Duygular ve hisler
Ruh hâllerini adlandırın; kendinizin ve başkalarının hâlini anlatın.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
66 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1happyadjectiveneutral
mutlu
Olumlu bir duygusal durumu anlatmak için kullanılan en yaygın sözcük.
I'm so happy we finally got to see each other again.
Sonunda yeniden görüşebildiğimiz için çok mutluyum.
- 2sadadjectiveneutral
üzgün
Mutsuzluk taşıyan olumsuz bir duygusal durumu anlatmak için kullanılan en yaygın sözcük.
I felt really sad when my best friend moved to another city.
En yakın arkadaşım başka bir şehre taşındığında gerçekten çok üzüldüm.
- 3angryadjectiveneutral
kızgın
Güçlü bir hoşnutsuzluk ya da düşmanlık duygusunu anlatır.
He got really angry when he found out someone had scratched his car.
Arabasını birinin çizdiğini öğrenince gerçekten çok kızdı.
- 4scaredadjectiveneutral
korkmuş
Korku hissetmeyi anlatan, yaygın ve biraz da gündelik bir sözcük.
I was really scared during the thunderstorm last night.
Dün geceki gök gürültülü fırtınada gerçekten çok korktum.
- 5surprisedadjectiveneutral
şaşırmış
Beklenmedik bir şey olduğunda duyulan hissi anlatır.
I was surprised to see him at the party – I thought he was abroad.
Onu partide görünce şaşırdım, yurt dışında sanıyordum.
- 6tiredadjectiveneutral
yorgun
Sıklıkla ruh halini de etkileyen bedensel ya da zihinsel tükenmişliği anlatır.
I'm too tired to go out tonight – I've been working all day.
Bu akşam dışarı çıkamayacak kadar yorgunum, bütün gün çalıştım.
- 7boredadjectiveneutral
sıkılmış
Uyarıcı bir şey olmadığı için ilgisiz ve huzursuz hissetmeyi anlatır.
The kids are bored – can we do something fun this afternoon?
Çocuklar sıkıldı, bu öğleden sonra eğlenceli bir şey yapabilir miyiz?
- 8excitedadjectiveneutral
heyecanlı
Olan ya da olacak bir şeye duyulan istekli coşkuyu anlatır.
The children were so excited about going to the beach.
Çocuklar sahile gidecekleri için çok heyecanlıydı.
- 9nervousadjectiveneutral
gergin
Özellikle bir olay öncesinde duyulan kaygı ya da endişeyi anlatır.
I always get nervous before exams, even when I've studied a lot.
Çok çalışmış olsam bile sınavlardan önce hep gergin olurum.
- 10proudadjectiveneutral
gururlu
Kişinin kendi ya da bir başkasının başarılarından duyduğu hoşnutluğu anlatır.
My parents were so proud when I graduated from university.
Üniversiteden mezun olduğumda ailem çok gururlandı.
- 11gratefuladjectiveneutral
minnettar
Alınan ya da yaşanan bir şey için duyulan teşekkür hissini anlatır.
I'm so grateful for all the help you've given me.
Bana verdiğin bütün destek için çok minnettarım.
- 12worriedadjectiveneutral
endişeli
Var olan ya da olası sorunlar yüzünden kaygılı ve tedirgin hissetmeyi anlatır.
I'm worried about my exam results – I don't think I did very well.
Sınav sonuçlarım için endişeliyim, pek iyi yaptığımı sanmıyorum.
- 13anxiousadjectiveneutral
kaygılı
Genellikle belirli bir nedeni olmayan, sürekli bir tedirginlik ve huzursuzluk halini anlatır.
I've been feeling really anxious about everything lately.
Son zamanlarda her şey konusunda çok kaygılı hissediyorum.
- 14lonelyadjectiveneutral
yalnız
Tek başına olmaktan ya da arkadaşlık eksikliğinden doğan üzüntüyü anlatır.
I felt quite lonely during my first few weeks in a new city.
Yeni bir şehirdeki ilk birkaç haftamda kendimi epeyce yalnız hissettim.
- 15confusedadjectiveneutral
kafası karışmış
Net düşünememeyi ya da bir şeyi anlayamamayı anlatır.
I'm confused – are we meeting at six or seven?
Kafam karıştı, altıda mı yoksa yedide mi buluşuyoruz?
- 16disappointedadjectiveneutral
hayal kırıklığına uğramış
Beklentiler ya da umutlar karşılanmadığında duyulan üzüntüyü anlatır.
I was really disappointed when the concert was cancelled.
Konser iptal edildiğinde gerçekten hayal kırıklığına uğradım.
- 17embarrassedadjectiveneutral
mahcup
Başkalarının önünde sıkılmış ya da garip duruma düşmüş hissetmeyi anlatır.
I was so embarrassed when I called my teacher 'mum' by accident.
Yanlışlıkla öğretmenime 'anne' dediğimde çok mahcup oldum.
- 18ashamedadjectiveneutral
utanmış
Kişinin kendi davranışları yüzünden duyduğu daha derin bir suçluluk ya da utancı anlatır.
He was ashamed of the way he'd treated her.
Ona davranış biçiminden utanıyordu.
- 19calmadjectiveneutral
sakin
Kaygı ya da tedirginlik içermeyen, huzurlu ve rahat bir hali anlatır.
Try to stay calm – getting angry won't help the situation.
Sakin kalmaya çalış, sinirlenmek duruma çözüm olmaz.
- 20relaxedadjectiveneutral
rahat
Gerginlikten ve stresten uzak hissetmeyi anlatır.
I always feel more relaxed after a long walk.
Uzun bir yürüyüşten sonra kendimi hep daha rahat hissediyorum.
- 21confidentadjectiveneutral
kendine güvenen
Kişinin kendi yeteneklerine duyduğu inancı ve kendinden emin oluşunu anlatır.
She felt much more confident after practising her speech a few times.
Konuşmasını birkaç kez prova ettikten sonra kendine çok daha fazla güvendi.
- 22guiltyadjectiveneutral
suçluluk duyan
Yanlış bir şey yaptığı için kendini sorumlu hissetmeyi anlatır.
I feel guilty about not visiting my grandmother more often.
Anneannemi daha sık ziyaret etmediğim için suçluluk duyuyorum.
- 23hopefuladjectiveneutral
umutlu
Güzel bir şeyin olacağına dair iyimserliği anlatır.
I'm hopeful that things will get better soon.
İşlerin yakında düzeleceği konusunda umutluyum.
- 24miserableadjectiveneutral
perişan
Son derece mutsuz ve huzursuz olmayı anlatır.
I had the flu all week and felt absolutely miserable.
Bütün hafta grip oldum ve kendimi tam anlamıyla perişan hissettim.
- 25upsetadjectiveneutral
morali bozuk
Genellikle başına gelen belirli bir şey yüzünden mutsuz ya da tedirgin olmayı anlatır.
She was really upset when she didn't get the promotion.
Terfi alamayınca morali gerçekten çok bozuldu.
- 26annoyedadjectiveneutral
sinirli
Bir şeye karşı duyulan hafif kızgınlığı ya da rahatsızlığı anlatır.
I'm a bit annoyed that nobody told me the plan had changed.
Planın değiştiğini kimsenin bana söylememesine biraz sinirlendim.
- 27cheerfuladjectiveneutral
neşeli
Gözle görülür biçimde mutlu ve olumlu bir mizacı anlatır.
She's always so cheerful in the mornings – I don't know how she does it.
Sabahları hep çok neşelidir, bunu nasıl başardığını bilmiyorum.
- 28furiousadjectiveneutral
öfkeli
'Angry' sözcüğünden çok daha yoğun, son derece güçlü bir kızgınlığı anlatır.
My dad was furious when he saw I'd dented the car.
Arabayı çizdiğimi görünce babam öfkeden deliye döndü.
- 29terrifiedadjectiveneutral
dehşete düşmüş
'Scared' sözcüğünden çok daha güçlü, aşırı bir korkuyu anlatır.
I was absolutely terrified the first time I went skydiving.
İlk kez paraşütle atladığımda tam anlamıyla dehşete kapılmıştım.
- 30shockedadjectiveneutral
şoke olmuş
Ani ve beklenmedik bir şey karşısında donup kalmayı anlatır.
We were all shocked when we heard the factory was closing.
Fabrikanın kapanacağını duyduğumuzda hepimiz şoke olduk.
- 31stressedadjectiveneutral
stresli
Zihinsel ya da duygusal baskı ve gerginlik hissetmeyi anlatır.
I've been really stressed at work this month.
Bu ay işte gerçekten çok stresliyim.
- 32relievedadjectiveneutral
rahatlamış
Bir endişe ya da sorun ortadan kalktığı için sevinmeyi anlatır.
I was so relieved when I found out I'd passed the exam.
Sınavı geçtiğimi öğrenince çok rahatladım.
- 33contentadjectiveneutral
halinden memnun
Daha fazlasına ihtiyaç duymayan, sessiz bir hoşnutluk halini anlatır.
I don't need a big house – I'm content with what I have.
Büyük bir eve ihtiyacım yok, sahip olduklarımla yetiniyorum.
- 34moodyadjectiveneutral
değişken ruh halli
Ruh hali sık sık ve önceden kestirilemez biçimde değişen kişiyi anlatır.
Teenagers can be really moody – one minute they're fine, the next they're not.
Ergenlerin ruh hali çok değişken olabiliyor: bir dakika iyiler, sonra bir bakmışsın değişmişler.
- 35homesickadjectiveneutral
memleketini özleyen
Evden uzakta olmaktan doğan üzüntüyü anlatır.
I was really homesick during my first month studying abroad.
Yurt dışında okuduğum ilk ayda memleketimi çok özledim.
- 36veryadverbneutral
çok
Bir duygunun derecesini güçlendirmek için kullanılan en yaygın pekiştirme sözcüğü.
I was very happy to hear you got the job.
İşi aldığını duyduğuma çok sevindim.
- 37extremelyadverbneutral
son derece
'Çok büyük ölçüde' anlamı taşıyan güçlü bir pekiştirme sözcüğü.
I was extremely disappointed when the trip was cancelled.
Gezi iptal edildiğinde son derece hayal kırıklığına uğradım.
- 38reallyadverbinformal
gerçekten
'Very' sözcüğüne benzeyen ama sohbet diline daha yakın, yaygın ve gündelik bir pekiştireç.
I'm really sorry for what I said – I didn't mean it.
Söylediklerim için gerçekten çok üzgünüm, öyle demek istememiştim.
- 39prettyadverbinformal
epey
'Epeyce' ya da 'oldukça' anlamına gelen, konuşma dilinde yaygın gündelik bir pekiştireç.
I'm pretty tired – I think I'll go to bed early.
Epey yorgunum, sanırım erken yatacağım.
- 40soadverbneutral
öyle, o kadar
Konuşulan İngilizcede çok yaygın olan ve genellikle güçlü bir duyguyu gösteren bir pekiştireç.
I'm so happy you could come to the party!
Partiye gelebilmene o kadar sevindim ki!
- 41absolutelyadverbneutral
kesinlikle
'Furious' ya da 'terrified' gibi uç sıfatlarla birlikte kullanılan güçlü bir pekiştireç.
She was absolutely furious when she found out he'd lied.
Adamın yalan söylediğini öğrendiğinde kesinlikle küplere binmişti.
- 42moodnounneutral
ruh hali
Geçici bir duygusal durumu ya da ortamın havasını anlatır.
I'm not in the mood for cooking tonight – let's order pizza.
Bu akşam yemek yapacak havada değilim, hadi pizza söyleyelim.
- 43fearnounneutral
korku
Tehlikeli ya da acı verici bir şeyin olabileceği inancından doğan duygu.
Her biggest fear is losing the people she loves.
En büyük korkusu sevdiği insanları kaybetmek.
- 44angernounneutral
öfke
Kızgın olma duygusunun ad biçimi.
I could see the anger in his face when he found out what happened.
Olanları öğrendiğinde yüzündeki öfkeyi görebiliyordum.
- 45joynounneutral
sevinç
Büyük bir mutluluk ve haz duygusu.
The children's faces were full of joy when they saw the snow.
Kar yağdığını gören çocukların yüzü sevinçle doldu.
- 46stressnounneutral
stres
Zorlayıcı koşullardan doğan zihinsel ya da duygusal baskı.
Work stress has been affecting my sleep lately.
İş stresi son zamanlarda uykumu etkiliyor.
- 47reliefnounneutral
rahatlama
Kaygı ya da sıkıntının ardından duyulan içi rahatlama hissi.
It was such a relief to finally finish all my exams.
Bütün sınavlarımı sonunda bitirmek büyük bir rahatlamaydı.
- 48shamenounneutral
utanç
Yanlış bir davranıştan doğan, acı veren aşağılanma ya da sıkıntı duygusu.
He was filled with shame after shouting at his mother.
Annesine bağırdıktan sonra içi utançla doldu.
- 49to worryverbneutral
endişelenmek
Var olan ya da olası sorunlar yüzünden kaygılanmak, tedirgin olmak.
Don't worry – everything is going to be fine.
Endişelenme, her şey yoluna girecek.
- 50to missverbneutral
özlemek
Biri ya da bir şey yanında olmadığı için üzgün hissetmek.
I really miss my friends from university.
Üniversiteden arkadaşlarımı gerçekten çok özlüyorum.
- 51to cheer upphrasal verbneutral
neşelenmek, neşelendirmek
Daha mutlu olmak ya da bir başkasını daha mutlu etmek.
Cheer up! It's not the end of the world.
Neşelen biraz! Dünyanın sonu değil.
- 52to calm downphrasal verbneutral
sakinleşmek
Daha az tedirgin, kızgın ya da heyecanlı hale gelmek.
It took me a while to calm down after the argument.
Tartışmadan sonra sakinleşmem biraz zaman aldı.
- 53to look forward tophrasal verbneutral
sabırsızlıkla beklemek
Olacak bir şey için heyecanlı ve mutlu hissetmek.
I'm really looking forward to the weekend.
Hafta sonunu gerçekten sabırsızlıkla bekliyorum.
- 54in a good moodphraseneutral
keyfi yerinde
Şu anda mutlu ve olumlu hisseden birini anlatır.
My boss is in a good mood today – maybe I should ask for that day off.
Müdürümün bugün keyfi yerinde, belki de o izin gününü istesem iyi olur.
- 55in a bad moodphraseneutral
keyfi yerinde değil
Şu anda sinirli ya da mutsuz hisseden birini anlatır.
Don't take it personally – he's just in a bad mood.
Üstüne alınma, sadece keyfi yerinde değil.
- 56to burst into tearsphraseneutral
gözyaşlarına boğulmak
Genellikle güçlü bir duygunun etkisiyle birdenbire ağlamaya başlamak.
She burst into tears when she read the letter from her grandmother.
Anneannesinin mektubunu okuyunca gözyaşlarına boğuldu.
- 57jealousadjectiveneutral
kıskanç
(1) Bir başkasında olan şeye duyulan hırslı özlemi ya da (2) bir ilişkide sahiplenici veya tehdit altında hissetmeyi anlatır.
I'm a bit jealous that you're going on holiday and I'm stuck at work.
Sen tatile gidiyorsun diye biraz kıskandım, ben ise işe çakılıp kaldım.
- 58frustratedadjectiveneutral
bunalmış
İşler beklendiği gibi gitmediği ya da çabalar engellendiği için canı sıkkın olma halini anlatır.
I'm getting really frustrated with this computer – it keeps crashing.
Bu bilgisayardan iyice bunaldım, sürekli çöküyor.
- 59afraidadjectiveneutral/formal
korku duyan
Korku hissetmeyi anlatır; 'scared' sözcüğünden biraz daha resmidir.
A lot of people are afraid of speaking in public.
Pek çok insan topluluk önünde konuşmaktan korkar.
- 60delightedadjectiveformal
çok memnun
Fazlasıyla hoşnut olmayı anlatır; 'çok mutlu' demekten biraz daha resmidir.
She was absolutely delighted when her sister said she was coming to visit.
Kız kardeşinin ziyarete geleceğini söylemesine son derece sevindi.
- 61a littleadverb phraseneutral
biraz
Bir duygunun şiddetini yumuşatmak için sıfatların önünde kullanılır.
I'm a little nervous about the presentation tomorrow.
Yarınki sunum için biraz gerginim.
- 62quiteadverbneutral
oldukça
Bir duygunun orta derecede olduğunu, 'biraz' ile 'çok' arasında bir yerde durduğunu belirtmek için kullanılır. Not: İngiliz İngilizcesinde 'quite', derecelendirilebilir sıfatlarla genellikle 'epeyce, bir ölçüde' anlamına gelirken, Amerikan İngilizcesinde çoğu zaman 'çok, gerçekten' anlamına kayar.
I was quite happy with how the interview went – not perfect, but pretty good.
Görüşmenin gidişatından oldukça memnundum: kusursuz değildi ama epey iyiydi.
- 63ratheradverbformalBritish English
bir hayli
Bir duyguyu yumuşatmak için kullanılır ve çoğu zaman söyleneni hafifletme tonu taşır. Özellikle İngiliz İngilizcesinde yaygındır; orada sıklıkla olduğundan daha azını söyleme etkisi yaratır.
I'm rather nervous about meeting his parents for the first time.
Onun ailesiyle ilk kez tanışacağım için bir hayli gerginim.
- 64feelingnounneutral
duygu
Duygusal bir durumu ya da duyumu anlatan genel bir terim.
Can you describe the feeling you get when you hear that song?
O şarkıyı duyduğunda içinde beliren duyguyu anlatabilir misin?
- 65madadjectiveinformalAmerican English
kızgın (Amerikan İngilizcesi)
Kızgın ya da sinirli hissetmeyi anlatan, Amerikan İngilizcesine özgü gündelik bir sözcük.
She was really mad at me for forgetting her birthday.
Doğum gününü unuttuğum için bana çok kızdı.
- 66crossadjectiveinformalBritish English
kızgın (İngiliz İngilizcesi)
Sinirli ya da hafifçe kızgın hissetmeyi anlatan, İngiliz İngilizcesine özgü bir sözcük.
Mum was cross with us for coming home so late.
Eve bu kadar geç geldiğimiz için annem bize darıldı.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Başlangıç seviyesinde mutlu, üzgün, kızgın, korkmuş gibi temel sözcüklerle başlıyorsunuz; ileri seviyeye doğru gururlu, kıskanç, minnettar gibi daha ince tonlar ve biraz, çok, oldukça gibi derece zarfları ekleniyor. Ne hissettiğinizi adlandırabilmek, insanlarla kurduğunuz bağı derinleştirir. Temel duygularla yetinmeyip ruh hâlinizi ince ayrıntısına kadar anlatabilmeniz için kapsam adım adım genişliyor.