseri veya başarıyı anlatır.
The concert was the conductor's swan song after forty years on the podium.
Konser, kırk yıl orkestra yöneten şefin veda gösterisiydi.
- 24a fool's errandidiomneutral
nafile bir uğraş
Anlamsız olan ve başarı şansı bulunmayan bir işi anlatır.
Trying to please everyone on the committee is a fool's errand.
Komisyondaki herkesi memnun etmeye çalışmak nafile bir uğraş.
- 25a labour of loveidiomneutral
gönül işi
Karşılık için değil, verdiği hazdan ya da bağlılıktan dolayı yapılan işi anlatır.
Restoring the old cottage was a labour of love that took him a decade.
Eski köy evini restore etmek onun için on yıl süren bir gönül işiydi.
- 26a baptism of fireidiomneutral
zorlu bir ilk sınav
Özellikle yeni bir işte ya da görevde, çok zorlu bir ilk deneyimi anlatır.
Her first day as a nurse during the outbreak was a real baptism of fire.
Salgın sırasında hemşire olarak geçirdiği ilk gün gerçek bir ateşten sınavdı.
- 27the lion's shareidiomneutral
aslan payı
Bir şeyin en büyük bölümünü ya da çoğunluğunu anlatır. Aisopos'un masallarından gelir.
The marketing department took the lion's share of the budget this year.
Bu yıl bütçenin aslan payını pazarlama departmanı aldı.
- 28a red herringidiomneutral
şaşırtmaca
Dikkati asıl meseleden uzaklaştıran yanıltıcı bir ipucunu ya da bilgiyi anlatır.
The missing watch turned out to be a red herring; the real motive was money.
Kayıp saat bir şaşırtmaca çıktı; asıl güdü paraydı.
- 29a damp squibidiominformal
fiyasko
Etkileyici olması beklenirken hayal kırıklığı yaratan bir sonuca dönüşen şeyi anlatır. İngiliz İngilizcesidir.
After all the hype, the launch event was a bit of a damp squib.
Onca reklamdan sonra lansman epey sönük geçti.
- 30to be at loggerheadsidiomneutral
arası açık olmak
İki tarafın inatçı bir anlaşmazlık ya da çatışma içinde olmasını anlatır.
The two ministers have been at loggerheads over the budget for weeks.
İki bakanın bütçe yüzünden haftalardır arası açık.
- 31to pass the buckidiominformal
topu başkasına atmak
Birinin sorumluluğu ya da suçu üstlenmek yerine bir başkasının üzerine atmasını anlatır.
Whenever something goes wrong, he just passes the buck to his assistant.
Bir şey ters gittiğinde suçu hemen asistanına atıyor.
- 32a loose cannonidiominformal
ne yapacağı belli olmaz kişi
Başıboş bırakılırsa zarar verebilecek, öngörülemez bir kişiyi anlatır.
They kept him away from the press because he was such a loose cannon.
Ne yapacağı belli olmadığı için onu basından uzak tuttular.
- 33the black sheep of the familyidiominformal
ailenin kara koyunu
Ailenin diğer üyelerine kıyasla utanç ya da tuhaflık kaynağı sayılan bir üyeyi anlatır.
As the only one without a degree, he always felt like the black sheep of the family.
Diploması olmayan tek kişi olarak kendini hep ailenin dışlanmışı gibi hissetti.
- 34a hard nut to crackidiominformal
çetin ceviz
Çözülmesi zor bir sorunu ya da tanınması veya ikna edilmesi güç bir kişiyi anlatır. 'Tough nut to crack' biçimi de kullanılır.
The encryption proved a hard nut to crack, even for the experts.
Şifreleme uzmanlar için bile epey çetin bir ceviz çıktı.
- 35to take the wind out of someone's sailsidiominformal
havasını söndürmek
Bir şeyin, bir kişinin özgüvenini, coşkusunu ya da ivmesini birden söndürmesini anlatır.
Her calm rebuttal completely took the wind out of his sails.
Sakin karşı çıkışı adamın bütün havasını söndürdü.
- 36to be cut from the same clothidiomneutral
aynı hamurdan yoğrulmuş olmak
İki kişinin karakter ya da bakış açısı bakımından birbirine çok benzediğini söylemek için kullanılır.
Father and son are cut from the same cloth — both stubborn to the core.
Baba oğul birbirinin aynısı – ikisi de iliklerine kadar inatçı.
- 37a fair-weather friendidiomneutral
gün dostu
Yalnızca iyi günlerde dost olan, sıkıntı çıkınca ortadan kaybolan birini anlatır.
When I lost my job, I found out who my real friends were and who were just fair-weather friends.
İşimi kaybettiğimde gerçek dostlarımın kim, gün dostlarımın kim olduğunu öğrendim.
- 38to swallow your prideidiomneutral
gururunu yutmak
Birinin özür dilemek ya da yardım istemek gibi zor bir şeyi yapmak için onurunu veya benliğini bir kenara bırakmasını anlatır.
He had to swallow his pride and ask his younger brother for a loan.
Gururunu yutup küçük kardeşinden borç istemek zorunda kaldı.
- 39to have egg on your faceidiominformal
rezil olmak
Birinin bir hata yüzünden gülünç ya da mahcup duruma düşmesini anlatır.
The newspaper had egg on its face after printing the wrong election result.
Gazete yanlış seçim sonucunu basınca resmen rezil oldu.
- 40to be caught red-handedidiominformal
suçüstü yakalanmak
Birinin yanlış bir işi tam yaparken yakalanmasını anlatır.
The thief was caught red-handed with the jewellery in his pocket.
Hırsız, mücevherler cebindeyken suçüstü yakalandı.
- 41a stick in the mudidiominformalpejorative
oyunbozan
Değişime ya da eğlenceye direnen, sıkıcı ve eski kafalı bir kişiyi anlatır.
Come on, don't be such a stick in the mud — one drink won't hurt.
Hadi ama, bu kadar oyunbozan olma – bir kadeh bir şey olmaz.
- 42the bee's kneesidiominformalhumorous
harikalar harikası
Mükemmel ya da olağanüstü bir şeyi veya kişiyi anlatmak için kullanılır. İngiliz İngilizcesidir, biraz eskimiştir ve çoğu zaman şakacı bir tonu vardır.
He thinks his new sports car is the bee's knees.
Yeni spor arabasını harikalar harikası sanıyor.
- 43to take the biscuitidiominformal
pes doğrusu (İngiliz İngilizcesi)
Bir şeyin türünün en şaşırtıcı, en sinir bozucu ya da en akıl almaz örneği olduğunu söylemek için kullanılır. İngiliz İngilizcesidir; Amerikan karşılığı 'take the cake' ifadesidir.
I've heard some excuses, but blaming the dog for the missing report really takes the biscuit.
Çok bahane duydum ama kayıp raporu köpeğe yıkmak, pes doğrusu.
- 44a flash in the panidiomneutral
saman alevi
Sürmeyen ya da tekrarlanmayan ani bir başarıyı anlatır.
Critics dismissed her debut hit as a flash in the pan, but she's still topping the charts.
Eleştirmenler ilk hitini saman alevi saydı ama o hâlâ listelerin başında.
- 45to have a finger in every pieidiominformal
her işte parmağı olmak
Aynı anda birçok farklı işle ya da girişimle uğraşan, bazen burnunu her şeye sokan birini anlatır.
From property to restaurants, she's got a finger in every pie in this town.
Emlaktan restorana kadar bu şehirde her işte parmağı var.
- 46a chip off the old blockidiominformal
babasının oğlu
Karakter ya da görünüş bakımından ebeveynine çok benzeyen bir çocuğu anlatır.
Little Tom is fixing bikes already — a real chip off the old block.
Küçük Tom şimdiden bisiklet tamir ediyor – tam babasının oğlu.
- 47to gild the lilyidiomformalliterary
gereksiz yere süslemek
Birinin zaten güzel ya da kusursuz olan bir şeyi iyileştirmeye çalışıp onu daha kötü veya aşırı hâle getirmesini anlatır.
The dish was perfect; adding truffle oil was gilding the lily.
Yemek zaten kusursuzdu; trüf yağı eklemek gereksiz bir süslemeydi.
- 48to be hoist by your own petardidiomformalliterary
kendi kazdığı kuyuya düşmek
Birinin, başkalarına zarar vermek için kurduğu düzenden kendisinin zarar görmesini anlatır. Shakespeare'in Hamlet oyunundan gelir.
He spread the rumour to discredit a rival, only to be hoist by his own petard when it was traced back to him.
Bir rakibini yıpratmak için söylenti yaydı, ama söylentinin izi kendisine çıkınca kendi kazdığı kuyuya düştü.
- 49a feather in your capidiomneutral
göğüs kabartan bir başarı
İnsanın gurur duyabileceği bir başarıyı ya da onuru anlatır.
Winning that contract is a real feather in her cap.
O sözleşmeyi kazanmak onun için göğüs kabartan bir başarı.
- 50to have your head in the cloudsidiominformal
hayal âleminde olmak
Pratiklikten uzak, hayalperest ya da gerçeklikle bağı kopuk birini anlatır.
He'll never run a business with his head in the clouds like that.
Bu kadar hayal âleminde yaşarken asla iş yönetemez.
- 51to be down in the dumpsidiominformal
morali bozuk olmak
Kendini üzgün, keyifsiz ya da çökmüş hissetmeyi anlatır.
She's been a bit down in the dumps since the holiday ended.
Tatil bitince morali biraz bozuldu.
- 52to be in the doghouseidiominformalhumorous
gözden düşmek
Birinin, genellikle eşi ya da yakın biri nezdinde gözden düşmesini veya başının derde girmesini anlatır.
I forgot our anniversary, so I'm well and truly in the doghouse.
Yıl dönümümüzü unuttum, o yüzden iyice gözden düştüm.
- 53to be on tenterhooksidiomneutral
diken üstünde olmak
Endişeli ve merak dolu bir bekleyiş içinde olmayı anlatır.
We were on tenterhooks all night waiting for the election results.
Seçim sonuçlarını beklerken bütün gece diken üstündeydik.
- 54a sitting duckidiominformal
açık hedef
Kolay ve savunmasız bir hedef olan kişiyi ya da şeyi anlatır.
Without a firewall, the company's servers were sitting ducks for hackers.
Güvenlik duvarı olmadan şirketin sunucuları korsanlar için açık hedefti.
- 55your bark is worse than your biteproverbinformal
Havlayan köpek ısırmaz
Birinin göründüğünden ya da konuştuğundan daha az saldırgan veya tehditkâr olduğunu söylemek için kullanılır.
The old foreman shouts a lot, but his bark is worse than his bite.
Yaşlı ustabaşı çok bağırır ama havlayan köpek ısırmaz.
- 56to let the chips fall where they mayidiomneutral
sonu ne olursa olsun
Doğru bildiğini yapıp sonucu ne olursa olsun kabullenmeyi ifade etmek için kullanılır.
I'll tell them the truth and let the chips fall where they may.
Onlara gerçeği söyleyeceğim ve sonucu ne olursa olsun kabulleneceğim.
- 57a stitch in time saves nineproverbneutral
Ağaç yaşken eğilir
Bir sorunu çok büyümeden zamanında ele almayı öğütlemek için kullanılır.
Fix that small leak now — a stitch in time saves nine.
Şu küçük sızıntıyı şimdi tamir et – zamanında atılan adım daha büyük tamiratlardan kurtarır.
- 58too many cooks spoil the brothproverbneutral
Horozu çok olan köyün sabahı geç olur
Bir işe çok fazla kişi karıştığında sonucun kötüleştiğini söylemek için kullanılır.
Let's keep the planning team small — too many cooks spoil the broth.
Planlama ekibini küçük tutalım – çok kişi işi berbat eder.
- 59the pot calling the kettle blackidiominformal
Tencere dibin kara, seninki benden kara
Birinin kendisinde de olan bir kusuru başkasında eleştirmesindeki ikiyüzlülüğü göstermek için kullanılır.
Him calling me disorganised is a bit the pot calling the kettle black.
Bana dağınık demesi epey ikiyüzlü bir laf.
- 60people who live in glass houses shouldn't throw stonesproverbneutral
İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır
Kendinde de olan kusurlar yüzünden başkalarını eleştirmemek gerektiğini hatırlatmak için kullanılır.
Before you criticise his spending, remember that people who live in glass houses shouldn't throw stones.
Onun harcamalarını eleştirmeden önce, iğneyi kendine batırmayı unutma.
- 61every cloud has a silver liningproverbneutral
Her işte bir hayır vardır
Kötü durumların bile olumlu bir yanı olduğunu ifade etmek için kullanılır.
I lost the job, but every cloud has a silver lining — now I've started my own business.
İşimi kaybettim ama her işte bir hayır varmış – artık kendi işimi kurdum.
- 62to make hay while the sun shinesproverbneutral
Su akarken testiyi doldurmak
Koşullar elverişliyken bundan yararlanmayı öğütlemek için kullanılır.
Tourists are flooding in this summer, so the shops are making hay while the sun shines.
Bu yaz turistler akın ediyor, dükkânlar da su akarken testiyi dolduruyor.
- 63to strike while the iron is hotproverbneutral
Demir tavında dövülür
En uygun anda kararlı biçimde harekete geçmeyi öğütlemek için kullanılır.
They're impressed with your pitch — strike while the iron is hot and ask for the deal now.
Sunumundan etkilenmişler – demir tavındayken vur ve anlaşmayı iste.
- 64don't look a gift horse in the mouthproverbinformal
Beleş atın dişine bakılmaz
Bedava alınan bir şey için eleştirel ya da nankör davranmamayı öğütlemek için kullanılır.
The car's old, but it was free — don't look a gift horse in the mouth.
Araba eski ama bedavaydı – beleş atın dişine bakılmaz.
- 65a bird in the hand is worth two in the bushproverbneutral
Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir
Elindekini, daha iyi ama belirsiz bir şey uğruna riske atmaktansa korumanın daha iyi olduğunu söylemek için kullanılır.
Take the offer on the table; a bird in the hand is worth two in the bush.
Masadaki teklifi kabul et; garanti bir kazanç riskli olandan iyidir.
- 66when in Rome, do as the Romans doproverbneutral
Roma'da Romalı gibi davranmak
Alışık olunmayan bir yerdeyken yerel âdetlere uymayı öğütlemek için kullanılır.
I don't usually nap in the afternoon, but when in Rome, do as the Romans do.
Normalde öğleden sonra kestirmem ama insan gittiği yerin âdetine uymalı.
- 67the apple doesn't fall far from the treeproverbneutral
Armut dibine düşer
Çocukların karakter ya da davranış bakımından ebeveynlerine benzeme eğiliminde olduğunu söylemek için kullanılır.
Like his father, he became a lawyer — the apple doesn't fall far from the tree.
Babası gibi o da avukat oldu – armut dibine düşer.
- 68there's no smoke without fireproverbneutral
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz
Söylentilerin genellikle bir doğruluk payı taşıdığını ima etmek için kullanılır.
They deny the merger talks, but there's no smoke without fire.
Birleşme görüşmelerini yalanlıyorlar ama ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
- 69familiarity breeds contemptproverbformal
Fazla samimiyet saygıyı yok eder
Birini ya da bir şeyi fazla yakından tanımanın saygı veya ilgi kaybına yol açabileceğini söylemek için kullanılır.
Working with your heroes can be disillusioning — familiarity breeds contempt.
Kahramanlarınla çalışmak hayal kırıklığı olabilir – onları fazla yakından tanımak hayranlığı yıpratır.
- 70fortune favours the boldproverbformalliterary
Talih cesurdan yanadır
Cesur riskler almaya teşvik etmek için, cesur olanın ödüllendirildiğini ima ederek kullanılır. Latince kökenlidir.
She quit her job to launch the venture, trusting that fortune favours the bold.
Cesaretin ödüllendirileceğine güvenerek işinden ayrılıp girişimini kurdu.
- 71necessity is the mother of inventionproverbformal
İhtiyaç, icadın anasıdır
Zor durumların yaratıcı çözümlere ilham verdiğini söylemek için kullanılır.
With no proper tools, they improvised brilliantly — necessity is the mother of invention.
Düzgün alet olmadan harika bir doğaçlama yaptılar – ihtiyaç, icadın anasıdır.
- 72a Pyrrhic victoryidiomformalliterary
Pirus zaferi
O kadar büyük bir bedelle kazanılmıştır ki aslında yenilgi sayılan bir zaferi anlatır. Epir Kralı Pyrrhos'un adından gelir.
They won the lawsuit, but the legal fees made it a Pyrrhic victory.
Davayı kazandılar ama avukat masrafları bunu içi boş, yıkıcı bir zafere çevirdi.
- 73to throw a spanner in the worksidiominformal
çomak sokmak (İngiliz İngilizcesi)
Beklenmedik bir sorun ya da müdahale, yolunda giden bir planı bozduğunda kullanılır. İngiliz İngilizcesidir; Amerikan biçimi 'throw a wrench in the works' ifadesidir.
Everything was on schedule until the supplier went bust and really threw a spanner in the works.
Tedarikçi iflas edip planın çarklarına çomak sokana kadar her şey zamanındaydı.
- 74to open Pandora's boxidiomneutral
Pandora'nın kutusunu açmak
Bir davranışın, karmaşık, öngörülemeyen ve istenmeyen birçok soruna yol açmasını anlatır. Yunan mitolojisinden gelir.
Questioning the inheritance opened a Pandora's box of old family feuds.
Mirası sorgulamak, eski aile husumetlerinin kapağını açtı.
- 75to know the ropesidiominformal
işin inceliklerini bilmek
Birinin bir işin ya da faaliyetin ayrıntılarını ve usullerini bilmesini anlatır. Kökeni denizciliğe dayanır. İlgili kullanımlar: 'learn the ropes', 'show someone the ropes'.
Ask Priya — she's been here for years and really knows the ropes.
Priya'ya sor – yıllardır burada ve işin inceliklerini gerçekten biliyor.
- 76a cash cowidiominformalbusiness jargon
altın yumurtlayan tavuk
İstikrarlı ve yüksek kâr getiren bir ürünü, işi ya da girişimi anlatır. İş dünyasında yaygındır.
The flagship software remains the company's biggest cash cow.
Amiral gemisi yazılım hâlâ şirketin altın yumurtlayan tavuğu.
- 77to throw a wrench in the worksverb phraseneutralAmerican English
çomak sokmak (Amerikan İngilizcesi)
Beklenmedik bir engelle bir planı bozmak ya da raydan çıkarmak anlamında kullanılan Amerikan İngilizcesi deyimi ('throw a monkey wrench in the works' biçimi de vardır).
Just when everything was on track, the new regulations threw a wrench in the works.
Tam her şey yolunda giderken yeni düzenlemeler planı raydan çıkardı.
- 78to take the cakeverb phraseinformalAmerican English
pes doğrusu (Amerikan İngilizcesi)
Bir şeyin türünün en akıl almaz ya da en saçma örneği olduğunu söylemek için kullanılan Amerikan İngilizcesi deyimi.
Of all the flimsy excuses I've heard, that one really takes the cake.
Duyduğum bütün zayıf bahaneler arasında bu, pes dedirtenlerin başında.
- 79a labor of lovenoun phraseneutralAmerican English
gönül işi (Amerikan yazımı)
Karşılık için değil, tutkuyla yapılan iş anlamındaki ifadenin Amerikan İngilizcesi yazımı.
Restoring the vintage car was a labor of love that took him three years.
Klasik arabayı restore etmek, üç yılını alan gönüllü bir emekti.
- 80fortune favors the boldphraseneutralAmerican English
Talih cesurdan yanadır (Amerikan yazımı)
Cesur olanın ödüllendirildiğini söyleyen atasözünün Amerikan İngilizcesi yazımı.
She quit her steady job to launch the startup—fortune favors the bold, as they say.
Sağlam işini bırakıp girişimini kurdu; derler ya, cesaret kazandırır.
- 81to eat crowverb phraseinformalAmerican English
hatasını kabullenip özür dilemek (Amerikan İngilizcesi)
Bir hatayı küçük düşürücü biçimde kabul etmek zorunda kalmak anlamında kullanılan Amerikan İngilizcesi deyimi.
After his confident prediction flopped, the pundit had to eat crow on live television.
Kendinden emin tahmini tutmayınca yorumcu, hatasını canlı yayında küçük düşerek kabul etmek zorunda kaldı.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
İleri seviyenin asıl sınavı deyimlerdir; öğrenciler tam orada geride kalır. Kelimesi kelimesine çevirdiğinizde anlamsızlaşan kalıp ifadeler, atasözleri ve mecazlar bu pakette tek tek açılıyor. Ana dili İngilizce olanların düşünmeden kullandığı anlatımlar sizin için şeffaflaşıyor; sözün altındaki gerçek anlamı yakalar ve doğru deyimi doğru yerde kullanırsınız. Bir dil asıl orada canlanır.