sublist-2Kelime paketi

Akademik Kelime Listesi (AWL)

Akademik metinlerin, IELTS ve TOEFL'ın kelime dağarcığı.

60 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

60 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    achieveverbneutral

    başarmak, (hedefe) ulaşmak

    Çaba ile varılan hedeflere ayrılmıştır: achieve an aim, a target, consensus, independence, high grades. Kendiliğinden olan şeyler için kullanmayın: bir sıcaklık 30 dereceye 'reach' eder, onu achieve etmez. 'achievement' adı, eğitim araştırmalarında en sık karşılaşacağınız aile üyesidir (achievement gap, student achievement).

    The programme achieved its stated aims within two years.

    Program, açıkladığı hedefleri iki yıl içinde başardı.

  • 2
    acquireverbformal

    edinmek, kazanmak

    Bir şeyi yavaş yavaş ya da çabayla kazanmanın akademik fiili: bilgi, beceri, bir dil, bir alışkanlık, bir şirket. 'children get language' demek çocukça durur; standart söyleyiş 'children acquire language'dır ve alanın adı da 'language acquisition'dır. Gündelik bir nesne için insan onu yalnızca satın alır: 'she acquired a sandwich' gülünçtür.

    Children acquire their first language without any formal instruction.

    Çocuklar ana dillerini hiçbir örgün öğretim olmadan ediniyor.

  • 3
    administrateverbformal

    yönetmek, idare etmek

    Bu listenin sıra dışı üyesi: AWL başsözcük olarak 'administrate'i basar, ama İngilizcenin gerçekte kullandığı fiil 'administer'dır (administer a test, a drug, a programme). 'Administrate', 'administration'dan geri türetilmiş seyrek bir biçimdir ve pek çok editör onu yanlış sayar. Aileyi öğrenin (administration, administrative, administrator) ve 'administer' yazın.

    A small central office administrates the testing programme across all campuses.

    Sınav programını bütün yerleşkelerde küçük bir merkez ofis yönetiyor.

  • 4
    affectverbneutral

    etkilemek

    Akademik yazının en sık yanlışı: 'affect' fiildir, 'effect' addır. Rainfall affects yields; the effect of rainfall is large. Ayrıklar gerçektir ama seyrektir: 'effect change' bir değişimi gerçekleştirmek demektir, psikolojide ad olarak 'affect' ise gözlenebilir duygulanımdır. Bunlara gereksinim duyana dek fiil ile ad ayrımını mutlak bir kural olarak tutun.

    Rainfall patterns strongly affect crop yields across the region.

    Yağış örüntüleri bölge genelinde ürün verimini güçlü biçimde etkiliyor.

  • 5
    appropriateadjectiveformal

    uygun, yerinde

    Akademik düzyazıda neredeyse her zaman sıfattır ve yöntem bölümünün standart ihtiyat sözcüğüdür: an appropriate test, appropriate ethical approval, 'where appropriate'. 'for' ya da 'to' alır. Bir şeyi kendine mal etmek demek olan 'appropriate' fiili sizin yönteminize değil, siyasete ve sanat eleştirisine aittir ve ondan yalnızca son hecede ayrılır: fiil /-eɪt/ ile biter (a-PRO-pri-ayt), sıfatta ise incelmiş bir /-ət/ vardır (a-PRO-pri-ut); vurgu yer değiştirmez.

    The authors selected an appropriate statistical test for the sample size.

    Yazarlar örneklem büyüklüğüne uygun bir istatistiksel sınama seçti.

  • 6
    aspectnounneutral

    yön, yan

    Neredeyse her zaman ardından 'of' gelir: one aspect of the problem, certain aspects of policy. Bir şeyin bir yüzünü adlandırır, kişinin ona ilişkin görüşünü değil; bakış açısını kastediyorsanız 'perspective' yazın. Dilbilimde ayrıca bir eylemin zaman içinde nasıl açıldığını anlatan teknik bir terimdir (perfective, progressive).

    This chapter examines the economic aspects of internal migration.

    Bu bölüm, ülke içi göçün iktisadi yönlerini inceliyor.

  • 7
    assistverbformal

    yardım etmek, -e yardımcı olmak

    'help' yerine onu kibarlığı için değil, kalıbı için seçin: bir işe WITH, bir şey yapmaya ise IN ile assist edilir, ve 'with the assistance of' ad öbeği bir katkıyı anar. Kurumsal ya da teknik yardıma uyar, örneğin araştırma görevlilerinin veri toplamaya assist etmesi gibi; ama cümle bir kişinin bir başkasına yardımını anlatıyorsa 'help'te kalın, yoksa düzyazı yapmacıklaşır.

    Two research nurses assisted with data collection at the second site.

    İkinci merkezde veri toplamaya iki araştırma hemşiresi yardım etti.

  • 8
    categorynounneutral

    kategori

    Birlikte gezdiği fiiller ezberlenmeye değer: bir şey bir kategoriye 'fall into' eder, ona 'assigned' edilir ya da onun içine 'placed' edilir. Fiil 'categorise', sıfat 'categorical'dır, ama sonuncuya dikkat, çünkü 'a categorical denial' sınıflandırılmış değil, kesin demektir. Çoğulu: categories.

    Open responses were sorted into four broad categories.

    Açık uçlu yanıtlar dört geniş kategoriye ayrıldı.

  • 9
    chapternounneutral

    bölüm

    Bir kitabın ya da tezin birimi; bir dergi makalesinin 'section'ları vardır, 'chapter'ları değil. Ayrıca derlenmiş bir kitaptaki bağımsız bir yazıyı adlandırır ('a book chapter'), ki bu bir makaleden başka türlü kaynak gösterilir ve araştırma değerlendirmelerinde çoğu zaman başka türlü ağırlıklandırılır. Mecazi anlam, 'a new chapter in the country's history', gazete dilidir.

    The following chapter reviews the empirical literature.

    Sonraki bölüm, gözleme dayalı yazını gözden geçiriyor.

  • 10
    commissionnounformal

    komisyon; (iş) ısmarlamak

    Çok anlamlıdır ve akademik düzyazı bunlardan yalnızca ikisini kullanır. Ad olarak araştırıp rapor eden, atanmış bir organdır (a royal commission, the European Commission); fiil olarak bir işin üretilmesi için para vermektir (the ministry commissioned a review). Satıştan pay anlamı ile 'in commission / out of commission' savlamaya değil, ticarete ve makineye aittir.

    A parliamentary commission was appointed to examine the failure.

    Başarısızlığı incelemek üzere bir parlamento komisyonu atandı.

  • 11
    communitynounneutral

    topluluk; (yerel) halk

    Akademik yazıda tek başına seyrek durur, önüne bir niteleyici alır: the local community, the scientific community, the research community, community-based interventions, community health. Ekolojide tekniktir ve bir yaşam alanını paylaşan bütün toplulukları anlatır. 'the scientific community' bir söz sanatıdır: uzlaşma olduğunu ileri sürer, o yüzden yalnızca gerçekten uzlaşma varken kullanın.

    Appeals to the scientific community can imply a consensus that does not exist.

    Bilim topluluğuna yapılan çağrılar, var olmayan bir uzlaşmayı ima edebilir.

  • 12
    complexadjectiveneutral

    karmaşık

    Parçaların ne olduğunu söyleyene dek okura hiçbir şey öğretmez, o yüzden ona bir eşdizim verin: a complex relationship, interaction, system, process. 'Complex' birbiriyle etkileşen çok sayıda parça demektir; 'complicated' gereksiz bir karışıklığı düşündürür. Adı 'complexity'dir ve ayrı tutulması gereken iki somut ad anlamı vardır: a housing complex, a protein complex.

    The relationship between poverty and health is complex and resists simple modelling.

    Yoksulluk ile sağlık arasındaki ilişki karmaşıktır ve yalın modellemeye direnir.

  • 13
    computeverbformaltechnical

    hesaplamak

    Bir bulgular bölümünde veriden bir sayı üretmenin nötr fiilidir (we computed the mean, scores were computed) ve 'calculate' ile değiştirilebilir. Aile fiilden çok daha uzağa uzanır: computation, computational (computational linguistics, computational cost) ve bir dalın adı olarak 'computing'.

    We computed the correlation between the two measures for each site.

    Her merkez için iki ölçüm arasındaki bağıntıyı hesapladık.

  • 14
    concludeverbneutral

    sonuca varmak; sona erdirmek

    Yan yana duran iki anlam. Akademik yazıda başat olanı çıkarımsaldır ('the authors conclude that the effect is small') ve that'li bir yan cümle alır, asla 'conclude about' değil. Öteki yalnızca bitirmektir: the trial concluded in 2019, the paper concludes with three recommendations. 'conclusion' adı ikisine birden hizmet eder, üstelik 'draw a conclusion' kalıbını da verir.

    The reviewers concluded that the available evidence was insufficient.

    Hakemler, eldeki kanıtların yetersiz olduğu sonucuna vardı.

  • 15
    conductverbformal

    yürütmek, (araştırmayı) gerçekleştirmek

    Bir yöntem bölümünün en çok yaslandığı fiil: conduct a study, a survey, an experiment, an interview. 'Do a study' yanlış değildir, yalnızca teklifsizdir. Ayrı duran iki hayatı daha var: davranış demek olan ve ilk hecesi vurgulanan 'conduct' adı, örneğin a code of conduct; bir de metallerin ısıyı iletmesini anlatan fizik anlamı.

    The team conducted semi-structured interviews with 40 teachers.

    Ekip, kırk öğretmenle yarı yapılandırılmış görüşmeler yürüttü.

  • 16
    consequentadjectiveformal

    bunun sonucu olan, ardından gelen

    Başsözcük olan sıfat, ailesinin en az kullanılan üyesidir. Gerçekte yazacağınız, bağlayıcı zarf 'consequently' (= therefore) ile 'consequence' adıdır ('as a consequence of', 'the consequences for policy'). Sıfat resmidir ve ya bir addan önce ya da 'consequent on/upon' kalıbında görünür.

    The drought and the consequent loss of harvest displaced thousands of families.

    Kuraklık ve bunun sonucu olan hasat kaybı binlerce aileyi yerinden etti.

  • 17
    constructverbneutraltechnical

    inşa etmek; kurgulamak

    Akademik işinin yarısı soyuttur: bir sav, bir model, bir ölçek, bir anlatı construct edilir. İlk hecesi vurgulanan 'construct' adı, ölçülebilsin diye icat edilmiş bir kavram için anahtar bir toplum bilimi terimidir: zekâ ve iyi oluş birer 'construct'tır, ve 'construct validity' aracınızın gerçekten bunlardan birini ölçüp ölçmediğini sorar.

    The authors constructed a model linking household income to literacy scores.

    Yazarlar, hane gelirini okuryazarlık puanlarına bağlayan bir model kurdu.

  • 18
    consumeverbformal

    tüketmek

    Bu sözcükte üç alan buluşur: enerji ve kaynak kullanımı (the building consumes less per square metre), beslenme araştırması (participants consumed the test meal) ve iktisat; iktisatta işin çoğunu 'consumer' ile 'consumption' görür. 'Consumption' adına fiilden çok daha sık gereksinim duyacaksınız.

    Older buildings consume far more energy per square metre.

    Eski binalar metrekare başına çok daha fazla enerji tüketiyor.

  • 19
    creditnounneutral

    övgü payı, atıf; ders kredisi; borç kredisi

    Akademik düzyazının her şeyden çok kullandığı anlam, bir şeyin kime ait sayıldığıdır: bir buluş birine credit edilir, bir yazar bir düşüncenin credit'ini alır. İki anlam daha aynı sözcüğün başka işlere koşulmuş hâlidir ve üçü de Latince 'creditum'a, yani emanet edilen şeye çıkar: üniversite yönetiminin ders kredileri ve parasal anlam (credit rating, buying on credit). Bir metnin içinde ayrı tutun, çünkü okur bir seferde tek bir anlamla karşılaşır. Gündelik övgü kullanımı, 'credit to the team', teklifsizdir ve bir savlamada yersiz kalır.

    The discovery is usually credited to Franklin rather than to her colleagues.

    Buluş genellikle meslektaşlarına değil, Franklin'e atfedilir.

  • 20
    culturenounneutral

    kültür

    Antropolojinin dışında genellikle önüne niteleyici alır ve bir kurumun nasıl davrandığını anlatır: organisational culture, safety culture, a culture of blame, workplace culture. Bir de laboratuvar anlamı vardır (a bacterial culture, cell culture). Sıfat sizin için ayrımı yapar: 'cultural' her zaman toplumsal anlamı gösterir, petri kabını değil.

    The report blamed a culture of silence within the institution.

    Rapor, kurum içindeki bir suskunluk kültürünü sorumlu tuttu.

  • 21
    designnounneutral

    tasarım; araştırma deseni

    Araştırma yazısında bu sözcük, bir şeyin nasıl göründüğünü anlatmadan çok önce çalışmanın deseni, yani araştırmanın biçimi demektir: experimental, longitudinal, cross-sectional ve within-subjects birer desendir, ve 'a design flaw' sayfa düzenine değil, yönteme yöneltilmiş bir eleştiridir. Rastlantının karşıtı olarak 'by design' kalıbına da dikkat.

    A longitudinal design would have detected the change that this study missed.

    Boylamsal bir desen, bu çalışmanın kaçırdığı değişimi yakalardı.

  • 22
    distinctadjectiveformal

    apayrı, açıkça farklı; belirgin

    İki iş görür. Açıkça ayrı demek olduğunda tek başına durabilir (three distinct groups) ya da karşılaştırmayı bir 'from' ile adlandırır (anxiety is distinct from depression); açıkça göze çarpan demek olduğunda ise asla 'from' almaz (a distinct advantage, a distinct possibility). Yerine 'distinctive' koymayın, o ayırt edici, kendine özgü demektir. Adı 'distinction', fiili 'distinguish between'dir.

    The two conditions produced distinct patterns of response.

    İki koşul, apayrı tepki örüntüleri üretti.

  • 23
    elementnounneutral

    öğe

    Periyodik cetveldeki bir maddeyi adlandırdığı kimyanın dışında bu, genel anlamda bir bütünün zorunlu parçasıdır: a key element, an essential element, the elements of good practice. Bütün soyut olduğunda 'thing' ya da 'part' yerine bunu yeğleyin. 'Elementary' anlamca uzaklaşmış ve temel, yalın anlamına yerleşmiştir.

    Trust is an essential element of any therapeutic relationship.

    Güven, her terapötik ilişkinin vazgeçilmez bir öğesidir.

  • 24
    equateverbformal

    bir tutmak, eş saymak

    Genellikle bir eleştirinin içinde görünür ('the author wrongly equates wealth with wellbeing'), o yüzden nötr bir bildirimden çok bir uyarı taşır. Kalıp 'equate X WITH Y'dir; 'equate to' ise nicel ve başka bir kullanımdır, bir tutara varmak demektir. Akraba adlar anlamca ayrılır: matematikte 'equation', savlamada 'equivalence'.

    We should not equate correlation with causation.

    Bağıntıyı nedensellikle bir tutmamalıyız.

  • 25
    evaluateverbformal

    değerlendirmek, değer biçmek

    Yalnızca ölçmekten güçlüdür: evaluate etmek, açıkça belirtilmiş ölçütlere göre bir değer yargısına varmaktır; program değerlendirmesinin başlı başına bir dal olmasının nedeni de budur. Neye göre olduğunu söyleyin: evaluate X against a benchmark, in terms of cost, for feasibility. Matematikte daralır ve bir ifadenin değerini bulmak demeye gelir.

    The study evaluated the programme against three outcome measures.

    Çalışma, programı üç sonuç ölçütüne göre değerlendirdi.

  • 26
    featurenounneutral

    özellik; (modelde) girdi değişkeni

    Ad olarak dikkat çekmeye değer bir özelliği adlandırır: a striking feature of the data, a distinguishing feature. Fiil olarak bir şeyi öne çıkan bir parça olarak taşımaktır (the survey featured open-ended questions). Makine öğrenmesi ona artık çok yaygın olan üçüncü, teknik bir anlam kazandırdı: bir 'feature', modele verilen bir girdi değişkenidir.

    A striking feature of the data is the strong seasonal pattern.

    Verilerin göze çarpan bir özelliği, güçlü mevsimsel örüntüdür.

  • 27
    finaladjectiveneutral

    son; kesin

    İki görevi var: bir dizide sonuncu olmak (the final chapter, the final stage) ve değiştirilemeyecek biçimde kesinleşmiş olmak (the final version, the decision is final). 'finally' zarfı son noktanızı açar ve rahatlama bildiren 'at last' ile aynı şey değildir. 'Finalise' bir şeye son biçimini vermektir.

    The final section draws the argument together.

    Son kısım, savı bir araya topluyor.

  • 28
    focusnounneutral

    odak; odaklanmak

    Fiil her zaman 'on' alır: the paper focuses on rural schools; 'focus to' sık yapılan bir öğrenci yanlışıdır. Ad iki ilgeci birden alır: 'a focus on' dikkatin nereye yöneltildiğini, 'the focus of the study' ise neyin merkeze alındığını adlandırır. Geçmiş zaman bugünkü kullanımda 'focused' yazılır, gerçi çift s'li eski yazım kimi İngiliz yayıncılıkta yaşamayı sürdürür. Çoğul ad 'foci' teknik yazıda kullanılır; başka yerde 'focuses' daha güvenlidir.

    The paper focuses on secondary schools in rural districts.

    Makale, kırsal ilçelerdeki ortaokullara odaklanıyor.

  • 29
    impactnounneutral

    etki, tesir

    Ad her zaman güvenlidir: the impact of X on Y. Fiil ('this impacts outcomes') yaygındır ama pek çok editörü hâlâ rahatsız eder; onlar 'affect' ya da 'have an impact on' yeğler; değerlendirmeye giren bir denemede adı kullanın. Bilinmesi gereken iki yerleşik terim: environmental impact assessment ve bir derginin impact factor'ü.

    The reform had little measurable impact on attainment.

    Reformun başarı düzeyi üzerinde ölçülebilir bir etkisi neredeyse olmadı.

  • 30
    injureverbneutral

    yaralamak, bedensel zarar vermek

    Başsözcük fiildir, ama gerçekte yazacağınız aile üyeleri 'injury' adı ile 'injured' ortacıdır: injury rates, the injured party, a sports injury. Onu canlı bedenlere saklayın: nesneler injure değil, damage edilir. Hukukta 'injury' bedenin ötesine geçer ve bir kişinin haklarına yapılan her türlü haksızlığı kapsar.

    Twelve workers were injured during the first month of operation.

    İşletmenin ilk ayında on iki işçi yaralandı.

  • 31
    institutenounformal

    enstitü; (resmen) başlatmak

    Söylenişi değişmeden iki hayat sürer. Ad, araştırma ya da eğitim için kurulmuş bir örgütü adlandırır (a research institute, the Institute of Physics). Fiil resmidir ve bir şeyi yürürlüğe koymak demektir: institute proceedings, institute a policy. Daha geniş olan 'institution' adı yalnızca kurumları değil, evlilik gibi kalıcı toplumsal düzenlemeleri de kapsar.

    The figures come from a national institute for educational research.

    Sayılar, eğitim araştırmalarına adanmış ulusal bir enstitüden geliyor.

  • 32
    investverbneutral

    yatırım yapmak, (zaman, emek) harcamak

    Yalnızca parasal değildir: yazarlar bir şeye zaman, emek ve kaynak invest eder, ve ilgeç her zaman 'in'dir. Adlar anlama göre ayrılır: 'investment' hem parayı hem emeği kapsar, 'investor' yalnızca parayı. Onu, yalnızca benzer görünen ve ilgisiz bir sözcük olan 'investigate' ile karıştırmayın.

    Governments that invest in early education see returns decades later.

    Erken çocukluk eğitimine yatırım yapan hükümetler karşılığını onlarca yıl sonra görüyor.

  • 33
    itemnounneutraltechnical

    soru maddesi; (listede) kalem

    Araştırma yazısında başat anlam dar ve tekniktir: bir anketteki ya da testteki tek bir soru; buradan 'a 20-item scale', 'item analysis', 'item response theory' gelir. Başka yerlerde bir listede ya da bütçede sayılabilir bir kalemdir. Sayma sözcüğüdür, o yüzden 'issue' ya da 'matter' demek istediğiniz yerde kullanmayın.

    Two items were removed from the scale after the reliability analysis.

    Güvenirlik çözümlemesinden sonra ölçekten iki soru çıkarıldı.

  • 34
    journalnounneutral

    bilimsel dergi

    Bir öğrenci için yalnızca tek bir anlam önem taşır: araştırmanın yayımlandığı hakemli süreli yayın. Bir çalışma bir dergide, yani 'in a journal' çıkar, dergilerin 'impact factor'leri olur ve 'a journal article' bir kitap bölümünden ya da bir konferans bildirisinden ayrı bir türdür. Günlük anlamı vardır ama akademik bir cümlede okuru yanıltır.

    The results appeared in a peer-reviewed journal in 2021.

    Sonuçlar 2021'de hakemli bir bilimsel dergide çıktı.

  • 35
    maintainverbneutral

    sürdürmek; ileri sürmek

    İkinci anlam öğrencileri şaşırtır: 'the author maintains that the sample was biased' iddia etmek ya da savunmak demektir ve 'contends'a yakın bir bildirim fiilidir. Birinci anlam bir şeyi elde tutmaktır: maintain standards, equipment, a position. 'maintenance' adı yalnızca bu birinci anlama aittir.

    The species maintains a stable population despite habitat loss.

    Tür, yaşam alanı kaybına karşın kararlı bir nüfusu sürdürüyor.

  • 36
    normaladjectiveneutraltechnical

    olağan; (istatistikte) normal

    Teknik olarak yüklüdür, o yüzden akademik düzyazıda seyrek olarak yalnızca sıradan demektir: bir 'normal distribution' belirli bir çan biçimli eğridir, tıpta bir 'normal range' ise başvuru değerleriyle tanımlanır. Toplumsal araştırmada insanlara ilişkin bir değer yargısını sezdirmeden içeri sokabilir; orada dürüst seçim 'typical' ya da 'most common'dır.

    The residuals were approximately normal, so the assumption held.

    Artıklar yaklaşık olarak normal dağılmıştı, dolayısıyla varsayım tuttu.

  • 37
    obtainverbformal

    elde etmek; (izin, onay) almak

    Bir yordam izlenmiş olan her yerde 'get' yerine buna uzanın: obtain consent, permission, funding, a licence, a sample, results. Gündelik edinimler için yanlıştır, çünkü kimse bir kahveyi obtain etmez. Bir de geçerli olmak anlamına gelen, daha seyrek ve nesnesiz bir kullanımı vardır: the conditions that obtain in the region.

    Written consent was obtained from every participant before testing.

    Sınamadan önce her katılımcıdan yazılı onam alındı.

  • 38
    participateverbformal

    -e katılmak

    'in' alır, başka hiçbir şey almaz: participate in a study, in a workshop. 'Participate a study' de 'participate to' da yanlıştır. Akraba ad 'participant', araştırma etiği yazısının çoğunda 'subject'in yerini alarak bir çalışmadaki kişi için standart sözcük olmuştur; 'participation' ise edimi adlandırır (participation rates).

    Only 60% of those invited agreed to participate in the survey.

    Çağrılanların yalnızca %60'ı ankete katılmayı kabul etti.

  • 39
    perceiveverbformal

    algılamak, -i belli bir biçimde görmek

    Bir şeyin nasıl olduğuna değil, nasıl görüldüğüne ilişkin bir sav koyar; 'perceived risk' ile 'perceived barriers'ın standart araştırma değişkenleri olmasının nedeni tam olarak budur: ölçülen gerçeklikten ayrılabilirler. Kalıp 'perceive X as Y'dir. 'perception' adı hem edimi hem ortaya çıkan görüşü adlandırır.

    Staff perceived the change as a threat to their professional autonomy.

    Personel, değişikliği mesleki özerkliğine yönelik bir tehdit olarak algıladı.

  • 40
    positiveadjectiveneutral

    olumlu; (testte) pozitif

    Okurun birbirine karıştırmaması gereken üç akademik kullanım. 'A positive correlation' iki değişkenin birlikte yükseldiği demektir ve sonucun iyi olduğuna ilişkin hiçbir şey söylemez. 'A positive test result' aranan şeyin bulunduğu demektir, ki tıpta bu çoğu zaman kötü haberdir. Yalnızca üçüncü kullanım, 'positive attitudes', olumlu demektir.

    There was a positive correlation between study hours and final grades.

    Çalışma saatleri ile bitirme notları arasında pozitif bir bağıntı vardı.

  • 41
    potentialadjectiveneutral

    olası, potansiyel

    Kanıtı olduğunu ileri sürmeden bir olasılığı gündeme getirmenizi sağlayan sıfat: potential benefits, risks, confounders, limitations. Bir şeyin olabileceğini söyler, olduğunu değil. Ad olarak 'for' ya da 'to' alır: the potential for misuse, the potential to reduce costs.

    The authors list three potential sources of bias in their design.

    Yazarlar, desenlerindeki üç olası yanlılık kaynağını sıralıyor.

  • 42
    previousadjectiveneutral

    önceki, bir önceki

    Daha önce yapılmış işin standart sözcüğü: previous research, previous studies, 'as noted in the previous section'. 'Previous to' kaskatıdır; 'before' yazın. Bir dizide hemen öncekini anlatır, dolayısıyla 'the previous director' şimdikinden hemen önceki kişidir, 'a former director' ise o görevi geçmişte üstlenmiş herkestir.

    Previous studies have reported conflicting results on this point.

    Önceki çalışmalar bu noktada birbiriyle çelişen sonuçlar bildirdi.

  • 43
    primaryadjectiveneutral

    birincil; asıl

    Ayrı tutulacak üç teknik kullanım. 'The primary aim' en önemli olandır ve bir denemenin gücünün nasıl hesaplanacağını belirler. 'Primary data' ve 'primary sources' birinci elden gelir, 'secondary' olanın karşısında. 'Primary school' ve 'primary care' bir düzenin ilk basamağıdır. 'primarily' zarfı ağırlıklı olarak demektir.

    The primary aim of the study was to test feasibility rather than effectiveness.

    Çalışmanın asıl amacı etkililiği değil, uygulanabilirliği sınamaktı.

  • 44
    purchaseverbformal

    satın almak

    Sözleşmelerde, iktisatta ve tüketici araştırmasında, sıradan düzyazının 'buy' dediği yerde kullanılan sözcük budur: purchase price, purchasing power, purchase intention. Bir yöntem bölümünde malzemenin nereden geldiğini anlatmak için tam yerindedir. Sıradan bir anlatıda tumturaklı durur, çünkü insanlar ekmek 'buy' eder, kurumlar donanım 'purchase' eder.

    All reagents were purchased from a single supplier to avoid batch effects.

    Parti farklarından kaçınmak için bütün ayıraçlar tek bir sağlayıcıdan satın alındı.

  • 45
    rangenounneutraltechnical

    aralık; çeşitlilik, yelpaze

    İstatistik ona gündelik anlamların taşımadığı kesin bir değer verir: 'range', en yüksek puandan en düşüğün çıkarılmasıdır. Başka yerlerde ya çeşitliliktir (a range of options) ya da sınırlar (ages ranged from 18 to 65). Dolgu olarak 'a wide range of'a dikkat; ancak neyin geniş bir yelpazesi olduğunu söylerseniz bilgi verir.

    Participants' ages ranged from 18 to 65, with a median of 34.

    Katılımcıların yaşları 18 ile 65 arasında değişiyordu, ortancası 34'tü.

  • 46
    regionnounneutral

    bölge, yöre

    Başlıca anlam coğrafyadır (regional differences, regional policy), ama anatomide ve görüntülemede (the frontal region) ve genetikte (a coding region) de aynı ölçüde standarttır. 'in the region of' ihtiyat kalıbı yaklaşık demektir ve niceliklerle birlikte 'about' yerine kullanılabilecek resmi bir seçenektir.

    Unemployment rates vary sharply between regions.

    İşsizlik oranları bölgeler arasında keskin biçimde değişiyor.

  • 47
    regulateverbformaltechnical

    düzenlemek; (bir düzeyde) tutmak

    Biçimi iki anlam paylaşır: kuralla yönetmek (a regulated industry; regulation, regulatory, deregulation) ve bir şeyi kararlı bir düzeyde tutmak (the body regulates temperature; gene regulation). Adlar tınıca ayrılır: 'regulations' yazılı kurallardır, 'regulation' ise denetleme etkinliğidir.

    The industry is regulated by an independent statutory agency.

    Sektör, bağımsız ve yasayla kurulmuş bir kurum tarafından düzenleniyor.

  • 48
    relevantadjectiveneutral

    ilgili, konuyla bağlantılı

    Neye relevant olduğunu söyleyin, yoksa sözcük hiçbir iş görmez: araştırma sorusuna, uygulamaya, politikaya. Standart eşleşmeler 'relevant literature', 'relevant variables' ve ara söz olarak 'where relevant'tır. Adı 'relevance', olumsuzu 'irrelevant'tır. Bağlantılılığın, sözcüğün sizin yerinize kurduğu değil, sizin savunmanız gereken bir sav olduğunu unutmayın.

    Only studies relevant to secondary education were included in the review.

    İncelemeye yalnızca ortaöğretimle ilgili çalışmalar alındı.

  • 49
    resideverbformal

    ikamet etmek, oturmak; -de yatmak

    Bir yerde yaşamanın idari fiili: bir form nerede 'reside' ettiğinizi sorar, bir arkadaş ise nerede 'live' ettiğinizi. Size 'resident', 'residence' ve 'residential status'ü verir, ki bunlar uygunluk ölçütlerinde kullanılan sözcüklerdir. Soyut kullanımı savlamada sıktır: 'the difficulty resides in the definition', güçlüğün orada yattığını söyler.

    Participants had to reside in the district for at least twelve months.

    Katılımcıların ilçede en az on iki ay ikamet etmiş olması gerekiyordu.

  • 50
    resourcenounneutral

    olanak; varlık

    Genellikle çoğuldur ve genellikle niteleyicilidir: limited resources, scarce resources, natural resources, human resources, resource allocation. Eğitimde bir 'resource' öğretim malzemesidir. 'resourceful' sıfatı anlamca kaymıştır ve becerikli demektir; aynı savlamaya ait değildir.

    The trial was abandoned when resources ran out in the second year.

    Deneme, ikinci yılında olanaklar tükendiğinde bırakıldı.

  • 51
    restrictverbneutral

    sınırlamak, sınırlandırmak

    Bir kapsamı daralttığınızda 'to' alır (the analysis was restricted to adults), bir miktarı sınırladığınızda tek başına durur (restrict access, intake, movement). Adı genellikle çoğul olarak ve 'on' ile görünür: restrictions on travel. Yerine, bir kişiyi ya da bir gücü fiziksel olarak tutmak demek olan 'restrain'i koymayın.

    The review was restricted to English-language publications.

    İnceleme, İngilizce yayınlarla sınırlandırıldı.

  • 52
    secureadjectiveformal

    güvenli, korunaklı; (fon, destek) sağlamak

    Öğrencilerin kaçırdığı anlam fiil olanıdır: fon, bir yer ya da bir anlaşma secure etmek, onu çabayla elde etmek demektir ve hibe ile kariyer yazısının her yerindedir. Sıfat olarak fiziksel güvenlikten veri güvenliğine, oradan gelişim psikolojisindeki 'secure attachment'a uzanır. Adı 'security'dir.

    The team secured three years of funding for the follow-up study.

    Ekip, izleme çalışması için üç yıllık fon sağladı.

  • 53
    seekverbformal

    aramak; -meye çalışmak

    Düzensizdir: seek, sought, sought. Akademik kullanımı çoğunlukla soyuttur (seek advice, permission, support, asylum) ve 'this paper seeks to show', bir amacı bildirmenin standart, bilerek ihtiyatlı yoludur; 'this paper shows'dan zayıftır. 'Look for' gündelik karşılığıdır ve konuşmada yerindedir.

    This chapter seeks to explain why the reform failed so quickly.

    Bu bölüm, reformun neden bu kadar çabuk çöktüğünü açıklamaya çalışıyor.

  • 54
    selectverbneutral

    seçmek

    Örnekleme fiili: participants were selected, randomly selected, according to selection criteria. Bilerek seçmeyi sezdirir; 'selection bias'ın, seçim rastgele olmadığında doğan zararı adlandırmasının nedeni tam olarak budur. Addan önce sıfat olarak kullanıldığında seçkin demektir: a select group of institutions.

    Schools were randomly selected from the national register.

    Okullar ulusal kayıttan rastgele seçildi.

  • 55
    sitenounneutral

    yer, mevki; (internet) sitesi

    Fiziksel bir konumu (a study site, a construction site), arkeolojide bir kazı yerini ve bir web sitesini kapsar. Editörlerin en çok yakaladığı şey eşseslilerdir: 'site' bir yerdir, 'cite' bir kaynağı anmaktır, 'sight' ise görmedir, ve 'sight your sources' yazmak puan yitirmenin akılda kalıcı bir yoludur.

    Data were collected at four clinical sites across two countries.

    Veriler iki ülkedeki dört klinik merkezde toplandı.

  • 56
    strategynounneutral

    strateji

    'tactics'ten kapsam ve zaman ölçeğiyle ayrılır: bir strateji yönü belirler, taktikler onu uygular. Eğitim ve psikoloji sözcüğü zihinsel olan için kullanır (learning strategies, coping strategies, reading strategies), ki öğrencilerin çoğu onunla burada karşılaşır. Sıfatı 'strategic', çoğulu 'strategies'tir.

    Students were explicitly taught three reading strategies.

    Öğrencilere üç okuma stratejisi açıkça öğretildi.

  • 57
    surveynounneutral

    anket; genel tarama

    Akademik yazıdaki başat anlam araçtır: bir anket 'conduct' ya da 'administer' edilir, survey data, response rate. Ayrıca bir alanın genel taraması demektir ('a survey of the literature') ve arazi kullanımında yer ölçümüdür. Vurgu sözcük türüne göre oynar: ad SURvey, fiil surVEY.

    The researchers surveyed 1,200 households in three cities.

    Araştırmacılar üç kentte 1.200 haneye anket uyguladı.

  • 58
    textnounneutral

    metin

    İnsan bilimlerinde bir 'text', çözümleme nesnesi olarak ele alınan her şeydir: bir roman, bir yasa, bir reklam ya da bir film; 'textual analysis' ile 'reading X as a text'i olanaklı kılan da budur. Ayrıca bir derste okutulan kitap demektir, gündelik kullanımda ise telefon iletisi. Sıfatı 'textual'dır; 'texture' ise yüzeyin dokusuna ilişkin başka bir sözcüktür.

    The chapter reads the advertisement as a cultural text.

    Bölüm, reklamı kültürel bir metin olarak okuyor.

  • 59
    traditionnounneutral

    gelenek, görenek; düşünce çizgisi

    Akademik anlam ikincisidir: bir 'tradition', kendi çalışmanızı içine yerleştirebileceğiniz yerleşik bir düşünce çizgisidir, örneğin görüngübilim geleneği ya da bu soru üzerine uzun bir araştırma geleneği. Devralınmış görenek anlamı birincisidir. 'Traditional' genellikle modern ya da deneysel olanla örtük bir karşıtlık taşır, o yüzden bilerek kullanın.

    Her work stands squarely in the phenomenological tradition.

    Çalışması tam anlamıyla görüngübilim geleneğinin içinde duruyor.

  • 60
    transferverbneutral

    aktarmak, nakletmek

    Akademik ağırlığı soyut anlamlar taşır: öğrenmenin aktarımı (bir becerinin yeni bir işe taşınması), teknoloji aktarımı, veri aktarımı. İki mekanik nokta: 'transferred' ve 'transferring'te r ikilenir, ve vurgu yer değiştirir, fiilde transFER, adda TRANSfer.

    Skills learned in the simulator did not transfer to real driving.

    Simülatörde öğrenilen beceriler gerçek sürüşe aktarılmadı.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Akademik İngilizcenin kendine ait bir söz varlığı vardır ve bu, onun yayımlanmış listesidir. Averil Coxhead'in Academic Word List'i, her alandan akademik metinde yinelenen 570 kelime ailesini – analyse, significant, constitute, hypothesis – sıklığa göre on alt listede toplar. Bunları öğrendiğinizde makaleler, ders notları ve IELTS ile TOEFL okuma metinleri gözle görülür biçimde kolaylaşır.