b1Kelime paketi

Çevre ve doğa

İklim, kirlilik, geri dönüşüm ve gezegeni korumanın kelimeleri.

64 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

64 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    mountainnounneutral

    dağ

    Çevresindeki araziden çok daha yüksek olan, dik ve yüksek bir kara parçası.

    We climbed the mountain and the view from the top was incredible.

    Dağa tırmandık ve zirveden görünen manzara inanılmazdı.

  • 2
    hillnounneutral

    tepe

    Dağdan daha küçük ve daha alçak, yüksekçe bir arazi parçası.

    Our house is on top of a small hill outside the village.

    Evimiz köyün dışındaki küçük bir tepenin üstünde.

  • 3
    valleynounneutral

    vadi

    Tepeler ya da dağlar arasında kalan, çoğu zaman içinden bir nehir geçen alçak arazi.

    From up here you can see the whole valley below.

    Buradan aşağıdaki bütün vadiyi görebilirsin.

  • 4
    rivernounneutral

    nehir

    Denize, bir göle ya da başka bir nehre doğru akan büyük doğal su akıntısı.

    We went swimming in the river on a hot summer day.

    Sıcak bir yaz günü nehirde yüzmeye gittik.

  • 5
    lakenounneutral

    göl

    Karayla çevrili geniş su alanı.

    We rented a boat and spent the afternoon on the lake.

    Bir tekne kiralayıp öğleden sonrayı gölde geçirdik.

  • 6
    oceannounneutral

    okyanus

    Dünya'nın büyük bölümünü kaplayan çok geniş tuzlu su alanlarından biri.

    It was her dream to sail across the ocean.

    Okyanusu yelkenle geçmek onun hayaliydi.

  • 7
    seanounneutral

    deniz

    Dünya yüzeyinin büyük bölümünü kaplayan, özellikle kıyıdan görüldüğü haliyle tuzlu su.

    We spent the whole holiday by the sea.

    Bütün tatili deniz kenarında geçirdik.

  • 8
    beachnounneutral

    plaj

    Denizin ya da bir gölün kenarındaki kum veya çakıl alanı.

    Let's go to the beach and build a sandcastle.

    Hadi plaja gidip kumdan kale yapalım.

  • 9
    coastnounneutral

    kıyı

    Denizin kenarında uzanan kara şeridi.

    They bought a little house on the coast.

    Kıyıda küçük bir ev satın aldılar.

  • 10
    forestnounneutral

    orman

    Sık ağaçlarla kaplı geniş alan.

    We got lost in the forest for a couple of hours.

    Ormanda birkaç saat boyunca kaybolduk.

  • 11
    junglenounneutral

    cengel (tropikal orman)

    Bitkilerin ve ağaçların çok sık büyüdüğü tropikal orman.

    The documentary was filmed deep in the Amazon jungle.

    Belgesel, Amazon cengelinin derinliklerinde çekildi.

  • 12
    desertnounneutral

    çöl

    Genellikle kumla kaplı, çok az bitkinin yetiştiği geniş ve kurak arazi.

    Crossing the desert without water would be dangerous.

    Susuz bir şekilde çölü geçmek tehlikeli olurdu.

  • 13
    islandnounneutral

    ada

    Her yanı suyla çevrili kara parçası.

    They spent their honeymoon on a tiny tropical island.

    Balaylarını minicik bir tropik adada geçirdiler.

  • 14
    cliffnounneutral

    uçurum

    Çoğu zaman deniz kenarında bulunan yüksek ve dik kayalık.

    Be careful, the path runs right along the edge of the cliff.

    Dikkat et, patika tam uçurumun kenarından geçiyor.

  • 15
    cavenounneutral

    mağara

    Bir tepenin yamacında ya da yer altında bulunan büyük doğal boşluk.

    We explored a dark cave full of bats.

    Yarasalarla dolu karanlık bir mağarayı keşfettik.

  • 16
    waterfallnounneutral

    şelale

    Yüksek bir yerden, genellikle kayaların üzerinden aşağıya dökülen su.

    We hiked for hours to reach the waterfall.

    Şelaleye ulaşmak için saatlerce yürüdük.

  • 17
    fieldnounneutral

    tarla

    Özellikle ekin yetiştirmek ya da hayvan beslemek için kullanılan açık arazi.

    The farmer was working in the field all morning.

    Çiftçi bütün sabah tarlada çalıştı.

  • 18
    rocknounneutral

    kaya

    Dünya yüzeyinin bir bölümünü oluşturan sert madde ya da bunun büyük bir parçası.

    We sat on a big rock to eat our sandwiches.

    Sandviçlerimizi yemek için büyük bir kayanın üstüne oturduk.

  • 19
    streamnounneutral

    dere

    Küçük ve dar akarsu.

    A clear stream runs through the bottom of our garden.

    Bahçemizin dibinden berrak bir dere akıyor.

  • 20
    soilnounneutral

    toprak

    Bitkilerin içinde yetiştiği toprağın üst katmanı.

    These vegetables grow well in rich, dark soil.

    Bu sebzeler zengin ve koyu renkli toprakta iyi yetişir.

  • 21
    sandnounneutral

    kum

    Plajlarda ve çöllerde bulunan, çok küçük kaya tanelerinden oluşan toz.

    I got sand in my shoes at the beach.

    Plajda ayakkabılarımın içine kum doldu.

  • 22
    treenounneutral

    ağaç

    Gövdesi, dalları ve yaprakları olan, uzun yıllar yaşayan uzun boylu bitki.

    We planted a tree in the garden when my daughter was born.

    Kızım doğduğunda bahçeye bir ağaç diktik.

  • 23
    flowernounneutral

    çiçek

    Bir bitkinin, tohumun ya da meyvenin oluştuğu renkli bölümü.

    He bought her a bunch of flowers for her birthday.

    Doğum günü için ona bir demet çiçek aldı.

  • 24
    grassnounneutral

    çimen

    Tarlaları ve bahçeleri kaplayan, ince yapraklı yaygın yeşil bitki.

    Please don't walk on the grass.

    Lütfen çimenlere basmayın.

  • 25
    plantnounneutral

    bitki

    Toprakta yetişen, genellikle yaprakları, kökleri ve gövdesi olan canlı.

    Don't forget to water the plants while I'm away.

    Ben yokken bitkileri sulamayı unutma.

  • 26
    leafnounneutral

    yaprak

    Bir bitkinin gövdeden ya da daldan çıkan yassı yeşil bölümlerinden biri.

    In autumn every leaf on the tree turns red and gold.

    Sonbaharda ağaçtaki her yaprak kızarıp altın rengine döner.

  • 27
    branchnounneutral

    dal

    Ağacın gövdesinden çıkan ve üzerinde yapraklar bulunan bölümlerden biri.

    A bird was sitting on the highest branch.

    En yüksek dalda bir kuş oturuyordu.

  • 28
    rootnounneutral

    kök

    Bitkinin toprak altında büyüyen, su ve besin alan bölümü.

    The tree's roots were lifting up the pavement.

    Ağacın kökleri kaldırımı yukarı kaldırıyordu.

  • 29
    bushnounneutral

    çalı

    Ağaçtan küçük olan, dalları çok ve toprağa yakın bitki.

    The ball rolled into the bushes and we couldn't find it.

    Top çalıların arasına yuvarlandı ve bir türlü bulamadık.

  • 30
    woodsnounneutral

    koru (küçük orman)

    Küçük orman; ağaçlarla kaplı alan. İngilizcede genellikle çoğul biçimde kullanılır.

    We took the dog for a walk in the woods.

    Köpeği yürüyüşe çıkarmak için koruya gittik.

  • 31
    seednounneutral

    tohum

    Yeni bir bitkinin çıktığı, bitkinin küçük ve sert parçası.

    We planted some tomato seeds in spring.

    İlkbaharda birkaç domates tohumu ektik.

  • 32
    naturenounneutral

    doğa

    Dünyadaki bitkiler, hayvanlar ve insan yapımı olmayan diğer her şey.

    After a busy week, I love spending time in nature.

    Yoğun bir haftanın ardından doğada vakit geçirmeye bayılıyorum.

  • 33
    environmentnounneutral

    çevre

    Özellikle insan etkinliklerinden etkilendiği biçimiyle hava, su ve karayı kapsayan doğal dünya.

    We should all do more to protect the environment.

    Hepimiz çevreyi korumak için daha çok şey yapmalıyız.

  • 34
    landscapenounneutral

    peyzaj (doğal manzara)

    Geniş bir araziye baktığınızda gördüğünüz her şey.

    The train passed through a beautiful mountain landscape.

    Tren, çok güzel bir dağ manzarasının içinden geçti.

  • 35
    pollutionnounneutral

    kirlilik

    Zararlı maddelerin ya da atıkların suya, havaya veya toprağa verdiği zarar.

    Air pollution in big cities is getting worse.

    Büyük şehirlerde hava kirliliği gitgide artıyor.

  • 36
    polluteverbneutral

    kirletmek

    Havayı, suyu ya da toprağı zararlı maddelerle kirli ve tehlikeli duruma getirmek.

    These chemicals pollute the rivers and kill the fish.

    Bu kimyasallar nehirleri kirletiyor ve balıkları öldürüyor.

  • 37
    recyclingnounneutral

    geri dönüşüm

    Kullanılmış malzemelerin yeniden kullanılabilmesi için işlenmesi süreci.

    Glass and paper go in the recycling.

    Cam ve kâğıt geri dönüşüme atılır.

  • 38
    recycleverbneutral

    geri dönüştürmek

    Kullanılmış nesneleri ya da malzemeleri yeniden kullanılabilecek biçimde işlemek.

    We recycle all our plastic bottles and cans.

    Bütün plastik şişelerimizi ve kutularımızı geri dönüştürüyoruz.

  • 39
    climatenounneutral

    iklim

    Belirli bir yerde uzun bir dönem boyunca görülen genel hava koşulları.

    Spain has a much warmer climate than Norway.

    İspanya'nın iklimi Norveç'inkinden çok daha sıcaktır.

  • 40
    climate changenounneutral

    iklim değişikliği

    Dünyanın hava düzenlerindeki değişimler, özellikle insan etkinliklerinin yol açtığı sıcaklık artışı.

    Many young people are worried about climate change.

    Pek çok genç iklim değişikliğinden endişe duyuyor.

  • 41
    conservationnounneutral

    doğa koruma

    Bitkiler, hayvanlar ve doğal alanlar dahil olmak üzere doğanın korunması.

    She works for a wildlife conservation group.

    Bir yaban hayatı koruma derneğinde çalışıyor.

  • 42
    protectverbneutral

    korumak

    Birini ya da bir şeyi zarardan veya hasardan uzak tutmak.

    We need to protect these forests for future generations.

    Bu ormanları gelecek kuşaklar için korumamız gerekiyor.

  • 43
    wastenounneutral

    atık

    Bir şeyi kullandıktan sonra geriye kalan istenmeyen madde ya da malzemeler.

    The factory dumps its waste into the river.

    Fabrika atıklarını nehre boşaltıyor.

  • 44
    rubbishnounneutralBritish English

    çöp (İngiliz İngilizcesi)

    Artık istemediğiniz için attığınız şeyler (İngiliz İngilizcesi). Amerikan İngilizcesindeki karşılıkları 'garbage' ve 'trash'tir; Türkçede üçü de tek bir sözcüğe, 'çöp'e karşılık gelir.

    Please put your rubbish in the bin, not on the ground.

    Lütfen çöpünüzü yere değil, kutuya atın.

  • 45
    litternounneutral

    yere atılan çöp

    Halka açık yerlerde etrafa atılmış kâğıt, kutu ve benzeri çöpler.

    There was litter all over the park after the concert.

    Konserden sonra parkın her yanı yere atılmış çöplerle doluydu.

  • 46
    energynounneutral

    enerji

    Makineleri çalıştırmak, ısı ve ışık sağlamak için kullanılan elektrik, gaz ya da başka kaynaklardan gelen güç.

    Solar panels turn sunlight into clean energy.

    Güneş panelleri güneş ışığını temiz enerjiye dönüştürür.

  • 47
    global warmingnounneutral

    küresel ısınma

    Dünya atmosferinin sıcaklığındaki kademeli artış.

    Global warming is causing the ice at the poles to melt.

    Küresel ısınma kutuplardaki buzların erimesine yol açıyor.

  • 48
    naturaladjectiveneutral

    doğal

    Doğada var olan ya da doğanın oluşturduğu; insanların yapmadığı veya yol açmadığı.

    This juice contains only natural ingredients.

    Bu meyve suyunda yalnızca doğal içerikler var.

  • 49
    wildadjectiveneutral

    yabani

    Doğada yaşayan ya da yetişen; insanlar tarafından bakılmayan veya denetlenmeyen.

    These wild flowers grow all over the hillside.

    Bu yabani çiçekler yamacın her yerinde yetişiyor.

  • 50
    organicadjectiveneutral

    organik

    Yapay kimyasallar kullanılmadan üretilen ya da yetiştirilen.

    We try to buy organic vegetables when we can.

    Elimizden geldiğince organik sebze almaya çalışıyoruz.

  • 51
    greenadjectiveneutral

    yeşil (çevreci)

    Çevrenin korunmasıyla ilgili olan ya da çimen ve bitkilerle kaplı.

    The company is trying to be more green by using less plastic.

    Şirket daha az plastik kullanarak daha yeşil olmaya çalışıyor.

  • 52
    wildlifenounneutral

    yaban hayatı

    Doğal ortamlarında yaşayan hayvanlar, kuşlar ve bitkiler.

    The forest is home to all kinds of wildlife.

    Orman her türden yaban hayatına ev sahipliği yapıyor.

  • 53
    national parknounneutral

    millî park

    İnsanların yararlanması için devlet tarafından korunan geniş doğal arazi.

    We went hiking in a national park last weekend.

    Geçen hafta sonu bir millî parkta doğa yürüyüşü yaptık.

  • 54
    countrysidenounneutral

    kırsal kesim

    Tarlaları, ormanlık alanları ve çiftlikleri olan, kasaba ve şehirlerin dışında kalan arazi.

    We moved to the countryside for a quieter life.

    Daha sakin bir yaşam için kırsala taşındık.

  • 55
    viewnounneutral

    manzara

    Belirli bir yerden görebildiğiniz şeyler, özellikle güzel doğa görüntüleri.

    From the top of the hill there's an amazing view of the sea.

    Tepenin zirvesinden denizin muhteşem bir manzarası var.

  • 56
    saveverbneutral

    tasarruf etmek

    Enerji ya da su gibi bir şeyden hiç israf olmayacak biçimde daha az kullanmak.

    Turning off the tap while brushing your teeth saves water.

    Dişlerini fırçalarken musluğu kapatmak su tasarrufu sağlar.

  • 57
    fuelnounneutral

    yakıt

    Isı ya da güç üretmek için yakılan kömür, gaz veya petrol gibi madde.

    Burning fuel like coal and oil harms the environment.

    Kömür ve petrol gibi yakıtları yakmak çevreye zarar verir.

  • 58
    renewableadjectiveneutral

    yenilenebilir

    Rüzgâr ve güneş gibi doğal kaynaklardan gelen, tükenmeyecek enerjiyi anlatır.

    Wind and solar power are forms of renewable energy.

    Rüzgâr ve güneş enerjisi, yenilenebilir enerji biçimleridir.

  • 59
    damageverbneutral

    zarar vermek

    Bir şeye fiziksel olarak zarar vererek onu kırmak ya da daha kötü duruma getirmek.

    Plastic waste can seriously damage the oceans.

    Plastik atıklar okyanuslara ciddi biçimde zarar verebilir.

  • 60
    pureadjectiveneutral

    saf

    Temiz ve zararlı hiçbir şeyle karışmamış; hava, su ya da doğal şeyler için kullanılır.

    The water from the spring is completely pure.

    Kaynaktan gelen su tamamen saftır.

  • 61
    freshadjectiveneutral

    temiz (hava); tatlı (su)

    Temiz, serin ve hoş (özellikle hava için); ya da tuz içermeyen (su için).

    Let's open the window and let in some fresh air.

    Hadi pencereyi açalım da içeri biraz temiz hava girsin.

  • 62
    growverbneutral

    büyümek; yetiştirmek

    Gelişip büyümek (bitkiler ve diğer canlılar için); ya da bitki ve ekin yetiştirmek.

    These flowers grow best in full sunlight.

    Bu çiçekler en iyi tam güneş alan yerlerde büyür.

  • 63
    garbagenounneutralAmerican English

    çöp (Amerikan İngilizcesi; mutfak çöpü)

    Atılan atık ya da istenmeyen malzeme için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük; İngiliz İngilizcesindeki karşılığı 'rubbish'tir. Amerikan kullanımında daha çok mutfaktan çıkan ıslak çöp için tercih edilir.

    Please take the garbage out to the bin.

    Lütfen çöpü dışarıdaki kutuya götür.

  • 64
    trashnounneutralAmerican English

    çöp (Amerikan İngilizcesi; kuru çöp)

    Atılan çöp için Amerikan İngilizcesinde kullanılan sözcük; İngiliz İngilizcesindeki karşılığı 'rubbish'tir. Amerikan kullanımında daha çok kâğıt, ambalaj gibi kuru çöp için tercih edilir.

    Don't throw trash on the ground; use the bin.

    Yere çöp atma, kutuyu kullan.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Çevre, artık her masada açılan bir başlık. Ağaç, çiçek, çimen gibi bitkiler ve dağ, nehir, orman, çöl gibi coğrafi özellikler kadar kirlilik, geri dönüşüm, iklim ve koruma gibi kavramlar da kapsamda; doğal, yabani, organik gibi nitelemeler bunları tamamlıyor. Konu B1 seviyesinden C1'e doğru derinleştikçe gezegenin geleceği üzerine konuşacak dağarcığı edinmiş olursunuz.

Çevre ve doğa için diğer seviyeler

B1 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi