Sağlık ve tıp
Şikâyetinizi anlatın, doktora gidin, iyi kalmaktan söz edin.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
65 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1symptomnounneutral
belirti
Hastanın fark ettiği ya da hissettiği hastalık işareti.
A high fever is a common symptom of the flu.
Yüksek ateş, gribin yaygın bir belirtisidir.
- 2diagnoseverbneutral
teşhis koymak
Bir hastayı muayene ettikten sonra hastalığı belirlemek.
The doctor diagnosed her with asthma last year.
Doktor geçen yıl ona astım teşhisi koydu.
- 3diagnosisnounneutral
teşhis
Bir doktorun hastalık hakkında vardığı sonuç.
We're still waiting for the diagnosis.
Hâlâ teşhisi bekliyoruz.
- 4prescribeverbneutral
reçete yazmak
Bir doktorun hasta için resmî olarak ilaç yazması.
The doctor prescribed some antibiotics for my chest infection.
Doktor göğüs enfeksiyonum için antibiyotik yazdı.
- 5examineverbneutral
muayene etmek
Bir doktorun hastanın vücudunu sorun var mı diye kontrol etmesi.
The nurse examined the cut on my hand.
Hemşire elimdeki kesiği muayene etti.
- 6surgeonnounneutral
cerrah
Ameliyat yapan doktor.
The surgeon said the operation went well.
Cerrah ameliyatın iyi geçtiğini söyledi.
- 7specialistnounneutral
uzman doktor
Tıbbın tek bir alanında uzmanlaşmış doktor.
My GP referred me to a specialist.
Aile hekimim beni bir uzman doktora yönlendirdi.
- 8pharmacistnounneutral
eczacı
İlaçları hazırlamak ve satmak üzere eğitilmiş kişi.
Ask the pharmacist which painkiller is best for children.
Çocuklar için hangi ağrı kesicinin uygun olduğunu eczacıya sorun.
- 9GPnounneutral
aile hekimi
Genel hastalıklara bakan, uzman olmayan mahalle doktoru.
I made an appointment to see my GP.
Aile hekimime görünmek için randevu aldım.
- 10waiting roomnounneutral
bekleme odası
Hastaların doktoru görmeden önce bekledikleri oda.
We sat in the waiting room for nearly an hour.
Bekleme odasında neredeyse bir saat oturduk.
- 11wardnounneutral
koğuş
Hastanede birden çok hasta yatağının bulunduğu büyük oda.
She was moved to the children's ward.
Çocuk koğuşuna nakledildi.
- 12X-raynounneutral
röntgen
Vücudun içini gösteren, kemikleri kontrol etmek için kullanılan görüntü.
The X-ray showed that his arm was broken.
Röntgen kolunun kırık olduğunu gösterdi.
- 13vaccinenounneutral
aşı
Vücudu bir hastalığa karşı koruyan madde.
There's a new vaccine against the virus.
Virüse karşı yeni bir aşı çıktı.
- 14vaccinationnounneutral
aşılama
Hastalığı önlemek için birine aşı yapılması işlemi.
Make sure your vaccinations are up to date before you travel.
Yolculuğa çıkmadan önce aşılarınızın güncel olduğundan emin olun.
- 15antibioticsnounneutral
antibiyotik
Bakterileri öldürmek ve enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan ilaç.
The doctor put me on antibiotics for a week.
Doktor bir hafta boyunca bana antibiyotik verdi.
- 16side effectnounneutral
yan etki
Bir ilacın istenmeyen sonucu.
One side effect of these pills is feeling sleepy.
Bu hapların yan etkilerinden biri uyku hâli.
- 17dosenounneutral
doz
Bir defada alınacak ilaç miktarı.
Don't take more than the recommended dose.
Önerilen dozdan fazlasını almayın.
- 18vomitverbneutral
kusmak
Yenen yiyeceği mideden ağız yoluyla geri çıkarmak.
He felt so ill that he started to vomit.
O kadar kötü hissetti ki kusmaya başladı.
- 19throw upphrasal verbinformal
çıkarmak (kusmak)
'Kusmak' fiilinin günlük konuşmadaki karşılığı.
I think I'm going to throw up.
Galiba çıkaracağım.
- 20nauseanounneutral
mide bulantısı
Kusacakmış gibi hissetme durumu.
The medicine can cause nausea and dizziness.
İlaç mide bulantısına ve baş dönmesine yol açabilir.
- 21sneezeverbneutral
hapşırmak
Burundan aniden hava püskürtmek; çoğu zaman hastayken olur.
The dust made me sneeze.
Toz beni hapşırttı.
- 22swollenadjectiveneutral
şiş
Yaralanma ya da hastalık yüzünden normalden daha büyük.
My ankle is really swollen after the fall.
Düştükten sonra bileğim iyice şişti.
- 23swellingnounneutral
şişlik
Vücudun normalden daha büyük hâle gelmiş bir bölgesi.
Put some ice on it to reduce the swelling.
Şişliği azaltmak için üstüne biraz buz koy.
- 24bruisenounneutral
morluk
Bir darbeden sonra deride oluşan mor ya da mavi iz.
She had a big bruise on her arm.
Kolunda kocaman bir morluk vardı.
- 25bleedverbneutral
kanamak
Genellikle bir yaradan kan kaybetmek.
The cut wouldn't stop bleeding.
Kesiğin kanaması bir türlü durmadı.
- 26healverbneutral
iyileşmek
Bir yaranın ya da yaralanmanın düzelmesi ve derinin kapanması.
The wound is healing nicely.
Yara güzelce iyileşiyor.
- 27scarnounneutral
yara izi
Bir yara iyileştikten sonra deride kalan kalıcı iz.
He still has a scar from the operation.
Ameliyattan kalma yara izi hâlâ duruyor.
- 28plasternounneutralBritish English
yara bandı (İngiliz İngilizcesi)
Bir kesiğin üzerine yapıştırılan küçük koruyucu bant (İngiliz İngilizcesi).
Put a plaster on that cut before it gets dirty.
Kirlenmeden şu kesiğin üstüne bir yara bandı yapıştır.
- 29crutchesnounneutral
koltuk değneği
Bacağınız sakatlandığında yürümenize yardım eden destekler.
He was on crutches for six weeks after the accident.
Kazadan sonra altı hafta koltuk değneğiyle gezdi.
- 30wheelchairnounneutral
tekerlekli sandalye
Yürüyemeyen biri için tekerlekli sandalye.
After the operation he needed a wheelchair for a while.
Ameliyattan sonra bir süre tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duydu.
- 31pregnantadjectiveneutral
hamile
İçinde bebek büyüyen.
She's six months pregnant.
Altı aylık hamile.
- 32pregnancynounneutral
hamilelik
Bir kadının bebek beklediği dönem.
She felt very tired during her pregnancy.
Hamileliği boyunca kendini çok yorgun hissetti.
- 33dietnounneutral
beslenme, diyet
Genellikle yediğiniz yiyecekler ya da sağlık için uygulanan özel bir yeme planı.
A healthy diet can prevent many illnesses.
Sağlıklı bir beslenme pek çok hastalığı önleyebilir.
- 34stressnounneutral
stres
Sağlığı etkileyebilen zihinsel ya da duygusal baskı.
Too much stress is bad for your heart.
Aşırı stres kalbe zarar verir.
- 35mental healthnounneutral
ruh sağlığı
Bir kişinin zihninin ve duygularının durumu.
Exercise is good for your mental health.
Egzersiz ruh sağlığına iyi gelir.
- 36depressionnounneutral
depresyon
Uzun süre devam eden derin üzüntü hâlinde tıbbi bir durum.
He suffered from depression after losing his job.
İşini kaybettikten sonra depresyona girdi.
- 37anxietynounneutral
kaygı
Güçlü bir endişe ya da korku duygusu; kimi zaman tıbbi bir rahatsızlıktır.
She takes medication for her anxiety.
Kaygısı için ilaç kullanıyor.
- 38blood pressurenounneutral
tansiyon
Kanın vücutta ilerlerken uyguladığı basınç.
The nurse checked my blood pressure.
Hemşire tansiyonumu ölçtü.
- 39pulsenounneutral
nabız
Örneğin bilekte hissedebildiğiniz düzenli kan atışı.
The doctor took his pulse.
Doktor nabzını saydı.
- 40breatheverbneutral
nefes almak
Ciğerlere hava çekmek ve dışarı vermek.
The doctor asked me to breathe deeply.
Doktor benden derin nefes almamı istedi.
- 41out of breathexpressionneutral
nefes nefese
Bir çabadan sonra hızlı ve güçlükle soluyan.
I was completely out of breath after the stairs.
Merdivenlerden sonra tamamen nefes nefese kalmıştım.
- 42chronicadjectiveneutraltechnical
kronik
Uzun süren ya da tekrar tekrar nükseden bir hastalığı anlatır.
He has a chronic back problem.
Kronik bir sırt sorunu var.
- 43contagiousadjectiveneutral
bulaşıcı
Kişiden kişiye kolayca yayılan bir hastalığı anlatır.
Stay home — the flu is very contagious.
Evde kal, grip çok bulaşıcı.
- 44first aidnounneutral
ilk yardım
Yaralı birine hemen verilen temel tıbbi yardım.
She gave him first aid until the ambulance came.
Ambulans gelene kadar ona ilk yardım yaptı.
- 45emergency roomnounneutral
acil servis (Amerikan İngilizcesi)
Hastanenin acil ve kaza vakalarına bakan bölümü (Amerikan İngilizcesi; İngiliz İngilizcesinde 'A&E').
We rushed him to the emergency room at midnight.
Gece yarısı onu acil servise yetiştirdik.
- 46food poisoningnounneutral
gıda zehirlenmesi
Bozuk ya da kirlenmiş yiyecek yemekten kaynaklanan hastalık.
I got food poisoning from the seafood.
Deniz ürünlerinden gıda zehirlenmesi geçirdim.
- 47sprainverbneutral
burkmak
Bir eklemi aniden çevirerek sakatlamak.
I sprained my ankle playing in the garden.
Bahçede oynarken bileğimi burktum.
- 48faintverbneutral
bayılmak
Kısa bir süre için aniden bilincini yitirmek.
She fainted because of the heat.
Sıcak yüzünden bayıldı.
- 49pass outphrasal verbinformal
kendinden geçmek
Bayılmanın ya da bilincini yitirmenin günlük konuşmadaki karşılığı.
He passed out when he saw the blood.
Kanı görünce kendinden geçti.
- 50come down withphrasal verbinformal
hastalığa yakalanmak
Genellikle ciddi olmayan bir hastalık kapmaya başlamak.
I think I'm coming down with a cold.
Galiba soğuk algınlığı kapıyorum.
- 51get overphrasal verbinformal
atlatmak
Bir hastalığı ya da zor bir deneyimi geride bırakmak.
It took me ages to get over that chest infection.
O göğüs enfeksiyonunu atlatmam çok uzun sürdü.
- 52under the weatheridiominformal
keyifsiz olmak
Hafifçe hasta ya da her zamanki gibi olmadığını hissetmek.
I'm feeling a bit under the weather today.
Bugün biraz keyifsizim.
- 53itchyadjectiveneutral
kaşıntılı
Deriyi kaşımak isteme duygusu veren.
The rash is really itchy.
Döküntü fena hâlde kaşıntılı.
- 54asthmanounneutral
astım
Nefes almayı zorlaştıran bir rahatsızlık.
She uses an inhaler for her asthma.
Astımı için nefes açıcı sprey kullanıyor.
- 55diabetesnounneutral
şeker hastalığı
Vücudun şeker düzeyini denetleyemediği bir rahatsızlık.
He was diagnosed with diabetes last year.
Geçen yıl ona şeker hastalığı teşhisi kondu.
- 56heart attacknounneutral
kalp krizi
Kalbin düzgün çalışmayı bıraktığı ani ve tehlikeli tıbbi olay.
Her grandfather had a heart attack but survived.
Dedesi kalp krizi geçirdi ama kurtuldu.
- 57thermometernounneutral
termometre
Vücut sıcaklığını ölçmekte kullanılan alet.
Use the thermometer to check if she has a fever.
Ateşi var mı diye termometreyle bak.
- 58stitchesnounneutral
dikiş
Doktorun derin bir kesiği ya da yarayı kapatmak için attığı iplikler.
The cut was so deep that he needed stitches.
Kesik o kadar derindi ki dikiş atmak gerekti.
- 59physiotherapynounneutral
fizyoterapi (İngiliz İngilizcesi)
Vücudun toparlanmasına yardımcı olmak için egzersiz ve hareket kullanan tedavi.
After the operation he had weeks of physiotherapy.
Ameliyattan sonra haftalarca fizyoterapi gördü.
- 60drugnounneutral/clinical
ilaç
Bir ilaç ya da hastalığı tedavi etmekte kullanılan madde.
This drug is used to lower blood pressure.
Bu ilaç tansiyonu düşürmek için kullanılıyor.
- 61stressedadjectiveneutral
stresli
Endişeli ve baskı altında hisseden.
I always feel stressed before exams.
Sınavlardan önce hep kendimi stresli hissederim.
- 62blow your noseexpressionneutral
sümkürmek
Burundaki sümüğü genellikle bir mendile boşaltmak.
He kept stopping to blow his nose.
Sümkürmek için sürekli duruyordu.
- 63Band-AidnounneutralAmerican English
yara bandı (Amerikan İngilizcesi)
Bir kesiği ya da sıyrığı örtmek için kullanılan küçük yapışkan bant için Amerikan İngilizcesinde kullanılan kelime.
She put a Band-Aid on the cut on her finger.
Parmağındaki kesiği yara bandıyla kapattı.
- 64A&EnounneutralBritish English
acil servis (İngiliz İngilizcesi)
Hastanenin acil ve kaza vakalarına bakan bölümü için İngiliz İngilizcesinde kullanılan terim (Accident and Emergency).
We took him to A&E after he fell down the stairs.
Merdivenlerden düştükten sonra onu acil servise götürdük.
- 65physical therapynounneutralAmerican English
fizik tedavi (Amerikan İngilizcesi)
Yaralanma ya da engelin egzersiz ve hareketle tedavi edilmesi için Amerikan İngilizcesinde kullanılan terim.
After the operation she needed months of physical therapy.
Ameliyattan sonra aylarca fizik tedavi görmesi gerekti.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Yurt dışında rahatsızlandığınız gün sağlık kelimeleri birdenbire hayati hâle gelir. Baş ağrısı, ateş, öksürük gibi şikâyetler; hasta, sağlıklı, yorgun, yaralı gibi durumlar; hastane, eczane, klinik gibi yerler; doktor, hemşire, randevu, reçete ve tedavi gibi terimler başlangıçtan ileri seviyeye uzanan bir kapsamda toplandı. Derdinizi anlatır, size verilen tavsiyeyi de doğru anlarsınız.
Sağlık ve tıp için diğer seviyeler
B1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi
Seyahat ve ulaşım
67 kelimeDuygular ve hisler
66 kelimeİş ve kariyer
71 kelimeEğitim ve öğrenim
76 kelimeTeknoloji ve internet
62 kelimeMedya ve eğlence
64 kelimeYemek ve mutfak
74 kelimeSpor ve fitness
64 kelimeŞehir hayatı
69 kelimeİlişkiler ve sosyal hayat
66 kelimeÇevre ve doğa
64 kelimePara ve finans
52 kelime