b2Kelime paketi

Sanat ve kültür

Resim, edebiyat, müzik, tiyatro ve sahne hayatı.

89 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

89 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    paintingnounneutral

    resim, tablo

    Bir yüzey üzerine boyayla yapılan sanat eseri ya da böyle eserler üretme uğraşı

    There's an incredible painting by Monet in the next room.

    Yan odada Monet'nin inanılmaz bir tablosu var.

  • 2
    sculpturenounneutral

    heykel

    Üç boyutlu bir sanat eseri ya da böyle nesneler yapma sanatı

    The bronze sculpture in the park was donated by a local artist.

    Parktaki bronz heykeli yerel bir sanatçı bağışladı.

  • 3
    exhibitionnounneutral

    sergi

    Sanat eserlerinin ya da ilgi çekici nesnelerin halka açık gösterimi

    The exhibition runs until the end of March, so we still have time to go.

    Sergi mart ayının sonuna kadar sürüyor, yani gitmek için hâlâ vaktimiz var.

  • 4
    gallerynounneutral

    galeri

    Sanat eserlerinin sergilendiği ya da satıldığı oda veya bina

    We spent the whole afternoon wandering around the gallery.

    Bütün öğleden sonrayı galeride dolaşarak geçirdik.

  • 5
    portraitnounneutral

    portre

    Bir kişinin, özellikle de yüzünün resmi, çizimi ya da fotoğrafı

    The portrait of the queen hangs above the fireplace in the main hall.

    Kraliçenin portresi ana salonda şöminenin üstünde asılı duruyor.

  • 6
    landscapenounneutral

    manzara resmi

    Doğa görünümlerini betimleyen resim ya da fotoğraf

    The gallery has a beautiful collection of 19th-century landscapes.

    Galeride 19. yüzyıla ait çok güzel bir manzara resmi koleksiyonu var.

  • 7
    canvasnounneutral

    tuval

    Üzerine resim yapılan sağlam bez yüzey ya da resmin kendisi

    The artist stretched a fresh canvas over the frame before starting.

    Sanatçı başlamadan önce çerçeveye yeni bir tuval gerdi.

  • 8
    masterpiecenounneutral

    başyapıt

    Olağanüstü ustalık taşıyan eser, özellikle bir sanatçının en iyi işi

    The Mona Lisa is widely considered Leonardo da Vinci's masterpiece.

    Mona Lisa yaygın olarak Leonardo da Vinci'nin başyapıtı sayılır.

  • 9
    sketchnounneutral

    eskiz, taslak çizim

    Genellikle bitmiş bir eser için hazırlık olarak yapılan kaba ya da hızlı çizim

    She did a quick sketch of the building before deciding to paint it.

    Binayı resmetmeye karar vermeden önce hızlı bir eskiz yaptı.

  • 10
    sketchverbneutral

    eskiz çizmek

    Bir şeyin kaba bir çizimini yapmak

    He sat on a bench and sketched the old church across the square.

    Bir banka oturdu ve meydanın karşısındaki eski kilisenin eskizini çizdi.

  • 11
    contemporaryadjectiveneutral

    çağdaş

    Bugüne ait olan; özellikle sanatta modern

    The museum has a whole wing dedicated to contemporary art.

    Müzenin bütün bir kanadı çağdaş sanata ayrılmış.

  • 12
    abstractadjectiveneutral

    soyut

    Gerçekliği yansıtmaya çalışmayan, bunun yerine biçimleri, renkleri ve şekilleri kullanan sanatı niteler

    I've never really understood abstract art – I prefer things that look like something.

    Soyut sanatı hiçbir zaman tam olarak anlayamadım – bir şeye benzeyen işleri tercih ediyorum.

  • 13
    curatornounneutral

    küratör

    Bir müzede ya da galeride koleksiyonu veya sergiyi yöneten ve düzenleyen kişi

    The curator gave us a private tour of the new exhibition.

    Küratör bize yeni sergiyi özel olarak gezdirdi.

  • 14
    installationnounneutraltechnical

    enstalasyon, yerleştirme

    Belirli bir mekân için tasarlanmış, çoğu zaman izleyiciyi içine alan büyük ölçekli sanat eseri

    The artist created an installation using thousands of suspended light bulbs.

    Sanatçı, havada asılı duran binlerce ampul kullanarak bir enstalasyon yarattı.

  • 15
    muralnounneutral

    duvar resmi

    Doğrudan bir duvara ya da tavana uygulanan büyük resim veya sanat eseri

    There's a stunning mural on the side of the building near the station.

    İstasyonun yanındaki binanın yan cephesinde çarpıcı bir duvar resmi var.

  • 16
    brushstrokenounneutral

    fırça darbesi

    Bir yüzeye fırçayla atılan tek bir iz

    You can see every individual brushstroke when you stand close to the painting.

    Tablonun yanına yaklaştığında her bir fırça darbesini tek tek görebiliyorsun.

  • 17
    instrumentnounneutral

    çalgı, enstrüman

    Piyano ya da gitar gibi, müzik üretmek için kullanılan nesne

    She can play three instruments – piano, violin, and flute.

    Üç çalgı çalabiliyor – piyano, keman ve flüt.

  • 18
    concertnounneutral

    konser

    Genellikle seyirci önünde verilen canlı müzik gösterisi

    We've got tickets to a jazz concert at the Royal Albert Hall next month.

    Gelecek ay Royal Albert Hall'daki caz konseri için biletimiz var.

  • 19
    rhythmnounneutral

    ritim

    Müzikte güçlü, düzenli ve yinelenen ses ya da hareket örüntüsü

    The rhythm of the drums got everyone on their feet.

    Davulların ritmi herkesi ayağa kaldırdı.

  • 20
    melodynounneutral

    melodi

    Tanınabilir bir ezgi oluşturan müzik notaları dizisi

    The melody was so catchy I couldn't get it out of my head all day.

    Melodi o kadar akılda kalıcıydı ki bütün gün aklımdan çıkmadı.

  • 21
    composeverbneutral

    bestelemek

    Bir müzik parçası ya da edebî eser yazmak veya yaratmak

    Beethoven composed some of his greatest works after he went deaf.

    Beethoven en büyük eserlerinin bir kısmını sağırlaştıktan sonra besteledi.

  • 22
    composernounneutral

    besteci

    Özellikle klasik müzik alanında müzik yazan kişi

    Mozart is one of the most famous composers in the history of Western music.

    Mozart, Batı müziği tarihinin en ünlü bestecilerinden biridir.

  • 23
    orchestranounneutral

    orkestra

    Çeşitli çalgıları birlikte çalan büyük müzisyen topluluğu

    The London Symphony Orchestra is performing at the concert hall tonight.

    Londra Senfoni Orkestrası bu akşam konser salonunda çalıyor.

  • 24
    conductornounneutral

    orkestra şefi

    Bir orkestranın ya da koronun icrasını yöneten kişi

    The conductor raised his baton and the hall fell silent.

    Orkestra şefi çubuğunu kaldırdı ve salona sessizlik çöktü.

  • 25
    choirnounneutral

    koro

    Birlikte söyleyen, düzenli bir şarkıcı topluluğu

    She joined the church choir when she was eight and has been singing ever since.

    Sekiz yaşındayken kilise korosuna katıldı ve o zamandan beri şarkı söylüyor.

  • 26
    rehearsalnounneutral

    prova

    Bir gösteri, konser ya da oyun öncesinde yapılan alıştırma çalışması

    The dress rehearsal is tomorrow, so everything needs to be ready.

    Genel prova yarın, o yüzden her şeyin hazır olması gerekiyor.

  • 27
    rehearseverbneutral

    prova yapmak

    Bir müzik parçasını, oyunu ya da gösteriyi sunmadan önce çalışmak

    The actors have been rehearsing the final scene all morning.

    Oyuncular bütün sabah son sahnenin provasını yaptı.

  • 28
    harmonynounneutral

    armoni

    Hoş bir etki yaratmak üzere aynı anda tınlayan müzik notalarının birleşimi

    The two voices blended together in perfect harmony.

    İki ses kusursuz bir armoni içinde birleşti.

  • 29
    lyricsnounneutral

    şarkı sözleri

    Bir şarkının sözleri

    I love the tune but I can never remember the lyrics.

    Ezgiyi çok seviyorum ama şarkı sözlerini bir türlü hatırlayamıyorum.

  • 30
    tunenounneutral

    ezgi, nağme

    Özellikle basit ve akılda kalıcı bir melodi

    I recognise the tune but I can't remember what it's called.

    Ezgiyi tanıyorum ama adının ne olduğunu hatırlayamıyorum.

  • 31
    symphonynounneutral

    senfoni

    Tam orkestra için yazılmış, genellikle birkaç bölümden oluşan uzun ve karmaşık eser

    Beethoven's Fifth Symphony is probably the most recognisable piece of classical music.

    Beethoven'ın Beşinci Senfonisi muhtemelen en çok tanınan klasik müzik eseridir.

  • 32
    acousticadjectiveneutral

    akustik

    Elektronik olarak yükseltilmeden üretilen sese ya da müziğe ilişkin

    She played an acoustic version of the song with just her guitar.

    Şarkının yalnızca gitarıyla akustik bir yorumunu çaldı.

  • 33
    novelnounneutral

    roman

    Genellikle hayalî kişiler ve olaylar üzerine kurulu uzun yazılı hikâye

    Her debut novel was shortlisted for a major literary prize.

    İlk romanı önemli bir edebiyat ödülünde finale kaldı.

  • 34
    poemnounneutral

    şiir

    Ritme, imgeye ve dile özen gösterilerek yazılan, çoğu zaman dizeler hâlinde düzenlenmiş metin

    She read a poem at her grandmother's funeral that she'd written herself.

    Büyükannesinin cenazesinde kendi yazdığı bir şiiri okudu.

  • 35
    chapternounneutral

    bölüm (kitapta)

    Bir kitabın, genellikle numaralı ya da başlıklı ana bölümü

    I fell asleep after the first chapter – the book was that boring.

    İlk bölümden sonra uyuyakaldım – kitap o kadar sıkıcıydı.

  • 36
    genrenounneutral

    tür

    Belirli bir üslupla ya da biçimle tanımlanan sanat, müzik veya edebiyat kategorisi

    Science fiction is my favourite genre – I've read hundreds of sci-fi novels.

    Bilimkurgu en sevdiğim tür – yüzlerce bilimkurgu romanı okudum.

  • 37
    fictionnounneutral

    kurgu

    Hayalî olayları ve kişileri anlatan edebiyat

    I mostly read fiction, but occasionally I'll pick up a biography.

    Çoğunlukla kurgu okurum ama arada bir elime biyografi de alırım.

  • 38
    non-fictionnounneutral

    kurgu dışı

    Gerçeklere, gerçek olaylara ve gerçek kişilere dayanan düzyazı

    The non-fiction section of the bookshop is upstairs on the left.

    Kitapçının kurgu dışı bölümü üst katta, solda.

  • 39
    plotnounneutral

    olay örgüsü

    Bir hikâyedeki, romandaki ya da filmdeki temel olaylar dizisi

    The plot was so complicated that I had to read it twice to follow it.

    Olay örgüsü o kadar karmaşıktı ki takip edebilmek için kitabı iki kez okumak zorunda kaldım.

  • 40
    narratornounneutral

    anlatıcı

    Bir hikâyeyi anlatan kişi; hikâyedeki bir karakter ya da dışarıdan bir ses olabilir

    The narrator turns out to be unreliable, which changes everything.

    Anlatıcının güvenilmez olduğu ortaya çıkıyor ve bu her şeyi değiştiriyor.

  • 41
    versenounneutral

    kıta, nazım

    Bir şiirde ya da şarkıda birim oluşturan dize öbeği; ayrıca genel olarak şiir dili

    The song has three verses and a chorus that everyone knows.

    Şarkının üç kıtası ve herkesin bildiği bir nakaratı var.

  • 42
    prosenounneutral

    düzyazı, nesir

    Nazmın yapısı olmaksızın, olağan biçimiyle yazılı ya da sözlü dil

    Her prose style is elegant and precise – every word feels carefully chosen.

    Düzyazı üslubu zarif ve kesin – her sözcük özenle seçilmiş gibi duruyor.

  • 43
    playwrightnounneutral

    oyun yazarı

    Tiyatro için oyun yazan kişi

    Shakespeare is the most famous playwright in the English language.

    Shakespeare İngiliz dilinin en ünlü oyun yazarıdır.

  • 44
    literaryadjectiveneutral

    edebî

    Edebiyatla ilgili ya da edebiyata özgü bir üsluba sahip

    The novel has real literary merit – it's not just a page-turner.

    Romanın gerçek bir edebî değeri var – yalnızca sürükleyici bir kitap değil.

  • 45
    bestsellernounneutral

    çok satan kitap

    Çok sayıda satılmış kitap

    Her first novel became an instant bestseller and was translated into thirty languages.

    İlk romanı hemen çok satanlar arasına girdi ve otuz dile çevrildi.

  • 46
    theatrenounneutral

    tiyatro (İngiliz yazımı)

    Oyunların sahnelendiği bina ya da oyun yazma ve sahneleme sanatı

    We're going to the theatre on Saturday to see a new production of Hamlet.

    Cumartesi günü yeni bir Hamlet yorumunu izlemek için tiyatroya gidiyoruz.

  • 47
    performancenounneutral

    gösteri, temsil

    Bir oyunun, konserin ya da başka bir eğlencenin seyirci önünde sunulması

    The lead actress gave an absolutely stunning performance.

    Başrol oyuncusu kesinlikle çarpıcı bir oyun çıkardı.

  • 48
    stagenounneutral

    sahne (tiyatro sahnesi)

    Bir tiyatroda oyuncuların oynadığı yüksek platform

    The actors came out onto the stage and the audience began to applaud.

    Oyuncular sahneye çıktı ve seyirci alkışlamaya başladı.

  • 49
    audiencenounneutral

    seyirci, izleyici

    Bir gösteriyi izleyen ya da dinleyen topluluk

    The audience gave the performers a standing ovation at the end.

    Seyirci gösterinin sonunda oyuncuları ayakta alkışladı.

  • 50
    scenenounneutral

    sahne (oyunun bölümü)

    Bir oyunda perdenin alt bölümü ya da bir filmdeki kesit

    The opening scene sets the mood for the entire play.

    Açılış sahnesi bütün oyunun havasını belirliyor.

  • 51
    balletnounneutral

    bale

    Kuralları son derece belirlenmiş bir dans türü ya da bu dansın gösterisi

    She trained in ballet for years before moving into contemporary dance.

    Çağdaş dansa geçmeden önce yıllarca bale eğitimi aldı.

  • 52
    choreographynounneutral

    koreografi

    Dans için hareket dizileri tasarlama sanatı ya da uygulaması

    The choreography in the final number was breathtaking.

    Son bölümdeki koreografi nefes kesiciydi.

  • 53
    applausenounneutral

    alkış

    Bir gösteriyi beğendiğini göstermek için el çırpma sesi

    The applause went on for several minutes after the final curtain.

    Perde kapandıktan sonra alkış dakikalarca sürdü.

  • 54
    traditionnounneutral

    gelenek

    Kuşaktan kuşağa aktarılan âdet ya da inanç

    It's a tradition in our family to go to the pantomime at Christmas.

    Noel'de pandomim izlemeye gitmek ailemizde bir gelenektir.

  • 55
    heritagenounneutral

    kültürel miras

    Bir ülkenin ya da toplumun uzun yıllardır taşıdığı tarih, gelenek ve nitelikler

    The old town centre is a UNESCO World Heritage Site.

    Eski şehir merkezi bir UNESCO Dünya Mirası alanıdır.

  • 56
    festivalnounneutral

    festival

    Belirli bir sanat dalını kutlayan düzenli etkinlikler dizisi ya da kültürel kutlama

    The Edinburgh Festival is one of the biggest arts festivals in the world.

    Edinburgh Festivali dünyanın en büyük sanat festivallerinden biridir.

  • 57
    museumnounneutral

    müze

    Tarihî, bilimsel ya da kültürel değeri olan nesnelerin saklandığı ve sergilendiği bina

    The British Museum has one of the largest collections of antiquities in the world.

    British Museum dünyanın en büyük antik eser koleksiyonlarından birine sahip.

  • 58
    artefactnounneutral

    tarihî eser (İngiliz yazımı)

    İnsan eliyle yapılmış, genellikle kültürel ya da tarihî değeri olan nesne

    The museum has artefacts dating back to the Roman occupation.

    Müzede Roma dönemine uzanan tarihî eserler bulunuyor.

  • 59
    folkadjectiveneutral

    halk (geleneksel)

    Sıradan insanların geleneksel sanatı, müziği ya da kültürüyle ilgili

    There's a folk music session at the pub every Thursday evening.

    Her perşembe akşamı meyhanede bir halk müziği buluşması oluyor.

  • 60
    craftnounneutral

    el sanatı, zanaat

    Elle bir şeyler yapmayı gerektiren, ustalık isteyen uğraş

    Traditional crafts like weaving and pottery are being revived in the area.

    Dokumacılık ve çömlekçilik gibi geleneksel el sanatları bölgede yeniden canlanıyor.

  • 61
    monumentnounneutral

    anıt

    Bir kişiyi ya da olayı anmak için yapılan yapı veya tarihî önemi olan bina

    The war monument in the centre of town was built in 1920.

    Kasabanın merkezindeki savaş anıtı 1920'de yapıldı.

  • 62
    ceremonynounneutral

    tören

    Özel bir gün için düzenlenen, çoğu zaman kültürel anlamı olan resmî etkinlik

    The opening ceremony of the festival featured dancers from across the country.

    Festivalin açılış töreninde ülkenin her yerinden dansçılar yer aldı.

  • 63
    exhibitverbneutral

    sergilemek

    Sanat eserlerini ya da nesneleri kamuya açık bir yerde göstermek

    The gallery is exhibiting a collection of photographs from the 1960s.

    Galeri, 1960'lardan kalma bir fotoğraf koleksiyonunu sergiliyor.

  • 64
    exhibitnounneutral

    sergilenen eser

    Bir müzede ya da galeride sergilenen nesne veya nesneler bütünü

    The most popular exhibit is the full-size dinosaur skeleton in the main hall.

    En çok ilgi gören eser, ana salondaki gerçek boyutlu dinozor iskeleti.

  • 65
    preserveverbneutral

    korumak

    Bir şeyi özgün hâliyle sürdürmek ya da zarar görmekten korumak

    The government is investing heavily to preserve historic buildings in the city.

    Hükümet, şehirdeki tarihî binaları korumak için büyük yatırım yapıyor.

  • 66
    restorationnounneutral

    restorasyon

    Özellikle bir binayı ya da sanat eserini özgün durumuna döndürme süreci

    The restoration of the cathedral took over fifteen years to complete.

    Katedralin restorasyonunun tamamlanması on beş yıldan uzun sürdü.

  • 67
    depictverbneutralformal

    betimlemek, resmetmek

    Bir şeyi resimde, çizimde ya da başka bir sanat biçiminde göstermek veya temsil etmek

    The painting depicts a battle scene from the Napoleonic Wars.

    Tablo, Napolyon Savaşları'ndan bir savaş sahnesini betimliyor.

  • 68
    performverbneutral

    sahne almak, icra etmek

    Müzik, dans ya da oyunculuk yoluyla seyirciye bir gösteri sunmak

    The band will be performing live at the festival this weekend.

    Grup bu hafta sonu festivalde canlı sahne alacak.

  • 69
    solonounneutral

    solo

    Bir kişinin tek başına yaptığı müzik parçası ya da gösteri bölümü

    The guitar solo in the middle of the song is absolutely incredible.

    Şarkının ortasındaki gitar solosu kesinlikle inanılmaz.

  • 70
    inspireverbneutral

    ilham vermek

    Yaratıcı fikirleri ya da duyguları uyandırmak veya birini üretmeye yöneltmek

    The landscape of Provence inspired many of Cézanne's greatest paintings.

    Provence'ın manzarası Cézanne'ın en büyük tablolarının çoğuna ilham verdi.

  • 71
    creativeadjectiveneutral

    yaratıcı

    Özgün fikirler ya da eserler üretmek için hayal gücünü kullanma yeteneğine sahip olan veya bunu gerektiren

    She's one of the most creative people I've ever met.

    O, tanıdığım en yaratıcı insanlardan biri.

  • 72
    criticnounneutral

    eleştirmen

    Sanatı, müziği, edebiyatı ya da gösterileri değerlendirip bunlar hakkında yazan kişi

    The critics loved the film but audiences found it a bit slow.

    Eleştirmenler filme bayıldı ama seyirci biraz ağır buldu.

  • 73
    reviewnounneutral

    eleştiri yazısı, değerlendirme

    Bir kitabın, gösterinin, filmin ya da başka bir sanat eserinin eleştirel değerlendirmesi

    The play got mixed reviews – some loved it, others thought it was pretentious.

    Oyun karışık eleştiriler aldı – kimi bayıldı, kimi de fazla iddialı buldu.

  • 74
    collectionnounneutral

    koleksiyon

    Bir araya getirilmiş sanat eserleri, nesneler ya da yazılar bütünü

    The museum's collection includes over five thousand works of art.

    Müzenin koleksiyonunda beş binden fazla sanat eseri bulunuyor.

  • 75
    composeverbformal

    kaleme almak

    Şiir ya da mektup gibi edebî bir metin yazmak

    He composed a sonnet for his wife on their anniversary.

    Evlilik yıldönümlerinde eşi için bir sone kaleme aldı.

  • 76
    premierenounneutral

    prömiyer, ilk gösterim

    Bir oyunun, filmin ya da müzik eserinin ilk kez halka açık sunulması

    The world premiere of the opera took place in Milan in 1896.

    Operanın dünya prömiyeri 1896'da Milano'da yapıldı.

  • 77
    movementnounneutral

    akım, bölüm (müzikte)

    Daha büyük bir müzik eserinin ayrı bir bölümü ya da bir sanat akımı veya topluluğu

    The second movement of the symphony is slow and deeply emotional.

    Senfoninin ikinci bölümü yavaş ve derinden duygusal.

  • 78
    still lifenounneutraltechnical

    natürmort

    Cansız nesnelerden oluşan bir düzenlemenin resmi ya da çizimi

    Cézanne's still lifes of fruit and bottles are among his most famous works.

    Cézanne'ın meyve ve şişe natürmortları en ünlü işleri arasındadır.

  • 79
    autobiographynounneutral

    otobiyografi

    Bir kişinin kendi hayatını kendi kaleminden anlattığı kitap

    His autobiography gives a fascinating account of growing up in post-war London.

    Otobiyografisi, savaş sonrası Londra'da büyümenin büyüleyici bir anlatısını sunuyor.

  • 80
    costumenounneutral

    kostüm

    Bir oyunda, filmde ya da festivalde oyuncuların giydiği kıyafet

    The costumes in the production were absolutely spectacular.

    Yapımdaki kostümler kesinlikle göz kamaştırıcıydı.

  • 81
    operanounneutral

    opera

    Metni ve müziği birleştiren, şarkıcıların ve çalgıcıların sahnelenmiş roller üstlendiği dramatik eser

    We saw an opera at the Sydney Opera House – it was unforgettable.

    Sidney Opera Binası'nda bir opera izledik – unutulmazdı.

  • 82
    recitalnounneutral

    resital

    Genellikle bir kişi ya da küçük bir grup tarafından verilen müzik veya şiir dinletisi

    She gave a piano recital at the local concert hall last weekend.

    Geçen hafta sonu yerel konser salonunda bir piyano resitali verdi.

  • 83
    patronnounneutralformal

    sanat hamisi

    Sanatçıları ya da kültür kurumlarını destekleyen ve maddi olarak fonlayan kişi

    The Medici family were famous patrons of the arts during the Renaissance.

    Medici ailesi Rönesans döneminin ünlü sanat hamileriydi.

  • 84
    manuscriptnounneutral

    el yazması, müsvedde

    Elle ya da daktiloyla yazılmış metin, özellikle bir yazarın kitabının ilk hâli

    She submitted the manuscript to several publishers before one accepted it.

    Biri kabul edene kadar el yazmasını birkaç yayınevine gönderdi.

  • 85
    aestheticadjectiveneutralformal

    estetik

    Özellikle sanatta güzellikle ya da güzelliğin değerlendirilmesiyle ilgili

    The building was designed with both aesthetic and practical considerations in mind.

    Bina hem estetik hem de işlevsel kaygılar gözetilerek tasarlandı.

  • 86
    classicaladjectiveneutral

    klasik

    Batı sanatının, müziğinin ya da edebiyatının geleneksel biçimleriyle, özellikle Antik Yunan ve Roma'yla veya klasik müzik dönemiyle ilgili

    I grew up listening to classical music – my mother played it every evening.

    Klasik müzik dinleyerek büyüdüm – annem her akşam çalardı. (Burada 'classical' Avrupa'nın biçimsel müzik geleneğini anlatıyor.)

  • 87
    interpretverbneutral

    yorumlamak

    Bir sanat eserinin, metnin ya da gösterinin anlamını açıklamak veya kavramak; ayrıca sahne sanatlarında bir eseri kendi sanatsal anlayışını yansıtacak biçimde icra etmek

    Different critics have interpreted the ending of the novel in very different ways.

    Farklı eleştirmenler romanın sonunu çok farklı biçimlerde yorumladı.

  • 88
    theaternounneutralAmerican English

    tiyatro (Amerikan yazımı)

    Oyunların sahnelendiği mekân ve sahne sanatları için Amerikan İngilizcesindeki yazım.

    They booked seats at a Broadway theater for the new play.

    Yeni oyun için Broadway'de bir tiyatroda yer ayırttılar.

  • 89
    artifactnounneutralAmerican English

    tarihî eser (Amerikan yazımı)

    İnsan eliyle yapılmış, tarihî ya da kültürel değeri olan nesne için Amerikan İngilizcesindeki yazım.

    The museum displayed ancient artifacts from the excavation.

    Müze, kazıdan çıkan antik eserleri sergiledi.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

İleri seviyede bir sergiden, konserden ya da yeni bitirdiğiniz kitaptan söz etmenize yetecek kelimeler burada. Resim, heykel, galeri; enstrüman, ritim, ezgi; roman, şiir, bölüm, tür; sahne, dans, gösteri; gelenek, miras, festival, müze. Bir eseri yorumlar, fikrinizi savunur ve kültür sohbetinde geri kalmazsınız. Bir yapıtı neyin iyi kıldığını da tartışabilirsiniz.

Sanat ve kültür için diğer seviyeler

B2 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi