İş dünyası ve ekonomi
Şirketler, pazarlar, ticaret ve toplantı masasının dili.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
48 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1collateralnounformal
teminat
Bankacılıkta ve kredi işlemlerinde, bir kredinin güvencesi olarak rehnedilen varlıkları anlatmak için kullanılır.
The bank required the company to put up its manufacturing plant as collateral for the loan.
Banka, kredi için şirketin üretim tesisini teminat olarak göstermesini istedi.
- 2liquiditynounformal
likidite
Finansta, varlıkların ne kadar hızlı ve kolay nakde çevrilebildiğini ya da bir piyasadaki nakit bolluğunu anlatmak için kullanılır.
The company had plenty of assets on paper but faced a severe liquidity crisis when it couldn't meet short-term obligations.
Şirketin kâğıt üzerinde bol varlığı vardı, ancak kısa vadeli yükümlülüklerini karşılayamayınca ağır bir likidite krizine girdi.
- 3goodwillnounformal
şerefiye
Muhasebede ve şirket birleşmelerinde; bir şirketin markasının, itibarının ve müşteri ilişkilerinin maddi olmayan değerini, özellikle de devralmalarda net varlık değerinin üzerinde ödenen primi anlatmak için kullanılır.
The acquiring firm recorded three billion dollars in goodwill on its balance sheet after the deal closed.
Devralan firma, anlaşma tamamlandıktan sonra bilançosuna üç milyar dolarlık şerefiye kaydetti.
- 4underwriteverbformal
riski üstlenmek
Finansta ve sigortacılıkta mali riski üstlenmeyi, özellikle bir menkul kıymet ihracının satışını garanti etmeyi ya da sigorta riskini değerlendirmeyi anlatmak için kullanılır.
Goldman Sachs agreed to underwrite the IPO, guaranteeing the sale of all fifty million shares.
Goldman Sachs, elli milyon hissenin tamamının satışını garanti ederek halka arzın aracılık yüklenimini üstlenmeyi kabul etti.
- 5indemnifyverbformal
tazmin etmek
Hukuki ve sözleşmesel bağlamlarda, birinin zararını karşılamayı ya da onu hukuki sorumluluğa karşı korumayı anlatmak için kullanılır.
The contract requires the supplier to indemnify the buyer against any claims arising from defective products.
Sözleşme, ayıplı ürünlerden doğacak taleplere karşı tedarikçinin alıcının zararını tazmin etmesini şart koşuyor.
- 6moratoriumnounformal
moratoryum
İş dünyasında, hukukta ve ekonomide bir faaliyetin, yükümlülüğün ya da yasanın geçici olarak durdurulmasını anlatmak için kullanılır.
The government declared a moratorium on foreclosures to give struggling homeowners time to renegotiate their mortgages.
Hükümet, zor durumdaki ev sahiplerine ipoteklerini yeniden görüşme fırsatı vermek için hacizlere moratoryum ilan etti.
- 7receivershipnounformal
kayyum yönetimi
Şirketler hukukunda, genellikle mali sıkıntı nedeniyle bir şirketin işlerinin mahkemece atanan bir kayyum tarafından yürütüldüğü durumu anlatmak için kullanılır.
The retail chain went into receivership after failing to service its debts for three consecutive quarters.
Perakende zinciri, üst üste üç çeyrek borçlarını ödeyemeyince kayyum yönetimine girdi.
- 8protectionismnounformal
korumacılık
Ekonomide ve ticaret politikasında, yerli sanayiyi gümrük vergileri, kotalar ve başka engellerle dış rekabetten koruma uygulamasını anlatmak için kullanılır.
Critics argue that protectionism ultimately harms consumers by raising prices and reducing choice.
Eleştirmenler, korumacılığın fiyatları yükseltip seçenekleri azaltarak sonunda tüketiciye zarar verdiğini savunuyor.
- 9quantitative easingnounformal
parasal genişleme
Makroekonomide ve para politikasında, bir merkez bankasının ekonomiye para aktarmak amacıyla devlet tahvili ya da başka varlıklar satın almasını anlatmak için kullanılır.
The central bank's aggressive quantitative easing programme kept interest rates near zero for almost a decade.
Merkez bankasının agresif parasal genişleme programı, faizleri neredeyse on yıl boyunca sıfıra yakın tuttu.
- 10stagflationnounformal
stagflasyon
Makroekonomide; ekonomik durgunluğun, yüksek işsizliğin ve inatçı enflasyonun aynı anda görüldüğü alışılmadık bileşimi anlatmak için kullanılır.
The stagflation of the 1970s defied the conventional wisdom that inflation and unemployment couldn't rise at the same time.
1970'lerin stagflasyonu, enflasyonla işsizliğin aynı anda yükselemeyeceği yolundaki yerleşik kanıyı boşa çıkardı.
- 11leveraged buyoutnounformal
kaldıraçlı satın alma
Kurumsal finansmanda ve şirket birleşmelerinde, bir şirketin ağırlıklı olarak borçla, çoğu zaman hedef şirketin varlıkları teminat gösterilerek satın alınmasını anlatmak için kullanılır.
The private equity firm executed a leveraged buyout of the hotel chain, funding 80% of the deal with debt.
Özel sermaye firması, anlaşmanın yüzde 80'ini borçla finanse ederek otel zincirinin kaldıraçlı satın alımını gerçekleştirdi.
- 12hostile takeovernounneutral
düşmanca devralma
Kurumsal finansmanda, hedef şirketin yönetiminin ve yönetim kurulunun karşı çıkmasına rağmen sürdürülen devralma girişimini anlatmak için kullanılır.
The board adopted a poison pill strategy to fend off the hostile takeover attempt.
Yönetim kurulu, düşmanca devralma girişimini savuşturmak için zehirli hap stratejisini benimsedi.
- 13golden parachutenounneutral
altın paraşüt
Kurumsal yönetişimde, üst düzey yöneticilere görevden ayrılmaları halinde, özellikle de şirketin el değiştirmesinin ardından güvence altına alınan cömert kıdem haklarını anlatmak için kullanılır.
Shareholders voted against the CEO's golden parachute, which would have paid out forty million dollars upon termination.
Hissedarlar, görevden ayrılma halinde kırk milyon dolar ödeyecek olan genel müdürün altın paraşütüne karşı oy kullandı.
- 14synergynounneutral
sinerji
İş stratejisinde ve şirket birleşmelerinde, bir araya gelen kuruluşların ayrı ayrı olduklarından daha fazla değer ürettiği düşüncesini anlatmak için kullanılır.
The merger was justified on the basis of cost synergies from consolidating the two companies' distribution networks.
Birleşme, iki şirketin dağıtım ağlarının birleştirilmesinden doğacak maliyet sinerjileriyle gerekçelendirildi.
- 15pro formaadjectiveformal
proforma
Muhasebede ve finansta; gelecekteki performansı öngören ya da tekrarlanmayan kalemlere göre düzeltilmiş, varsayıma dayalı mali tabloları anlatmak için kullanılır.
The pro forma earnings excluded restructuring charges, painting a rosier picture than the GAAP figures.
Proforma kazançlar yeniden yapılanma giderlerini dışarıda bıraktığı için resmi muhasebe rakamlarından çok daha parlak bir tablo çiziyordu.
- 16fungibleadjectiveformal
misli (birbirinin yerine geçebilen)
Ekonomide, hukukta ve finansta birbirinin yerine geçebilen mal ya da varlıkları anlatmak için kullanılır: aynı türden bir birim, öteki her birimle eşdeğerdir.
Oil is fungible – a barrel of Brent crude from one producer is essentially identical to a barrel from another.
Petrol misli bir maldır: bir üreticiden alınan bir varil Brent ham petrol, bir başkasınınkiyle neredeyse birebir aynıdır.
- 17cartelnounneutral
kartel
Ekonomide ve ticarette; fiyat belirlemek, arzı kısmak ya da pazarları paylaşmak için gizlice anlaşan bağımsız üreticiler veya şirketler grubunu anlatmak için kullanılır.
OPEC has often been described as a cartel, though its member states don't always adhere to agreed output quotas.
OPEC çoğu zaman kartel olarak nitelendirilmiştir, gerçi üye devletler üzerinde anlaşılan üretim kotalarına her zaman uymaz.
- 18embezzlementnounformal
zimmete para geçirme
Şirketler hukukunda ve kurumsal yönetişimde, kişiye emanet edilen fonların ya da varlıkların hileli biçimde mal edinilmesini anlatmak için kullanılır.
The CFO was convicted of embezzlement after diverting company funds into offshore personal accounts.
Mali işler direktörü, şirket parasını yurt dışındaki kişisel hesaplara aktardıktan sonra zimmet suçundan mahkûm oldu.
- 19antitrustadjectiveformal
antitröst
Hukukta ve ekonomide, tekelci uygulamaları önlemeyi ve adil rekabeti desteklemeyi amaçlayan mevzuatı ve bunun uygulanmasını anlatmak için kullanılır.
The proposed merger faces significant antitrust scrutiny from regulators on both sides of the Atlantic.
Önerilen birleşme, Atlantik'in iki yakasındaki düzenleyicilerin ciddi rekabet incelemesiyle karşı karşıya.
- 20arbitrationnounformal
tahkim
Şirketler hukukunda ve uyuşmazlık çözümünde, tarafsız bir üçüncü kişinin anlaşmazlığı mahkeme sisteminin dışında çözmesini anlatmak için kullanılır.
The contract includes a mandatory arbitration clause, meaning disputes cannot be taken to court.
Sözleşme zorunlu bir tahkim şartı içeriyor; yani uyuşmazlıklar mahkemeye taşınamaz.
- 21force majeurenounformal
mücbir sebep
Sözleşme hukukunda, bir tarafı sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmekten kurtaran olağanüstü ve öngörülemez olayları (doğal afetler, savaşlar, salgınlar) anlatmak için kullanılır.
The supplier invoked the force majeure clause after the earthquake destroyed its primary manufacturing facility.
Deprem ana üretim tesisini yıktıktan sonra tedarikçi mücbir sebep hükmüne başvurdu.
- 22greenfieldadjectiveformal
sıfırdan kurulan
İş dünyasında ve yatırımda; mevcut faaliyetleri satın almak yerine boş arazide ya da yeni bir pazarda sıfırdan kurulan proje veya yatırımları anlatmak için kullanılır.
The automaker opted for a greenfield investment, constructing an entirely new factory rather than retrofitting an existing one.
Otomotiv üreticisi, mevcut bir tesisi dönüştürmek yerine tamamen yeni bir fabrika kurarak sıfırdan yatırımı tercih etti.
- 23windfallnounneutral
beklenmedik kazanç
İş dünyasında ve ekonomide; çoğu zaman kasıtlı bir çabadan değil dış koşullardan doğan, beklenmedik ve alışılmadık ölçüde büyük kazancı anlatmak için kullanılır.
The energy companies reported windfall profits as oil prices soared during the supply crisis.
Arz krizi sırasında petrol fiyatları fırlayınca enerji şirketleri beklenmedik kârlar açıkladı.
- 24predatory pricingnounformal
yıkıcı fiyatlandırma
Rekabet hukukunda ve ekonomide; rakipleri saf dışı bırakmak için fiyatların yapay biçimde düşük tutulmasını, hâkimiyet sağlandıktan sonra ise yükseltilmesi niyetini anlatmak için kullanılır.
The airline was investigated for predatory pricing after slashing fares on routes where a new competitor had entered.
Havayolu, yeni bir rakibin girdiği hatlarda bilet fiyatlarını sert biçimde düşürünce yıkıcı fiyatlandırma soruşturmasıyla karşılaştı.
- 25proprietaryadjectiveformal
şirkete özel, tescilli
İş dünyasında ve teknolojide, belirli bir kuruluşa ait olup onun denetiminde bulunan ve başkalarına serbestçe açık olmayan şeyleri anlatmak için kullanılır.
The firm's proprietary trading algorithm gives it a significant edge over competitors using off-the-shelf systems.
Firmanın şirkete özel alım satım algoritması, hazır sistemler kullanan rakiplerine karşı ona ciddi bir üstünlük sağlıyor.
- 26oligopolynounformal
oligopol
Ekonomide, az sayıda büyük firmanın hâkim olduğu ve bunun çoğu zaman sınırlı rekabete ve birbirine bağlı fiyatlamaya yol açtığı piyasa yapısını anlatmak için kullanılır.
The wireless telecommunications industry is a classic oligopoly, with three or four carriers controlling the vast majority of the market.
Kablosuz iletişim sektörü klasik bir oligopoldür; pazarın çok büyük bölümünü üç dört operatör elinde tutar.
- 27solvencynounformal
ödeme gücü
Finansta ve muhasebede, bir şirketin uzun vadeli borçlarını ve mali yükümlülüklerini karşılayabilme yeteneğini anlatmak için kullanılır.
The rating agency downgraded the insurer after raising concerns about its long-term solvency.
Derecelendirme kuruluşu, uzun vadeli ödeme gücüne ilişkin kaygılarını dile getirerek sigorta şirketinin notunu düşürdü.
- 28white knightnounneutral
beyaz şövalye
Birleşme ve devralmalarda, hedef şirketi düşmanca bir devralmadan kurtarmak için onu satın alan dost şirketi ya da yatırımcıyı anlatmak için kullanılır.
The board sought a white knight to make a competing bid and block the hostile acquirer.
Yönetim kurulu, rakip bir teklif verip düşmanca alıcıyı engelleyecek bir beyaz şövalye aradı.
- 29blue-chipadjectiveneutral
birinci sınıf (hisse senedi)
Finansta ve yatırımda; köklü, mali açıdan sağlam ve saygın şirketleri veya bunların hisselerini anlatmak için kullanılır.
Pension funds tend to favour blue-chip stocks because of their stability and consistent dividend payments.
Emeklilik fonları, istikrarı ve düzenli temettü ödemeleri nedeniyle birinci sınıf hisseleri tercih etme eğilimindedir.
- 30market capitalizationnounformal
piyasa değeri (Amerikan yazımı)
Finansta, halka açık bir şirketin dolaşımdaki hisselerinin toplam piyasa değerini anlatmak için kullanılır.
The company's market capitalization surpassed one trillion dollars, making it the most valuable firm in the sector.
Şirketin piyasa değeri bir trilyon doları aşarak onu sektörün en değerli firması yaptı.
- 31securitizeverbformal
menkul kıymetleştirmek (Amerikan yazımı)
Finansta, çeşitli borç türlerinin bir havuzda toplanıp yatırımcılara alınıp satılabilir menkul kıymetler olarak satılması sürecini anlatmak için kullanılır.
Banks securitized billions in subprime mortgages, spreading the risk – and ultimately the losses – across the global financial system.
Bankalar milyarlarca dolarlık eşik altı ipoteği menkul kıymetleştirerek riski, sonunda da zararı, küresel finans sistemine yaydı.
- 32disintermediationnounformal
aracısızlaşma
Ekonomide ve iş stratejisinde, bir işlemden ya da tedarik zincirinden aracıların çıkarılmasını anlatmak için kullanılır.
E-commerce has accelerated the disintermediation of traditional retail, connecting manufacturers directly with consumers.
Elektronik ticaret, üreticileri doğrudan tüketicilere bağlayarak geleneksel perakendede aracısızlaşmayı hızlandırdı.
- 33poison pillnounneutral
zehirli hap
Kurumsal finansmanda ve yönetişimde, düşmanca bir devralmayı alıcı için aşırı pahalı ya da payları sulandırıcı kılan savunma stratejisini anlatmak için kullanılır.
The board adopted a poison pill that would allow existing shareholders to buy additional shares at a steep discount if any entity acquired more than 15% of the stock.
Yönetim kurulu, herhangi bir tarafın hisselerin yüzde 15'inden fazlasını alması halinde mevcut hissedarlara ciddi indirimle ek hisse alma hakkı tanıyan bir zehirli hap kabul etti.
- 34gearingnounformal
kaldıraç oranı (İngiliz İngilizcesi)
Bir şirketin borcunun özkaynağına oranını anlatmak için başlıca İngiliz İngilizcesinde kullanılır. Amerikan İngilizcesindeki karşılığı 'leverage ratio' ifadesidir.
The company's high gearing left it dangerously exposed when interest rates rose.
Şirketin yüksek borçluluğu, faizler yükseldiğinde onu tehlikeli biçimde açıkta bıraktı.
- 35fiduciaryadjective, nounformal
mutemet (güvene dayalı)
Hukuki ve mali bağlamlarda, güvene dayalı bir ilişkiyi ve bir başkasının çıkarına hareket etme yükümlülüğünü anlatmak için kullanılır.
The fund manager breached his fiduciary duty by investing client money in his brother's company.
Fon yöneticisi, müşteri parasını kardeşinin şirketine yatırarak güven yükümlülüğünü ihlal etti.
- 36amortizeverbformal
itfa etmek (Amerikan yazımı)
Muhasebede ve finansta, maddi olmayan bir varlığın maliyetini ya da kredi geri ödemesini belirli bir döneme yaymayı anlatmak için kullanılır.
We'll amortize the cost of the patent over twenty years rather than expensing it all at once.
Patentin maliyetini bir defada gider yazmak yerine yirmi yıla yayarak itfa edeceğiz.
- 37arbitragenounformal
arbitraj
Finans piyasalarında, fiyat farklarından kâr etmek için bir varlığın aynı anda alınıp satılmasını anlatmak için kullanılır; daha geniş anlamda ülkeler arasındaki düzenleyici, hukuki ya da yapısal farklardan yararlanmayı da anlatır.
Currency arbitrage between the London and Tokyo markets can yield small but consistent returns.
Londra ve Tokyo piyasaları arasındaki döviz arbitrajı, küçük ama istikrarlı getiriler sağlayabilir.
- 38divestiturenounformal
elden çıkarma
Kurumsal stratejide ve rekabet hukukunda bir iş biriminin, bağlı ortaklığın ya da varlıkların satılmasını anlatmak için kullanılır. Ağırlıklı olarak Amerikan İngilizcesine özgüdür; İngiliz İngilizcesindeki karşılığı 'divestment' sözcüğüdür.
The regulators approved the merger on the condition that the company complete a divestiture of its media division.
Düzenleyiciler, şirketin medya bölümünü elden çıkarması koşuluyla birleşmeyi onayladı.
- 39prospectusnounformal
izahname
Sermaye piyasası hukukunda ve yatırımda, bir yatırım teklifinin ayrıntılarını olası yatırımcılara sunan resmi belgeyi anlatmak için kullanılır.
The prospectus disclosed significant litigation risks that gave several institutional investors pause.
İzahname, birkaç kurumsal yatırımcıyı tereddüde düşüren ciddi dava risklerini açığa vurdu.
- 40remunerationnounformal
ücretlendirme
Resmi iş ve insan kaynakları bağlamlarında maaşı, primleri ve yan hakları içeren toplam ödemeyi anlatmak için kullanılır. Başlıca İngiliz İngilizcesine ve resmi yönetişim diline özgüdür; Amerikan İngilizcesindeki karşılığı 'compensation' sözcüğüdür.
The remuneration committee recommended capping executive bonuses at 150% of base salary.
Ücretlendirme komitesi, yönetici primlerinin temel maaşın yüzde 150'siyle sınırlanmasını önerdi.
- 41write-offnounneutral
zarar yazma
Muhasebede bir varlığın değerini yitirdiğinin resmen kabul edilmesini anlatmak için kullanılır; gündelik dilde tamamen kayıp sayılan bir şey için de kullanılır.
The bank took a massive write-off on its subprime mortgage portfolio when the housing market collapsed.
Konut piyasası çökünce banka, eşik altı ipotek portföyünde çok büyük bir zarar yazdı.
- 42accrualnounformal
tahakkuk
Muhasebede, gelir ve giderlerin nakit fiilen tahsil edildiğinde ya da ödendiğinde değil, doğdukları dönemde kaydedilmesi yöntemini anlatmak için kullanılır.
The company booked a large accrual for unpaid overtime at year-end.
Şirket, yıl sonunda ödenmemiş fazla mesai için büyük bir tahakkuk kaydı yaptı.
- 43asset-strippingnounneutral
varlıkları parçalayıp satma
Kurumsal finansmanda, değerinin altında kalmış bir şirketi satın alıp varlıklarını tek tek kâr için satma uygulamasını küçümseyici biçimde anlatmak için kullanılır. Neredeyse her zaman eleştirel ya da olumsuz bir anlam taşır.
Unions accused the private equity firm of asset-stripping rather than genuinely trying to turn the business around.
Sendikalar, özel sermaye firmasını işi gerçekten toparlamaya çalışmak yerine varlıkları parçalayıp satmakla suçladı.
- 44fire salenounneutral
yok pahasına satış
İş dünyasında ve finansta, genellikle mali baskı altında varlıkların büyük indirimlerle hızla satılmasını anlatmak için kullanılır.
Competitors swooped in to pick up assets at fire-sale prices when the bankrupt retailer liquidated its stores.
İflas eden perakendeci mağazalarını tasfiye ederken rakipler yok pahasına varlık kapmak için akın etti.
- 45leveragenounneutralAmerican English
kaldıraç oranı (Amerikan İngilizcesi)
Bir şirketin borçlanılan sermayesinin özkaynağına oranı için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük; aynı zamanda getirileri büyütmek amacıyla borç kullanmayı da anlatır.
The firm's high leverage left it dangerously exposed when interest rates rose.
Firmanın özkaynağına kıyasla yüksek borç düzeyi, faizler yükseldiğinde onu tehlikeli biçimde açıkta bıraktı.
- 46market capitalisationnounneutralBritish English
piyasa değeri (İngiliz yazımı)
Bir şirketin borsadaki hisselerinin toplam değerinin İngiliz İngilizcesindeki yazımı: hisse fiyatı çarpı hisse sayısı.
The tech giant's market capitalisation briefly exceeded three trillion dollars.
Teknoloji devinin toplam hisse değeri kısa süreliğine üç trilyon doları aştı.
- 47securitiseverbneutralBritish English
menkul kıymetleştirmek (İngiliz yazımı)
Krediler gibi finansal varlıkları alınıp satılabilir menkul kıymetlere dönüştürmek anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.
The bank chose to securitise its mortgage portfolio and sell the resulting bonds to investors.
Banka, ipoteklerini alınıp satılabilir menkul kıymetlere dönüştürmeyi ve ortaya çıkan tahvilleri yatırımcılara satmayı seçti.
- 48amortiseverbneutralBritish English
itfa etmek (İngiliz yazımı)
Maddi olmayan bir varlığın maliyetini ya da bir kredinin anaparasını belirli bir dönemde düzenli taksitlerle dağıtmak anlamındaki fiilin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.
The company will amortise the acquired patent over its fifteen-year useful life.
Şirket, satın aldığı patentin maliyetini on beş yıllık faydalı ömrüne yayacak.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Toplantı odası ile piyasa aynı pakette buluşuyor. Şirket yapısı ve unvanlar, müşteri ilişkileri, yönetmek, pazarlık etmek, piyasaya sürmek, yatırım yapmak; ithalat, ihracat, rekabet, kâr, zarar; ekonomi, büyüme, durgunluk, sektör. Kelimeler orta-ileri ve ileri seviyedekiler için derlendi; rapor yazarken ya da sunum yaparken ihtiyaç duyduğunuz resmî ve net dili kazandırıyor. Kurul önünde doğru kelimeyi bulmakta zorlanmazsınız.