a2Kelime paketi

Ev ve yaşam

Odalar, mobilyalar ve bir yerde oturmanın gündelik kelimeleri.

73 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

73 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    housenounneutral

    ev (müstakil bina)

    İnsanların yaşadığı, genellikle tek bir aileye ait bina.

    They live in a big house near the park.

    Parkın yakınında büyük bir evde oturuyorlar.

  • 2
    apartmentnounneutralAmerican English

    daire (Amerikan İngilizcesi)

    Daha büyük bir binanın içinde yer alan, yaşamaya ayrılmış oda takımı. Amerikan İngilizcesinde yaygındır. Dikkat: Türkçede apartman, dairelerin bulunduğu binanın tamamıdır.

    She rents a small apartment downtown.

    Şehir merkezinde küçük bir daire kiralıyor.

  • 3
    flatnounneutralBritish English

    daire (İngiliz İngilizcesi)

    Apartman dairesi anlamındaki sözcüğün İngiliz İngilizcesindeki karşılığı.

    He moved into a new flat last month.

    Geçen ay yeni bir daireye taşındı.

  • 4
    roomnounneutral

    oda

    Bir binanın içinde duvarları, zemini ve tavanı olan alan.

    This room gets a lot of light in the morning.

    Bu oda sabahları bol ışık alıyor.

  • 5
    kitchennounneutral

    mutfak

    Yemek pişirdiğiniz ve hazırladığınız oda.

    Mum is in the kitchen making dinner.

    Annem mutfakta akşam yemeği yapıyor.

  • 6
    bedroomnounneutral

    yatak odası

    Uyuduğunuz oda.

    My bedroom is at the end of the hall.

    Yatak odam koridorun sonunda.

  • 7
    bathroomnounneutral

    banyo

    Klozeti, lavabosu ve duşu ya da küveti olan oda.

    Can I use your bathroom?

    Banyonuzu kullanabilir miyim?

  • 8
    living roomnounneutral

    oturma odası

    İnsanların dinlendiği, televizyon izlediği ve birlikte oturduğu ana oda.

    We watched a film in the living room.

    Oturma odasında birlikte film izledik.

  • 9
    dining roomnounneutral

    yemek odası

    İnsanların masada yemek yediği oda.

    We only use the dining room on special days.

    Yemek odasını sadece özel günlerde kullanıyoruz.

  • 10
    gardennounneutral

    bahçe (İngiliz İngilizcesi)

    Evin yanındaki, çimen, bitki ya da çiçek bulunan toprak alan. Amerikan İngilizcesinde bunun karşılığı yard sözcüğüdür.

    The children are playing in the garden.

    Çocuklar bahçede oynuyor.

  • 11
    garagenounneutral

    garaj

    Evin, arabayı koyduğunuz bölümü.

    The car is in the garage.

    Araba garajda.

  • 12
    hallnounneutral

    hol, antre

    Ön kapının hemen içinde kalan, diğer odalara açılan alan.

    Leave your shoes in the hall.

    Ayakkabılarını holde bırak.

  • 13
    stairsnounneutral

    merdiven

    Bir kattan diğerine çıkmanızı sağlayan basamaklar. İngilizcede çoğul kullanılır, Türkçede tekil söylenir.

    Be careful on the stairs, they're slippery.

    Merdivenlerde dikkatli ol, kaygan.

  • 14
    floornounneutral

    zemin, yer; kat

    Üzerinde yürüdüğünüz düz yüzey; ayrıca bir binanın katı.

    The keys are on the floor under the table.

    Anahtarlar masanın altında, yerde.

  • 15
    wallnounneutral

    duvar

    Bir odanın ya da binanın zeminden tavana kadar uzanan yan yüzeyi.

    We painted the wall a light blue.

    Duvarı açık maviye boyadık.

  • 16
    ceilingnounneutral

    tavan

    Bir odanın üst iç yüzeyi.

    There's a crack in the ceiling.

    Tavanda bir çatlak var.

  • 17
    roofnounneutral

    çatı

    Bir binanın üstünü örten bölüm.

    A bird is sitting on the roof.

    Çatıda bir kuş duruyor.

  • 18
    doornounneutral

    kapı

    Bir odaya ya da binaya girmek ve çıkmak için açıp kapattığınız bölüm.

    Please close the door behind you.

    Lütfen arkandan kapıyı kapat.

  • 19
    windownounneutral

    pencere

    Duvarda bulunan, içeri ışık alan camlı açıklık.

    Can you open the window? It's hot in here.

    Pencereyi açar mısın? Burası çok sıcak.

  • 20
    bednounneutral

    yatak

    Üzerinde uyuduğunuz mobilya.

    I'm so tired, I'm going to bed.

    Çok yorgunum, yatmaya gidiyorum.

  • 21
    sofanounneutral

    kanepe

    İki ya da daha çok kişinin oturabildiği uzun, yumuşak oturak.

    Let's sit on the sofa and watch TV.

    Kanepeye oturup televizyon izleyelim.

  • 22
    couchnouninformalAmerican English

    kanepe (Amerikan İngilizcesi)

    Kanepe anlamında, özellikle Amerikan İngilizcesinde yaygın olan bir başka sözcük.

    He fell asleep on the couch.

    Kanepede uyuyakaldı.

  • 23
    chairnounneutral

    sandalye

    Genellikle arkalığı ve dört ayağı olan, tek kişilik oturak.

    Pull up a chair and join us.

    Bir sandalye çek, bize katıl.

  • 24
    tablenounneutral

    masa

    Düz bir üst yüzeyi ve ayakları olan mobilya.

    Dinner is on the table.

    Akşam yemeği masada.

  • 25
    shelfnounneutral

    raf

    Duvarda ya da dolabın içinde bulunan, üzerine bir şeyler konan düz tahta.

    Put the cups on the top shelf.

    Bardakları en üst rafa koy.

  • 26
    wardrobenounneutral

    gardırop (İngiliz İngilizcesi)

    Giysileri astığınız ve sakladığınız uzun dolap. Amerikan İngilizcesinde bunun karşılığı closet sözcüğüdür.

    Your coat is in the wardrobe.

    Paltun gardıropta.

  • 27
    cupboardnounneutral

    dolap

    Kapakları ve rafları olan, eşya saklamaya yarayan mobilya.

    The plates are in the kitchen cupboard.

    Tabaklar mutfak dolabında.

  • 28
    drawernounneutral

    çekmece

    Mobilyanın, içine bir şeyler koymak için çekilerek açılan kutu biçimindeki bölümü.

    The forks are in the top drawer.

    Çatallar en üst çekmecede.

  • 29
    desknounneutral

    çalışma masası

    Üzerinde çalıştığınız, ders çalıştığınız ya da bilgisayar kullandığınız masa.

    Her laptop is on the desk.

    Dizüstü bilgisayarı çalışma masasının üzerinde.

  • 30
    lampnounneutral

    lamba

    Masaya ya da yere koyduğunuz, taşınabilir küçük aydınlatma.

    Turn on the lamp, it's getting dark.

    Lambayı yak, hava kararıyor.

  • 31
    mirrornounneutral

    ayna

    Görüntünüzü yansıtan cam yüzey.

    She looked at herself in the mirror.

    Aynada kendine baktı.

  • 32
    carpetnounneutral

    halı

    Yeri kaplayan kalın, yumuşak örtü.

    Don't walk on the carpet with dirty shoes.

    Halının üstünde kirli ayakkabıyla yürüme.

  • 33
    curtainsnounneutral

    perde

    Pencerenin önüne asılan kumaş parçaları. İngilizcede çoğul söylenir, Türkçede tekil biçim yeterlidir.

    Can you close the curtains, please?

    Perdeleri kapatır mısın lütfen?

  • 34
    fridgenounneutral

    buzdolabı

    Yiyecekleri soğuk tutan makine; refrigerator sözcüğünün kısaltılmış biçimi.

    There's some milk in the fridge.

    Buzdolabında biraz süt var.

  • 35
    freezernounneutral

    derin dondurucu

    Yiyecekleri donmuş hâlde tutan makine ya da buzdolabının bu bölümü.

    We keep ice cream in the freezer.

    Dondurmayı derin dondurucuda saklıyoruz.

  • 36
    ovennounneutral

    fırın

    Ocağın, yiyecekleri pişirdiğiniz ya da kızarttığınız kapalı bölümü.

    The cake is in the oven.

    Kek fırında.

  • 37
    microwavenounneutral

    mikrodalga fırın

    Yiyeceği dalgalarla hızla ısıtan makine.

    Just heat it up in the microwave.

    Onu mikrodalga fırında ısıtıver.

  • 38
    washing machinenounneutral

    çamaşır makinesi

    Giysileri yıkayan makine.

    I need to put the towels in the washing machine.

    Havluları çamaşır makinesine koymam gerekiyor.

  • 39
    dishwashernounneutral

    bulaşık makinesi

    Kirli tabakları, bardakları ve çatal bıçakları yıkayan makine.

    Can you load the dishwasher after dinner?

    Yemekten sonra bulaşık makinesini doldurur musun?

  • 40
    vacuum cleanernounneutral

    elektrikli süpürge

    Tozu çekerek yerleri ve halıları temizleyen makine.

    The vacuum cleaner is in the cupboard.

    Elektrikli süpürge dolapta.

  • 41
    kettlenounneutral

    su ısıtıcısı

    Genellikle çay ya da kahve için su kaynattığınız kap.

    Put the kettle on, I'd love a cup of tea.

    Su ısıtıcısını çalıştır, bir bardak çay iyi giderdi.

  • 42
    sinknounneutral

    lavabo, evye

    Mutfakta ya da banyoda bulunan, muslukları olan ve yıkanmak için kullanılan tekne.

    The dirty dishes are in the sink.

    Kirli bulaşıklar evyede.

  • 43
    showernounneutral

    duş

    Akan suyun altında ayakta yıkandığınız yer.

    I take a shower every morning.

    Her sabah duş alırım.

  • 44
    bathnounneutral

    küvet

    Bütün vücudunuzu yıkamak için suyla doldurduğunuz uzun kap.

    She's having a bath right now.

    Şu anda küvette yıkanıyor.

  • 45
    toiletnounneutral

    tuvalet

    Üzerine oturduğunuz klozet; aynı zamanda o küçük odanın kendisi.

    Where's the toilet?

    Tuvalet nerede?

  • 46
    keynounneutral

    anahtar

    Bir kapıyı kilitlemek ve açmak için kullandığınız küçük metal nesne.

    I can't find my house key.

    Ev anahtarımı bulamıyorum.

  • 47
    furniturenounneutral

    mobilya

    Bir evdeki yatak, masa, sandalye gibi büyük eşyalar. İngilizcede sayılamayan bir addır.

    We need to buy some furniture for the new flat.

    Yeni daire için biraz mobilya almamız gerekiyor.

  • 48
    electricitynounneutral

    elektrik

    Işıkları ve ev aletlerini çalıştıran güç; temel bir altyapı hizmetidir.

    The electricity went off during the storm.

    Fırtına sırasında elektrik kesildi.

  • 49
    gasnounneutral

    doğal gaz

    Isınmak ve yemek pişirmek için kullanılan yakıt; temel bir altyapı hizmetidir.

    We cook with gas, not electricity.

    Yemeği elektrikle değil, doğal gazla pişiriyoruz.

  • 50
    heatingnounneutral

    kalorifer, ısıtma

    Bir evi sıcak tutan sistem.

    Turn the heating on, it's freezing in here.

    Kaloriferi aç, burası buz gibi.

  • 51
    lightnounneutral

    ışık

    Görebilmek için düğmesine bastığınız, tavanda ya da duvarda bulunan aydınlatma.

    Please turn off the light when you leave.

    Lütfen çıkarken ışığı kapat.

  • 52
    rentnounneutral

    kira

    Sahibi olmadığınız bir yerde oturmak için her ay ödediğiniz para.

    The rent is due at the end of the month.

    Kira ayın sonunda ödenecek.

  • 53
    rentverbneutral

    kiralamak

    Başkasına ait bir yerde oturmak ya da bir şeyi kullanmak için para ödemek.

    They rent a flat in the city centre.

    Şehir merkezinde bir daire kiralıyorlar.

  • 54
    neighbournounneutral

    komşu (İngiliz yazımı)

    Yakınınızda, özellikle de bitişik kapıda oturan kişi; İngiliz yazımı.

    Our new neighbour is very friendly.

    Yeni komşumuz çok cana yakın.

  • 55
    cleanverbneutral

    temizlemek

    Kiri gidermek ve bir yeri derli toplu duruma getirmek.

    I clean the bathroom every Saturday.

    Her cumartesi banyoyu temizlerim.

  • 56
    cookverbneutral

    yemek pişirmek

    Yiyeceği ısıtarak hazırlamak.

    My dad cooks dinner every evening.

    Babam her akşam yemek pişirir.

  • 57
    washverbneutral

    yıkamak

    Bir şeyi suyla ve genellikle sabunla temizlemek.

    Did you wash the dishes?

    Bulaşıkları yıkadın mı?

  • 58
    tidy upphrasal verbneutral

    ortalığı toplamak

    Eşyaları yerine koymak ve odayı düzenli duruma getirmek.

    Please tidy up your room before bed.

    Lütfen yatmadan önce odanı topla.

  • 59
    do the laundryexpressionneutral

    çamaşır yıkamak

    Giysileri, çarşafları ve havluları yıkamak.

    I do the laundry on Sundays.

    Çamaşırları pazar günleri yıkarım.

  • 60
    make the bedexpressionneutral

    yatağı toplamak

    Uyuduktan sonra çarşafları ve yorganı düzgünce yerleştirmek.

    She always makes the bed before breakfast.

    Kahvaltıdan önce yatağını hep toplar.

  • 61
    do the dishesexpressionneutral

    bulaşık yıkamak (Amerikan İngilizcesi)

    Yemekten sonra kirli tabakları, bardakları ve çatal bıçakları yıkamak.

    It's your turn to do the dishes.

    Bulaşık yıkama sırası sende.

  • 62
    houseworknounneutral

    ev işleri

    Bir evi temiz ve düzenli tutmak için yaptığınız işler. İngilizcede sayılamayan bir addır.

    We share the housework in our family.

    Ailemizde ev işlerini paylaşırız.

  • 63
    tapnounneutralBritish English

    musluk (İngiliz İngilizcesi)

    Lavabodan ya da küvetten su almak için çevirdiğiniz parça. İngiliz İngilizcesi.

    Turn off the tap, you're wasting water.

    Musluğu kapat, su israf ediyorsun.

  • 64
    balconynounneutral

    balkon

    Bir binanın üst katındaki küçük dış platform.

    We have coffee on the balcony every morning.

    Her sabah balkonda kahve içeriz.

  • 65
    homenounneutral

    ev (yaşanılan yer, yuva)

    Bir kişinin yaşadığı ve kendini ait hissettiği yer. Türkçede hem house hem home için ev denir; hangisinin kastedildiği bağlamdan anlaşılır.

    My home is in the north of the city.

    Benim evim şehrin kuzeyinde.

  • 66
    stovenounneutralAmerican English

    ocak (Amerikan İngilizcesi)

    Üstünde gözleri, altında fırını bulunan, tek parça mutfak cihazının tamamı (Amerikan İngilizcesi).

    There's soup on the stove.

    Ocakta çorba var.

  • 67
    moveverbneutral

    taşınmak

    Başka bir eve gidip orada yaşamaya başlamak. Not: move sözcüğünün başka birçok anlamı daha vardır.

    We're going to move to a bigger house next year.

    Gelecek yıl daha büyük bir eve taşınacağız.

  • 68
    faucetnounneutralAmerican English

    musluk (Amerikan İngilizcesi)

    Lavaboda su akışını denetleyen parça anlamındaki sözcüğün Amerikan İngilizcesindeki karşılığı.

    The word in the bathroom is dripping.

    Banyodaki musluk damlıyor.

  • 69
    neighbornounneutralAmerican English

    komşu (Amerikan yazımı)

    Yakınlarda oturan kişi anlamındaki sözcüğün Amerikan yazımı.

    Our new word is very friendly.

    Yeni komşumuz çok samimi biri.

  • 70
    closetnounneutralAmerican English

    gömme dolap (Amerikan İngilizcesi)

    Giysileri saklamak için kullanılan gömme dolap anlamındaki sözcüğün Amerikan İngilizcesindeki karşılığı.

    She hung her coat in the word.

    Montunu dolaba astı.

  • 71
    cookernounneutralBritish English

    ocak (İngiliz İngilizcesi)

    Gözleri ve fırını olan, tek parça mutfak cihazı anlamındaki sözcüğün İngiliz İngilizcesindeki karşılığı.

    She put the pan on the word.

    Tavayı ocağın üstüne koydu.

  • 72
    yardnounneutralAmerican English

    bahçe (Amerikan İngilizcesi)

    Bir evin çevresindeki açık toprak alan anlamındaki sözcüğün Amerikan İngilizcesindeki karşılığı.

    The children are playing in the word.

    Çocuklar evin bahçesinde oynuyorlar.

  • 73
    do the washing-upverbneutralBritish English

    bulaşık yıkamak (İngiliz İngilizcesi)

    Yemekten sonra tabakları ve bulaşıkları yıkamak anlamındaki kalıbın İngiliz İngilizcesindeki biçimi.

    I'll cook if you word.

    Bulaşıkları sen yıkarsan yemeği ben yaparım.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Nerede oturduğunuzu anlatmak, ilk sohbetlerin değişmez sorularından biridir. Mutfak, yatak odası ve banyo gibi oda adları; yatak, kanepe, raf gibi mobilyalar; buzdolabı ve çamaşır makinesi gibi ev aletleri; temizlemek, yıkamak, yemek yapmak gibi ev işleri; daire ve müstakil ev gibi konut türleri, su ve elektrik gibi temel hizmetler bir arada. A2 düzeyi, evinizi anlatmanıza ve evde size söylenenleri anlamanıza yeter. Taşındığınız ilk gün işe yarar.

A2 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi