Alışveriş
Bir şey satın alın, beden ve fiyat sorun, kasada ödeme yapın.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
56 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1shopnounneutral
dükkân
Genellikle küçük ya da orta ölçekli, alışveriş yapılan yer.
There's a little shop on the corner that sells everything.
Köşede her şey satan küçük bir dükkân var.
- 2to shopverbneutral
alışveriş yapmak
Dükkânlarda bir şeylere bakma ve satın alma eylemi.
We like to shop on Saturday mornings.
Cumartesi sabahları alışveriş yapmayı severiz.
- 3shoppingnounneutral
alışveriş
Bir şeyler satın alma etkinliği ya da satın aldığınız şeyler.
I have to do the shopping after work.
İşten sonra alışverişi yapmam gerekiyor.
- 4to go shoppingexpressionneutral
alışverişe gitmek
Çoğu zaman bir etkinlik olarak, bir şeyler satın almak için evden çıkmak.
Do you want to go shopping this weekend?
Bu hafta sonu alışverişe gitmek ister misin?
- 5supermarketnounneutral
süpermarket
Gıda ve ev eşyası satan büyük mağaza.
The supermarket near my house is open all night.
Evimin yakınındaki süpermarket bütün gece açık.
- 6marketnounneutral
pazar
İnsanların yiyecek ve mal sattığı, çoğu zaman açık havada kurulan yer.
On Sundays there's a market in the town square.
Pazar günleri kasaba meydanında bir pazar kurulur.
- 7shopping centrenounneutralBritish English
alışveriş merkezi (İngiliz İngilizcesi)
İçinde birçok dükkânın bir arada bulunduğu büyük bina ya da alan (İngiliz İngilizcesi).
Let's meet at the shopping centre at two.
Saat ikide alışveriş merkezinde buluşalım.
- 8mallnounneutralAmerican English
alışveriş merkezi (Amerikan İngilizcesi)
Kapalı büyük alışveriş merkezi (Amerikan İngilizcesi).
The teenagers spend all day at the mall.
Gençler bütün gününü alışveriş merkezinde geçiriyor.
- 9bakerynounneutral
fırın
Ekmek ve pasta satan dükkân.
The bakery smells amazing in the morning.
Fırın sabahları mis gibi kokuyor.
- 10butcher'snounneutral
kasap
Et satan dükkân.
I bought some chicken at the butcher's.
Kasaptan biraz tavuk aldım.
- 11shopping listnounneutral
alışveriş listesi
Satın almanız gereken şeylerin yazılı listesi.
Don't forget the shopping list!
Alışveriş listesini unutma!
- 12to buyverbneutral
satın almak
Bir şeyi parasını ödeyerek edinmek.
I want to buy a new phone.
Yeni bir telefon satın almak istiyorum.
- 13to payverbneutral
ödemek
Satın aldığınız bir şey için para vermek.
How would you like to pay?
Nasıl ödemek istersiniz?
- 14to costverbneutral
mal olmak, tutmak
Belirli bir fiyata sahip olmak.
How much does this cost?
Bunun fiyatı ne kadar?
- 15pricenounneutral
fiyat
Bir şey için ödemeniz gereken para miktarı.
What's the price of this jacket?
Bu ceketin fiyatı ne kadar?
- 16cheapadjectiveneutral
ucuz
Az paraya mal olan; pahalı olmayan.
These T-shirts are really cheap.
Bu tişörtler gerçekten ucuz.
- 17expensiveadjectiveneutral
pahalı
Çok paraya mal olan.
That restaurant is too expensive for us.
O restoran bizim için fazla pahalı.
- 18salenounneutral
indirim dönemi
Bir dükkânın malları normalden daha ucuza sattığı dönem.
I bought this coat in the sale.
Bu montu indirim döneminde aldım.
- 19discountnounneutral
indirim
Normal fiyattan düşülen miktar.
Students get a ten percent discount.
Öğrenciler yüzde on indirim alıyor.
- 20offernounneutral
kampanya
Bir dükkândaki özel düşük fiyat ya da fırsat.
There's a great offer on coffee today.
Bugün kahvede harika bir kampanya var.
- 21freeadjectiveneutral
ücretsiz, bedava
Hiç para gerektirmeyen.
Buy two and get one free.
İki tane alana bir tanesi bedava.
- 22moneynounneutral
para
Bir şeylerin ödemesini yaparken kullandığınız şey; madeni ve kâğıt paralar.
I don't have enough money for this.
Bunun için yeterli param yok.
- 23cashnounneutral
nakit
Kart değil, madeni ve kâğıt para biçimindeki para.
Can I pay in cash?
Nakit ödeyebilir miyim?
- 24credit cardnounneutral
kredi kartı
Bir şeylerin parasını ödemek ve sonradan geri ödemek için kullandığınız plastik kart.
Do you take credit cards?
Kredi kartı geçiyor mu?
- 25cardnounneutral
kart
Nakit yerine ödeme yapmak için kullanılan plastik kart.
Can I pay by card?
Kartla ödeyebilir miyim?
- 26changenounneutral
para üstü
Fiyattan fazlasını verdiğinizde geri aldığınız para.
Here's your change, thank you.
Buyurun para üstünüz, teşekkür ederiz.
- 27receiptnounneutral
fiş
Neyin parasını ödediğinizi gösteren kâğıt.
Would you like a receipt?
Fiş ister misiniz?
- 28customernounneutral
müşteri
Bir dükkândan alışveriş yapan kişi.
The shop was full of customers.
Dükkân müşteri doluydu.
- 29shop assistantnounneutral
tezgâhtar (İngiliz İngilizcesi)
Bir dükkânda çalışan ve müşterilere yardım eden kişi.
The shop assistant helped me find my size.
Tezgâhtar bedenimi bulmama yardım etti.
- 30cashiernounneutral
kasiyer
Kasada paranızı alan kişi.
The cashier gave me the wrong change.
Kasiyer para üstünü yanlış verdi.
- 31checkoutnounneutral
kasa
Bir dükkânda aldıklarınızın parasını ödediğiniz yer.
There was a long queue at the checkout.
Kasada uzun bir kuyruk vardı.
- 32shopping bagnounneutral
alışveriş poşeti
Satın aldığınız şeyleri taşımak için kullanılan torba.
Do you need a shopping bag?
Alışveriş poşeti ister misiniz?
- 33trolleynounneutralBritish English
alışveriş arabası (İngiliz İngilizcesi)
Süpermarkette malları taşımak için kullanılan tekerlekli metal araba (İngiliz İngilizcesi).
Can you get a trolley from outside?
Dışarıdan bir alışveriş arabası alabilir misin?
- 34basketnounneutral
sepet
Aldıklarınızı koymak için elinizde taşıdığınız kap.
I only need a few things, so I'll take a basket.
Sadece birkaç şey lazım, o yüzden sepet alacağım.
- 35to spendverbneutral
harcamak
Bir şeyler almak için para kullanmak.
I spend too much money on clothes.
Kıyafete çok fazla para harcıyorum.
- 36to cost a fortuneexpressioninformal
bir servete mal olmak
Çok pahalı olmak.
That handbag must cost a fortune.
O el çantası bir servete mal oluyordur.
- 37to try onphrasal verbneutral
denemek (giysiyi)
Satın almadan önce olup olmadığını görmek için bir giysiyi üzerinize giymek.
Can I try these jeans on?
Bu kot pantolonu deneyebilir miyim?
- 38to look forphrasal verbneutral
aramak
Satın almak istediğiniz bir şeyi bulmaya çalışmak.
I'm looking for a present for my brother.
Erkek kardeşime bir hediye arıyorum.
- 39to returnverbneutral
iade etmek
İstemediğiniz için bir şeyi dükkâna geri götürmek.
I want to return this shirt, it's too small.
Bu gömleği iade etmek istiyorum, çok küçük geldi.
- 40sizenounneutral
beden, numara
Bir şeyin, özellikle kıyafetlerin ya da ayakkabıların ne kadar büyük veya küçük olduğu.
What size are you?
Kaç beden giyiyorsunuz?
- 41closedadjectiveneutral
kapalı
İş için açık olmayan bir dükkân.
The shop was already closed when I got there.
Ben vardığımda dükkân çoktan kapanmıştı.
- 42How much is it?expressionneutral
Ne kadar?
Bir şeyin fiyatını sormak için kullanılan soru.
I like this hat. How much is it?
Bu şapkayı beğendim. Ne kadar?
- 43Can I help you?expressionneutral
Yardımcı olabilir miyim?
Bir tezgâhtarın müşteriye yardım teklif etmek için söylediği söz.
Good morning! Can I help you?
Günaydın! Yardımcı olabilir miyim?
- 44I'm just lookingexpressionneutral
Sadece bakıyorum.
Henüz yardıma ihtiyacınız olmadığında bir tezgâhtara söylediğiniz söz.
No, thanks, I'm just looking.
Hayır, teşekkürler, sadece bakıyorum.
- 45to pay forphrasal verbneutral
parasını ödemek
Belirli bir şeyin karşılığında para vermek.
I need to pay for these groceries.
Bu market alışverişinin parasını ödemem gerekiyor.
- 46online shoppingnounneutral
internetten alışveriş
İnternet üzerinden bir şeyler satın alma.
I do most of my online shopping at night.
İnternetten alışverişimin çoğunu geceleri yapıyorum.
- 47deliverynounneutral
teslimat
Satın aldığınız bir şeyin evinize getirilmesi.
The delivery will arrive tomorrow.
Teslimat yarın gelecek.
- 48to do the shoppingexpressionneutral
market alışverişi yapmak
Genellikle ev için gereken yiyecekleri ve eşyaları satın almak.
I usually do the shopping on Fridays.
Market alışverişini genellikle cuma günleri yaparım.
- 49storenounneutralAmerican English
mağaza (Amerikan İngilizcesi)
Alışveriş yapılan yer; Amerikan İngilizcesinde yaygın olan sözcük.
I'm going to the store to get some milk.
Biraz süt almak için mağazaya gidiyorum.
- 50pharmacynounneutral
eczane
İlaç satan dükkân; İngiliz İngilizcesinde chemist's da denir.
Is there a pharmacy near here?
Buralarda eczane var mı?
- 51to sellverbneutral
satmak
Bir şeyi para karşılığında birine vermek.
They sell fresh fish at this shop.
Bu dükkânda taze balık satıyorlar.
- 52on saleexpressionneutral
indirimde
Normalden daha düşük bir fiyata satılıyor olmak. Not: İngiliz İngilizcesinde bu ifade çoğu zaman yalnızca satışa sunulmuş anlamına gelir, indirimli olması şart değildir.
These shoes are on sale this week.
Bu ayakkabılar bu hafta indirimde.
- 53openadjectiveneutral
açık
Müşterilerin girip alışveriş yapabildiği bir dükkân.
Is the bakery open on Sundays?
Fırın pazar günleri açık mı?
- 54shopping cartnounneutralAmerican English
alışveriş arabası (Amerikan İngilizcesi)
Süpermarkette iterek dolaştırdığınız tekerlekli metal sepet için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük.
I filled the shopping cart with food for the week.
Alışveriş arabasını haftalık yiyeceklerle doldurdum.
- 55chemist'snounneutralBritish English
eczane (İngiliz İngilizcesi)
İlaç ve kişisel bakım ürünleri satan dükkân için İngiliz İngilizcesinde kullanılan sözcük.
I need to go to the chemist's to buy some medicine.
İlaç almak için eczaneye gitmem gerekiyor.
- 56sales clerknounneutralAmerican English
tezgâhtar (Amerikan İngilizcesi)
Bir dükkânda çalışan ve müşterilere yardım eden kişi için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük.
The sales clerk helped me find my size.
Tezgâhtar, doğru bedeni bulmama yardım etti.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Bir mağazaya girdiğiniz an öğrendiğiniz dil gerçek hayata çıkar. Dükkân türlerini, almak ve satmak fiillerini, ucuz, pahalı, indirim ve kampanya gibi fiyat sözcüklerini, kasada işinizi görecek ödeme ifadelerini öğrenirsiniz. Paket A2'de, yani başlangıç seviyesinin üst ucunda ilerlediği için istediğinizi sormayı, gelen cevabı anlamayı ve alışverişi baştan sona kendiniz yürütmeyi rahatça başarırsınız. Elinizle işaret ederek anlaşmaya çalışmazsınız.
A2 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi
Selamlaşma ve tanışma
50 kelimeAile ve insanlar
35 kelimeYiyecek ve içecekler
78 kelimeTemel fiiller
101 kelimeTemel sıfatlar ve zarflar
82 kelimeSeyahat ve ulaşım
71 kelimeHava durumu ve mevsimler
47 kelimeGiyim ve aksesuarlar
71 kelimeEv ve yaşam
73 kelimeHobiler ve boş zaman
62 kelimeHayvanlar ve doğa
59 kelimeYön tarifi ve konum
47 kelimeDuygular ve hisler
67 kelimeSağlık ve tıp
63 kelime