Sanat ve kültür
Resim, edebiyat, müzik, tiyatro ve sahne hayatı.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
89 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1paintingnounneutral
resim, tablo
Bir yüzey üzerine boyayla yapılan sanat eseri ya da böyle eserler üretme uğraşı
There's an incredible painting by Monet in the next room.
Yan odada Monet'nin inanılmaz bir tablosu var.
- 2sculpturenounneutral
heykel
Üç boyutlu bir sanat eseri ya da böyle nesneler yapma sanatı
The bronze sculpture in the park was donated by a local artist.
Parktaki bronz heykeli yerel bir sanatçı bağışladı.
- 3exhibitionnounneutral
sergi
Sanat eserlerinin ya da ilgi çekici nesnelerin halka açık gösterimi
The exhibition runs until the end of March, so we still have time to go.
Sergi mart ayının sonuna kadar sürüyor, yani gitmek için hâlâ vaktimiz var.
- 4gallerynounneutral
galeri
Sanat eserlerinin sergilendiği ya da satıldığı oda veya bina
We spent the whole afternoon wandering around the gallery.
Bütün öğleden sonrayı galeride dolaşarak geçirdik.
- 5portraitnounneutral
portre
Bir kişinin, özellikle de yüzünün resmi, çizimi ya da fotoğrafı
The portrait of the queen hangs above the fireplace in the main hall.
Kraliçenin portresi ana salonda şöminenin üstünde asılı duruyor.
- 6landscapenounneutral
manzara resmi
Doğa görünümlerini betimleyen resim ya da fotoğraf
The gallery has a beautiful collection of 19th-century landscapes.
Galeride 19. yüzyıla ait çok güzel bir manzara resmi koleksiyonu var.
- 7canvasnounneutral
tuval
Üzerine resim yapılan sağlam bez yüzey ya da resmin kendisi
The artist stretched a fresh canvas over the frame before starting.
Sanatçı başlamadan önce çerçeveye yeni bir tuval gerdi.
- 8masterpiecenounneutral
başyapıt
Olağanüstü ustalık taşıyan eser, özellikle bir sanatçının en iyi işi
The Mona Lisa is widely considered Leonardo da Vinci's masterpiece.
Mona Lisa yaygın olarak Leonardo da Vinci'nin başyapıtı sayılır.
- 9sketchnounneutral
eskiz, taslak çizim
Genellikle bitmiş bir eser için hazırlık olarak yapılan kaba ya da hızlı çizim
She did a quick sketch of the building before deciding to paint it.
Binayı resmetmeye karar vermeden önce hızlı bir eskiz yaptı.
- 10sketchverbneutral
eskiz çizmek
Bir şeyin kaba bir çizimini yapmak
He sat on a bench and sketched the old church across the square.
Bir banka oturdu ve meydanın karşısındaki eski kilisenin eskizini çizdi.
- 11contemporaryadjectiveneutral
çağdaş
Bugüne ait olan; özellikle sanatta modern
The museum has a whole wing dedicated to contemporary art.
Müzenin bütün bir kanadı çağdaş sanata ayrılmış.
- 12abstractadjectiveneutral
soyut
Gerçekliği yansıtmaya çalışmayan, bunun yerine biçimleri, renkleri ve şekilleri kullanan sanatı niteler
I've never really understood abstract art – I prefer things that look like something.
Soyut sanatı hiçbir zaman tam olarak anlayamadım – bir şeye benzeyen işleri tercih ediyorum.
- 13curatornounneutral
küratör
Bir müzede ya da galeride koleksiyonu veya sergiyi yöneten ve düzenleyen kişi
The curator gave us a private tour of the new exhibition.
Küratör bize yeni sergiyi özel olarak gezdirdi.
- 14installationnounneutraltechnical
enstalasyon, yerleştirme
Belirli bir mekân için tasarlanmış, çoğu zaman izleyiciyi içine alan büyük ölçekli sanat eseri
The artist created an installation using thousands of suspended light bulbs.
Sanatçı, havada asılı duran binlerce ampul kullanarak bir enstalasyon yarattı.
- 15muralnounneutral
duvar resmi
Doğrudan bir duvara ya da tavana uygulanan büyük resim veya sanat eseri
There's a stunning mural on the side of the building near the station.
İstasyonun yanındaki binanın yan cephesinde çarpıcı bir duvar resmi var.
- 16brushstrokenounneutral
fırça darbesi
Bir yüzeye fırçayla atılan tek bir iz
You can see every individual brushstroke when you stand close to the painting.
Tablonun yanına yaklaştığında her bir fırça darbesini tek tek görebiliyorsun.
- 17instrumentnounneutral
çalgı, enstrüman
Piyano ya da gitar gibi, müzik üretmek için kullanılan nesne
She can play three instruments – piano, violin, and flute.
Üç çalgı çalabiliyor – piyano, keman ve flüt.
- 18concertnounneutral
konser
Genellikle seyirci önünde verilen canlı müzik gösterisi
We've got tickets to a jazz concert at the Royal Albert Hall next month.
Gelecek ay Royal Albert Hall'daki caz konseri için biletimiz var.
- 19rhythmnounneutral
ritim
Müzikte güçlü, düzenli ve yinelenen ses ya da hareket örüntüsü
The rhythm of the drums got everyone on their feet.
Davulların ritmi herkesi ayağa kaldırdı.
- 20melodynounneutral
melodi
Tanınabilir bir ezgi oluşturan müzik notaları dizisi
The melody was so catchy I couldn't get it out of my head all day.
Melodi o kadar akılda kalıcıydı ki bütün gün aklımdan çıkmadı.
- 21composeverbneutral
bestelemek
Bir müzik parçası ya da edebî eser yazmak veya yaratmak
Beethoven composed some of his greatest works after he went deaf.
Beethoven en büyük eserlerinin bir kısmını sağırlaştıktan sonra besteledi.
- 22composernounneutral
besteci
Özellikle klasik müzik alanında müzik yazan kişi
Mozart is one of the most famous composers in the history of Western music.
Mozart, Batı müziği tarihinin en ünlü bestecilerinden biridir.
- 23orchestranounneutral
orkestra
Çeşitli çalgıları birlikte çalan büyük müzisyen topluluğu
The London Symphony Orchestra is performing at the concert hall tonight.
Londra Senfoni Orkestrası bu akşam konser salonunda çalıyor.
- 24conductornounneutral
orkestra şefi
Bir orkestranın ya da koronun icrasını yöneten kişi
The conductor raised his baton and the hall fell silent.
Orkestra şefi çubuğunu kaldırdı ve salona sessizlik çöktü.
- 25choirnounneutral
koro
Birlikte söyleyen, düzenli bir şarkıcı topluluğu
She joined the church choir when she was eight and has been singing ever since.
Sekiz yaşındayken kilise korosuna katıldı ve o zamandan beri şarkı söylüyor.
- 26rehearsalnounneutral
prova
Bir gösteri, konser ya da oyun öncesinde yapılan alıştırma çalışması
The dress rehearsal is tomorrow, so everything needs to be ready.
Genel prova yarın, o yüzden her şeyin hazır olması gerekiyor.
- 27rehearseverbneutral
prova yapmak
Bir müzik parçasını, oyunu ya da gösteriyi sunmadan önce çalışmak
The actors have been rehearsing the final scene all morning.
Oyuncular bütün sabah son sahnenin provasını yaptı.
- 28harmonynounneutral
armoni
Hoş bir etki yaratmak üzere aynı anda tınlayan müzik notalarının birleşimi
The two voices blended together in perfect harmony.
İki ses kusursuz bir armoni içinde birleşti.
- 29lyricsnounneutral
şarkı sözleri
Bir şarkının sözleri
I love the tune but I can never remember the lyrics.
Ezgiyi çok seviyorum ama şarkı sözlerini bir türlü hatırlayamıyorum.
- 30tunenounneutral
ezgi, nağme
Özellikle basit ve akılda kalıcı bir melodi
I recognise the tune but I can't remember what it's called.
Ezgiyi tanıyorum ama adının ne olduğunu hatırlayamıyorum.
- 31symphonynounneutral
senfoni
Tam orkestra için yazılmış, genellikle birkaç bölümden oluşan uzun ve karmaşık eser
Beethoven's Fifth Symphony is probably the most recognisable piece of classical music.
Beethoven'ın Beşinci Senfonisi muhtemelen en çok tanınan klasik müzik eseridir.
- 32acousticadjectiveneutral
akustik
Elektronik olarak yükseltilmeden üretilen sese ya da müziğe ilişkin
She played an acoustic version of the song with just her guitar.
Şarkının yalnızca gitarıyla akustik bir yorumunu çaldı.
- 33novelnounneutral
roman
Genellikle hayalî kişiler ve olaylar üzerine kurulu uzun yazılı hikâye
Her debut novel was shortlisted for a major literary prize.
İlk romanı önemli bir edebiyat ödülünde finale kaldı.
- 34poemnounneutral
şiir
Ritme, imgeye ve dile özen gösterilerek yazılan, çoğu zaman dizeler hâlinde düzenlenmiş metin
She read a poem at her grandmother's funeral that she'd written herself.
Büyükannesinin cenazesinde kendi yazdığı bir şiiri okudu.
- 35chapternounneutral
bölüm (kitapta)
Bir kitabın, genellikle numaralı ya da başlıklı ana bölümü
I fell asleep after the first chapter – the book was that boring.
İlk bölümden sonra uyuyakaldım – kitap o kadar sıkıcıydı.
- 36genrenounneutral
tür
Belirli bir üslupla ya da biçimle tanımlanan sanat, müzik veya edebiyat kategorisi
Science fiction is my favourite genre – I've read hundreds of sci-fi novels.
Bilimkurgu en sevdiğim tür – yüzlerce bilimkurgu romanı okudum.
- 37fictionnounneutral
kurgu
Hayalî olayları ve kişileri anlatan edebiyat
I mostly read fiction, but occasionally I'll pick up a biography.
Çoğunlukla kurgu okurum ama arada bir elime biyografi de alırım.
- 38non-fictionnounneutral
kurgu dışı
Gerçeklere, gerçek olaylara ve gerçek kişilere dayanan düzyazı
The non-fiction section of the bookshop is upstairs on the left.
Kitapçının kurgu dışı bölümü üst katta, solda.
- 39plotnounneutral
olay örgüsü
Bir hikâyedeki, romandaki ya da filmdeki temel olaylar dizisi
The plot was so complicated that I had to read it twice to follow it.
Olay örgüsü o kadar karmaşıktı ki takip edebilmek için kitabı iki kez okumak zorunda kaldım.
- 40narratornounneutral
anlatıcı
Bir hikâyeyi anlatan kişi; hikâyedeki bir karakter ya da dışarıdan bir ses olabilir
The narrator turns out to be unreliable, which changes everything.
Anlatıcının güvenilmez olduğu ortaya çıkıyor ve bu her şeyi değiştiriyor.
- 41versenounneutral
kıta, nazım
Bir şiirde ya da şarkıda birim oluşturan dize öbeği; ayrıca genel olarak şiir dili
The song has three verses and a chorus that everyone knows.
Şarkının üç kıtası ve herkesin bildiği bir nakaratı var.
- 42prosenounneutral
düzyazı, nesir
Nazmın yapısı olmaksızın, olağan biçimiyle yazılı ya da sözlü dil
Her prose style is elegant and precise – every word feels carefully chosen.
Düzyazı üslubu zarif ve kesin – her sözcük özenle seçilmiş gibi duruyor.
- 43playwrightnounneutral
oyun yazarı
Tiyatro için oyun yazan kişi
Shakespeare is the most famous playwright in the English language.
Shakespeare İngiliz dilinin en ünlü oyun yazarıdır.
- 44literaryadjectiveneutral
edebî
Edebiyatla ilgili ya da edebiyata özgü bir üsluba sahip
The novel has real literary merit – it's not just a page-turner.
Romanın gerçek bir edebî değeri var – yalnızca sürükleyici bir kitap değil.
- 45bestsellernounneutral
çok satan kitap
Çok sayıda satılmış kitap
Her first novel became an instant bestseller and was translated into thirty languages.
İlk romanı hemen çok satanlar arasına girdi ve otuz dile çevrildi.
- 46theatrenounneutral
tiyatro (İngiliz yazımı)
Oyunların sahnelendiği bina ya da oyun yazma ve sahneleme sanatı
We're going to the theatre on Saturday to see a new production of Hamlet.
Cumartesi günü yeni bir Hamlet yorumunu izlemek için tiyatroya gidiyoruz.
- 47performancenounneutral
gösteri, temsil
Bir oyunun, konserin ya da başka bir eğlencenin seyirci önünde sunulması
The lead actress gave an absolutely stunning performance.
Başrol oyuncusu kesinlikle çarpıcı bir oyun çıkardı.
- 48stagenounneutral
sahne (tiyatro sahnesi)
Bir tiyatroda oyuncuların oynadığı yüksek platform
The actors came out onto the stage and the audience began to applaud.
Oyuncular sahneye çıktı ve seyirci alkışlamaya başladı.
- 49audiencenounneutral
seyirci, izleyici
Bir gösteriyi izleyen ya da dinleyen topluluk
The audience gave the performers a standing ovation at the end.
Seyirci gösterinin sonunda oyuncuları ayakta alkışladı.
- 50scenenounneutral
sahne (oyunun bölümü)
Bir oyunda perdenin alt bölümü ya da bir filmdeki kesit
The opening scene sets the mood for the entire play.
Açılış sahnesi bütün oyunun havasını belirliyor.
- 51balletnounneutral
bale
Kuralları son derece belirlenmiş bir dans türü ya da bu dansın gösterisi
She trained in ballet for years before moving into contemporary dance.
Çağdaş dansa geçmeden önce yıllarca bale eğitimi aldı.
- 52choreographynounneutral
koreografi
Dans için hareket dizileri tasarlama sanatı ya da uygulaması
The choreography in the final number was breathtaking.
Son bölümdeki koreografi nefes kesiciydi.
- 53applausenounneutral
alkış
Bir gösteriyi beğendiğini göstermek için el çırpma sesi
The applause went on for several minutes after the final curtain.
Perde kapandıktan sonra alkış dakikalarca sürdü.
- 54traditionnounneutral
gelenek
Kuşaktan kuşağa aktarılan âdet ya da inanç
It's a tradition in our family to go to the pantomime at Christmas.
Noel'de pandomim izlemeye gitmek ailemizde bir gelenektir.
- 55heritagenounneutral
kültürel miras
Bir ülkenin ya da toplumun uzun yıllardır taşıdığı tarih, gelenek ve nitelikler
The old town centre is a UNESCO World Heritage Site.
Eski şehir merkezi bir UNESCO Dünya Mirası alanıdır.
- 56festivalnounneutral
festival
Belirli bir sanat dalını kutlayan düzenli etkinlikler dizisi ya da kültürel kutlama
The Edinburgh Festival is one of the biggest arts festivals in the world.
Edinburgh Festivali dünyanın en büyük sanat festivallerinden biridir.
- 57museumnounneutral
müze
Tarihî, bilimsel ya da kültürel değeri olan nesnelerin saklandığı ve sergilendiği bina
The British Museum has one of the largest collections of antiquities in the world.
British Museum dünyanın en büyük antik eser koleksiyonlarından birine sahip.
- 58artefactnounneutral
tarihî eser (İngiliz yazımı)
İnsan eliyle yapılmış, genellikle kültürel ya da tarihî değeri olan nesne
The museum has artefacts dating back to the Roman occupation.
Müzede Roma dönemine uzanan tarihî eserler bulunuyor.
- 59folkadjectiveneutral
halk (geleneksel)
Sıradan insanların geleneksel sanatı, müziği ya da kültürüyle ilgili
There's a folk music session at the pub every Thursday evening.
Her perşembe akşamı meyhanede bir halk müziği buluşması oluyor.
- 60craftnounneutral
el sanatı, zanaat
Elle bir şeyler yapmayı gerektiren, ustalık isteyen uğraş
Traditional crafts like weaving and pottery are being revived in the area.
Dokumacılık ve çömlekçilik gibi geleneksel el sanatları bölgede yeniden canlanıyor.
- 61monumentnounneutral
anıt
Bir kişiyi ya da olayı anmak için yapılan yapı veya tarihî önemi olan bina
The war monument in the centre of town was built in 1920.
Kasabanın merkezindeki savaş anıtı 1920'de yapıldı.
- 62ceremonynounneutral
tören
Özel bir gün için düzenlenen, çoğu zaman kültürel anlamı olan resmî etkinlik
The opening ceremony of the festival featured dancers from across the country.
Festivalin açılış töreninde ülkenin her yerinden dansçılar yer aldı.
- 63exhibitverbneutral
sergilemek
Sanat eserlerini ya da nesneleri kamuya açık bir yerde göstermek
The gallery is exhibiting a collection of photographs from the 1960s.
Galeri, 1960'lardan kalma bir fotoğraf koleksiyonunu sergiliyor.
- 64exhibitnounneutral
sergilenen eser
Bir müzede ya da galeride sergilenen nesne veya nesneler bütünü
The most popular exhibit is the full-size dinosaur skeleton in the main hall.
En çok ilgi gören eser, ana salondaki gerçek boyutlu dinozor iskeleti.
- 65preserveverbneutral
korumak
Bir şeyi özgün hâliyle sürdürmek ya da zarar görmekten korumak
The government is investing heavily to preserve historic buildings in the city.
Hükümet, şehirdeki tarihî binaları korumak için büyük yatırım yapıyor.
- 66restorationnounneutral
restorasyon
Özellikle bir binayı ya da sanat eserini özgün durumuna döndürme süreci
The restoration of the cathedral took over fifteen years to complete.
Katedralin restorasyonunun tamamlanması on beş yıldan uzun sürdü.
- 67depictverbneutralformal
betimlemek, resmetmek
Bir şeyi resimde, çizimde ya da başka bir sanat biçiminde göstermek veya temsil etmek
The painting depicts a battle scene from the Napoleonic Wars.
Tablo, Napolyon Savaşları'ndan bir savaş sahnesini betimliyor.
- 68performverbneutral
sahne almak, icra etmek
Müzik, dans ya da oyunculuk yoluyla seyirciye bir gösteri sunmak
The band will be performing live at the festival this weekend.
Grup bu hafta sonu festivalde canlı sahne alacak.
- 69solonounneutral
solo
Bir kişinin tek başına yaptığı müzik parçası ya da gösteri bölümü
The guitar solo in the middle of the song is absolutely incredible.
Şarkının ortasındaki gitar solosu kesinlikle inanılmaz.
- 70inspireverbneutral
ilham vermek
Yaratıcı fikirleri ya da duyguları uyandırmak veya birini üretmeye yöneltmek
The landscape of Provence inspired many of Cézanne's greatest paintings.
Provence'ın manzarası Cézanne'ın en büyük tablolarının çoğuna ilham verdi.
- 71creativeadjectiveneutral
yaratıcı
Özgün fikirler ya da eserler üretmek için hayal gücünü kullanma yeteneğine sahip olan veya bunu gerektiren
She's one of the most creative people I've ever met.
O, tanıdığım en yaratıcı insanlardan biri.
- 72criticnounneutral
eleştirmen
Sanatı, müziği, edebiyatı ya da gösterileri değerlendirip bunlar hakkında yazan kişi
The critics loved the film but audiences found it a bit slow.
Eleştirmenler filme bayıldı ama seyirci biraz ağır buldu.
- 73reviewnounneutral
eleştiri yazısı, değerlendirme
Bir kitabın, gösterinin, filmin ya da başka bir sanat eserinin eleştirel değerlendirmesi
The play got mixed reviews – some loved it, others thought it was pretentious.
Oyun karışık eleştiriler aldı – kimi bayıldı, kimi de fazla iddialı buldu.
- 74collectionnounneutral
koleksiyon
Bir araya getirilmiş sanat eserleri, nesneler ya da yazılar bütünü
The museum's collection includes over five thousand works of art.
Müzenin koleksiyonunda beş binden fazla sanat eseri bulunuyor.
- 75composeverbformal
kaleme almak
Şiir ya da mektup gibi edebî bir metin yazmak
He composed a sonnet for his wife on their anniversary.
Evlilik yıldönümlerinde eşi için bir sone kaleme aldı.
- 76premierenounneutral
prömiyer, ilk gösterim
Bir oyunun, filmin ya da müzik eserinin ilk kez halka açık sunulması
The world premiere of the opera took place in Milan in 1896.
Operanın dünya prömiyeri 1896'da Milano'da yapıldı.
- 77movementnounneutral
akım, bölüm (müzikte)
Daha büyük bir müzik eserinin ayrı bir bölümü ya da bir sanat akımı veya topluluğu
The second movement of the symphony is slow and deeply emotional.
Senfoninin ikinci bölümü yavaş ve derinden duygusal.
- 78still lifenounneutraltechnical
natürmort
Cansız nesnelerden oluşan bir düzenlemenin resmi ya da çizimi
Cézanne's still lifes of fruit and bottles are among his most famous works.
Cézanne'ın meyve ve şişe natürmortları en ünlü işleri arasındadır.
- 79autobiographynounneutral
otobiyografi
Bir kişinin kendi hayatını kendi kaleminden anlattığı kitap
His autobiography gives a fascinating account of growing up in post-war London.
Otobiyografisi, savaş sonrası Londra'da büyümenin büyüleyici bir anlatısını sunuyor.
- 80costumenounneutral
kostüm
Bir oyunda, filmde ya da festivalde oyuncuların giydiği kıyafet
The costumes in the production were absolutely spectacular.
Yapımdaki kostümler kesinlikle göz kamaştırıcıydı.
- 81operanounneutral
opera
Metni ve müziği birleştiren, şarkıcıların ve çalgıcıların sahnelenmiş roller üstlendiği dramatik eser
We saw an opera at the Sydney Opera House – it was unforgettable.
Sidney Opera Binası'nda bir opera izledik – unutulmazdı.
- 82recitalnounneutral
resital
Genellikle bir kişi ya da küçük bir grup tarafından verilen müzik veya şiir dinletisi
She gave a piano recital at the local concert hall last weekend.
Geçen hafta sonu yerel konser salonunda bir piyano resitali verdi.
- 83patronnounneutralformal
sanat hamisi
Sanatçıları ya da kültür kurumlarını destekleyen ve maddi olarak fonlayan kişi
The Medici family were famous patrons of the arts during the Renaissance.
Medici ailesi Rönesans döneminin ünlü sanat hamileriydi.
- 84manuscriptnounneutral
el yazması, müsvedde
Elle ya da daktiloyla yazılmış metin, özellikle bir yazarın kitabının ilk hâli
She submitted the manuscript to several publishers before one accepted it.
Biri kabul edene kadar el yazmasını birkaç yayınevine gönderdi.
- 85aestheticadjectiveneutralformal
estetik
Özellikle sanatta güzellikle ya da güzelliğin değerlendirilmesiyle ilgili
The building was designed with both aesthetic and practical considerations in mind.
Bina hem estetik hem de işlevsel kaygılar gözetilerek tasarlandı.
- 86classicaladjectiveneutral
klasik
Batı sanatının, müziğinin ya da edebiyatının geleneksel biçimleriyle, özellikle Antik Yunan ve Roma'yla veya klasik müzik dönemiyle ilgili
I grew up listening to classical music – my mother played it every evening.
Klasik müzik dinleyerek büyüdüm – annem her akşam çalardı. (Burada 'classical' Avrupa'nın biçimsel müzik geleneğini anlatıyor.)
- 87interpretverbneutral
yorumlamak
Bir sanat eserinin, metnin ya da gösterinin anlamını açıklamak veya kavramak; ayrıca sahne sanatlarında bir eseri kendi sanatsal anlayışını yansıtacak biçimde icra etmek
Different critics have interpreted the ending of the novel in very different ways.
Farklı eleştirmenler romanın sonunu çok farklı biçimlerde yorumladı.
- 88theaternounneutralAmerican English
tiyatro (Amerikan yazımı)
Oyunların sahnelendiği mekân ve sahne sanatları için Amerikan İngilizcesindeki yazım.
They booked seats at a Broadway theater for the new play.
Yeni oyun için Broadway'de bir tiyatroda yer ayırttılar.
- 89artifactnounneutralAmerican English
tarihî eser (Amerikan yazımı)
İnsan eliyle yapılmış, tarihî ya da kültürel değeri olan nesne için Amerikan İngilizcesindeki yazım.
The museum displayed ancient artifacts from the excavation.
Müze, kazıdan çıkan antik eserleri sergiledi.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
İleri seviyede bir sergiden, konserden ya da yeni bitirdiğiniz kitaptan söz etmenize yetecek kelimeler burada. Resim, heykel, galeri; enstrüman, ritim, ezgi; roman, şiir, bölüm, tür; sahne, dans, gösteri; gelenek, miras, festival, müze. Bir eseri yorumlar, fikrinizi savunur ve kültür sohbetinde geri kalmazsınız. Bir yapıtı neyin iyi kıldığını da tartışabilirsiniz.