b1Kelime paketi

Yemek ve mutfak

Tarifler, pişirme yöntemleri ve tezgâhtaki her şey.

74 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

74 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    fryverbneutral

    kızartmak

    Yiyeceği tavada kızgın yağda pişirmek.

    I usually fry the onions before adding the meat.

    Eti eklemeden önce genellikle soğanları kızartırım.

  • 2
    bakeverbneutral

    fırında pişirmek

    Özellikle ekmeği ya da pastayı fırında kuru ısıyla pişirmek.

    She loves to bake bread on Sunday mornings.

    Pazar sabahları fırında ekmek pişirmeye bayılır.

  • 3
    boilverbneutral

    haşlamak

    Yiyeceği çok sıcak, kaynayan suda pişirmek.

    Boil the pasta for about ten minutes.

    Makarnayı yaklaşık on dakika haşlayın.

  • 4
    grillverbneutral

    ızgarada pişirmek (İngiliz İngilizcesi)

    Yiyeceği doğrudan ateşin üstünde ya da altında, çoğunlukla metal bir ızgarada pişirmek.

    We're going to grill some chicken in the garden.

    Bahçede biraz tavuğu ızgarada pişireceğiz.

  • 5
    steamverbneutral

    buharda pişirmek

    Yiyeceği kaynayan suyun buharıyla pişirmek.

    It's healthier to steam vegetables than to boil them.

    Sebzeleri haşlamak yerine buharda pişirmek daha sağlıklıdır.

  • 6
    roastverbneutral

    fırında kızartmak

    Eti ya da sebzeleri fırında veya ateş üstünde yağla pişirmek.

    We always roast a chicken on Sundays.

    Pazar günleri hep fırında tavuk yaparız.

  • 7
    simmerverbneutral

    kısık ateşte pişirmek

    Kaynama noktasının hemen altındaki sıvıda yavaşça pişirmek.

    Let the sauce simmer for twenty minutes.

    Sosu yirmi dakika kısık ateşte pişirin.

  • 8
    stir-fryverbneutral

    karıştırarak kavurmak

    Küçük yiyecek parçalarını sürekli karıştırarak hızlıca kızartmak.

    I love to stir-fry vegetables with a bit of soy sauce.

    Sebzeleri biraz soya sosuyla karıştırarak kavurmaya bayılırım.

  • 9
    toastverbneutral

    ekmek kızartmak

    Ekmeği ısıtarak kızartıp çıtır hâle getirmek.

    Can you toast a couple of slices of bread for me?

    Bana birkaç dilim ekmek kızartır mısın?

  • 10
    heatverbneutral

    ısıtmak

    Yiyeceği ya da sıvıyı ılık veya sıcak hâle getirmek.

    Heat the oil before you add the garlic.

    Sarımsağı eklemeden önce yağı ısıtın.

  • 11
    preheatverbneutral

    önceden ısıtmak

    Pişirmeye başlamadan önce fırını uygun sıcaklığa getirmek.

    Preheat the oven to 180 degrees.

    Fırını 180 dereceye kadar önceden ısıtın.

  • 12
    burnverbneutral

    yakmak

    Yiyeceği fazla uzun süre ya da fazla yüksek ateşte pişirerek bozmak.

    Watch the toast so it doesn't burn.

    Ekmeği kollayın ki yanmasın.

  • 13
    knifenounneutral

    bıçak

    Yiyecek kesmekte kullanılan, keskin ağızlı bir alet.

    Be careful, that knife is really sharp.

    Dikkat et, o bıçak gerçekten keskin.

  • 14
    pannounneutral

    tava

    Ocakta pişirmek için kullanılan, saplı ve yuvarlak metal kap.

    Put a little oil in the pan and heat it up.

    Tavaya biraz yağ koyun ve ısıtın.

  • 15
    frying pannounneutral

    kızartma tavası (İngiliz İngilizcesi)

    Yiyecek kızartmakta kullanılan, uzun saplı ve sığ tava.

    Heat the frying pan before you crack the eggs in.

    Yumurtaları kırmadan önce kızartma tavasını ısıtın.

  • 16
    potnounneutral

    tencere

    Çorba, güveç pişirmek ya da su kaynatmak için kullanılan derin, yuvarlak kap.

    There's a big pot of soup on the stove.

    Ocakta kocaman bir tencere çorba var.

  • 17
    saucepannounneutral

    saplı tencere

    Uzun saplı ve genellikle kapaklı, derin ve yuvarlak bir pişirme kabı.

    Heat the milk gently in a saucepan.

    Sütü saplı tencerede yavaşça ısıtın.

  • 18
    ovennounneutral

    fırın

    Yiyecekleri pişirmek ya da kızartmak için kullanılan kapalı bölme.

    Put the cake in the oven for forty minutes.

    Pastayı kırk dakika fırında bırakın.

  • 19
    cutting boardnounneutral

    kesme tahtası (Amerikan İngilizcesi)

    Üzerinde yiyecek kesilen ya da doğranan düz tahta.

    Chop the vegetables on the cutting board.

    Sebzeleri kesme tahtasında doğrayın.

  • 20
    spoonnounneutral

    kaşık

    Karıştırmak ya da servis yapmak için kullanılan, ucu küçük çanak biçiminde bir gereç.

    Stir the soup with a wooden spoon.

    Çorbayı tahta kaşıkla karıştırın.

  • 21
    graternounneutral

    rende

    Peynir ya da sebze rendelemek için kullanılan, pürüzlü delikleri olan mutfak aleti.

    Grate the cheese with this grater.

    Peyniri bu rendeyle rendeleyin.

  • 22
    peelernounneutral

    soyacak

    Meyve ve sebzelerin kabuğunu çıkarmakta kullanılan küçük alet.

    It's much quicker to use a peeler than a knife.

    Soyacak kullanmak bıçaktan çok daha hızlıdır.

  • 23
    bowlnounneutral

    kâse

    Karıştırmak, servis yapmak ya da yemek için kullanılan derin, yuvarlak kap.

    Mix the flour and sugar in a large bowl.

    Unu ve şekeri büyük bir kâsede karıştırın.

  • 24
    lidnounneutral

    kapak

    Tencerenin ya da tavanın üstüne oturan örtü.

    Put the lid on the pot so the water boils faster.

    Su daha çabuk kaynasın diye tencerenin kapağını kapatın.

  • 25
    baking traynounneutral

    fırın tepsisi (İngiliz İngilizcesi)

    Fırında yemek pişirmek için kullanılan düz metal tepsi.

    Spread the vegetables out on a baking tray.

    Sebzeleri fırın tepsisine yayın.

  • 26
    scalesnounneutral

    mutfak tartısı (İngiliz İngilizcesi)

    Mutfakta malzemeleri tartmak için kullanılan alet.

    Weigh the flour on the kitchen scales.

    Unu mutfak tartısında tartın.

  • 27
    microwavenounneutral

    mikrodalga fırın

    Elektromanyetik dalgalarla yiyeceği hızla ısıtan ya da pişiren cihaz.

    Heat it up in the microwave for two minutes.

    İki dakika mikrodalgada ısıtın.

  • 28
    kettlenounneutral

    su ısıtıcısı

    Su kaynatmak için kullanılan, kapaklı ve emzikli kap.

    I'll put the kettle on for some tea.

    Çay için su ısıtıcısını çalıştırayım.

  • 29
    blendernounneutral

    blender

    Karıştırmak ya da sıvıları pürüzsüz hâle getirmek için kullanılan elektrikli makine.

    Put the fruit in the blender to make a smoothie.

    Smoothie yapmak için meyveleri blendera koyun.

  • 30
    fridgenouninformal

    buzdolabı

    Yiyecekleri soğuk ve taze tutan cihaz.

    Put the milk back in the fridge.

    Sütü buzdolabına geri koy.

  • 31
    freezernounneutral

    derin dondurucu

    Yiyecekleri donmuş hâlde tutan cihaz ya da bölme.

    I keep the ice cream in the freezer.

    Dondurmayı derin dondurucuda saklarım.

  • 32
    apronnounneutral

    önlük

    Yemek yaparken kıyafetlerinizi korumak için giyilen giysi.

    Put on an apron so you don't get sauce on your shirt.

    Gömleğine sos bulaşmasın diye önlük tak.

  • 33
    ingredientnounneutral

    malzeme

    Belirli bir yemeği yapmak için kullanılan yiyecek ya da maddelerden biri.

    Make sure you have all the ingredients before you start.

    Başlamadan önce bütün malzemelerin elinizde olduğundan emin olun.

  • 34
    recipenounneutral

    tarif

    Belirli bir yemeği hazırlamak ve pişirmek için verilen yönerge dizisi.

    I found a great recipe for chocolate cake online.

    İnternette harika bir çikolatalı pasta tarifi buldum.

  • 35
    portionnounneutral

    porsiyon

    Bir kişilik yemek miktarı.

    The portions at that restaurant are huge.

    O restoranda porsiyonlar kocaman.

  • 36
    mixverbneutral

    karıştırmak

    İki ya da daha fazla malzemeyi bir araya getirmek.

    Mix the eggs and sugar in a bowl.

    Yumurtayla şekeri bir kâsede karıştırın.

  • 37
    stirverbneutral

    karıştırmak (kaşıkla çevirmek)

    Bir sıvıyı ya da karışımı kaşıkla döndürerek hareket ettirmek.

    Keep stirring the sauce so it doesn't stick.

    Sosu, dibine yapışmasın diye karıştırmaya devam edin.

  • 38
    addverbneutral

    eklemek

    Bir malzemeyi diğerlerinin yanına koymak.

    Add a pinch of salt to the water.

    Suya bir tutam tuz ekleyin.

  • 39
    pourverbneutral

    dökmek

    Bir sıvıyı kaptan akıtmak.

    Pour the milk into the bowl slowly.

    Sütü kâseye yavaşça dökün.

  • 40
    measureverbneutral

    ölçmek

    Bir malzemenin tam miktarını bulmak.

    Measure out 200 grams of flour.

    200 gram unu ölçüp ayırın.

  • 41
    weighverbneutral

    tartmak

    Bir malzemenin ne kadar ağır olduğunu ölçmek.

    Weigh the sugar before you add it.

    Şekeri eklemeden önce tartın.

  • 42
    serveverbneutral

    servis etmek

    Yemeği tabaklara koyup insanlara yemeleri için vermek.

    Serve the soup hot with some fresh bread.

    Çorbayı taze ekmekle sıcak servis edin.

  • 43
    seasonverbneutral

    tatlandırmak

    Lezzetini artırmak için yemeğe tuz, karabiber ya da baharat eklemek.

    Season the chicken with salt and pepper.

    Tavuğu tuz ve karabiberle tatlandırın.

  • 44
    tasteverbneutral

    tatmak

    Lezzetini denetlemek için yiyecekten azıcık denemek.

    Taste the sauce and see if it needs more salt.

    Sosun tadına bakın, daha fazla tuz gerekiyor mu görün.

  • 45
    spicenounneutral

    baharat

    Yiyeceğe tat katmak için kullanılan, bitkiden elde edilen madde.

    This curry uses a lot of different spices.

    Bu köride birbirinden farklı bir sürü baharat var.

  • 46
    teaspoonnounneutral

    çay kaşığı

    Ölçü olarak kullanılan küçük kaşık ya da onun aldığı miktar.

    Add a teaspoon of sugar to your coffee.

    Kahvenize bir çay kaşığı şeker ekleyin.

  • 47
    tablespoonnounneutral

    yemek kaşığı

    Ölçü olarak kullanılan büyük kaşık ya da onun aldığı miktar.

    Add two tablespoons of olive oil.

    İki yemek kaşığı zeytinyağı ekleyin.

  • 48
    dishnounneutral

    yemek

    Bir öğünün parçası olarak belirli bir biçimde hazırlanmış yiyecek.

    This is a traditional dish from the south of Italy.

    Bu, İtalya'nın güneyine özgü geleneksel bir yemektir.

  • 49
    mealnounneutral

    öğün

    Kahvaltı, öğle ya da akşam yemeği gibi bir seferde yenen yemek.

    We had a lovely meal at that new restaurant.

    O yeni restoranda çok güzel bir yemek yedik.

  • 50
    leftoversnouninformal

    artan yemekler

    Bir öğünden sonra kalan ve daha sonra yenebilen yiyecekler.

    We can have the leftovers for lunch tomorrow.

    Artan yemekleri yarın öğle yemeğinde yiyebiliriz.

  • 51
    peelverbneutral

    soymak

    Bir meyvenin ya da sebzenin kabuğunu çıkarmak.

    Can you peel the potatoes for me?

    Benim için patatesleri soyar mısın?

  • 52
    chopverbneutral

    doğramak

    Yiyeceği bıçakla küçük parçalara kesmek.

    Chop the carrots into small pieces.

    Havuçları küçük parçalar hâlinde doğrayın.

  • 53
    sliceverbneutral

    dilimlemek

    Yiyeceği ince ve yassı parçalar hâlinde kesmek.

    Slice the bread thinly.

    Ekmeği ince ince dilimleyin.

  • 54
    diceverbneutral

    küp küp doğramak

    Yiyeceği küçük kare parçalar hâlinde kesmek.

    Dice the onion and add it to the pan.

    Soğanı küp küp doğrayıp tavaya ekleyin.

  • 55
    grateverbneutral

    rendelemek

    Yiyeceği rendeye sürterek ince ve küçük parçalara ayırmak.

    Grate some cheese on top of the pasta.

    Makarnanın üzerine biraz peynir rendeleyin.

  • 56
    spreadverbneutral

    sürmek

    Yumuşak bir maddeyi bir yüzeye ince bir tabaka hâlinde yaymak.

    Spread some butter on the toast.

    Kızarmış ekmeğe biraz tereyağı sürün.

  • 57
    beatverbneutral

    çırpmak

    Yiyeceği çatalla ya da telle hızlı ve güçlü biçimde karıştırmak.

    Beat the eggs before you pour them in.

    Yumurtaları dökmeden önce çırpın.

  • 58
    sprinkleverbneutral

    serpmek

    Yiyeceğin üzerine küçük parçalar ya da damlalar saçmak.

    Sprinkle a little salt over the chips.

    Patates kızartmasının üzerine biraz tuz serpin.

  • 59
    defrostverbneutral

    buzunu çözmek

    Donmuş yiyeceği, pişirilebilmesi için normal sıcaklığa döndürmek.

    Defrost the chicken before you cook it.

    Tavuğu pişirmeden önce buzunu çözün.

  • 60
    drainverbneutral

    suyunu süzmek

    Pişirdikten sonra yiyeceğin suyunu almak.

    Drain the pasta once it's cooked.

    Makarna piştiğinde suyunu süzün.

  • 61
    meltverbneutral

    eritmek

    Katı bir şeyi ısıtarak sıvı hâle getirmek.

    Melt the butter in a small pan over low heat.

    Tereyağını küçük bir tavada kısık ateşte eritin.

  • 62
    warm upphrasal verbneutral

    yeniden ısıtmak

    Daha önce pişirilmiş yiyeceği yeniden ısıtmak.

    I'll warm the leftovers up for lunch.

    Öğle yemeği için artanları yeniden ısıtacağım.

  • 63
    stovenounneutral

    ocak (Amerikan İngilizcesi)

    Üstünde gözleri, altında genellikle fırını olan, ayrı duran bir pişirme cihazı.

    There's a pot boiling on the stove.

    Ocakta kaynayan bir tencere var.

  • 64
    spatulanounneutral

    spatula

    Pişirirken yiyeceği çevirmek ya da kaldırmak için kullanılan düz alet.

    Use the spatula to flip the burger.

    Hamburgeri çevirmek için spatulayı kullanın.

  • 65
    whisknounneutral

    çırpma teli

    Yumurta çırpmak ya da sıvıları karıştırmak için kullanılan, halkalı telleri olan bir alet.

    Beat the eggs with a whisk.

    Yumurtaları çırpma teliyle çırpın.

  • 66
    stir inphrasal verbneutral

    karıştırarak eklemek

    Bir malzemeyi karışıma ekleyip karıştırmak.

    Stir the cream in at the end.

    Kremayı en sonda karıştırarak ekleyin.

  • 67
    mashverbneutral

    ezmek

    Yiyeceği yumuşak ve pürüzsüz olana kadar ezmek.

    Mash the potatoes with some butter and milk.

    Patatesleri biraz tereyağı ve sütle ezin.

  • 68
    cut upphrasal verbneutral

    parçalara ayırmak

    Bir şeyi daha küçük parçalara kesmek.

    Can you cut the meat up into cubes?

    Eti küpler hâlinde parçalara ayırır mısın?

  • 69
    chopping boardnounneutralBritish English

    kesme tahtası (İngiliz İngilizcesi)

    Üzerinde yiyecek kesmek için kullanılan düz tahta için kullanılan İngiliz İngilizcesi sözcüğü.

    Slice the onions on the chopping board.

    Soğanları tahtanın üzerinde dilimleyin.

  • 70
    baking sheetnounneutralAmerican English

    fırın tepsisi (Amerikan İngilizcesi)

    Fırında kullanılan düz metal tepsi için kullanılan Amerikan İngilizcesi sözcüğü.

    Put the cookies on the baking sheet and bake for ten minutes.

    Kurabiyeleri tepsiye dizin ve fırında on dakika pişirin.

  • 71
    scalenounneutralAmerican English

    mutfak tartısı (Amerikan İngilizcesi)

    Malzemeleri tartmaya yarayan alet için kullanılan Amerikan İngilizcesi sözcüğü.

    Weigh the flour on the kitchen scale.

    Unun kaç gram olduğunu mutfak tartısında ölçün.

  • 72
    cookernounneutralBritish English

    ocak (İngiliz İngilizcesi)

    Üstünde gözleri, altında fırını olan, ayrı duran cihaz için kullanılan İngiliz İngilizcesi sözcüğü.

    She put the pot on the cooker and turned up the heat.

    Tencereyi ocağın üzerine koyup ateşi yükseltti.

  • 73
    broilverbneutralAmerican English

    ızgarada pişirmek (Amerikan İngilizcesi)

    Yiyeceği fırında doğrudan ateşin altında pişirmek için kullanılan Amerikan İngilizcesi sözcüğü.

    Broil the fish for five minutes until the top is golden.

    Balığı, üstü kızarana kadar beş dakika ızgarada pişirin.

  • 74
    skilletnounneutralAmerican English

    kızartma tavası (Amerikan İngilizcesi)

    Kızartmak için kullanılan sığ tava için kullanılan Amerikan İngilizcesi sözcüğü.

    Heat some oil in the skillet before you add the eggs.

    Yumurtaları koymadan önce kızartma tavasında biraz yağ ısıtın.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Mutfak, gündelik dilin en zengin köşelerinden biri; bu paket kapıyı orta seviyede aralıyor. Kızartmak, fırında pişirmek, haşlamak, ızgara yapmak ve buharda pişirmek gibi yöntemler; bıçak, tava, tencere, fırın, kesme tahtası gibi aletler; malzeme, tarif, porsiyon, karıştırmak; soymak, doğramak, dilimlemek. Bir tarifi adım adım takip edebilir, kendi yemeğinizi anlatırken hiç duraksamazsınız.

B1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi