Yiyecek ve içecekler
Sipariş verin, market alışverişi yapın ve sofra sohbetlerine katılın.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
78 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1pearnounneutral
armut
Altı yuvarlak, üstü dar olan, tatlı ve yeşil ya da sarı bir meyve.
This pear is so soft and juicy.
Bu armut çok yumuşak ve sulu.
- 2peachnounneutral
şeftali
Tüylü, turuncu pembe kabuklu ve iri çekirdekli, yumuşak ve yuvarlak bir meyve.
The peach was very sweet and ripe.
Şeftali çok tatlı ve olgundu.
- 3cherrynounneutral
kiraz
Çekirdekli, küçük ve yuvarlak kırmızı bir meyve; çoğunlukla yazın yenir.
There's a cherry on top of the cake.
Pastanın üstünde bir kiraz var.
- 4pineapplenounneutral
ananas
Sert kabuklu, tatlı ve sarı içi olan büyük bir tropikal meyve.
I love pineapple on my pizza.
Pizzamda ananas olmasına bayılırım.
- 5watermelonnounneutral
karpuz
Tatlı kırmızı içi ve siyah çekirdekleri olan, çok büyük ve yeşil bir meyve.
A cold slice of watermelon is perfect in summer.
Yazın soğuk bir dilim karpuz harika gider.
- 6melonnounneutral
kavun
Kalın kabuklu, tatlı ve sulu içi olan büyük, yuvarlak bir meyve.
We had melon and ham as a starter.
Başlangıç olarak kavun ve jambon yedik.
- 7coconutnounneutral
hindistan cevizi
İçinde beyaz eti ve sıvısı bulunan, büyük ve kahverengi bir tropikal meyve.
I drank fresh coconut water on the beach.
Sahilde taze hindistan cevizi suyu içtim.
- 8cucumbernounneutral
salatalık
Sulu içi olan uzun, yeşil bir sebze; çoğunlukla salatalarda çiğ yenir.
I put cucumber in my sandwich.
Sandviçime salatalık koyarım.
- 9lettucenounneutral
marul
Çoğu salatanın temelini oluşturan, yeşil yapraklı bir sebze.
The burger comes with lettuce and tomato.
Hamburgerin yanında marul ve domates geliyor.
- 10peanounneutral
bezelye
Kabuk içinde yetişen, genellikle pişirilerek yenen, küçük ve yuvarlak yeşil bir sebze.
My son doesn't like peas.
Oğlum bezelye sevmiyor.
- 11beannounneutral
fasulye
Yeşil fasulye ya da barbunya gibi, sebze olarak yenen tohum.
I had toast with beans for breakfast.
Kahvaltıda fasulyeli tost yedim.
- 12cabbagenounneutral
lahana
Kalın yeşil ya da beyaz yaprakları olan, yuvarlak bir sebze.
She made a salad with cabbage and carrots.
Lahana ve havuçla bir salata yaptı.
- 13broccolinounneutral
brokoli
Kalın gövdeli, tepesinde küçük çiçeğe benzer kısımlar bulunan yeşil bir sebze.
Broccoli is very good for you.
Brokoli sağlığa çok faydalıdır.
- 14turkeynounneutral
hindi
Bayram sofralarında sıkça yenen büyük bir kuşun eti.
We always eat turkey at Christmas.
Noel'de hep hindi yeriz.
- 15steaknounneutral
biftek
Genellikle danadan kesilen, kalın ve yassı, kaliteli bir et parçası.
He ordered a steak with chips.
Yanında patates kızartmasıyla biftek söyledi.
- 16seafoodnounneutral
deniz ürünleri
Yiyecek olarak tüketilen balıklar ve diğer deniz hayvanları.
This restaurant is famous for its seafood.
Bu restoran deniz ürünleriyle ünlüdür.
- 17shrimpnounneutral
karides (Amerikan İngilizcesi)
Kabuklu, pişirilerek yenen küçük bir deniz hayvanı.
We had shrimp with rice for dinner.
Akşam yemeğinde pilavla karides yedik.
- 18lambnounneutral
kuzu eti
Genç bir koyunun eti.
My mother makes delicious roast lamb.
Annem nefis fırın kuzu yapar.
- 19flournounneutral
un
Tahıldan yapılan, ekmek ve pasta yapımında kullanılan beyaz ya da kahverengi toz.
We need more flour to make the cake.
Pastayı yapmak için daha çok una ihtiyacımız var.
- 20toastnounneutral
kızarmış ekmek
Kahverengileşip çıtır çıtır olana kadar ısıtılmış ekmek.
I had toast with butter and jam.
Tereyağı ve reçelle kızarmış ekmek yedim.
- 21rollnounneutral
küçük ekmek
Tek kişilik, küçük ve yuvarlak bir ekmek.
The soup comes with a bread roll.
Çorbanın yanında küçük bir ekmek geliyor.
- 22croissantnounneutral
kruvasan
Hilal biçiminde, yumuşak ve tereyağlı bir hamur işi; çoğunlukla kahvaltıda yenir.
I'd like a coffee and a croissant, please.
Bir kahve ve bir kruvasan alayım lütfen.
- 23pienounneutral
turta
Tatlı ya da tuzlu bir iç harcın hamurla çevrildiği, fırında pişirilen bir yemek.
My grandmother makes the best apple pie.
En güzel elmalı turtayı anneannem yapar.
- 24muffinnounneutral
küçük kek
Tek kişilik, çoğunlukla meyveli ya da çikolatalı küçük tatlı kek.
I had a blueberry muffin with my coffee.
Kahvemin yanında yaban mersinli bir kek yedim.
- 25donutnounneutral
donat (Amerikan yazımı)
Ortasında çoğunlukla bir delik bulunan, küçük ve yuvarlak tatlı kek.
He bought a box of donuts for the office.
Ofis için bir kutu donat aldı.
- 26smoothienounneutral
smoothie (koyu kıvamlı meyveli içecek)
Meyvenin sütle ya da yoğurtla karıştırılmasıyla yapılan, koyu kıvamlı ve soğuk bir içecek.
I make a banana smoothie every morning.
Her sabah muzlu smoothie yaparım.
- 27milkshakenounneutral
milkşeyk
Sütle dondurmadan yapılan, çoğunlukla aromalı, soğuk ve tatlı bir içecek.
She ordered a chocolate milkshake.
Çikolatalı milkşeyk söyledi.
- 28hot chocolatenounneutral
sıcak çikolata
Çikolata ve sütten yapılan, sıcak ve tatlı bir içecek.
I love a cup of hot chocolate in winter.
Kışın bir fincan sıcak çikolata içmeye bayılırım.
- 29colanounneutral
kola
Tatlı, koyu renkli ve gazlı bir meşrubat.
I'll have a cola with ice.
Buzlu bir kola alayım.
- 30popcornnounneutral
patlamış mısır
Patlayana kadar ısıtılan, atıştırmalık olarak yenen mısır.
We always buy popcorn at the cinema.
Sinemada hep patlamış mısır alırız.
- 31peanutnounneutral
yer fıstığı
Çoğunlukla tuzlanmış olarak atıştırılan ya da ezmesi yapılan küçük bir kuruyemiş.
He had a bag of peanuts with his beer.
Birasının yanında bir paket yer fıstığı yedi.
- 32dessertnounneutral
tatlı
Öğünün sonunda yenen tatlı yiyecek.
What would you like for dessert?
Tatlı olarak ne istersiniz?
- 33puddingnounneutralBritish English
tatlı (İngiliz İngilizcesi)
Yemekten sonra yenen tatlı yemek; İngiliz İngilizcesinde 'dessert' yerine kullanılır. Türkçedeki 'puding' bunun karşılığı değildir; yalnızca sütlü bir tatlı türünü anlatır.
What's for pudding tonight?
Bu akşam tatlı olarak ne var?
- 34ketchupnounneutral
ketçap
Domatesten yapılan, patates kızartması ve hamburgerle yenen koyu kırmızı sos.
Can you pass the ketchup, please?
Ketçabı uzatır mısınız lütfen?
- 35mustardnounneutral
hardal
Çoğunlukla etle yenen, keskin tatlı sarı ya da kahverengi bir sos.
I'd like some mustard on my hot dog.
Sosisli sandviçime biraz hardal istiyorum.
- 36mayonnaisenounneutral
mayonez
Yumurta ve yağla yapılan, koyu kıvamlı, açık renkli ve kremamsı bir sos.
Do you want mayonnaise in your sandwich?
Sandviçinize mayonez ister misiniz?
- 37vinegarnounneutral
sirke
Özellikle salatalara ve patates kızartmasına tat vermek için kullanılan ekşi bir sıvı.
I put oil and vinegar on my salad.
Salatama zeytinyağı ve sirke koyarım.
- 38flavornounneutral
aroma (Amerikan yazımı)
Bir yiyeceğin ya da içeceğin kendine özgü tadı.
What flavor of ice cream do you want?
Hangi aromalı dondurma istersiniz?
- 39tastenounneutral
tat
Bir şeyin ağzınızda bıraktığı, tatlı ya da ekşi gibi lezzet.
I don't like the taste of this medicine.
Bu ilacın tadını sevmiyorum.
- 40tasteverbneutral
tatmak
Belirli bir tada sahip olmak ya da bir yiyecekten azıcık denemek.
This cake tastes amazing.
Bu pastanın tadı harika.
- 41restaurantnounneutral
restoran
Yemek satın alıp yiyebileceğiniz yer.
There's a new Italian restaurant in town.
Şehirde yeni bir İtalyan restoranı var.
- 42cafénounneutral
kafe
Kahve, çay ve hafif yemekler satan küçük bir yer.
Let's meet at the café on the corner.
Köşedeki kafede buluşalım.
- 43menunounneutral
menü
Bir restoranda sipariş edebileceğiniz yiyecek ve içeceklerin listesi.
Can I see the menu, please?
Menüyü görebilir miyim lütfen?
- 44orderverbneutral
sipariş vermek
Bir restoranda ya da kafede yiyecek veya içecek istemek.
Are you ready to order?
Sipariş vermeye hazır mısınız?
- 45ordernounneutral
sipariş
Bir restoranda istediğiniz yiyecek ya da içecekler.
The waiter is bringing our order now.
Garson siparişimizi şimdi getiriyor.
- 46billnounneutral
hesap (İngiliz İngilizcesi)
Bir restoranda ne kadar ödemeniz gerektiğini gösteren kâğıt.
Can we have the bill, please?
Hesabı alabilir miyiz lütfen?
- 47waiternounneutral
garson (erkek)
Bir restoranda insanlara yiyecek ve içecek getiren erkek.
The waiter brought us some water.
Garson bize biraz su getirdi.
- 48waitressnounneutral
garson (kadın)
Bir restoranda insanlara yiyecek ve içecek getiren kadın.
The waitress was very friendly.
Kadın garson çok güler yüzlüydü.
- 49tipnounneutral
bahşiş
İyi hizmet için garsona verdiğiniz fazladan para.
We left a tip because the service was great.
Hizmet harika olduğu için bahşiş bıraktık.
- 50dishnounneutral
yemek
Bir öğünün parçası olarak belirli bir biçimde hazırlanmış yiyecek.
This dish is the chef's special.
Bu yemek şefin özel tarifidir.
- 51starternounneutral
başlangıç (İngiliz İngilizcesi)
Ana yemekten önce, öğünün başında yenen küçük yemek.
I'll have the soup as a starter.
Başlangıç olarak çorbayı alayım.
- 52main coursenounneutral
ana yemek
Bir öğünün en büyük ve en önemli yemeği.
For my main course, I'll have the steak.
Ana yemek olarak bifteği alayım.
- 53customernounneutral
müşteri
Bir dükkândan ya da restorandan yiyecek veya içecek satın alan kişi.
The restaurant was full of customers.
Restoran müşterilerle doluydu.
- 54takeawaynounneutralBritish English
paket yemek (İngiliz İngilizcesi)
Bir restorandan alıp başka bir yerde yediğiniz yemek için kullanılan İngiliz İngilizcesi sözcüğü.
Let's get a Chinese takeaway tonight.
Bu akşam paket Çin yemeği alalım.
- 55book a tableexpressionneutral
masa ayırtmak
Bir restoranda önceden masa ayarlamak.
I'd like to book a table for two, please.
İki kişilik bir masa ayırtmak istiyorum.
- 56barnounneutral
bar (içkili mekân)
Alkollü ve başka içecekler satın alıp içebileceğiniz yer.
We met some friends at the bar.
Barda birkaç arkadaşımızla buluştuk.
- 57tastyadjectiveneutral
lezzetli
Güzel ve hoş bir tadı olan.
This soup is really tasty.
Bu çorba gerçekten lezzetli.
- 58yummyadjectiveinformal
nefis
Tadı çok güzel; çoğunlukla samimi, günlük konuşmada kullanılır.
Mmm, this cake is yummy!
Mmm, bu pasta nefis!
- 59ripeadjectiveneutral
olgun
Yenmeye hazır meyve ya da sebzeleri anlatır.
These bananas aren't ripe yet.
Bu muzlar henüz olgunlaşmamış.
- 60rawadjectiveneutral
çiğ
Pişirilmemiş yiyecekleri anlatır.
You can eat these carrots raw.
Bu havuçları çiğ yiyebilirsin.
- 61frozenadjectiveneutral
donmuş
Daha uzun süre dayanması için çok soğukta ve sert tutulan yiyecekleri anlatır.
We have frozen pizza in the freezer.
Dondurucuda donmuş pizza var.
- 62fulladjectiveneutral
tok
Yeterince yemiş ve daha fazlasını istemeyen.
No more for me, I'm full.
Bana yok, ben tokum.
- 63vegetarianadjectiveneutral
vejetaryen
Et yemeyen bir kişiyi ya da et içermeyen yiyecekleri anlatır.
I'm vegetarian, so I don't eat meat.
Ben vejetaryenim, bu yüzden et yemem.
- 64healthyadjectiveneutral
sağlıklı
Vücudunuza iyi gelen yiyecekleri anlatır.
Fruit and vegetables are very healthy.
Meyve ve sebzeler çok sağlıklıdır.
- 65peppernounneutral
biber
İçi boş; kırmızı, yeşil ya da sarı bir sebze; dolmalık biber. (Sofradaki kara ya da beyaz baharat değil.)
I added a red pepper to the salad.
Salataya bir kırmızı biber ekledim.
- 66baconnounneutral
domuz pastırması
Domuzdan elde edilen, tuzlanıp tütsülenmiş ince et dilimleri; çoğunlukla kahvaltıda yenir.
I love the smell of bacon in the morning.
Sabahları domuz pastırmasının kokusuna bayılırım.
- 67pancakenounneutral
krep
Un, yumurta ve sütten yapılan, tavada pişirilen ince ve yassı bir hamur işi.
We had pancakes with honey for breakfast.
Kahvaltıda ballı krep yedik.
- 68biscuitnounneutral
kurabiye (İngiliz İngilizcesi)
Genellikle çayla yenen, küçük, çıtır ve yassı tatlı atıştırmalık (İngiliz İngilizcesi; Amerikan İngilizcesinde 'cookie').
Would you like a biscuit with your tea?
Çayınızın yanında kurabiye ister misiniz?
- 69lemonadenounneutral
limonata
Bir limon içeceği: Amerikan İngilizcesinde limon, şeker ve sudan yapılan gazsız bir içecek; İngiliz İngilizcesinde ise limon aromalı gazlı bir meşrubat.
Can I have a glass of lemonade?
Bir bardak limonata alabilir miyim?
- 70nutnounneutral
kuruyemiş
Kabuklu, küçük, sert ve kuru bir meyve; atıştırmalık olarak yenir.
I'm allergic to nuts.
Kuruyemişe alerjim var.
- 71spicenounneutral
baharat
Yiyeceğe güçlü bir tat vermek için kullanılan bitki parçası.
This curry has a lot of spices in it.
Bu körinin içinde bir sürü baharat var.
- 72prawnnounneutralBritish English
karides (İngiliz İngilizcesi)
Özellikle iri türleri için kullanılan, küçük ve yenilebilir kabuklu deniz hayvanının İngiliz İngilizcesindeki adı.
I ordered a prawn salad for lunch.
Öğle yemeğinde karidesli salata söyledim.
- 73doughnutnounneutralBritish English
donat (İngiliz yazımı)
Yuvarlak, tatlı ve kızartılmış kekin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.
She bought a jam doughnut at the bakery.
Fırından reçelli bir donat aldı.
- 74flavournounneutralBritish English
aroma (İngiliz yazımı)
Yiyeceğin ya da içeceğin tadı için kullanılan İngiliz İngilizcesi yazımı.
This ice cream has a strawberry flavour.
Bu dondurmanın çilek aroması var.
- 75cookienounneutralAmerican English
kurabiye (Amerikan İngilizcesi)
Küçük, çıtır ve tatlı fırın atıştırmalığı için kullanılan Amerikan İngilizcesi sözcüğü.
Can I have a chocolate chip cookie?
Çikolata parçacıklı kurabiye alabilir miyim?
- 76takeoutnounneutralAmerican English
paket yemek (Amerikan İngilizcesi)
Başka bir yerde yemek üzere satın alınan yiyecek için kullanılan Amerikan İngilizcesi sözcüğü.
Let's get Chinese takeout tonight.
Bu gece paket Çin yemeği söyleyelim.
- 77appetizernounneutralAmerican English
başlangıç (Amerikan İngilizcesi)
Bir öğünün ilk küçük yemeği için kullanılan Amerikan İngilizcesi sözcüğü.
We shared an appetizer before dinner.
Akşam yemeğinden önce bir başlangıç paylaştık.
- 78checknounneutralAmerican English
hesap (Amerikan İngilizcesi)
Bir restoranda ne kadar ödemeniz gerektiğini gösteren kâğıt için kullanılan Amerikan İngilizcesi sözcüğü.
Can we have the check, please?
Hesabı rica edebilir miyiz?
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Yeni bir dilde ilk konuşmak isteyeceğiniz konuların başında yemek gelir. Sofra hazır: sık geçen yiyecek ve içecek adları, günün öğünleri, tatlı, tuzlu ve acı gibi temel tat sözcükleri. A2 tarafında menü, sipariş, hesap ve garson gibi restoran kelimeleri devreye giriyor. Kafede ne istediğinizi tam olarak söyleyebilir, sevdiğiniz yemeği anlatabilirsiniz.
Yiyecek ve içecekler için diğer seviyeler
A2 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi
Selamlaşma ve tanışma
50 kelimeAile ve insanlar
35 kelimeTemel fiiller
101 kelimeTemel sıfatlar ve zarflar
82 kelimeAlışveriş
56 kelimeSeyahat ve ulaşım
71 kelimeHava durumu ve mevsimler
47 kelimeGiyim ve aksesuarlar
71 kelimeEv ve yaşam
73 kelimeHobiler ve boş zaman
62 kelimeHayvanlar ve doğa
59 kelimeYön tarifi ve konum
47 kelimeDuygular ve hisler
67 kelimeSağlık ve tıp
63 kelime