Akademik Kelime Listesi (AWL)
Akademik metinlerin, IELTS ve TOEFL'ın kelime dağarcığı.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
60 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1adaptverbneutral
uyarlamak; (yeni koşullara) ayak uydurmak
Bir harf ötede duran ve bir şeyi olduğu gibi benimsemek demek olan 'adopt' ile karıştırmayın. Geçişsiz kullanımda 'to' alır (species adapt to a warmer climate); geçişli kullanımda bir şeyi yeni bir amaç için adapt edersiniz ve 'adapted from', ödünç alıp değiştirdiğiniz bir ölçme aracının kaynağını gösterir. En çok kaynak göstereceğiniz biçim 'adaptation' adıdır.
Firms that failed to adapt to the new rules lost market share.
Yeni kurallara ayak uyduramayan firmalar pazar payı yitirdi.
- 2adultnounneutral
yetişkin
Araştırma yazısında asıl işini başka bir adın önünde görür: adult learners, the adult population, adult literacy. Vurgu lehçeye göre değişir (İngiliz ADult, Amerikan aDULT). İki tuzak: 'adulthood' yaşam evresidir; 'adult content'teki örtmeceli anlam pornografik demektir, bu yüzden o okumanın olanaklı olduğu yerde yalın sözcükten kaçının.
The programme is designed for adults returning to education.
Program, eğitime dönen yetişkinler için tasarlanmıştır.
- 3advocateverbformal
(bir görüşü) açıkça savunmak, savunuculuğunu yapmak
Ad ile fiil aynı yazılır ama başka söylenir: ad zayıf bir -cat ile, fiil tam bir -cate ile biter. Özenli İngiliz kullanımı fiile yalın bir nesne ya da bir -ing biçimi verir (advocates raising the tax); bir kişi için 'advocate for' ise artık standart Amerikan İngilizcesidir. Ad, bir davanın destekçisi demektir; İskoçya'da ise mahkemede görev yapan avukatı adlandırır.
The report advocates a shift to renewable energy.
Rapor, yenilenebilir enerjiye geçişi savunuyor.
- 4aidnounneutralformal
insani ve maddi yardım; yardımcı araç, gereç
Tek sözcükte iki dilbilgisi. İnsanlara ya da ülkelere verilen destek için sayılamazdır (foreign aid, humanitarian aid, legal aid); yardımcı olan bir nesne için sayılabilirdir (a teaching aid, a visual aid, a hearing aid). Sonunda e olan 'aide', üst düzey birine yardım eden kişidir. Fiil, 'help'in resmi karşılığıdır ve yalın nesne alır: aid recovery, 'aid to recovery' değil.
Foreign aid accounts for a third of the national budget.
Dış yardım, ulusal bütçenin üçte birini oluşturuyor.
- 5channelnounneutral
kanal; (bilgi, mal) akış yolu
Akademik anlamı mecazidir: bir şeyin üzerinden aktığı yol. Kalıplar bu anlamı taşır: through official channels, channels of communication, distribution channels. Fiil, bir şeyi belli bir yol boyunca yöneltmek demektir ve İngiliz yazımında l harfini ikizler (channelled, channelling), Amerikan yazımında ikizlemez (channeled, channeling).
Complaints must go through official channels.
Şikâyetler resmi kanallardan geçmek zorundadır.
- 6chemicaladjectiveneutraltechnical
kimyasal; kimyasal madde
Sıfat olarak reaction, composition, industry, weapon ve analysis sözcüklerini niteler; çoğul sayılabilir ad olarak maddelerin kendisini adlandırır ve çoğu kez olumsuz bir renk taşır (chemicals in the water supply). 'Chemistry' bilim dalı, 'chemist' ise bilim insanıdır; ama İngiliz İngilizcesinde 'a chemist's' aynı zamanda eczanedir.
The chemical composition of the two samples was identical.
İki örneğin kimyasal bileşimi birebir aynıydı.
- 7classicadjectiveneutral
klasik, alanın başvuru örneği sayılan
Akademik düzyazıda 'a classic study', yalnızca eski olan değil, alanı tanımlayan ve en çok atıf alan çalışma demektir. Antik Yunan ile Roma'ya ya da yerleşik bir kuram gövdesine ilişkin olan 'classical'dan ayrı tutun (classical physics, classical economics). Çoğul ad olarak 'the classics', antik dünya üzerine yapılan çalışmalardır.
Milgram's obedience experiment is the classic study in this area.
Milgram'ın itaat deneyi bu alandaki klasik çalışmadır.
- 8comprehensiveadjectiveformal
kapsamlı, eksiksiz kapsayan
Kapsamı eksiksiz demektir, izlemesi kolay demek değil; o 'comprehensible'dır. review, account, survey, ban ve insurance ile kurulur. İngiliz eğitim düzeninde 'a comprehensive', her düzeyden öğrenciyi alan bir devlet ortaöğretim okuludur; bu yüzden ad anlamı bir eğitim makalesinde okuru şaşırtabilir.
The article offers a comprehensive review of the literature.
Makale, alanyazının kapsamlı bir taramasını sunuyor.
- 9compriseverbformal
(bütün olarak) parçalarından meydana gelmek, şunları içine almak
Bütün, parçalarını comprise eder ve gelenek gereği 'of' almaz: the committee comprises nine members. 'Is comprised of' artık çok yaygındır ama pek çok editör ve okutman hâlâ yanlış sayar, o yüzden güvenli seçim 'consist of' (sublist 1) ya da 'be composed of'tur. Öteki yanlış cümleyi ters çevirir ve bütünü parçalara comprise ettirir.
The sample comprises 240 students from four schools.
Örneklem, dört okuldan gelen 240 öğrenciden meydana gelir.
- 10confirmverbneutralformal
doğrulamak; resmen teyit etmek
Araştırma yazısında güçlü bir savdır: sonuçlar bir hipotezi ancak çalışma onu çürütebilecek durumdaysa confirm eder; çürütemeyecek durumdaysa 'support' ya da 'are consistent with' ile savın gücünü düşürün. İkinci, yönetsel anlamı resmen bildirmektir (confirm receipt, confirm a booking). Adı 'confirmation'dır; addan önce gelen 'confirmed' ise kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanmış demektir.
Follow-up interviews confirmed the survey findings.
İzleme görüşmeleri anket bulgularını doğruladı.
- 11contraryadjectiveformal
karşıt, beklenenin tersi
Sık karıştırılan üç kalıp. 'On the contrary' az önce söyleneni yadsır ve tek başına durur. 'To the contrary' tersini söyleyen demektir ve bir ada tutunur: evidence to the contrary, nothing to the contrary. 'Contrary to' ve ardından bir ad, beklentiyle uyuşmazlığı imler: contrary to previous findings. Bir kişiyi anlatırken bile bile aksilik eden demektir ve vurgusu kayar.
Contrary to earlier reports, the effect was small.
Önceki raporların tersine, etki küçüktü.
- 12convertverbneutral
(başka bir biçime) dönüştürmek, çevirmek
Kalıp, biçim ve kullanım için convert X into Y'dir; inanç ve ölçü dizgeleri için ise convert to. Vurgu sözcük türlerini ayırır: fiil conVERT, ad CONvert; ad, inancını değiştirmiş kişiyi adlandırır. 'Conversion' süreç adıdır ve aynı anda dinsel ve teknik bir anlam taşır, bu yüzden okura bağlamı verin.
The mill was converted into student housing.
Değirmen öğrenci yurduna dönüştürüldü.
- 13couplenounneutral
çift; iki üç tane
İki kişi için İngiliz kullanımı çoğu kez çoğul fiil alır (the couple were interviewed), Amerikan kullanımı tekil. 'A couple of' iki ya da üç demektir ve gerçek sayıyı bildiğiniz her yerde resmi yazı için fazla gevşektir. Fiil asıl 'coupled with' içinde öğrenmeye değer: iki nedeni tek bir cümlecikte birleştirmenin derli toplu bir yolu.
Each couple was interviewed separately.
Her çiftle ayrı ayrı görüşüldü.
- 14decadenounneutral
on yıl, on yıllık dönem
Alanyazın taramasının olağan zaman ölçeği: over the past decade, in the decades since. Çoğulu bulanıktır, bu yüzden kanıtınızın elverdiği her yerde yerine tarih koyun. Yazımında i olmadığına ve 'decadent'in başka bir kökten gelen bir yalancı eş değer olduğuna dikkat edin.
Enrolment has doubled over the past decade.
Kayıt sayısı son on yılda ikiye katlandı.
- 15definiteadjectiveneutral
kuşkuya yer bırakmayan, kesinlik taşıyan
Bir ölçü düşürücü değil, tam tersi: kesinlik ileri sürer, bu yüzden onu ancak kanıt kesinliği destekliyorsa kullanın. Dilbilgisi bunu bir terim olarak ödünç alır, çünkü 'the' belirli tanımlıktır. Son ve yetkin demek olan 'definitive'den ayrı tutun: a definite answer kesindir, a definitive study ise soruyu kapatan çalışmadır.
There was a definite rise in reported cases after 2019.
2019'dan sonra bildirilen olgularda kuşkuya yer bırakmayan bir artış oldu.
- 16denyverbneutralformal
yalanlamak, doğru olmadığını söylemek; (hak, erişim) esirgemek
İki dilbilgisi. Bir sav için deny something ya da deny that something is so; esirgenen erişim için deny somebody something ki politika yazısında bu genellikle edilgendir (patients were denied treatment). 'Refuse to'nun yerine geçmez: bir formu imzalamayı refuse edersiniz, imzalamayı deny etmezsiniz. Üçüncü tekil 'denies', ad 'denial'.
The minister denied that any records had been destroyed.
Bakan, herhangi bir kaydın yok edildiğini yalanladı.
- 17differentiateverbformaltechnical
farkını ortaya koymak, birbirinden ayırmak
'Distinguish' gündelik seçimdir; bu sözcük, farkı görmek emek gerektirdiğinde ya da bir şey bir başkasını etkin biçimde ayrıştırdığında yeğlenir. Kalıpları rakibiyle aynıdır: differentiate between A and B ya da differentiate A from B. Tanınması gereken iki uzmanlık anlamı var: öğretimde bir görevi farklı düzeydeki öğrencilere göre uyarlamak ve matematikte türev almak.
The test cannot differentiate between the two conditions.
Test iki durumu birbirinden ayıramıyor.
- 18disposeverbformal
elden çıkarmak, bertaraf etmek
Neredeyse her zaman 'dispose of'. 'of'u düşürün, anlam bir şeyleri düzenlemeye ya da birini eğilimli kılmaya kayar ki bu seyrek ve edebidir. Gündelik sözcükler ailededir: 'disposal' (waste disposal, at your disposal), eğilimli demek olan 'disposed to' ve atılmak üzere yapılmış demek olan 'disposable'.
Hospitals must dispose of sharps in sealed containers.
Hastaneler kesici delici atıkları kapalı kaplarda elden çıkarmak zorundadır.
- 19dynamicadjectiveneutraltechnical
devingen, değişim içinde olan; (modelde) dinamik
Modellemede 'static'in karşıtıdır: dinamik bir model değerlerin zamanla değişmesine izin verir, durağan bir model onları sabitler. Ad olarak bir durumda iş başında olan güçleri adlandırır ve bu anlamda 'group dynamics' çoğul fiil alır, oysa aynı adı taşıyan fizik dalı tekil alır. Övgü anlamını, yani a dynamic leader'ı, akademik düzyazının dışında bırakın.
The model is dynamic: prices adjust in every period.
Model dinamiktir: fiyatlar her dönemde yeniden ayarlanır.
- 20eliminateverbformal
tümüyle ortadan kaldırmak, geriye hiç bırakmamak
Mutlaktır ve 'reduce'tan güçlüdür: geriye hiçbir şey kalmaz, bu yüzden 'largely eliminated' bir okutmanın fark edeceği bir çelişkidir. Bir bölümü kalıyorsa 'reduce' ya da 'minimise' kullanın. Araştırma deseninde rakip bir açıklamayı ya da bir yanlılık kaynağını eliminate edersiniz; bir işlemde ise örneklemden olguları. Kalıp: eliminate X from Y.
Randomising the order eliminates practice effects.
Sıranın rastgeleleştirilmesi alıştırma etkilerini tümüyle ortadan kaldırır.
- 21empiricaladjectiveformaltechnical
görgül, ampirik; gözleme ve deneye dayanan
Dünyaya karşı sınayabileceğiniz bir savı, yalnızca uğruna sav ürettiğiniz bir savdan ayıran sözcük. Kuramsal bir önerme, biri onu sınadığı anda görgül bir önermeye dönüşür. Birlikte kullanımlar: empirical evidence, research, findings, support; zarf ise genellikle 'test' ya da 'verify'a tutunur. 'Practical' demek değildir, 'true' demek de değildir.
There is little empirical support for the claim.
Bu sav için görgül destek pek yoktur.
- 22equipverbneutralformal
donatmak; gerekli donanımı sağlamak
Genellikle edilgen ve genellikle 'with' ile: the laboratory is equipped with, graduates are better equipped to. Ekten önce p ikizlenir (equipped, equipping). 'Equipment' adı sayılamazdır, bu yüzden 'a piece of equipment' yazın; teknik yazının en sık sayılabilirlik yanlışlarından biri olan 'equipments'ı asla yazmayın.
The course aims to equip students with statistical skills.
Ders, öğrencileri istatistik becerileriyle donatmayı amaçlıyor.
- 23extractverbformaltechnical
içinden çekip çıkarmak, ayıklayıp almak
Vurgu sözcük türlerini ayırır: fiil exTRACT, ad EXtract; ad, daha uzun bir metinden alınmış bir parçayı adlandırır. Kalıp: extract X from Y. Nitel çalışmada dökümlerden temalar, veri çalışmasında bir veri tabanından değişkenler, kimyada bir bitkiden bir madde extract edilir. Yalnızca bir kaynağı anmak için kullanmayın.
Two coders extracted themes from the interview data.
İki kodlayıcı görüşme verisinden temalar çıkardı.
- 24filenounneutral
dosya, kayıt; (dilekçe, itiraz) resmen kaydettirmek
Bilişim yalın sözcüğü ele geçirdi, bu yüzden belgeleri kastettiğinizde 'case files' ya da 'paper records' deyin. Resmi fiil anlamları edinmeye değer: bir istemi, bir itirazı ya da bir şikâyeti file etmek onu usulünce vermektir ve 'on file' bir kayıtta tutuluyor demektir. Büro anlamı ayrıca e'siz yazılan 'filing cabinet' ve 'filing system'i verir.
Researchers were given access to anonymised case files.
Araştırmacılara kimliksizleştirilmiş dava dosyalarına erişim verildi.
- 25finiteadjectiveformaltechnical
sonlu, sınırı olan
Öğrenciler önce olumsuzuyla karşılaşır, yalın biçimin teknik görünmesi bundandır. Söylenişine dikkat, çünkü yazımı izlemez: burada FY-nite, karşıtında ise IN-fi-nit. Politika ve iktisatta kıtlığı imler (finite resources); matematikte kesindir (a finite set); dilbilgisinde ise finite bir fiil, zaman ve özne taşıyandır.
Water is a finite resource in the region.
Su, bölgede sonlu bir kaynaktır.
- 26foundationnounneutralformal
dayanak, üzerine oturduğu temel; (bağış veren) vakıf
Akademik yaşamda üç anlam buluşur: bir savın üzerine oturduğu taban (the theoretical foundation), araştırmayı fonlayan bir kuruluş ve İngiliz yükseköğretiminde tam bir programdan önce alınan foundation year ya da foundation degree. 'Lay the foundations for' olağan birlikteliktir; ilgili fiil ise 'on' alır: bir sav founded on olur, asla founded in değil.
The study lays the foundations for later work on the topic.
Çalışma, konu üzerine yapılacak sonraki işin temellerini atıyor.
- 27globenounneutral
yerküre, dünya
Yalın ad, ailesinden çok daha seyrektir; asıl yazacağınız, İngiliz İngilizcesinde s ile, Amerikan İngilizcesinde z ile yazılan 'global' ve 'globalisation'dır. 'Across the globe' gazete diline aittir; resmi düzyazı bunu genellikle 'worldwide' diye kısaltır ya da bölgeleri tek tek adlandırır.
The disease spread across the globe within months.
Hastalık aylar içinde yerkürenin dört bir yanına yayıldı.
- 28gradenounneutral
not; kalite derecesi
Okul anlamını lehçe böler: Amerikan öğrenciler fourth grade'dedir, İngiliz öğrenciler ise Year 5'te; İngiliz üniversiteleri de grade değil, mark ve bir derece sınıflandırması verir. Öteki canlı anlam, bir nitelik ölçeğindeki düzeydir ve fiil buradan gelir: cevheri ya da sınav kâğıtlarını grade etmek.
Students who missed classes received lower grades.
Derslere gelmeyen öğrenciler daha düşük not aldı.
- 29guaranteeverbneutralformal
mutlaka olacağını taahhüt etmek, kesinliğine kefil olmak
Bir savın alabileceği en güçlü biçim: hiçbir ayrıksılığın olanaklı olmadığını söyler, bu yüzden bir savın gerçekte destekleyebildiği şey genellikle 'ensure' ya da 'make it likely'dir. Yazımına dikkat: 'ua' ve sonda çift e. Ad 'of' ya da bir that yan cümlesi alır, bir 'guarantor' sözün arkasında durur, 'warranty' ise ticarete özgü dar kuzenidir.
A degree no longer guarantees a graduate job.
Bir diploma artık mezuna iş bulacağını taahhüt etmiyor.
- 30hierarchynounformal
sıradüzen, hiyerarşi
'hier' ile yazılır, HY-ruh-key diye söylenir. En çok yazacağınız biçim 'hierarchical' sıfatıdır; istatistikte 'hierarchical models', bir veri düzeyini bir başkasının içine yerleştirenlerdir, okulların içindeki öğrenciler gibi. 'of' alır ve öğrencilerin en çok başvurduğu örnek Maslow'un gereksinimler sıradüzenidir.
Decisions pass down a strict military hierarchy.
Kararlar sıkı bir askerî sıradüzenden aşağı iner.
- 31identicaladjectiveneutralformal
birebir aynı, tıpatıp
Mutlak bir sıfat: 'almost identical' uygundur çünkü sınıra yaklaşır, ama 'very identical' uygun değildir, çünkü aynılığın dereceleri yoktur. İki şey yalnızca birbirini andırıyorsa dürüst sözcük 'similar'dır (sublist 1). Çağdaş İngiliz kullanımında 'to' alır, eski hukuk düzyazısında 'with'; 'identical twins' ise kalıtım araştırmalarının yerleşik terimidir.
The two versions were identical apart from the title.
İki sürüm başlık dışında birebir aynıydı.
- 32ideologynounformal
ideoloji
Seyrek olarak yansızdır: bir konumu ideolojik saymak, onun kanıttan başka nedenlerle savunulduğunu ima eder; sözcüğün bir betimleme değil bir sav olması bundandır. İşleyen biçimler 'ideological' sıfatı ile 'ideologically' zarfıdır; çoğulu siyaset biliminde sıktır. Katıldığınız bir görüşler kümesini kastediyorsanız 'position' ya da 'framework' daha adildir.
Party policy was driven more by ideology than by evidence.
Parti siyaseti kanıttan çok ideolojiyle biçimlendi.
- 33inferverbformal
çıkarımda bulunmak, (kanıttan) sonuç çıkarmak
'imply' (sublist 3) ile kurduğu klasik çiftin yarısı: bir yazar ya da bir kanıt parçası imply eder, bir okur ya da bir araştırmacı infer eder. Bu yüzden yazarın öne sürdüğünü kastettiğiniz her yerde 'the author infers that' yanlıştır. Fiil biçimlerinde r ikizlenir (inferred, inferring), ama tek r'li 'inference' adında ikizlenmez.
From these figures we can infer a fall in demand.
Bu sayılardan talepte bir düşüş olduğu çıkarımını yapabiliriz.
- 34innovateverbformal
yenilik getirmek, yeni yöntem geliştirmek
Fiil ailesinden çok daha seyrektir; fon ve değerlendirme dili 'innovation' adı ile 'innovative' sıfatı üzerinden yürür. Geçişsizdir: firmalar innovate eder, ama bir ürünü 'innovate' etmez, onu geliştirir ya da piyasaya sürer. Yazımında iki n olduğuna dikkat edin.
Small firms innovate faster than established ones.
Küçük firmalar yerleşik olanlardan daha hızlı yenilik getiriyor.
- 35insertverbneutralformal
araya yerleştirmek, içine sokmak
Vurgu yine fiili addan ayırır: fiil inSERT, ad INsert; ad, bir yayının içine konan ayrı bir yaprağı adlandırır. Kalıp: insert X into Y. Var olan bir yapıya bir şey eklemenin, bir sözleşmeye bir madde ya da bir çizelgeye bir sütun eklemenin tam sözcüğüdür; orada 'input' yanlış olurdu.
Participants inserted the card into a slot.
Katılımcılar kartı bir yuvaya yerleştirdi.
- 36interveneverbformal
müdahale etmek, duruma el atmak
'in' alır ve öznesi normalde bilerek davranan bir yetkedir: devlet piyasaya intervene eder, bir araştırmacı bir sürece intervene eder. Ad, tıpta ve eğitimde bir terimdir: bir 'intervention' sınanan program ya da tedavidir, 'intervention group' ise onu alan gruptur. 'Intervening' ayrıca zaman içinde araya girmek demektir.
The central bank intervened to stabilise the currency.
Merkez bankası para birimini istikrara kavuşturmak için müdahale etti.
- 37isolateverbformaltechnical
yalıtmak, çevresinden soyutlamak
Araştırmada bir desenin bütün amacını adlandırır: bir değişkeni, etkiyi onun ürettiğini ve başka hiçbir şeyin üretmediğini göstermek için isolate edersiniz. Kalıp: isolate X from Y. Ad, ikinci ve ilgisiz bir araştırma kavramı taşır, çünkü 'social isolation' deneysel olarak ayrılmayı değil, başkalarından kopmuş olmayı anlatır.
The design isolates the effect of class size.
Desen, sınıf mevcudunun etkisini yalıtıyor.
- 38medianounneutral
medya, kitle iletişim araçları
Tarihsel olarak 'medium'un (sublist 9) çoğuludur ve özenli yazarlar hâlâ 'the media are' yazar; tekil uyum artık çoğu biçem kılavuzunca kabul edilir, o yüzden birini seçin ve bütün makale boyunca koruyun. Hâlâ yanlış olan, tek bir kuruluş için 'a media' demektir: 'a medium' ya da 'a media organisation' yazın. Öteki çoğullar anlama göre ayrılır, çünkü ölülerle görüştüğünü ileri sürenler 'mediums'tur.
The media were accused of distorting the findings.
Medya, bulguları çarpıtmakla suçlandı.
- 39modenounformaltechnical
(yapılış) biçimi; (istatistikte) tepe değer, mod
Ayırmaya değer üç anlam. Bir şeyin yapılış tarzı ki birliktelikler burada yaşar (mode of transport, mode of delivery, mode of production); bir aygıttaki ayar; ve ortalama ile ortancanın yanında duran, en sık geçen değer demek olan istatistik. 'Modal' sıfatı hem bu istatistiğe hem de dilbilgisinde 'may' ve 'must' gibi fiillere hizmet eder.
The questionnaire recorded each household's main mode of transport.
Anket, her hanenin başlıca ulaşım biçimini kaydetti.
- 40paradigmnounformaltechnical
paradigma, egemen düşünce çerçevesi
Kuhn'un terimi: bir alanın, yerini bir 'paradigm shift' alana dek içinde çalıştığı yerleşik çerçeve. Aynı zamanda öğrenci yazısının en çok aşındırdığı sözcüklerden biridir; yaklaşım, model ya da kuram demek istiyorsanız onu yazın. PA-ra-dime diye söylenir, g sessizdir, ama 'paradigmatic'te geri döner. Psikoloji, deneysel bir deseni adlandıran daha dar bir anlam ekler.
Kuhn described how one paradigm replaces another.
Kuhn, bir paradigmanın bir başkasının yerini nasıl aldığını anlattı.
- 41phenomenonnounformal
olgu, açıklanmayı bekleyen olay
Çoğulu 'phenomena'dır ve 'a phenomena' ya da 'this phenomena', tıpkı criterion ile criteria'da olduğu gibi (sublist 3), okutmanların en çok işaretlediği yanlışlar arasındadır. Biri tekildir, öteki tekil olamaz. 'Phenomenal' sıfatı olağanüstü demektir ve başka bir kullanım düzeyine aittir, bu yüzden bu adın gereksindiği sıfat değildir.
The paper treats burnout as a social phenomenon.
Makale tükenmişliği toplumsal bir olgu olarak ele alıyor.
- 42prioritynounneutralformal
öncelik
Birliktelikler kalıplaşmıştır ve bütün olarak ezberlenmeye değer: give priority to, take priority over, a high ya da top priority. 'Prioritise' fiildir ve eski biçem kılavuzları ne derse desin politika yazısında artık standarttır. 'First priority' ile 'main priority' genellikle doldurmadır, çünkü bir öncelik zaten önce gelir.
Emergency cases take priority over routine appointments.
Acil olgular rutin randevuların önüne geçer.
- 43prohibitverbformal
yasaklamak, kural ya da yasayla önlemek
'ban'dan daha resmi ve 'discourage'tan çok daha güçlüdür, çünkü ardında bir yetke ve bir kural olduğunu ima eder. İki kalıp: prohibit something ve prohibit somebody from doing something; 'from' ve bir -ing biçimiyle, asla 'prohibit somebody to do' değil. Sıfat fiilden uzaklaşmıştır: prohibitive costs, sizi durduracak kadar yüksek maliyetlerdir.
The law prohibits smoking in enclosed workplaces.
Yasa, kapalı işyerlerinde sigara içmeyi yasaklıyor.
- 44publicationnounformal
yayın; yayımlanma
Akademik yaşamda iki anlam iç içe geçer: süreç (prior to publication, the date of publication) ve ortaya çıkan şey ki bir özgeçmişteki yayın listesi budur. 'Publication bias', dergilerin olumlu sonuçları basma eğilimini adlandırır ve kabul edilmesi gereken standart bir sınırlılıktır. Basılma değil ilgi demek olan 'publicity' ile karıştırmayın.
The findings were held back until publication.
Bulgular yayımlanana dek açıklanmadı.
- 45quoteverbneutral
sözünü birebir aktarmak; fiyat bildirmek
Özenli yazıda fiil, kısa 'quote' adıyla değil 'quotation' adıyla eşleşir; gerçi kısa ad artık yaygındır. Kalıplar: quote from a source, quote somebody as saying. Onu 'cite'ın eş anlamlısı saymayın: bir kaynağı anmak için cite edersiniz, tam sözlerini vermek için quote edersiniz. Ticaret bir de bildirilen fiyatı ekler; 'a quoted company' ise borsada işlem gören şirkettir.
The article quotes two paragraphs from the original.
Makale, özgün metinden iki paragrafı birebir aktarıyor.
- 46releaseverbneutralformal
(bilgiyi) kamuya açmak; (madde) salmak, serbest bırakmak
İki akademik kullanım. Bilgiyi kamuya açmak ki 'the figures released last week' ve yerleşik terim 'press release' buradan gelir; ve bir maddeyi dışarı salmak ki bu çevre biliminin standart fiilidir. Kişiler ve yükümlülükler 'from' alır: released from custody, released from a duty. Ad her iki anlamı da değişmeden karşılar.
The department released the figures without comment.
Bakanlık sayıları hiçbir yorum yapmadan kamuya açtı.
- 47reverseverbneutralformal
tersine döndürmek; (kararı) bozmak
Mahkemeler kararları, politikalar eğilimleri reverse eder ve 'the reverse is true' düz bir karşıtlık başlatır. 'Reversal' adı süreçtir. 'Reverse causation'ı bir kalıp olarak öğrenin: etki dediğiniz şeyin aslında neden dediğiniz şeye yol açıyor olabileceği yolundaki standart itirazdır ve onu bir sınırlılıklar bölümünde adlandırmak puan kazandırır.
The appeal court reversed the earlier ruling.
İstinaf mahkemesi önceki kararı bozdu.
- 48simulateverbformaltechnical
benzetimini yapmak, modelle canlandırmak
Araştırmada, bir dizgenin nasıl davranacağını görmek için bir modeli çalıştırmak demektir; bu yüzden 'simulated data' bilerek ve açıkça üretilmiştir, uydurulmuş değildir. En çok karşılaşacağınız biçim 'simulation' adıdır. Bir harf ötede duran ve ilgisiz olan 'stimulate'ten ayrı tutun; bu, yazım denetiminden sağ çıkan bir yanlıştır.
The program simulates traffic flow across the city.
Program kent genelindeki trafik akışının benzetimini yapıyor.
- 49soleadjectiveformal
yegâne, tek başına olan
Bu anlamda yalnızca addan önce gelir, bu yüzden 'the sole survivor' olur ama 'the reason was sole' olmaz. Öğrencilerin daha çok gereksindiği biçim zarftır: 'solely' yalnızca demektir ve cümleciğin hemen her yerinde durabilir, funded solely by donations örneğindeki gibi. Bu yazımı iki ad daha paylaşır: ayağın altı ve yassı balık; bunlar aralarında tek bir sözcüktür ve ikisi de sandalet demek olan Latince solea'dan gelir. Hiçbiri, yalnız demek olan solus'tan gelen bu sıfatla akraba değildir.
She was the sole author of the report.
Raporun tek yazarı oydu.
- 50somewhatadverbformal
biraz, bir ölçüde
Bir ölçü düşürücü; işi, kanıtınızın tam taşıyamadığı bir savı zayıflatmaktır: 'the results are somewhat surprising', 'surprising'ten çok daha azını kabul eder. Sıfatların ve karşılaştırmaların önünde durur ve resmi okunur, oysa 'a bit' konuşma dili okunur. Sav başına bir ölçü düşürücü yeter, çünkü üst üste yığmak yazıyı özenli değil kaçamaklı kılar.
Scores were somewhat higher in the second group.
Puanlar ikinci grupta biraz daha yüksekti.
- 51submitverbneutralformal
(çalışmayı) teslim etmek, sunmak; boyun eğmek
Akademik anlamı yönetseldir: bir makaleyi, bir ödevi ya da bir başvuruyu submit edersiniz ve adı 'submission'dır. Ekten önce t ikizlenir (submitted, submitting). Tanınması gereken iki anlam daha var: hukuk savunmasında 'we submit that' ileri sürüyoruz demektir ve 'submit to' bir yetkeye boyun eğmektir.
The paper was submitted to three journals in turn.
Makale sırayla üç dergiye sunuldu.
- 52successornounformal
halef, ardıl
Başarıyla ilgisi yok, ama 'success' de aynı 'succeed'e dayanır: buradaki kök, o fiilin öteki anlamı olan izlemektir. 'to' alır (her successor as chair) ve öğrencilerin gereksindiklerini unuttuğu sözcük olan 'predecessor' ile eşleşir. Teknik ve iş yazısında bir successor model ya da successor system, daha eski bir sürümün yerini alandır.
Her successor reversed most of the reforms.
Halefi reformların çoğunu geri aldı.
- 53surviveverbneutral
sağ kalmak, atlatmak; günümüze ulaşmak
İlgeçsiz geçişlidir: bir hastalığı ya da bir durgunluğu survive edersiniz, asla 'survive from' değil. Tarih ve arşiv yazısı, günümüze ulaşmış belgeler için onu geçişsiz kullanır. Ad, beş yıllık sağkalım oranlarının bildirildiği tıpta standarttır; 'survival of the fittest' ise Darwin'in değil Spencer'ın deyişidir.
Only two of the original manuscripts survive.
Özgün elyazmalarının yalnızca ikisi günümüze ulaşmıştır.
- 54thesisnounformal
tez; savın ana önermesi
Çoğulu 'theses'tir, THEE-seez diye söylenir ve asla 'thesises' değildir. İki anlam da bir öğrenci için önemlidir. Biri, bir derece için sunulan uzun araştırmadır; İngiliz üniversiteleri doktora çalışmasına genellikle thesis, yüksek lisans çalışmasına dissertation der, Amerikan üniversiteleri ise ikisini takas etme eğilimindedir. Öteki, bir savın merkezî önermesidir ki bir danışmanın 'thesis statement' derken kastettiği budur: girişinizde neyi savunacağınızı söyleyen cümle.
He defended his thesis in the autumn.
Tezini sonbaharda savundu.
- 55topicnounneutral
konu, ele alınan başlık
'subject'ten dar, bir savdan geniştir: ne hakkında yazdığınızdır, onun hakkında ne söylediğiniz değil. 'Topic sentence', bir paragrafın neyi kapsayacağını söyleyen ve genellikle ilk sırada gelen cümlenin yerleşik adıdır. Sıfat bir yalancı eş değerdir, çünkü 'topical' konuya ilişkin değil, güncel ya da gündemde demektir.
Each seminar covers one topic in depth.
Her seminer tek bir konuyu derinlemesine ele alıyor.
- 56transmitverbformaltechnical
bulaştırmak; (sinyal, bilgi, kültür) iletim yoluyla ulaştırmak
Sinyaller, hastalıklar ve kültür için aynı biçimde kullanılır: transmit data, transmit a virus, transmit values between generations. Taşıma işini bir kanal ya da bir ortam yapıyorsa onu 'send'e yeğleyin. Ekten önce t ikizlenir (transmitted, transmitting); adın alana göre bölündüğüne de dikkat edin, çünkü 'transmission' salgın biliminde süreç, mekanikte vites kutusudur.
The virus is transmitted through contaminated water.
Virüs kirlenmiş su yoluyla bulaşıyor.
- 57ultimateadjectiveneutralformal
en son gelen, nihai; en temelde yatan
İki anlam ters yönlere çeker: bir dizide sonuncu (the ultimate stage) ve en temeldeki ya da altta yatan (the ultimate cause); bu yüzden hangisini kastettiğinizi okura ancak bağlam söyler. 'Ultimately' zarfı genellikle sonunda demektir ve cümlenin başında bir söylem belirleyicisi olarak işler. 'Penultimate' sondan bir önceki demektir; 'en iyi' anlamındaki gevşek kullanım ise reklamcılığa aittir.
The ultimate cause of the collapse was regulatory failure.
Çöküşün en temeldeki nedeni düzenleme başarısızlığıydı.
- 58uniqueadjectiveneutral
benzersiz, türünün tek örneği
Derecelenemeyen sıfatın örnek olayı: 'very unique' ve 'more unique', sınavcıların daire içine aldığı yanlışlardır, çünkü tek olmanın dereceleri yoktur. 'Almost unique' ve 'virtually unique' uygundur, çünkü mutlağı derecelendirmek yerine ona yaklaşırlar. Bir yere özgülük için 'to' alır, tek bir adada bulunan bir tür gibi. Yanlışı yayan, yalnızca alışılmadık demek olan gevşek gündelik anlamdır.
Every participant received a unique identifier.
Her katılımcıya benzersiz bir kimlik numarası verildi.
- 59visibleadjectiveneutral
görünür, gözle seçilebilen
Fiziksel (visible to the naked eye) ve mecazi (a highly visible campaign) anlamların ikisi de akademik düzyazıda görünür. 'Visibility' adı politika yazısında kamusal görünürlük demektir ve 'visible minority', Kanada istatistiklerinin resmi terimidir. Görülebilir değil, görmeye ilişkin ya da resimlerden oluşan demek olan 'visual' ile değiştirmeyin.
The crack was visible without a microscope.
Çatlak mikroskopsuz görülebiliyordu.
- 60voluntaryadjectiveneutralformal
gönüllü, isteğe bağlı
Sürekli karşılaşacağınız iki kullanım. Etik bildirimlerinde katılım voluntary'dir ve her an geri çekilebilir ki bu neredeyse kalıplaşmış bir formüldür. İngiliz politika yazısında 'voluntary sector', kamu ve özel sektörün karşısına konan hayır kurumlarını ve ücretsiz çalışan örgütleri anlatır. Karşıtları 'compulsory' ve 'mandatory'dir; 'voluntarily' zarfı ise öğrencilerin sıklıkla düşürdüğü bir hece ekler.
Participation was voluntary and could be stopped at any time.
Katılım gönüllüydü ve istenildiği an durdurulabiliyordu.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Akademik İngilizcenin kendine ait bir söz varlığı vardır ve bu, onun yayımlanmış listesidir. Averil Coxhead'in Academic Word List'i, her alandan akademik metinde yinelenen 570 kelime ailesini – analyse, significant, constitute, hypothesis – sıklığa göre on alt listede toplar. Bunları öğrendiğinizde makaleler, ders notları ve IELTS ile TOEFL okuma metinleri gözle görülür biçimde kolaylaşır.