a2Kelime paketi

Giyim ve aksesuarlar

Kıyafet ve ayakkabı adları; beden, kalıp ve tarzdan söz etmek.

71 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

71 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    shirtnounneutral

    gömlek

    Üst bedene giyilen, çoğu zaman yakalı ve düğmeli yaygın bir giysi

    I need to iron my shirt before the meeting.

    Toplantıdan önce gömleğimi ütülemem gerekiyor.

  • 2
    T-shirtnounneutral

    tişört

    Yakasız, kısa kollu ve baştan geçirilerek giyilen günlük bir üst

    It's hot today – I'm just going to wear a T-shirt.

    Bugün hava sıcak, sadece tişört giyeceğim.

  • 3
    jeansnounneutral

    kot pantolon

    Genellikle mavi renkte, kot kumaşından yapılmış günlük pantolon

    I wear jeans almost every day.

    Neredeyse her gün kot pantolon giyiyorum.

  • 4
    dressnounneutral

    elbise

    Kadınların ya da kız çocuklarının giydiği, gövdeyi ve bacakların bir kısmını örten tek parça giysi

    She wore a beautiful red dress to the party.

    Partiye çok güzel kırmızı bir elbise giymişti.

  • 5
    skirtnounneutral

    etek

    Belden aşağı sarkan ve bacakların bir kısmını örten giysi

    She usually wears a skirt to work.

    İşe genellikle etek giyer.

  • 6
    coatnounneutral

    palto

    Isınmak için giyilen, ceketten daha kalın ve uzun dış giysi

    Don't forget your coat – it's freezing outside.

    Paltonu unutma, dışarısı buz gibi.

  • 7
    jacketnounneutral

    ceket

    Diğer giysilerin üstüne giyilen, paltodan daha kısa ve hafif dış giysi

    You should bring a jacket – it might get cold later.

    Yanına bir ceket al, sonra hava soğuyabilir.

  • 8
    suitnounneutral

    takım elbise

    Resmî ortamlar için giyilen, genellikle ceket ve pantolondan ya da etekten oluşan takım

    He bought a new suit for the job interview.

    İş görüşmesi için yeni bir takım elbise aldı.

  • 9
    shortsnounneutral

    şort

    Sıcak havada ya da spor için giyilen, dizin üstünde biten kısa pantolon

    It's really warm – I'm going to wear shorts today.

    Hava gerçekten sıcak, bugün şort giyeceğim.

  • 10
    underwearnounneutral

    iç çamaşırı

    Diğer giysilerin altına, tenin üstüne giyilen giysi

    I need to pack enough underwear for the trip.

    Yolculuk için yeterince iç çamaşırı almam gerekiyor.

  • 11
    socksnounneutral

    çorap

    Ayakkabının içine giyilen yumuşak ayak örtüsü

    I can never find matching socks in the morning.

    Sabahları bir türlü aynı çorabın ikisini bulamıyorum.

  • 12
    uniformnounneutral

    üniforma

    Çalışanlar ya da öğrenciler gibi bir grubun üyelerinin giydiği tek tip kıyafet

    Students at that school have to wear a uniform.

    O okuldaki öğrenciler üniforma giymek zorunda.

  • 13
    topnounneutral

    üst (giysi)

    Üst bedene giyilen herhangi bir giysi için kullanılan genel kelime

    That top looks really nice on you.

    O üst sana gerçekten çok yakışıyor.

  • 14
    hoodienouninformal

    kapüşonlu sweatshirt

    Kapüşonu olan günlük bir sweatshirt ya da ceket

    He threw on a hoodie and went out.

    Sırtına bir kapüşonlu geçirip dışarı çıktı.

  • 15
    pajamasnounneutral

    pijama (Amerikan yazımı)

    Uyumak için giyilen rahat kıyafet

    I put on my pajamas and got into bed.

    Pijamalarımı giyip yatağa girdim.

  • 16
    shoesnounneutral

    ayakkabı

    Genellikle sert tabanlı ayak giysisi

    Please take your shoes off at the door.

    Lütfen ayakkabılarınızı kapıda çıkarın.

  • 17
    bootsnounneutral

    bot

    Ayağı ve bileği ya da daha yukarısını örten sağlam ayakkabı

    You'll need boots if it's going to snow.

    Kar yağacaksa bota ihtiyacın olacak.

  • 18
    sandalsnounneutral

    sandalet

    Sıcak havada giyilen, bantlı ve açık ayakkabı

    I always wear sandals in the summer.

    Yazın hep sandalet giyerim.

  • 19
    slippersnounneutral

    terlik

    Evde, kapalı alanda giyilen yumuşak ve rahat ayakkabı

    I put on my slippers as soon as I get home.

    Eve gelir gelmez terliklerimi giyerim.

  • 20
    high heelsnounneutral

    topuklu ayakkabı

    Kadınların giydiği, yüksek topuklu ayakkabı

    She can't walk very fast in high heels.

    Topuklu ayakkabıyla pek hızlı yürüyemiyor.

  • 21
    hatnounneutral

    şapka

    Isınmak, güneşten korunmak ya da şıklık için başa giyilen örtü

    Wear a hat – the sun is really strong today.

    Şapka tak, bugün güneş çok kuvvetli.

  • 22
    capnounneutral

    kep

    Önünde siperliği olan, genellikle günlük hayatta ya da sporda takılan yumuşak şapka

    He always wears a baseball cap.

    Hep beyzbol kepi takar.

  • 23
    glassesnounneutral

    gözlük

    Görmeye yardımcı olmak için yüze takılan, çerçeveye yerleştirilmiş camlar

    I can't read without my glasses.

    Gözlüğüm olmadan okuyamıyorum.

  • 24
    sunglassesnounneutral

    güneş gözlüğü

    Gözleri güneş ışığından korumak için takılan koyu renkli gözlük

    Don't forget your sunglasses – it's very bright outside.

    Güneş gözlüğünü unutma, dışarısı çok parlak.

  • 25
    beltnounneutral

    kemer

    Pantolonu yukarıda tutmak için bele takılan deri ya da kumaş şerit

    These pants are loose – I need a belt.

    Bu pantolon bol geliyor, kemer takmam lazım.

  • 26
    scarfnounneutral

    atkı

    Isınmak ya da şıklık için boyna dolanan kumaş parçası

    Wrap a scarf around your neck – it's cold outside.

    Boynuna bir atkı dola, dışarısı soğuk.

  • 27
    glovesnounneutral

    eldiven

    Her parmak için ayrı bölmesi olan el örtüsü

    It's too cold to go out without gloves.

    Eldivensiz dışarı çıkılmayacak kadar soğuk.

  • 28
    tienounneutral

    kravat

    Genellikle gömlekle birlikte boyna dolanıp düğümlenen uzun kumaş parçası

    Do I have to wear a tie to the dinner?

    Yemeğe kravat takmam şart mı?

  • 29
    jewelrynounneutral

    takı (Amerikan yazımı)

    Yüzük, kolye ve bileklik gibi vücuda takılan süs eşyaları

    She doesn't wear much jewelry – just a ring and a necklace.

    Fazla takı takmaz, sadece bir yüzük ve bir kolye.

  • 30
    ringnounneutral

    yüzük

    Süs olarak ya da evliliği göstermek için parmağa takılan küçük halka

    She wears her wedding ring on her left hand.

    Alyansını sol elinde taşıyor.

  • 31
    necklacenounneutral

    kolye

    Boyna takılan takı

    That necklace looks beautiful with your dress.

    O kolye elbisenle çok güzel duruyor.

  • 32
    earringsnounneutral

    küpe

    Kulaklara takılan küçük takılar

    She took off her earrings before going to bed.

    Yatmadan önce küpelerini çıkardı.

  • 33
    braceletnounneutral

    bileklik

    Bileğe takılan takı

    She wears a charm bracelet every day.

    Her gün süslü bir bileklik takıyor.

  • 34
    bagnounneutral

    çanta

    Kişisel eşyalar için elde ya da omuzda taşınan kap

    I put my wallet and phone in my bag.

    Cüzdanımı ve telefonumu çantama koydum.

  • 35
    umbrellanounneutral

    şemsiye

    Yağmurdan korunmak için kullanılan katlanabilir araç

    Take an umbrella – it's going to rain later.

    Yanına bir şemsiye al, sonra yağmur yağacak.

  • 36
    pocketnounneutral

    cep

    Küçük eşyalar taşımak için giysiye dikilmiş küçük göz

    He put his hands in his pockets because it was cold.

    Üşüdüğü için ellerini ceplerine soktu.

  • 37
    sleevenounneutral

    kol (giysi kolu)

    Bir giysinin kolu örten bölümü

    He rolled up his sleeves before washing the dishes.

    Bulaşıkları yıkamadan önce kollarını sıvadı.

  • 38
    buttonnounneutral

    düğme

    Giysinin iki yakasını bir arada tutan küçük yuvarlak tutturucu

    A button fell off my coat.

    Paltomun bir düğmesi düştü.

  • 39
    sizenounneutral

    beden

    Bir giysinin ölçü kategorisi (küçük, orta, büyük gibi)

    What size do you wear?

    Kaç beden giyiyorsunuz?

  • 40
    cottonnounneutral

    pamuk

    Pamuk bitkisinden elde edilen, yumuşak ve hava alan doğal kumaş

    This T-shirt is made of 100% cotton.

    Bu tişört yüzde yüz pamuktan yapılmış.

  • 41
    leathernounneutral

    deri

    Hayvan derisinden elde edilen, ayakkabı, çanta ve ceket yapımında kullanılan dayanıklı malzeme

    He wears a leather jacket when he rides his motorcycle.

    Motosiklete binerken deri ceket giyer.

  • 42
    silknounneutral

    ipek

    Pürüzsüz, parlak ve lüks sayılan doğal kumaş

    She wore a beautiful silk scarf.

    Çok güzel bir ipek eşarp takmıştı.

  • 43
    woolnounneutral

    yün

    Koyun kılından elde edilen sıcak doğal kumaş

    This sweater is made of wool, so it's very warm.

    Bu kazak yünden yapılmış, o yüzden çok sıcak tutuyor.

  • 44
    wearverbneutral

    giymek

    Vücudunuzda giysi, takı ya da aksesuar bulundurmak

    What are you going to wear to the party?

    Partiye ne giyeceksin?

  • 45
    put onphrasal verbneutral

    üzerine geçirmek

    Bir giysiyi vücudunuza geçirmek; bir şeyi giyinmek

    Put on a sweater – it's cold outside.

    Üstüne bir kazak geçir, dışarısı soğuk.

  • 46
    take offphrasal verbneutral

    çıkarmak

    Bir giysiyi vücudunuzdan çıkarmak

    Please take off your shoes before coming in.

    İçeri girmeden önce lütfen ayakkabılarınızı çıkarın.

  • 47
    get dressedphrasal verbneutral

    giyinmek

    Özellikle sabahları ya da dışarı çıkmadan önce üstünü giymek

    Hurry up and get dressed – we're going to be late!

    Çabuk ol da giyin, geç kalacağız!

  • 48
    try onphrasal verbneutral

    denemek

    Satın almadan önce bir giysinin olup olmadığını ya da nasıl durduğunu görmek için giymek

    Can I try on this dress in a medium?

    Bu elbiseyi orta bedenden deneyebilir miyim?

  • 49
    fitverbneutral

    bedene uymak

    Birinin vücuduna doğru ölçüde ya da biçimde olmak

    These jeans don't fit me anymore.

    Bu kot pantolon artık bana olmuyor.

  • 50
    matchverbneutral

    birbirine yakışmak

    Birlikte iyi durmak, başka bir giysiyle uyum sağlamak

    Your shoes don't match your bag.

    Ayakkabılarınla çantan birbirine hiç yakışmıyor.

  • 51
    get changedphrasal verbneutral

    üstünü değiştirmek

    Üstündekileri çıkarıp başka giysiler giymek

    I need to get changed before we go out.

    Dışarı çıkmadan önce üstümü değiştirmem gerekiyor.

  • 52
    hang upphrasal verbneutral

    askıya asmak

    Giysileri askıya ya da çengele asmak

    Please hang up your coat when you come in.

    İçeri girince lütfen paltonu askıya as.

  • 53
    foldverbneutral

    katlamak

    Giysileri saklamak ya da bavula koymak için düzgünce katlamak

    Can you help me fold the laundry?

    Çamaşırları katlamama yardım eder misin?

  • 54
    tightadjectiveneutral

    dar

    Vücuda çok yakın oturan, bol olmayan

    These shoes are too tight – they hurt my feet.

    Bu ayakkabılar çok dar, ayaklarımı acıtıyor.

  • 55
    looseadjectiveneutral

    bol

    Vücuda yakın oturmayan, fazladan boşluğu olan

    I like wearing loose clothes when I'm at home.

    Evdeyken bol kıyafetler giymeyi severim.

  • 56
    stripedadjectiveneutral

    çizgili

    Renkli çizgilerden oluşan desene sahip

    He wore a blue and white striped shirt.

    Mavi beyaz çizgili bir gömlek giymişti.

  • 57
    plainadjectiveneutral

    düz (desensiz)

    Tek renkli; deseni ya da baskısı olmayan

    I prefer plain T-shirts without any logos.

    Üstünde logo olmayan düz tişörtleri tercih ederim.

  • 58
    pantsnounneutral

    pantolon (Amerikan İngilizcesi)

    Belden aşağı giyilen, her bacağı ayrı ayrı örten giysi

    These pants are too long – I need to get them shortened.

    Bu pantolon çok uzun, kısalttırmam gerekiyor.

  • 59
    sweaternounneutral

    kazak (Amerikan İngilizcesi)

    Üst bedene başından geçirilerek giyilen sıcak tutan örgü giysi

    I love wearing sweaters in the winter.

    Kışın kazak giymeye bayılıyorum.

  • 60
    sneakersnounneutral

    spor ayakkabı (Amerikan İngilizcesi)

    Spor ya da günlük kullanım için tasarlanmış, yumuşak tabanlı rahat ayakkabı

    I wear sneakers to the gym every day.

    Spor salonuna her gün spor ayakkabıyla gidiyorum.

  • 61
    watchnounneutral

    kol saati

    Bileğe takılan küçük saat

    I left my watch at home – do you know what time it is?

    Saatimi evde unutmuşum, saatin kaç olduğunu biliyor musun?

  • 62
    pursenounneutral

    el çantası (Amerikan İngilizcesi)

    Özellikle kadınların para ve kişisel eşyalarını taşımak için kullandığı küçük çanta (Amerikan İngilizcesi; İngiliz İngilizcesinde buna handbag denir)

    She kept looking for her keys in her purse.

    Anahtarlarını el çantasında arayıp durdu.

  • 63
    zippernounneutral

    fermuar (Amerikan İngilizcesi)

    Giysilerde ve çantalarda kullanılan, iki sıra dişi birbirine geçen tutturucu

    The zipper on my jacket is stuck.

    Ceketimin fermuarı sıkıştı.

  • 64
    pairnounneutral

    çift

    Ayakkabı ya da çorap gibi birlikte giyilen iki eş parça

    I bought a new pair of shoes.

    Yeni bir çift ayakkabı aldım.

  • 65
    trousersnounneutralBritish English

    pantolon (İngiliz İngilizcesi)

    Belden ayak bileğine kadar uzanan bacak giysisi için İngiliz İngilizcesinde kullanılan kelime.

    He wore black trousers to the office.

    Ofise siyah bir pantolon giymişti.

  • 66
    jumpernounneutralBritish English

    kazak (İngiliz İngilizcesi)

    Başından geçirilerek giyilen, sıcak tutan örgü üst için İngiliz İngilizcesinde kullanılan kelime.

    Put on a warm jumper; it's cold outside.

    Kalın bir kazak giy, dışarısı soğuk.

  • 67
    trainersnounneutralBritish English

    spor ayakkabı (İngiliz İngilizcesi)

    Yumuşak tabanlı günlük spor ayakkabısı için İngiliz İngilizcesinde kullanılan kelime.

    I bought new trainers for running.

    Koşmak için yeni spor ayakkabı aldım.

  • 68
    handbagnounneutralBritish English

    el çantası (İngiliz İngilizcesi)

    Bir kadının kişisel eşyalarını taşıdığı küçük çanta için İngiliz İngilizcesinde kullanılan kelime.

    She kept her keys in her handbag.

    Anahtarlarını el çantasında saklardı.

  • 69
    zipnounneutralBritish English

    fermuar (İngiliz İngilizcesi)

    Giysilerdeki ya da çantalardaki, dişleri birbirine geçen tutturucu için İngiliz İngilizcesinde kullanılan kelime.

    The zip on my jacket is broken.

    Ceketimin fermuarı bozuldu.

  • 70
    pyjamasnounneutralBritish English

    pijama (İngiliz yazımı)

    Uyumak için giyilen kıyafetin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.

    The children are in their pyjamas already.

    Çocuklar şimdiden pijamalarını giymiş.

  • 71
    jewellerynounneutralBritish English

    takı (İngiliz yazımı)

    Genel olarak süs eşyalarını anlatan kelimenin İngiliz İngilizcesindeki yazımı.

    She keeps her jewellery in a small box.

    Takılarını küçük bir kutuda saklıyor.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

A2 düzeyine göre hazırlanan gardırobun tamamı tek pakette toplandı. Gömlek, pantolon, elbise ve mont gibi giysiler, ayakkabı çeşitleri, şapka, gözlük, saat ve takı gibi aksesuarlar, pamuk, deri, ipek gibi malzemeler ve giyinmeyle ilgili fiiller yan yana duruyor. Ne giydiğinizi söylemek, beden sormak ve tarzınızdan söz etmek epeyce kolaylaşıyor. Vitrinde beğendiğiniz şeyi tarif ederken kumaşın adını bilmek fark yaratır.

A2 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi