b1Kelime paketi

Şehir hayatı

Sokaklar, toplu taşıma, kamu hizmetleri ve kalabalığın içinde yaşamak.

69 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

69 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    streetnounneutral

    sokak

    Bir kasabada ya da şehirde, genellikle iki yanında binalar bulunan umumi yol.

    They live on a quiet street just off the main road.

    Ana yoldan hemen sapınca gelen sakin bir sokakta oturuyorlar.

  • 2
    buildingnounneutral

    bina

    Ev, ofis ya da dükkân gibi duvarları ve çatısı olan yapı.

    That old building used to be a factory.

    Şu eski bina eskiden fabrikaydı.

  • 3
    skyscrapernounneutral

    gökdelen

    Genellikle şehir merkezinde bulunan, çok yüksek modern yapı.

    You can see the whole city from the top of that skyscraper.

    Şu gökdelenin tepesinden bütün şehir görülebiliyor.

  • 4
    parknounneutral

    park (şehir parkı)

    Şehirde dinlenmek, yürümek ya da oyun oynamak için kullanılan umumi yeşil alan.

    Let's take the kids to the park this afternoon.

    Bu öğleden sonra çocukları parka götürelim.

  • 5
    bridgenounneutral

    köprü

    Karşıdan karşıya geçmeyi sağlamak için bir ırmağın, yolun ya da demiryolunun üzerine kurulan yapı.

    We walked across the bridge to get to the other side of the river.

    Irmağın öbür yakasına geçmek için köprüden yürüdük.

  • 6
    squarenounneutral

    meydan

    Bir kasabada, çoğu zaman çevresi binalarla kuşatılmış açık umumi alan.

    We met for coffee in the main square.

    Kahve içmek için ana meydanda buluştuk.

  • 7
    sidewalknounneutralAmerican English

    kaldırım (Amerikan İngilizcesi)

    Sokağın kenarında, insanların yürümesi için yapılmış taş döşeli yol (Amerikan İngilizcesi).

    Please don't ride your bike on the sidewalk.

    Lütfen bisikletinizi kaldırımda sürmeyin.

  • 8
    pavementnounneutralBritish English

    kaldırım (İngiliz İngilizcesi)

    Sokağın kenarında yayalar için ayrılmış taş döşeli yol (İngiliz İngilizcesi).

    An old man was walking slowly along the pavement.

    Yaşlı bir adam kaldırımda ağır ağır yürüyordu.

  • 9
    trafficnounneutral

    trafik

    Bir bölgede yollarda hareket hâlindeki taşıtlar, özellikle de sayıları çok olduğunda.

    I was late because the traffic was terrible this morning.

    Geç kaldım çünkü bu sabah trafik berbattı.

  • 10
    traffic lightnounneutral

    trafik ışığı

    Kavşaklarda trafiği yöneten renkli işaret takımı.

    Turn left at the next traffic light.

    Bir sonraki trafik ışığından sola dönün.

  • 11
    traffic jamnounneutral

    trafik sıkışıklığı

    İlerleyemeyen ya da çok yavaş ilerleyen uzun taşıt dizisi.

    We got stuck in a huge traffic jam on the motorway.

    Otoyolda büyük bir trafik sıkışıklığına yakalandık.

  • 12
    rush hournounneutral

    yoğun saatler

    Birçok insanın işe gidip geldiği, günün kalabalık saatleri.

    Try not to drive during rush hour if you can avoid it.

    Mümkünse yoğun saatlerde araba kullanmamaya çalış.

  • 13
    parkingnounneutral

    park etme

    Bir taşıtı bir yere bırakma işi ya da bunun için ayrılmış yer.

    Finding parking in the city centre is a nightmare.

    Şehir merkezinde park edecek yer bulmak tam bir kâbus.

  • 14
    car parknounneutralBritish English

    otopark (İngiliz İngilizcesi)

    Arabaların park edilebildiği alan ya da yapı (İngiliz İngilizcesi).

    Leave your car in the multi-storey car park behind the mall.

    Arabanızı alışveriş merkezinin arkasındaki katlı otoparka bırakın.

  • 15
    parking lotnounneutralAmerican English

    otopark (Amerikan İngilizcesi)

    Arabaların park edilebildiği açık alan (Amerikan İngilizcesi).

    I'll meet you in the parking lot outside the supermarket.

    Seninle süpermarketin önündeki otoparkta buluşuruz.

  • 16
    public transportnounneutral

    toplu taşıma

    Halkın ortak kullanımına açık otobüs, tren ve benzeri hizmetler.

    I gave up my car and now I use public transport every day.

    Arabamdan vazgeçtim, artık her gün toplu taşıma kullanıyorum.

  • 17
    bus stopnounneutral

    otobüs durağı

    Otobüslerin yolcu alıp indirmek için durduğu yer.

    There's a bus stop right outside my building.

    Binamın tam önünde bir otobüs durağı var.

  • 18
    subwaynounneutralAmerican English

    metro (Amerikan İngilizcesi)

    Bir şehirdeki yeraltı demiryolu sistemi (Amerikan İngilizcesi).

    It's quicker to take the subway than to drive downtown.

    Şehir merkezine arabayla gitmektense metroya binmek daha hızlı.

  • 19
    undergroundnounneutralBritish English

    metro (İngiliz İngilizcesi)

    Özellikle Londra'daki yeraltı demiryolu sistemi (İngiliz İngilizcesi).

    We took the underground from the airport into the city.

    Havaalanından şehre metroyla geldik.

  • 20
    neighbourhoodnounneutralBritish English

    mahalle (İngiliz yazımı)

    Bir kasabanın ya da şehrin belirli bir bölgesi ve orada yaşayan insanlar.

    We moved to a friendly neighbourhood on the edge of town.

    Şehrin kenarındaki güler yüzlü bir mahalleye taşındık.

  • 21
    neighbournounneutralBritish English

    komşu (İngiliz yazımı)

    Yakınınızda ya da yanınızda oturan kişi (İngiliz yazımı).

    Our new neighbours invited us round for dinner.

    Yeni komşularımız bizi akşam yemeğine çağırdı.

  • 22
    suburbnounneutral

    banliyö

    Bir şehrin çevresinde yer alan, ağırlıklı olarak konutlardan oluşan bölge.

    They live in a quiet suburb about an hour from the centre.

    Merkeze yaklaşık bir saat uzaklıktaki sakin bir banliyöde oturuyorlar.

  • 23
    city centrenounneutralBritish English

    şehir merkezi (İngiliz İngilizcesi)

    Bir şehrin dükkânların, ofislerin ve başlıca gezi yerlerinin bulunduğu orta bölümü (İngiliz İngilizcesi).

    The hotel is right in the city centre, close to everything.

    Otel tam şehir merkezinde, her yere yakın.

  • 24
    outskirtsnounneutral

    şehrin dış kesimleri

    Bir kasabanın ya da şehrin merkezden uzaktaki dış bölümleri.

    The new shopping centre is on the outskirts of town.

    Yeni alışveriş merkezi şehrin dış kesimlerinde.

  • 25
    police stationnounneutral

    karakol

    Polis teşkilatının yerel bürosu.

    You should report the theft at the nearest police station.

    Hırsızlığı en yakın karakolda bildirmelisiniz.

  • 26
    fire stationnounneutral

    itfaiye binası

    İtfaiyecilerin ve itfaiye araçlarının bulunduğu yapı.

    There's a fire station just around the corner from us.

    Hemen köşe başımızda bir itfaiye binası var.

  • 27
    fire departmentnounneutral

    itfaiye

    Yangınları söndürmek ve kurtarma yapmakla görevli kamu hizmeti.

    Someone called the fire department when smoke filled the kitchen.

    Mutfağı duman kaplayınca biri itfaiyeyi aradı.

  • 28
    librarynounneutral

    kütüphane

    Kitap ödünç alabildiğiniz ya da okuyabildiğiniz umumi yapı.

    I borrowed these novels from the local library.

    Bu romanları mahalledeki kütüphaneden ödünç aldım.

  • 29
    post officenounneutral

    postane

    Mektup ve koli gönderebildiğiniz, pul satın alabildiğiniz yer.

    I need to go to the post office to post this parcel.

    Bu koliyi göndermek için postaneye gitmem gerekiyor.

  • 30
    town hallnounneutral

    belediye binası (İngiliz İngilizcesi)

    Bir kasabanın yerel yönetimi için kullanılan yapı.

    The meeting will be held at the town hall on Thursday.

    Toplantı perşembe günü belediye binasında yapılacak.

  • 31
    hospitalnounneutral

    hastane

    Hasta ya da yaralı kişilerin tedavi edildiği ve bakıldığı yer.

    She was taken to hospital after the accident.

    Kazadan sonra hastaneye kaldırıldı.

  • 32
    townnounneutral

    kasaba

    Evleri, dükkânları ve binaları olan, köyden büyük ama şehirden küçük yerleşim.

    I grew up in a small town by the sea.

    Deniz kenarında küçük bir kasabada büyüdüm.

  • 33
    citynounneutral

    şehir

    Nüfusu ve yapıları çok olan büyük ve önemli yerleşim.

    Living in a big city can be exciting but exhausting.

    Büyük bir şehirde yaşamak heyecan verici ama yorucu olabiliyor.

  • 34
    blocknounneutral

    blok

    Bir şehirde dört bir yanı sokaklarla çevrili bina öbeği ya da alan.

    The cafe is just two blocks from here.

    Kafe buradan sadece iki blok ötede.

  • 35
    block of flatsnounneutralBritish English

    apartman (İngiliz İngilizcesi)

    Ayrı ayrı dairelere bölünmüş büyük yapı (İngiliz İngilizcesi).

    They live in a modern block of flats near the river.

    Irmağın yakınındaki modern bir apartmanda oturuyorlar.

  • 36
    apartmentnounneutral

    daire (Amerikan İngilizcesi)

    Genellikle bir yapının tek katında yer alan, oturmaya elverişli oda takımı.

    We're renting a small apartment in the centre of town.

    Kasabanın merkezinde küçük bir daire kiralıyoruz.

  • 37
    flatnounneutralBritish English

    daire (İngiliz İngilizcesi)

    Bir yapının tek katında yer alan, oturmaya elverişli oda takımı (İngiliz İngilizcesi).

    I share a flat with two friends from university.

    Üniversiteden iki arkadaşımla aynı dairede kalıyorum.

  • 38
    residentnounneutral

    sakin (bir yerde oturan)

    Belirli bir yerde yaşayan kişi.

    Local residents complained about the noise from the bar.

    Mahalle sakinleri bardan gelen gürültüden yakındı.

  • 39
    crossroadsnounneutral

    dörtyol ağzı

    İki ya da daha çok yolun birbirini kestiği yer.

    Turn right at the crossroads and the shop is on your left.

    Dörtyol ağzından sağa dönün, dükkân solunuzda kalacak.

  • 40
    roundaboutnounneutralBritish English

    döner kavşak

    Trafiğin ortadaki adanın çevresinde döndüğü dairesel kavşak (İngiliz İngilizcesi).

    Take the second exit at the roundabout.

    Döner kavşaktan ikinci çıkışı kullanın.

  • 41
    zebra crossingnounneutralBritish English

    yaya geçidi (İngiliz İngilizcesi)

    Yayaların karşıdan karşıya geçebilmesi için beyaz çizgilerle işaretlenmiş yer (İngiliz İngilizcesi).

    Always cross at the zebra crossing, not in the middle of the road.

    Yolun ortasından değil, her zaman yaya geçidinden karşıya geçin.

  • 42
    street lightnounneutral

    sokak lambası

    Geceleri sokağı aydınlatan, uzun bir direğin üzerindeki lamba.

    The street lights come on automatically when it gets dark.

    Hava kararınca sokak lambaları kendiliğinden yanıyor.

  • 43
    junctionnounneutral

    kavşak

    İki ya da daha çok yolun veya demiryolu hattının birleştiği nokta.

    Leave the motorway at junction twelve.

    Otoyoldan on ikinci kavşakta çıkın.

  • 44
    fountainnounneutral

    süs çeşmesi

    Çoğu zaman bir meydanda ya da parkta bulunan, suyu havaya fışkırtan yapı.

    People were throwing coins into the fountain in the square.

    İnsanlar meydandaki süs çeşmesine bozuk para atıyordu.

  • 45
    statuenounneutral

    heykel

    Çoğunlukla taştan ya da metalden yapılmış, halka açık yerde sergilenen insan veya hayvan figürü.

    There's a statue of the city's founder in the main square.

    Ana meydanda şehrin kurucusunun heykeli var.

  • 46
    shopping centrenounneutralBritish English

    alışveriş merkezi (İngiliz İngilizcesi)

    Tek çatı altında çok sayıda dükkânın bulunduğu büyük yapı ya da alan (İngiliz İngilizcesi).

    The new shopping centre has over a hundred stores.

    Yeni alışveriş merkezinde yüzden fazla mağaza var.

  • 47
    marketnounneutral

    pazar

    İnsanların tezgâhlardan mal alıp sattığı, çoğu zaman açık havada kurulan alan.

    I buy my fruit and vegetables at the local market.

    Meyve ve sebzemi mahalledeki pazardan alıyorum.

  • 48
    pedestriannounneutral

    yaya

    Özellikle taşıtların kullandığı bir alanda yürüyen kişi.

    Drivers must give way to pedestrians at the crossing.

    Sürücüler geçitte yayalara yol vermek zorundadır.

  • 49
    crowdedadjectiveneutral

    kalabalık

    İnsanla dolu, kımıldayacak yer bırakmayan.

    The streets were too crowded to walk quickly.

    Sokaklar hızlı yürüyemeyecek kadar kalabalıktı.

  • 50
    livelyadjectiveneutral

    canlı

    Enerji ve hareket dolu; hoş bir biçimde hareketli.

    It's a lively neighbourhood with lots of bars and cafes.

    Burası bar ve kafelerle dolu, canlı bir mahalle.

  • 51
    noisyadjectiveneutral

    gürültülü

    Çok fazla yüksek ses çıkaran ya da böyle sesle dolu.

    Our flat is a bit noisy because it's on a main road.

    Dairemiz ana yolda olduğu için biraz gürültülü.

  • 52
    commuteverbneutral

    işe gidip gelmek

    Ev ile iş arasında düzenli olarak gidip gelmek.

    I commute into the city by train every day.

    Her gün şehre trenle işe gidip geliyorum.

  • 53
    litternounneutral

    çöp (yere atılmış)

    Umumi yerlerde yerde bırakılan kâğıt, kutu gibi atıklar.

    There was litter all over the park after the concert.

    Konserden sonra parkın her yeri çöp içindeydi.

  • 54
    pollutionnounneutral

    kirlilik

    Havada, suda ya da toprakta bulunan ve şehirlerde sık rastlanan zararlı maddeler.

    Air pollution is a serious problem in many big cities.

    Hava kirliliği birçok büyük şehirde ciddi bir sorun.

  • 55
    facilitiesnounneutral

    olanaklar

    Belirli bir amaç için sunulan yapılar, hizmetler ya da donanım.

    The town has great sports facilities, including a new pool.

    Kasabanın yeni bir havuz da dâhil olmak üzere çok iyi spor olanakları var.

  • 56
    lamp postnounneutral

    aydınlatma direği

    Tepesinde bir lamba bulunan, sokaktaki uzun direk.

    He leaned against a lamp post while he waited.

    Beklerken bir aydınlatma direğine yaslandı.

  • 57
    alleynounneutral

    ara sokak

    Binaların arasındaki ya da arkasındaki dar geçit veya yol.

    There's a shortcut through the alley behind the shops.

    Dükkânların arkasındaki ara sokaktan kestirme bir yol var.

  • 58
    high streetnounneutralBritish English

    ana cadde (İngiliz İngilizcesi)

    Bir kasabanın dükkânlarının ve iş yerlerinin çoğunun bulunduğu başlıca caddesi (İngiliz İngilizcesi).

    Many shops on the high street have closed down recently.

    Ana caddedeki birçok dükkân son zamanlarda kapandı.

  • 59
    councilnounneutral

    belediye meclisi

    Bir kasabayı ya da yerel bir bölgeyi yönetmek üzere seçilmiş kişilerden oluşan kurul.

    The council has promised to fix the roads next year.

    Belediye meclisi yolları gelecek yıl onaracağına söz verdi.

  • 60
    crime ratenounneutral

    suç oranı

    Belirli bir bölgedeki suç miktarı; çoğu zaman mahalleleri anlatmak için kullanılır.

    The crime rate in this area is actually quite low.

    Bu bölgedeki suç oranı aslında oldukça düşük.

  • 61
    downtownadverbneutralAmerican English

    şehir merkezi (Amerikan İngilizcesi)

    Bir şehrin iş ve alışveriş bakımından merkezî bölgesi (Amerikan İngilizcesi).

    She works downtown and walks to the office every day.

    Şehir merkezinde çalışıyor ve ofise yürüyerek gidiyor.

  • 62
    get aroundphrasal verbneutral

    dolaşmak

    Özellikle bir şehrin içinde bir yerden bir yere gitmek.

    It's easy to get around the city by bike.

    Şehirde bisikletle dolaşmak çok kolay.

  • 63
    neighborhoodnounneutralAmerican English

    mahalle (Amerikan yazımı)

    Bir şehrin bir bölgesini ve orada yaşayanları anlatan sözcüğün Amerikan İngilizcesindeki yazımı.

    We moved to a quiet neighborhood near the park.

    Parkın yakınındaki sakin bir mahalleye taşındık.

  • 64
    neighbornounneutralAmerican English

    komşu (Amerikan yazımı)

    Yakınınızda oturan kişiyi anlatan sözcüğün Amerikan İngilizcesindeki yazımı.

    My neighbor watered the plants while I was away.

    Yandaki komşum ben yokken çiçeklerime baktı.

  • 65
    crosswalknounneutralAmerican English

    yaya geçidi (Amerikan İngilizcesi)

    Yayaların yoldan karşıya geçebildiği işaretli yer için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük.

    Wait for the light before you use the crosswalk.

    Yaya geçidinden karşıya geçmeden önce ışığın yanmasını bekleyin.

  • 66
    mallnounneutralAmerican English

    alışveriş merkezi (Amerikan İngilizcesi)

    İçinde çok sayıda dükkân bulunan büyük yapı için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük.

    We spent the afternoon shopping at the mall.

    Öğleden sonra alışveriş merkezine gidip birkaç şey aldık.

  • 67
    city hallnounneutralAmerican English

    belediye binası (Amerikan İngilizcesi)

    Yerel şehir yönetiminin bulunduğu yapı için Amerikan İngilizcesinde kullanılan terim.

    You can pay your parking fine at city hall.

    Park cezanızı belediye binasından ödeyebilirsiniz.

  • 68
    main streetnounneutralAmerican English

    ana cadde (Amerikan İngilizcesi)

    Bir kasabanın başlıca alışveriş caddesi için Amerikan İngilizcesinde kullanılan terim.

    Most of the stores are on main street.

    Dükkânların çoğu kasabanın ana caddesinde.

  • 69
    apartment buildingnounneutralAmerican English

    apartman (Amerikan İngilizcesi)

    Ayrı ayrı dairelere bölünmüş büyük yapı için Amerikan İngilizcesinde kullanılan terim.

    She lives on the fifth floor of that apartment building.

    Şu apartmanın beşinci katında oturuyor.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Bir şehirde yaşamak, kendine ait bir kelime grubu ister; B1 düzeyinde derlenen bu grup sokak, cadde, bina, park, köprü, meydan ve semt adlarını; polis, itfaiye, kütüphane, postane gibi kamu hizmetlerini; trafik, otopark, toplu taşıma, kaldırım gibi altyapı sözcüklerini içeriyor. Oturduğunuz mahalleyi tarif eder, bir yerin nerede olduğunu sorar ve şehrin ritminden söz edersiniz. Bir belediye duyurusunu okumak bile artık mümkün.

B1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi