İş dünyası ve ekonomi
Şirketler, pazarlar, ticaret ve toplantı masasının dili.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
71 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1CEOnounneutral
genel müdür (Amerikan İngilizcesi)
Chief Executive Officer ifadesinin kısaltması; bir şirketteki en üst düzey yönetici.
The CEO announced record profits at the annual meeting.
CEO, yıllık toplantıda rekor kâr açıkladı.
- 2executivenounneutral
üst düzey yönetici
Bir şirkette karar alma yetkisine sahip kıdemli yönetici.
A group of executives flew in for the merger talks.
Birleşme görüşmeleri için bir grup üst düzey yönetici uçakla geldi.
- 3departmentnounneutral
departman
Bir şirketin belirli bir işlevden sorumlu olan bölümü.
She works in the human resources department.
İnsan kaynakları departmanında çalışıyor.
- 4employeenounneutral
çalışan
Ücret karşılığında bir şirkette çalışmak üzere işe alınan kişi.
The company has over five thousand employees worldwide.
Şirketin dünya genelinde beş binden fazla çalışanı var.
- 5employernounneutral
işveren
İşçi alan ve onlara ücret ödeyen kişi ya da şirket.
They're the largest employer in the region.
Bölgedeki en büyük işveren onlar.
- 6clientnounneutral
müşteri (hizmet alan)
Profesyonel hizmetler karşılığında ödeme yapan kişi ya da kuruluş.
We can't reveal the names of our clients.
Müşterilerimizin isimlerini açıklayamayız.
- 7customernounneutral
müşteri
Özellikle bir mağazadan ya da işletmeden mal veya hizmet satın alan kişi.
Happy customers are more likely to come back.
Memnun müşterilerin geri dönme olasılığı daha yüksektir.
- 8managernounneutral
müdür
Bir bölümü, ekibi ya da işletmeyi yürütmekten sorumlu kişi.
I'd like to speak to the manager, please.
Müdürle görüşmek istiyorum, lütfen.
- 9headquartersnounneutral
genel merkez
Bir şirketin yönetildiği ana ofisler; çoğu zaman HQ olarak kısaltılır.
The company's headquarters are in Frankfurt.
Şirketin genel merkezi Frankfurt'ta.
- 10branchnounneutral
şube
Daha büyük bir şirketin parçası olan yerel ofis ya da mağaza.
They're opening a new branch in the city centre.
Şehir merkezinde yeni bir şube açıyorlar.
- 11colleaguenounneutral
iş arkadaşı (İngiliz İngilizcesi)
Özellikle profesyonel bir ortamda birlikte çalıştığınız kişi.
I asked a colleague to cover my shift.
Vardiyama girmesi için bir iş arkadaşımdan ricada bulundum.
- 12staffnounneutral
personel
Bir şirkette çalışan kişilerin topluca ele alınan bütünü.
The hotel staff were friendly and efficient.
Otel personeli güler yüzlü ve işini bilen kişilerdi.
- 13workforcenounneutral
işgücü
Bir şirkette, bir ülkede ya da bir sektörde çalışan insanların tamamı.
Automation is reshaping the global workforce.
Otomasyon küresel işgücünü yeniden şekillendiriyor.
- 14manageverbneutral
yönetmek
Bir işletmeyi, ekibi ya da projeyi yürütmekten sorumlu olmak.
She manages a team of twenty engineers.
Yirmi mühendisten oluşan bir ekibi yönetiyor.
- 15negotiateverbneutral
müzakere etmek
Özellikle iş hayatında, bir anlaşmaya varmak için şartları görüşmek.
We're still negotiating the terms of the contract.
Sözleşmenin şartlarını hâlâ müzakere ediyoruz.
- 16negotiationnounneutral
müzakere
Bir anlaşmaya varmak için bir konunun görüşülmesi süreci.
The negotiations broke down after three days.
Müzakereler üç gün sonra kesintiye uğradı.
- 17launchverbneutral
piyasaya sürmek
Yeni bir ürünü, hizmeti ya da şirketi pazara tanıtmak.
They plan to launch the new phone in March.
Yeni telefonu mart ayında piyasaya sürmeyi planlıyorlar.
- 18launchnounneutral
lansman
Yeni bir ürünün pazara tanıtıldığı etkinlik ya da bu tanıtım eylemi.
The product launch was a huge success.
Ürün lansmanı büyük bir başarı kazandı.
- 19investverbneutral
yatırım yapmak
Kâr elde etmek amacıyla bir işe ya da projeye para koymak.
They decided to invest heavily in research.
Araştırmaya büyük yatırım yapmaya karar verdiler.
- 20investmentnounneutral
yatırım
Bir işe ya da projeye konulan para veya bunu yapma eylemi.
Foreign investment in the country has doubled.
Ülkeye gelen yabancı yatırım ikiye katlandı.
- 21investornounneutral
yatırımcı
Bir işletmeye ya da varlığa para koyan kişi veya kuruluş.
The company is looking for new investors.
Şirket yeni yatırımcılar arıyor.
- 22expandverbneutral
genişlemek
Yeni pazarlara girerek ya da üretimi artırarak bir işi büyütmek.
The chain is planning to expand into Asia.
Zincir Asya'ya açılmayı planlıyor.
- 23expansionnounneutral
genişleme
Bir işletmenin yeni alanlara açılması ya da faaliyetlerini büyütmesi.
Rapid expansion put the company under strain.
Hızlı genişleme şirketi zor durumda bıraktı.
- 24recruitverbneutral
işe almak
Bir şirket için yeni çalışanlar bulmak ve onları işe almak.
We're recruiting for several positions this month.
Bu ay birkaç pozisyon için eleman arıyoruz.
- 25importverbneutral
ithal etmek
Satmak ya da kullanmak üzere yurt dışından ülkeye mal getirmek.
The country imports most of its oil.
Ülke petrolünün çoğunu ithal ediyor.
- 26importnounneutral
ithal ürün
Yurt dışından ülkeye getirilen ürün.
Cheap imports are hurting local producers.
Ucuz ithal ürünler yerli üreticiye zarar veriyor.
- 27exportverbneutral
ihraç etmek
Satmak üzere başka bir ülkeye mal göndermek.
The factory exports cars to over forty countries.
Fabrika kırktan fazla ülkeye otomobil ihraç ediyor.
- 28exportnounneutral
ihraç ürünü
Başka bir ülkeye gönderilip orada satılan ürün.
Oil remains the country's biggest export.
Petrol hâlâ ülkenin en büyük ihraç ürünü.
- 29marketnounneutral
pazar
Alım satım faaliyeti ya da bir ürüne duyulan talep.
There's a growing market for electric cars.
Elektrikli otomobiller için büyüyen bir pazar var.
- 30competitionnounneutral
rekabet
Müşteri kazanmaya çalışan işletmeler arasındaki çekişme.
There's fierce competition in the airline industry.
Havayolu sektöründe kıyasıya bir rekabet var.
- 31competitornounneutral
rakip
Aynı müşteriler için başka bir şirketle yarışan şirket.
Our main competitor just cut its prices.
Başlıca rakibimiz az önce fiyatlarını düşürdü.
- 32competitiveadjectiveneutral
rekabetçi
Güçlü bir çekişmenin bulunduğu fiyatları, pazarları ya da işletmeleri; veya iyi yarışabilen bir tarafı niteler.
We offer very competitive prices.
Çok rekabetçi fiyatlar sunuyoruz.
- 33profitnounneutral
kâr
Gelirin maliyetleri aştığı durumda elde edilen para.
The company made a healthy profit last year.
Şirket geçen yıl iyi bir kâr elde etti.
- 34lossnounneutral
zarar
Maliyetlerin geliri aştığı durumda kaybedilen para.
The firm reported a loss of two million euros.
Firma iki milyon avroluk zarar açıkladı.
- 35economynounneutral
ekonomi
Bir ülkedeki ya da bölgedeki üretim, ticaret ve para sistemi.
The economy is slowly recovering from the crisis.
Ekonomi krizden yavaş yavaş çıkıyor.
- 36economicadjectiveneutral
ekonomik
Ekonomiyle, ticaretle ya da finansla ilgili.
The country is facing serious economic problems.
Ülke ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya.
- 37growthnounneutral
büyüme
Ekonomik faaliyette, büyüklükte ya da değerde artış.
The region has seen rapid economic growth.
Bölge hızlı bir ekonomik büyüme yaşadı.
- 38recessionnounneutral
resesyon
Ekonominin küçüldüğü ve faaliyetin gerilediği dönem.
Many businesses closed during the recession.
Resesyon sırasında pek çok işletme kapandı.
- 39industrialadjectiveneutral
endüstriyel
Sanayiyle ya da imalatla ilgili.
The town grew up around an industrial zone.
Kasaba bir sanayi bölgesinin çevresinde büyüdü.
- 40inflationnounneutral
enflasyon
Fiyatların genel olarak yükselmesi ve paranın satın alma gücünün düşmesi.
Rising inflation is squeezing household budgets.
Yükselen enflasyon hane bütçelerini zorluyor.
- 41unemploymentnounneutral
işsizlik
İnsanların işsiz olma durumu ya da işsiz kişilerin sayısı.
Unemployment has reached its highest level in years.
İşsizlik son yılların en yüksek seviyesine ulaştı.
- 42consumernounneutral
tüketici
Kendi kullanımı için mal ve hizmet satın alan kişi.
Consumers are spending less due to high prices.
Tüketiciler yüksek fiyatlar yüzünden daha az harcıyor.
- 43demandnounneutral
talep
Tüketicilerin satın almak istediği ürün ya da hizmet miktarı.
There's huge demand for affordable housing.
Uygun fiyatlı konuta büyük bir talep var.
- 44supplynounneutral
arz
Pazara sunulabilecek ürün miktarı.
A shortage cut the supply of microchips.
Yaşanan kıtlık mikroçip arzını kesintiye uğrattı.
- 45suppliernounneutral
tedarikçi
Bir işletmeye mal ya da malzeme sağlayan şirket veya kişi.
We've switched to a cheaper supplier.
Daha ucuz bir tedarikçiye geçtik.
- 46retailnounneutral
perakende
Malların halka küçük miktarlarda satılması.
She has years of experience in retail.
Perakende alanında yıllara dayanan deneyimi var.
- 47tradenounneutral
ticaret
Özellikle ülkeler arasında mal alıp satma faaliyeti.
The two nations signed a new trade agreement.
İki ülke yeni bir ticaret anlaşması imzaladı.
- 48tradeverbneutral
ticaret yapmak
Özellikle ülkeler arasında ya da piyasalarda mal veya hizmet alıp satmak.
The company trades in rare metals.
Şirket nadir metallerin ticaretini yapıyor.
- 49capitalnounneutral
sermaye
Bir işi kurmak, yürütmek ya da yatırım yapmak için kullanılan para veya varlıklar.
They raised enough capital to open a second factory.
İkinci bir fabrika açmaya yetecek sermayeyi topladılar.
- 50assetnounneutral
varlık
Bir kişiye ya da şirkete ait değerli şey.
The firm sold off some of its assets to raise cash.
Firma nakit sağlamak için varlıklarının bir kısmını sattı.
- 51corporationnounneutral
anonim şirket
Tek bir tüzel kişilik olarak tanınan büyük şirket ya da şirketler topluluğu.
A few giant corporations control the industry.
Sektörü birkaç dev şirket kontrol ediyor.
- 52corporateadjectiveneutral
kurumsal
Büyük şirketlerle ya da genel olarak iş dünyasıyla ilgili.
The firm is trying to improve its corporate image.
Firma kurumsal imajını iyileştirmeye çalışıyor.
- 53firmnounneutral
firma
Özellikle profesyonel hizmet sunan iş şirketi.
She works for a consulting firm in London.
Londra'da bir danışmanlık firmasında çalışıyor.
- 54profitableadjectiveneutral
kârlı
Maddi kazanç sağlayan.
The branch became profitable within two years.
Şube iki yıl içinde kâra geçti.
- 55bankruptadjectiveneutral
iflas etmiş
Borçlarını ödeyemeyen ve bu durumu hukuken ilan edilmiş olan.
The airline went bankrupt during the crisis.
Havayolu şirketi kriz sırasında iflas etti.
- 56bankruptcynounneutral
iflas
Kişinin borçlarını ödeyememesi durumunun hukuki hali.
The company filed for bankruptcy last week.
Şirket geçen hafta iflas başvurusunda bulundu.
- 57contractnounneutral
sözleşme
Taraflar arasında yapılan resmi ve hukuken bağlayıcı anlaşma.
Both sides finally signed the contract.
İki taraf sonunda sözleşmeyi imzaladı.
- 58dealnounneutral
anlaşma
Ticari bir uzlaşma ya da işlem.
The two firms struck a billion-dollar deal.
İki firma bir milyar dolarlık anlaşmaya vardı.
- 59partnershipnounneutral
ortaklık
İki ya da daha fazla kişinin sahip olduğu işletme veya işbirliğine dayalı iş ilişkisi.
The two companies formed a strategic partnership.
İki şirket stratejik bir ortaklık kurdu.
- 60sharenounneutral
hisse senedi (İngiliz İngilizcesi)
Bir şirketin sermayesinin bölündüğü eşit paylardan biri.
The company's shares fell sharply today.
Şirketin hisseleri bugün sert düştü.
- 61stock marketnounneutral
borsa
Şirket hisselerinin alınıp satıldığı piyasa.
The stock market crashed overnight.
Borsa bir gecede çöktü.
- 62budgetnounneutral
bütçe
Ne kadar paranın bulunduğunu ve bunun nasıl harcanacağını gösteren plan.
The project went well over budget.
Proje bütçeyi fazlasıyla aştı.
- 63multinationalnounneutral
çok uluslu şirket
Birkaç ülkede faaliyet gösteren büyük şirket.
She works for a Japanese multinational.
Japon bir çok uluslu şirkette çalışıyor.
- 64sectornounneutral
sektör
Bir ekonominin ya da iş faaliyetinin belirgin bir bölümü.
The tech sector is growing faster than ever.
Teknoloji sektörü her zamankinden hızlı büyüyor.
- 65foundernounneutral
kurucu
Bir şirketi ya da kuruluşu kuran kişi.
The founder still owns a majority of the shares.
Kurucu, hisselerin çoğunluğuna hâlâ sahip.
- 66industrynounneutral
sanayi, endüstri
Mal ya da hizmet üreten belirli bir ekonomik faaliyet dalı.
She works in the fashion industry.
Moda sektöründe çalışıyor.
- 67wholesaleadjective, noun, adverbneutral
toptan
Malların genellikle halka değil perakendecilere büyük miktarlarda satılmasıyla ilgili.
They buy at wholesale prices and sell at a markup.
Toptan fiyatına alıp üzerine kâr koyarak satıyorlar.
- 68enterprisenounformal
işletme
Bir teşebbüs ya da şirket; veya genel olarak ticari faaliyet.
The government supports small and medium enterprises.
Hükümet küçük ve orta ölçekli işletmeleri destekliyor.
- 69stocknounneutralAmerican English
hisse senedi (Amerikan İngilizcesi)
Bir şirketteki ortaklık payı için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük; İngiliz İngilizcesinde genellikle 'share' denir.
She bought stock in three tech companies last year.
Geçen yıl üç teknoloji şirketinin hisselerini satın aldı.
- 70coworkernounneutralAmerican English
iş arkadaşı (Amerikan İngilizcesi)
Birlikte çalıştığınız kişi için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük; İngiliz İngilizcesinde genellikle 'colleague' denir.
I asked a coworker to cover my shift on Friday.
Cuma günkü vardiyamı devralması için bir iş arkadaşımdan yardım istedim.
- 71managing directornounneutralBritish English
genel müdür (İngiliz İngilizcesi)
Bir şirketi yöneten en üst düzey yönetici için İngiliz İngilizcesinde kullanılan unvan; Amerikan İngilizcesinde genellikle 'CEO' tercih edilir.
The managing director announced the merger to the board.
İcra kurulu başkanı birleşmeyi yönetim kuruluna duyurdu.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Toplantı odası ile piyasa aynı pakette buluşuyor. Şirket yapısı ve unvanlar, müşteri ilişkileri, yönetmek, pazarlık etmek, piyasaya sürmek, yatırım yapmak; ithalat, ihracat, rekabet, kâr, zarar; ekonomi, büyüme, durgunluk, sektör. Kelimeler orta-ileri ve ileri seviyedekiler için derlendi; rapor yazarken ya da sunum yaparken ihtiyaç duyduğunuz resmî ve net dili kazandırıyor. Kurul önünde doğru kelimeyi bulmakta zorlanmazsınız.