b1Kelime paketi

Spor ve fitness

Antrenman, müsabaka, salon ve formda kalmanın kelimeleri.

64 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

64 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    matchnounneutral

    maç (İngiliz İngilizcesi)

    Özellikle futbol, tenis ya da krikette iki oyuncu veya takım arasındaki sportif karşılaşma.

    The match kicks off at three o'clock this afternoon.

    Maç bu öğleden sonra saat üçte başlıyor.

  • 2
    gamenounneutralAmerican English

    maç (Amerikan İngilizcesi)

    Kurallara göre oynanan tek bir müsabaka; spor karşılaşmaları için Amerikan İngilizcesinde yaygındır.

    Are you coming to the basketball game on Friday night?

    Cuma akşamı basketbol maçına geliyor musun?

  • 3
    teamnounneutral

    takım

    Aynı tarafta birlikte yarışan oyuncu grubu.

    Our team has won every game so far this season.

    Takımımız bu sezon şimdiye kadar bütün maçlarını kazandı.

  • 4
    scorenounneutral

    skor

    Bir maçta iki tarafın da elde ettiği sayı, gol ya da koşu adedi.

    What was the final score of the match?

    Maçın son skoru neydi?

  • 5
    scoreverbneutral

    sayı yapmak

    Bir maçta sayı, gol ya da koşu kazanmak.

    He scored the winning goal in the last minute.

    Son dakikada galibiyeti getiren golü attı.

  • 6
    winverbneutral

    kazanmak

    Bir maçta ya da yarışmada birinci gelmek, galip olmak.

    I really hope our team wins the championship this year.

    Umarım takımımız bu yıl şampiyonluğu kazanır.

  • 7
    loseverbneutral

    kaybetmek

    Bir maçta ya da yarışmada yenilmek.

    We lost the final, but everyone played really well.

    Finali kaybettik ama herkes gerçekten çok iyi oynadı.

  • 8
    drawnounneutral

    beraberlik

    Her iki takımın da aynı skoru elde ettiği sonuç; berabere kalma.

    The game ended in a one-all draw.

    Karşılaşma bir bir beraberlikle sona erdi.

  • 9
    championshipnounneutral

    şampiyona

    Bir spor dalında en iyi oyuncuyu ya da takımı belirlemek için düzenlenen yarışma.

    They've reached the world championship for the first time.

    İlk kez dünya şampiyonasına yükseldiler.

  • 10
    tournamentnounneutral

    turnuva

    Tek bir kazanan kalana kadar oyuncuların yarıştığı bir dizi maç ya da müsabaka.

    The tennis tournament lasts two weeks.

    Tenis turnuvası iki hafta sürüyor.

  • 11
    opponentnounneutral

    rakip

    Karşısında yarıştığın kişi ya da takım.

    Her opponent was much taller and stronger.

    Rakibi ondan çok daha uzun ve güçlüydü.

  • 12
    refereenounneutral

    hakem

    Özellikle futbol ve boksta maçı yöneten ve kurallara uyulmasını sağlayan görevli.

    The referee blew his whistle and stopped the game.

    Hakem düdüğünü çaldı ve oyunu durdurdu.

  • 13
    coachnounneutral

    antrenör

    Bir spor takımını ya da sporcuyu çalıştıran ve taktikleri belirleyen kişi.

    The coach told us to keep our heads up after the loss.

    Antrenör yenilgiden sonra başımızı dik tutmamızı söyledi.

  • 14
    athletenounneutral

    sporcu

    Sporda başarılı olan, özellikle üst düzeyde yarışan kişi.

    Top athletes train for several hours every day.

    Üst düzey sporcular her gün birkaç saat çalışır.

  • 15
    playernounneutral

    oyuncu

    Bir oyuna ya da spora katılan kişi.

    She's the best player on the whole team.

    Bütün takımın en iyi oyuncusu o.

  • 16
    fannouninformal

    taraftar

    Bir takımı, spor dalını ya da sporcuyu güçlü biçimde destekleyen kişi.

    Thousands of fans filled the stadium before the game.

    Maçtan önce binlerce taraftar stadyumu doldurdu.

  • 17
    stadiumnounneutral

    stadyum

    Seyirciler için oturma yerleri bulunan büyük spor alanı.

    The new stadium can hold sixty thousand people.

    Yeni stadyum altmış bin kişi alabiliyor.

  • 18
    goalnounneutral

    gol

    Futbol, hokey ve benzeri sporlarda topu ağlara göndererek kazanılan sayı.

    He scored a brilliant goal from outside the box.

    Ceza sahasının dışından harika bir gol attı.

  • 19
    exercisenounneutral

    egzersiz

    Sağlıklı ve zinde kalmak için yapılan bedensel etkinlik.

    Doctors recommend at least thirty minutes of exercise a day.

    Doktorlar günde en az otuz dakika egzersiz öneriyor.

  • 20
    exerciseverbneutral

    egzersiz yapmak

    Zinde ve sağlıklı kalmak için bedensel etkinlik yapmak.

    I try to exercise three or four times a week.

    Haftada üç dört kez egzersiz yapmaya çalışıyorum.

  • 21
    gymnounneutral

    spor salonu

    Bedensel egzersiz için gerekli araçların bulunduğu bina ya da oda.

    I'm going to the gym after work to lift some weights.

    İşten sonra biraz ağırlık kaldırmak için spor salonuna gideceğim.

  • 22
    trainingnounneutral

    antrenman

    Çalışma ve egzersiz yoluyla bir spora hazırlanma ya da kondisyonu geliştirme süreci.

    The team has training every Tuesday and Thursday.

    Takımın her salı ve perşembe antrenmanı var.

  • 23
    trainverbneutral

    antrenman yapmak

    Bir spora ya da yarışmaya bedensel olarak hazırlanmak ve çalışmak.

    He trains for two hours every day before the season starts.

    Sezon başlamadan önce her gün iki saat antrenman yapıyor.

  • 24
    musclenounneutral

    kas

    Hareketi ve gücü sağlayan vücut dokusu; sıklıkla kondisyon bağlamında konuşulur.

    Lifting weights helps you build muscle.

    Ağırlık kaldırmak kas yapmana yardımcı olur.

  • 25
    fitadjectiveneutral

    formda

    Düzenli egzersiz sayesinde iyi bir bedensel durumda olan.

    Running every morning keeps me fit.

    Her sabah koşmak beni formda tutuyor.

  • 26
    fitnessnounneutral

    kondisyon

    Bedensel olarak sağlıklı ve güçlü olma durumu.

    His fitness has improved a lot since he started cycling.

    Bisiklete başladığından beri kondisyonu çok gelişti.

  • 27
    work outphrasal verbinformal

    spor yapmak

    Özellikle spor salonunda, forma girmek ya da güçlenmek için bedensel egzersiz yapmak.

    I work out at the gym three times a week.

    Haftada üç kez spor salonunda çalışıyorum.

  • 28
    warm upphrasal verbneutral

    ısınmak

    Spordan ya da antrenmandan önce vücudu hazırlamak için hafif hareketler yapmak.

    Always warm up before you start running.

    Koşmaya başlamadan önce mutlaka ısın.

  • 29
    runverbneutral

    koşmak

    Yürümekten daha hızlı biçimde ayakla ilerlemek.

    She runs five kilometres every morning.

    Her sabah beş kilometre koşuyor.

  • 30
    kickverbneutral

    tekmelemek

    Özellikle topa olmak üzere bir şeye ayakla vurmak.

    He kicked the ball straight into the net.

    Topa vurup doğrudan ağlara gönderdi.

  • 31
    throwverbneutral

    atmak

    Bir şeyi elini ve kolunu kullanarak havada göndermek.

    She threw the ball to her teammate.

    Topu takım arkadaşına attı.

  • 32
    catchverbneutral

    yakalamak

    Havada hareket eden bir şeyi ellerinle tutmak.

    He caught the ball with one hand.

    Topu tek eliyle yakaladı.

  • 33
    swimverbneutral

    yüzmek

    Kollarını ve bacaklarını kullanarak suda ilerlemek.

    I learned to swim when I was six years old.

    Altı yaşındayken yüzmeyi öğrendim.

  • 34
    jumpverbneutral

    zıplamak

    Bacaklarını kullanarak kendini yerden yukarı itmek.

    He jumped high to head the ball.

    Topa kafa vurmak için yükseğe zıpladı.

  • 35
    passverbneutral

    pas vermek

    Maç sırasında topu bir takım arkadaşına vermek.

    He passed the ball to the striker.

    Topu forvete pas verdi.

  • 36
    beatverbneutral

    yenmek

    Bir oyunda ya da yarışmada birini alt etmek.

    We beat them three-nil last weekend.

    Geçen hafta sonu onları üç sıfır yendik.

  • 37
    competeverbneutral

    yarışmak

    Bir müsabakaya katılıp başkalarına karşı kazanmaya çalışmak.

    Athletes from over a hundred countries will compete in the games.

    Yüzden fazla ülkeden sporcu oyunlarda yarışacak.

  • 38
    practicenounneutral

    alıştırma

    Sporda bir beceriyi geliştirmek için tekrar tekrar yapılan çalışma.

    Football practice is cancelled because of the rain.

    Yağmur yüzünden futbol çalışması iptal edildi.

  • 39
    racenounneutral

    yarış

    Belirli bir mesafede kimin en hızlı olduğunu görmek için yapılan müsabaka.

    He came first in the hundred-metre race.

    Yüz metre yarışında birinci geldi.

  • 40
    marathonnounneutral

    maraton

    Yaklaşık kırk iki kilometrelik uzun mesafe koşusu.

    She's running her first marathon this autumn.

    Bu sonbaharda ilk maratonunu koşuyor.

  • 41
    footballnounneutral

    futbol (İngiliz İngilizcesi)

    Topa vurarak rakibin kalesine göndermeye dayanan takım sporu; Amerikan İngilizcesinde 'soccer' denir.

    We play football in the park every Sunday.

    Her pazar parkta futbol oynuyoruz.

  • 42
    basketballnounneutral

    basketbol

    Oyuncuların topu yüksek bir potadan geçirdiği takım sporu.

    He's tall, so he's really good at basketball.

    Uzun boylu olduğu için basketbolda gerçekten çok iyi.

  • 43
    tennisnounneutral

    tenis

    İki ya da dört kişinin raketlerle topu filenin üzerinden vurduğu spor.

    Do you fancy a game of tennis on Saturday?

    Cumartesi bir tenis maçı yapalım mı?

  • 44
    swimmingnounneutral

    yüzme

    Suda ilerleme etkinliği ya da spor dalı.

    Swimming is great exercise for the whole body.

    Yüzme bütün vücut için harika bir egzersizdir.

  • 45
    cyclingnounneutral

    bisiklet sürme

    Bisiklet sürme etkinliği ya da spor dalı.

    Cycling to work keeps me fit and saves money.

    İşe bisikletle gitmek beni formda tutuyor ve paradan tasarruf ettiriyor.

  • 46
    boxingnounneutral

    boks

    İki kişinin yumruklarıyla ve eldivenlerle dövüştüğü mücadele sporu.

    He took up boxing to learn how to defend himself.

    Kendini savunmayı öğrenmek için boksa başladı.

  • 47
    yoganounneutral

    yoga

    Denetimli hareketler, esneme ve nefes çalışmaları içeren bir egzersiz türü.

    I do yoga every morning to relax and stretch.

    Her sabah rahatlamak ve esnemek için yoga yapıyorum.

  • 48
    captainnounneutral

    takım kaptanı

    Bir spor takımının lideri.

    As captain, she leads the team out onto the pitch.

    Takım kaptanı olarak takımı sahaya o çıkarıyor.

  • 49
    whistlenounneutral

    düdük

    Hakemin oyunu başlatmak, durdurmak ya da yönetmek için çaldığı küçük araç.

    The referee blew the whistle for full time.

    Hakem maçın bitişi için düdüğü çaldı.

  • 50
    pitchnounneutral

    saha (İngiliz İngilizcesi)

    Futbol, ragbi ya da kriket oynamak için çizgilerle işaretlenmiş alan.

    The players walked onto the pitch to loud cheers.

    Oyuncular gür tezahüratlar arasında sahaya çıktı.

  • 51
    courtnounneutral

    kort

    Tenis, basketbol ya da voleybol gibi sporlar için çizgilerle işaretlenmiş alan.

    They booked a tennis court for an hour.

    Bir saatliğine tenis kortu ayırttılar.

  • 52
    weightsnounneutral

    ağırlık

    Güç ve kas geliştirmek için egzersiz sırasında kaldırılan ağır nesneler.

    He lifts weights at the gym to build muscle.

    Kas yapmak için spor salonunda ağırlık kaldırıyor.

  • 53
    championnounneutral

    şampiyon

    Bir yarışmayı kazanan ya da en iyi olan kişi veya takım.

    She's the reigning world champion in her weight class.

    Kendi sıkletinde hüküm süren dünya şampiyonu.

  • 54
    get fitexpressioninformal

    forma girmek

    Egzersiz yoluyla bedensel olarak sağlıklı ve güçlü hale gelmek.

    I joined the gym to get fit before the summer.

    Yazdan önce forma girmek için spor salonuna üye oldum.

  • 55
    keep fitexpressioninformal

    formunu korumak

    Düzenli egzersizle iyi bedensel durumu sürdürmek.

    I go swimming twice a week to keep fit.

    Formumu korumak için haftada iki kez yüzmeye gidiyorum.

  • 56
    score a goalexpressionneutral

    gol atmak

    Futbol ve benzeri sporlarda topu ağlara göndererek sayı kazanmak.

    He scored an amazing goal in the final minute.

    Son dakikada muhteşem bir gol attı.

  • 57
    go for a runexpressioninformal

    koşuya çıkmak

    Egzersiz olarak, genellikle açık havada koşmak üzere dışarı çıkmak.

    I'm going to go for a run before breakfast.

    Kahvaltıdan önce koşuya çıkacağım.

  • 58
    half-timenounneutral

    devre arası

    Bir maçın iki yarısı arasındaki mola.

    We were losing one-nil at half-time.

    Devre arasında bir sıfır geride kalmıştık.

  • 59
    kick offphrasal verbneutral

    başlama vuruşu yapmak

    Bir futbol maçını ya da karşılaşmayı başlatmak.

    The match kicks off at eight tonight.

    Maç bu akşam sekizde başlıyor.

  • 60
    competitionnounneutral

    yarışma

    İnsanların en iyi olarak kazanmaya çalıştığı düzenlenmiş etkinlik.

    She entered a swimming competition and came second.

    Bir yüzme yarışmasına katıldı ve ikinci oldu.

  • 61
    medalnounneutral

    madalya

    Bir yarışmada kazanana verilen, çoğunlukla altın, gümüş ya da bronz olan metal ödül.

    She won a gold medal at the Olympics.

    Olimpiyatlarda altın madalya kazandı.

  • 62
    be intoexpressioninformal

    meraklısı olmak

    Bir spora ya da etkinliğe çok ilgi duymak, ona hevesli olmak.

    She is really into rock climbing these days.

    Bu aralar kaya tırmanışının gerçek bir meraklısı.

  • 63
    soccernounneutralAmerican English

    futbol (Amerikan İngilizcesi)

    Yuvarlak topa vurarak kaleye göndermeye dayanan takım sporu için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük (çoğu ülkede 'football' denir).

    My son plays soccer every Saturday morning.

    Oğlum her cumartesi sabahı futbol oynuyor.

  • 64
    fieldnounneutralAmerican English

    saha (Amerikan İngilizcesi)

    Futbolun oynandığı, çizgilerle işaretlenmiş çimenli alan için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük (İngiliz İngilizcesinde 'pitch').

    The players walked onto the field before the game.

    Oyuncular maçtan önce sahaya çıktı.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Sahayı, salonu ve tribünü orta seviyeye ayarlanmış tek bir dağarcık besliyor. Branş adlarının yanında maç, takım, skor, kazanmak, kaybetmek ve şampiyona gibi müsabaka sözcüklerini; egzersiz, antrenman, kondisyon, kas gibi form terimlerini; koşmak, vurmak, atmak, tutmak, yüzmek gibi eylemleri sıralıyor. Takip ettiğiniz takımı anlatabilir, kendi rutininizden söz edebilirsiniz. Spor sayfasını artık tam olarak anlıyorsunuz.

B1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi