b1Kelime paketi

Eğitim ve öğrenim

Okul, üniversite, dersler ve ders çalışmanın dili.

76 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

76 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    schoolnounneutral

    okul

    Çocukların eğitildiği kurum ya da bunun gerçekleştiği bina.

    My little brother starts school in September.

    Küçük kardeşim eylülde okula başlıyor.

  • 2
    teachernounneutral

    öğretmen

    Mesleği öğretmek olan, özellikle bir okulda çalışan kişi.

    Our new English teacher is really patient and kind.

    Yeni İngilizce öğretmenimiz gerçekten çok sabırlı ve nazik.

  • 3
    studentnounneutral

    öğrenci

    Özellikle bir okulda, yüksekokulda ya da üniversitede öğrenim gören kişi.

    There are about thirty students in my class.

    Sınıfımda otuz kadar öğrenci var.

  • 4
    pupilnounneutralBritish English

    öğrenci (okul çocuğu, İngiliz İngilizcesi)

    Okul çağındaki çocuk, özellikle de küçük yaştaki. İngiliz İngilizcesinde daha yaygındır.

    The teacher asked each pupil to read a paragraph aloud.

    Öğretmen her öğrenciden bir paragrafı yüksek sesle okumasını istedi.

  • 5
    learnverbneutral

    öğrenmek

    Çalışarak ya da deneyim yoluyla bilgi veya beceri kazanmak.

    I'm trying to learn how to play the guitar.

    Gitar çalmayı öğrenmeye çalışıyorum.

  • 6
    teachverbneutral

    öğretmek

    Birine bilgi ya da beceri kazandırmak.

    My grandmother taught me how to bake bread.

    Bana ekmek yapmayı büyükannem öğretti.

  • 7
    examnounneutral

    sınav

    Bilginin ya da yeteneğin resmî olarak ölçüldüğü değerlendirme. İngilizcede 'examination' sözcüğünün kısaltmasıdır.

    I've got three exams next week and I'm so nervous.

    Önümüzdeki hafta üç sınavım var ve çok gerginim.

  • 8
    homeworknounneutral

    ev ödevi

    Öğrencilerin evde yaptığı okul çalışması. Sayılamayan bir addır.

    Have you finished your maths homework yet?

    Matematik ödevini bitirdin mi?

  • 9
    classroomnounneutral

    derslik

    Okulda derslerin işlendiği oda.

    The classroom was decorated with the students' drawings.

    Derslik öğrencilerin çizimleriyle süslenmişti.

  • 10
    universitynounneutral

    üniversite

    Diploma veren yükseköğretim kurumu.

    She's hoping to go to university next year.

    Gelecek yıl üniversiteye gitmeyi umuyor.

  • 11
    degreenounneutral

    akademik derece

    Bir öğrenim programını tamamlayan kişiye üniversite tarafından verilen unvan.

    She has a degree in chemistry.

    Kimya alanında bir derecesi var.

  • 12
    lessonnounneutral

    ders

    Belirli bir konu üzerine yapılan öğretim süresi.

    Our first lesson tomorrow is geography.

    Yarınki ilk dersimiz coğrafya.

  • 13
    lecturenounneutral

    konferans (üniversite dersi)

    Özellikle üniversitede öğrencilere bir konu üzerine verilen resmî anlatım.

    I almost fell asleep during the morning lecture.

    Sabahki derste neredeyse uyuyakalıyordum.

  • 14
    subjectnounneutral

    ders (öğretim alanı)

    Okulda ya da üniversitede öğrenilen bilgi alanı.

    Maths is my favourite subject at school.

    Matematik okuldaki en sevdiğim ders.

  • 15
    mathematicsnounneutral

    matematik

    Sayıların, niceliklerin ve şekillerin incelenmesi. İngilizcede çoğu zaman 'maths' (İngiltere) ya da 'math' (ABD) biçiminde kısaltılır.

    Mathematics was always difficult for me.

    Matematik benim için hep zor olmuştur.

  • 16
    historynounneutral

    tarih

    Geçmiş olayların, özellikle de insanlıkla ilgili olanların incelenmesi.

    We're learning about ancient Egypt in history.

    Tarih dersinde eski Mısır'ı öğreniyoruz.

  • 17
    sciencenounneutral

    fen bilimleri

    Doğal dünyanın gözlem ve deney yoluyla incelenmesi.

    My favourite class is science because we do experiments.

    En sevdiğim ders fen bilimleri, çünkü deney yapıyoruz.

  • 18
    geographynounneutral

    coğrafya

    Yeryüzünün, ülkelerin, iklimin ve nüfusun incelenmesi.

    In geography we studied rivers and mountains.

    Coğrafya dersinde nehirleri ve dağları işledik.

  • 19
    chemistrynounneutral

    kimya

    Maddelerin ve nasıl tepkime verdiklerinin bilimsel olarak incelenmesi.

    I love chemistry, especially the experiments.

    Kimyayı çok seviyorum, özellikle de deneyleri.

  • 20
    physicsnounneutral

    fizik

    Maddenin, enerjinin ve kuvvetlerin bilimsel olarak incelenmesi.

    Physics explains why objects fall to the ground.

    Fizik, cisimlerin neden yere düştüğünü açıklar.

  • 21
    textbooknounneutral

    ders kitabı

    Belirli bir dersi çalışmak için kullanılan kitap.

    Open your textbooks to page forty-two.

    Ders kitaplarınızı kırk ikinci sayfadan açın.

  • 22
    librarynounneutral

    kütüphane

    Kitapların okumak ya da ödünç almak için bulundurulduğu yer.

    I study in the library because it's quiet.

    Sessiz olduğu için kütüphanede ders çalışıyorum.

  • 23
    coursenounneutral

    kurs

    Belirli bir konuda verilen ders ya da konferans dizisi.

    I'm taking a course in photography this summer.

    Bu yaz fotoğrafçılık kursuna gidiyorum.

  • 24
    classnounneutral

    sınıf

    Birlikte ders gören öğrenci grubu ya da tek bir ders saati.

    There are twenty kids in my class.

    Sınıfımda yirmi çocuk var.

  • 25
    passverbneutral

    geçmek (sınavı)

    Gereken düzeye ulaşarak bir sınavı başarmak.

    I can't believe I passed the chemistry exam!

    Kimya sınavını geçtiğime inanamıyorum!

  • 26
    failverbneutral

    kalmak (sınavda)

    Bir sınavda ya da testte başarılı olamamak.

    He failed the test because he didn't study.

    Ders çalışmadığı için testte kaldı.

  • 27
    graduateverbneutral

    mezun olmak

    Bir üniversite ya da okul öğrenimini başarıyla tamamlamak.

    She graduated from university last June.

    Geçen haziran üniversiteden mezun oldu.

  • 28
    graduationnounneutral

    mezuniyet

    Öğrenimi tamamlama töreni ya da eylemi.

    My whole family came to my graduation.

    Mezuniyetime bütün ailem geldi.

  • 29
    diplomanounneutral

    diploma

    Bir kişinin öğrenim programını tamamladığını gösteren belge.

    He earned a diploma in graphic design.

    Grafik tasarım alanında diploma aldı.

  • 30
    certificatenounneutral

    sertifika

    Bir kursu ya da sınavı başarıyla tamamladığınızı kanıtlayan resmî evrak.

    You'll receive a certificate when you finish the course.

    Kursu bitirdiğinizde bir sertifika alacaksınız.

  • 31
    qualificationnounneutral

    yeterlilik belgesi

    Bir programı tamamladığınızı ya da bir sınavı geçtiğinizi gösteren resmî kayıt.

    This job requires a teaching qualification.

    Bu iş için öğretmenlik yeterlilik belgesi gerekiyor.

  • 32
    primary schoolnounneutralBritish English

    ilkokul (İngiliz İngilizcesi)

    Genellikle 5 ile 11 yaş arasındaki küçük çocuklar için okul (İngiliz İngilizcesi).

    My daughter just started primary school.

    Kızım daha yeni ilkokula başladı.

  • 33
    secondary schoolnounneutralBritish English

    lise (İngiliz İngilizcesi)

    Genellikle 11 ile 18 yaş arasındaki büyük çocuklar için okul (İngiliz İngilizcesi).

    He's moving up to secondary school this year.

    Bu yıl liseye geçiyor.

  • 34
    semesternounneutral

    yarıyıl

    Akademik yılın ayrıldığı iki dönemden biri.

    I'm taking five subjects this semester.

    Bu yarıyıl beş ders alıyorum.

  • 35
    termnounneutralBritish English

    dönem (İngiliz İngilizcesi)

    Okul yılının ayrıldığı dönemlerden biri (İngiliz İngilizcesi).

    We get a long holiday at the end of the summer term.

    Yaz döneminin sonunda uzun bir tatil yapıyoruz.

  • 36
    assignmentnounneutral

    ödev

    Öğrencilere verilen görev ya da çalışma parçası.

    The assignment is due next Monday.

    Ödevin teslim tarihi gelecek pazartesi.

  • 37
    essaynounneutral

    kompozisyon

    Belirli bir konuda, genellikle yazarın kendi düşüncelerini aktardığı yazı.

    I have to write a 2,000-word essay this weekend.

    Bu hafta sonu iki bin kelimelik bir kompozisyon yazmam gerekiyor.

  • 38
    projectnounneutral

    proje

    Belirli bir konu üzerine yapılan ayrıntılı çalışma ya da inceleme.

    We're doing a group project about renewable energy.

    Yenilenebilir enerji üzerine grup projesi yapıyoruz.

  • 39
    presentationnounneutral

    sunum

    Bir şeyi dinleyicilere anlattığınız ya da açıkladığınız konuşma.

    I'm so nervous about giving my presentation tomorrow.

    Yarınki sunumumu yapacağım için çok gerginim.

  • 40
    deadlinenounneutral

    son teslim tarihi

    Bir işin tamamlanması gereken en son zaman ya da tarih.

    The deadline for the essay is Friday at noon.

    Kompozisyonun son teslim tarihi cuma öğlen.

  • 41
    knowledgenounneutral

    bilgi

    Öğrenme ya da deneyim yoluyla edinilen malumat ve kavrayış. Sayılamayan bir addır.

    She has an impressive knowledge of ancient history.

    Eski çağ tarihi konusunda etkileyici bir bilgi birikimi var.

  • 42
    educationnounneutral

    eğitim

    Özellikle okullarda ve üniversitelerde gerçekleşen öğretme ve öğrenme süreci.

    Everyone has the right to a good education.

    Herkesin iyi bir eğitim alma hakkı vardır.

  • 43
    educateverbneutral

    eğitmek

    Birine, özellikle okulda ya da üniversitede uzun bir süre boyunca öğretmek.

    The campaign aims to educate people about healthy eating.

    Kampanya, insanları sağlıklı beslenme konusunda eğitmeyi amaçlıyor.

  • 44
    classmatenounneutral

    sınıf arkadaşı

    Okulda sizinle aynı sınıfta bulunan kişi.

    One of my old classmates became a famous singer.

    Eski sınıf arkadaşlarımdan biri ünlü bir şarkıcı oldu.

  • 45
    campusnounneutral

    kampüs

    Bir üniversitenin ya da yüksekokulun arazisi ve binaları.

    There's a great café on campus.

    Kampüste harika bir kafe var.

  • 46
    laboratorynounneutral

    laboratuvar

    Bilimsel deneyler için donatılmış oda. İngilizcede çoğu zaman 'lab' biçiminde kısaltılır.

    We did the experiment in the science laboratory.

    Deneyi fen laboratuvarında yaptık.

  • 47
    timetablenounneutralBritish English

    ders programı (İngiliz İngilizcesi)

    Derslerin saatlerini gösteren plan (İngiliz İngilizcesi).

    According to my timetable, I have history next.

    Ders programıma göre sırada tarih var.

  • 48
    marknounneutralBritish English

    not (İngiliz İngilizcesi)

    Bir öğrencinin çalışmasının niteliğini gösteren sayı ya da harf (İngiliz İngilizcesi).

    I got the highest mark in the class.

    Sınıftaki en yüksek notu ben aldım.

  • 49
    take notesexpressionneutral

    not almak

    Bir ders ya da konferans sırasında önemli noktaları yazmak.

    Remember to take good notes during the lecture.

    Konferans sırasında iyi not almayı unutma.

  • 50
    attendverbneutral

    katılmak (derse)

    Bir derste, sınıfta ya da kurumda hazır bulunmak.

    You have to attend all the lectures to pass.

    Geçmek için bütün konferanslara katılmak zorundasınız.

  • 51
    bachelor's degreenounneutral

    lisans derecesi

    Genellikle üç ya da dört yıl süren ilk üniversite derecesi.

    She has a bachelor's degree in psychology.

    Psikoloji alanında lisans derecesi var.

  • 52
    master's degreenounneutral

    yüksek lisans derecesi

    Lisans derecesinden sonra alınan ileri düzey üniversite derecesi.

    He's doing a master's degree in international law.

    Uluslararası hukuk alanında yüksek lisans yapıyor.

  • 53
    studyverbneutral

    ders çalışmak, okumak

    Bir konuyu, özellikle okuyarak öğrenmeye zaman ayırmak.

    I need to study for my biology test tonight.

    Bu akşam biyoloji sınavı için ders çalışmam gerekiyor.

  • 54
    gradenounneutral

    not (Amerikan İngilizcesi)

    Bir öğrencinin çalışmasının niteliğini gösteren not; Amerikan okullarında ayrıca sınıf düzeyi anlamına gelir.

    He got a really good grade on his essay.

    Kompozisyonundan gerçekten iyi bir not aldı.

  • 55
    collegenounneutral

    yüksekokul

    Yükseköğretim ya da ileri öğretim kurumu; ABD'de çoğu zaman üniversite anlamına gelir.

    After school he went to college to study engineering.

    Okuldan sonra mühendislik okumak için yüksekokula gitti.

  • 56
    professornounneutral

    profesör

    Üniversitedeki kıdemli öğretim üyesi.

    The professor explained the theory very clearly.

    Profesör kuramı çok net biçimde açıkladı.

  • 57
    biologynounneutral

    biyoloji

    Canlıların bilimsel olarak incelenmesi.

    We dissected a frog in biology today.

    Bugün biyoloji dersinde kurbağa kestik.

  • 58
    notebooknounneutral

    defter

    Not yazmak için kullanılan, boş sayfalardan oluşan kitap.

    I always carry a notebook to write down ideas.

    Aklıma gelenleri yazmak için hep yanımda bir defter taşırım.

  • 59
    testnounneutral

    test (küçük sınav)

    Bilginin ya da yeteneğin kısa süreli ölçülmesi; genellikle sınavdan daha az resmîdir.

    We have a spelling test every Friday.

    Her cuma yazım testi yapıyoruz.

  • 60
    reviseverbBritish English

    tekrar etmek (İngiliz İngilizcesi)

    Bir sınavdan önce konuları yeniden çalışmak. İngiliz İngilizcesinde yaygındır.

    I need to revise all weekend for Monday's test.

    Pazartesiki test için bütün hafta sonu tekrar yapmam gerekiyor.

  • 61
    high schoolnounneutral

    lise (Amerikan İngilizcesi)

    Özellikle Amerikan İngilizcesinde gençler için okul.

    We met in high school and have been friends ever since.

    Lisede tanıştık ve o zamandan beri arkadaşız.

  • 62
    kindergartennounneutral

    anaokulu

    Örgün eğitime başlamadan önce çok küçük çocuklar için açılan okul ya da sınıf.

    My son cried on his first day of kindergarten.

    Oğlum anaokulundaki ilk gününde ağladı.

  • 63
    skillnounneutral

    beceri

    Eğitim ya da alıştırma yoluyla kazanılan, bir şeyi iyi yapabilme yetisi.

    Speaking another language is a really useful skill to have.

    Başka bir dil konuşmak gerçekten çok işe yarayan bir beceridir.

  • 64
    tutornounneutral

    özel ders öğretmeni

    Özel ya da bireysel ders veren öğretmen.

    My parents hired a tutor to help me with maths.

    Ailem matematikte bana yardımcı olması için özel ders öğretmeni tuttu.

  • 65
    lecturernounneutralBritish English

    öğretim görevlisi

    Üniversitede ya da yüksekokulda, özellikle profesörden düşük unvanlı öğretim elemanı.

    Our lecturer is really good at explaining difficult ideas.

    Öğretim görevlimiz zor konuları anlatmakta gerçekten çok iyi.

  • 66
    principalnounneutral

    okul müdürü (Amerikan İngilizcesi)

    Özellikle Amerikan İngilizcesinde okulun başındaki kişi.

    The principal called my parents into her office.

    Müdür ailemi odasına çağırdı.

  • 67
    report cardnounAmerican English

    karne (Amerikan İngilizcesi)

    Bir öğrencinin notlarını ve gelişimini gösteren resmî belge.

    I was nervous to show my parents my report card.

    Karnemi aileme göstermeye çekiniyordum.

  • 68
    breaknounneutral

    teneffüs (İngiliz İngilizcesi)

    Okulda dersler arasındaki kısa dinlenme süresi.

    We play football during the morning break.

    Sabah teneffüsünde futbol oynuyoruz.

  • 69
    mathnounneutralAmerican English

    matematik (kısa biçim, Amerikan İngilizcesi)

    Sayılar ve şekillerle ilgilenen okul dersinin Amerikan İngilizcesindeki adı; 'mathematics' sözcüğünün kısaltılmış biçimidir.

    I have a math test tomorrow morning.

    Yarın sabah matematik sınavım var.

  • 70
    mathsnounneutralBritish English

    matematik (kısa biçim, İngiliz İngilizcesi)

    Sayılar ve şekillerle ilgilenen okul dersinin İngiliz İngilizcesindeki adı; 'mathematics' sözcüğünün kısaltılmış biçimidir.

    We have double maths on Fridays.

    Cuma günleri çift matematik dersimiz var.

  • 71
    elementary schoolnounneutralAmerican English

    ilkokul (Amerikan İngilizcesi)

    Küçük çocuklar için açılan okulun (yaklaşık 5-11 yaş) Amerikan İngilizcesindeki adı.

    My son started elementary school this year.

    Oğlum bu yıl ilkokula başladı.

  • 72
    headteachernounneutralBritish English

    okul müdürü (İngiliz İngilizcesi)

    Okulun başındaki kişinin İngiliz İngilizcesindeki adı.

    The headteacher spoke to the whole school this morning.

    Müdür bu sabah bütün okula seslendi.

  • 73
    school reportnounneutralBritish English

    karne (İngiliz İngilizcesi)

    Bir öğrencinin notlarını ve gelişimini gösteren belgenin İngiliz İngilizcesindeki adı.

    My school report said I should work harder in science.

    Karnemde fen dersine daha çok çalışmam gerektiği yazıyordu.

  • 74
    recessnounneutralAmerican English

    teneffüs (Amerikan İngilizcesi)

    Çocukların oyun oynayabildiği ya da dinlenebildiği kısa ders arasının Amerikan İngilizcesindeki adı.

    The children play outside during recess.

    Çocuklar teneffüste dışarıda oynuyor.

  • 75
    schedulenounneutralAmerican English

    ders programı (Amerikan İngilizcesi)

    Bir öğrencinin derslerinin saatlerini gösteren planın Amerikan İngilizcesindeki adı.

    Let me check my schedule to see when my next class is.

    Bir sonraki dersimin ne zaman olduğunu görmek için programıma bakayım.

  • 76
    reviewverbneutralAmerican English

    tekrar etmek (Amerikan İngilizcesi)

    Bir sınavdan önce konuları yeniden çalışmayı anlatan Amerikan İngilizcesi sözcüğü.

    I need to review my notes before the test.

    Testten önce notlarımı gözden geçirmem gerekiyor.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Bir CV'de ya da yeni bir tanışmada okul mutlaka gündeme gelir. Matematik, tarih, fen gibi ders adları, ilkokuldan üniversiteye ve diplomaya uzanan basamaklar, ders çalışmak, öğretmek, sınav, not ve ödev gibi günlük okul dili B1–C1 aralığında toplanıyor. Bir eğitim sistemini baştan sona anlatacak kadar ayrıntı da var; yurt dışında okumayı düşünüyorsanız sağlam bir zemin bulursunuz.

Eğitim ve öğrenim için diğer seviyeler

B1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi