b2Kelime paketi

Siyaset ve toplum

Devlet, seçimler, haklar ve kamu düzeninin işleyişi.

71 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

71 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    governmentnounneutral

    hükûmet

    Bir ülkeyi ya da eyaleti yöneten kişilerden oluşan topluluk.

    The government has promised to cut taxes next year.

    Hükûmet gelecek yıl vergileri düşürmeye söz verdi.

  • 2
    presidentnounneutral

    cumhurbaşkanı

    Bir cumhuriyette seçimle iş başına gelen devlet başkanı.

    The president will address the nation tonight.

    Cumhurbaşkanı bu akşam ulusa seslenecek.

  • 3
    parliamentnounneutral

    meclis (parlamento)

    Kanunları yapan ulusal yasama organı.

    The bill was debated in parliament for hours.

    Kanun tasarısı mecliste saatlerce tartışıldı.

  • 4
    ministernounneutral

    bakan

    Bir bakanlığın başındaki üst düzey hükûmet üyesi.

    The finance minister announced the new budget.

    Maliye bakanı yeni bütçeyi açıkladı.

  • 5
    prime ministernounneutral

    başbakan

    Parlamenter sistemde hükûmetin başındaki kişi.

    The prime minister met with foreign leaders today.

    Başbakan bugün yabancı liderlerle görüştü.

  • 6
    electionnounneutral

    seçim

    Temsilcilerin oy verilerek belirlendiği resmî süreç.

    The general election will be held in May.

    Genel seçim mayıs ayında yapılacak.

  • 7
    voteverbneutral

    oy vermek

    Bir seçimde ya da kararda tercihini resmen belirtmek.

    I always vote in local elections.

    Yerel seçimlerde her zaman oy veririm.

  • 8
    votenounneutral

    oy

    Kullanılan tek bir tercih ya da sayılan tercihlerin toplamı.

    She won by just a few hundred votes.

    Yalnızca birkaç yüz oy farkla kazandı.

  • 9
    democracynounneutral

    demokrasi

    Halkın tümünün seçilmiş temsilciler aracılığıyla yönettiği yönetim biçimi.

    A free press is essential to any democracy.

    Özgür basın her demokrasi için vazgeçilmezdir.

  • 10
    freedomnounneutral

    özgürlük

    Kısıtlama olmadan davranabilme ya da konuşabilme hâli.

    They are fighting for freedom of speech.

    İfade özgürlüğü için mücadele ediyorlar.

  • 11
    rightsnounneutral

    haklar

    İnsanlara tanınması gereken ahlaki ya da hukuki yetkiler.

    The protesters demanded equal rights for all.

    Göstericiler herkes için eşit haklar talep etti.

  • 12
    lawnounneutral

    kanun, yasa

    Yetkili makamın koyduğu ve herkesin uymak zorunda olduğu kural.

    A new law on data privacy comes into effect today.

    Veri gizliliğine ilişkin yeni bir kanun bugün yürürlüğe giriyor.

  • 13
    policynounneutral

    politika (izlenen resmî yol)

    Bir hükûmetin ya da kuruluşun benimsediği plan ya da eylem çizgisi.

    The party's economic policy has changed dramatically.

    Partinin ekonomi politikası köklü biçimde değişti.

  • 14
    equalitynounneutral

    eşitlik

    Herkesin aynı statüye, haklara ve fırsatlara sahip olma durumu.

    The movement campaigns for gender equality.

    Hareket, toplumsal cinsiyet eşitliği için kampanya yürütüyor.

  • 15
    povertynounneutral

    yoksulluk

    Aşırı derecede yoksul olma durumu.

    Millions of children still live in poverty.

    Milyonlarca çocuk hâlâ yoksulluk içinde yaşıyor.

  • 16
    immigrationnounneutral

    göç (bir ülkeye yerleşme)

    İnsanların yaşamak üzere bir ülkeye gelmesi.

    Immigration has shaped the culture of this city.

    Göç, bu şehrin kültürünü biçimlendirdi.

  • 17
    protestnounneutral

    protesto

    Bir şeye karşı çıkışın ya da hoşnutsuzluğun kamuya açık gösterimi.

    Thousands joined the protest outside parliament.

    Binlerce kişi meclisin önündeki protestoya katıldı.

  • 18
    protestverbneutral

    protesto etmek

    Güçlü bir karşı çıkışı açıkça dile getirmek.

    Students gathered to protest against the fee increase.

    Öğrenciler harç artışını protesto etmek için toplandı.

  • 19
    citizennounneutral

    vatandaş

    Bir ülkenin ya da devletin hukuken tanınmış üyesi.

    As a citizen, you have the right to vote.

    Bir vatandaş olarak oy verme hakkınız var.

  • 20
    taxnounneutral

    vergi

    Kişilerin ve şirketlerin devlete ödemek zorunda olduğu para.

    Income tax will rise by two percent.

    Gelir vergisi yüzde iki artacak.

  • 21
    officialnounneutral

    yetkili

    Bir kuruluşta ya da hükûmette yetki sahibi bir görevde bulunan kişi.

    A senior government official confirmed the news.

    Üst düzey bir hükûmet yetkilisi haberi doğruladı.

  • 22
    officialadjectiveneutral

    resmî

    Yetkili bir kişi ya da kurum tarafından onaylanmış olan.

    The official results will be announced tomorrow.

    Resmî sonuçlar yarın açıklanacak.

  • 23
    candidatenounneutral

    aday

    Bir göreve seçilmek üzere yarışan kişi.

    There are five candidates for the seat.

    O koltuk için beş aday var.

  • 24
    campaignnounneutral

    kampanya

    Siyasi bir amaca ulaşmak için düzenlenen eylemler dizisi.

    The election campaign lasted six weeks.

    Seçim kampanyası altı hafta sürdü.

  • 25
    partynounneutral

    parti

    Seçimlere katılan örgütlü siyasi grup.

    The ruling party lost its majority.

    İktidar partisi çoğunluğunu kaybetti.

  • 26
    oppositionnounneutral

    muhalefet

    İktidarda olmayan siyasi partiler.

    The opposition criticised the new budget.

    Muhalefet yeni bütçeyi eleştirdi.

  • 27
    majoritynounneutral

    çoğunluk

    Özellikle oy ya da sandalye bakımından daha büyük sayı.

    The party won a clear majority.

    Parti açık bir çoğunluk kazandı.

  • 28
    minoritynounneutral

    azınlık

    Özellikle çoğunluktan farklı olan daha küçük grup.

    Only a small minority opposed the plan.

    Plana yalnızca küçük bir azınlık karşı çıktı.

  • 29
    constitutionnounneutral

    anayasa

    Bir devletin yönetildiği temel ilkeler bütünü.

    The proposal violates the constitution.

    Öneri anayasayı ihlal ediyor.

  • 30
    republicnounneutral

    cumhuriyet

    İktidarın bir hükümdarda değil, seçilmiş temsilcilerde olduğu devlet.

    The country became a republic in 1949.

    Ülke 1949'da cumhuriyet oldu.

  • 31
    monarchynounneutral

    monarşi

    Devlet başkanının kral ya da kraliçe olduğu yönetim biçimi.

    The monarchy has little real political power.

    Monarşinin gerçek siyasi gücü çok azdır.

  • 32
    dictatorshipnounneutral

    diktatörlük

    Mutlak güce sahip tek bir yöneticinin yönetimi.

    The country suffered under a brutal dictatorship.

    Ülke acımasız bir diktatörlük altında acı çekti.

  • 33
    corruptionnounneutral

    yolsuzluk

    İktidardaki kişilerin dürüst olmayan ya da yasa dışı davranışları.

    The minister was accused of corruption.

    Bakan yolsuzlukla suçlandı.

  • 34
    reformnounneutral

    reform

    Bir sistemi ya da kurumu iyileştirmek için yapılan değişiklik.

    The country badly needs economic reform.

    Ülkenin ekonomik reforma acilen ihtiyacı var.

  • 35
    reformverbneutral

    reform yapmak

    Bir şeyi iyileştirmek amacıyla değiştirmek.

    The government promised to reform the health service.

    Hükûmet sağlık hizmetlerinde reform yapmaya söz verdi.

  • 36
    debatenounneutral

    tartışma

    Bir konudaki karşıt görüşlerin resmî biçimde ele alındığı görüşme.

    There was a heated debate about taxes.

    Vergiler konusunda hararetli bir tartışma yaşandı.

  • 37
    policy makernounneutral

    politika yapıcı

    Politikaları oluşturmaktan ya da biçimlendirmekten sorumlu kişi.

    Policy makers must respond to climate change.

    Politika yapıcılar iklim değişikliğine karşılık vermek zorunda.

  • 38
    human rightsnounneutral

    insan hakları

    Her insana ait olan temel hak ve özgürlükler.

    The regime is accused of abusing human rights.

    Rejim insan haklarını ihlal etmekle suçlanıyor.

  • 39
    welfarenounneutral

    sosyal yardım

    İhtiyaç sahiplerine sağlanan devlet desteği; genel refah.

    The family relies on welfare payments.

    Aile sosyal yardım ödemeleriyle geçiniyor.

  • 40
    discriminationnounneutral

    ayrımcılık

    İnsanlara ait oldukları gruba göre haksız davranılması.

    The law bans discrimination at work.

    Kanun iş yerinde ayrımcılığı yasaklıyor.

  • 41
    refugeenounneutral

    mülteci

    Tehlikeden kaçmak için ülkesini terk etmek zorunda kalan kişi.

    Thousands of refugees crossed the border.

    Binlerce mülteci sınırı geçti.

  • 42
    societynounneutral

    toplum

    Örgütlü bir topluluk hâlinde birlikte yaşayan insanlar.

    We live in a multicultural society.

    Çok kültürlü bir toplumda yaşıyoruz.

  • 43
    authoritynounneutral

    yetki, resmî makam

    Emir verme ve karar alma gücü ya da hakkı; resmî bir kurum.

    The local authority is responsible for schools.

    Okullardan yerel yönetim sorumludur.

  • 44
    referendumnounneutral

    referandum, halk oylaması

    Tek bir siyasi soru üzerine yapılan doğrudan halk oyu.

    The issue was decided by referendum.

    Konu referandumla karara bağlandı.

  • 45
    ballotnounneutral

    oy pusulası

    Gizli oy vermek için kullanılan sistem ya da kâğıt.

    Voters marked their choice on the ballot.

    Seçmenler tercihlerini oy pusulasına işaretledi.

  • 46
    constituencynounneutral

    seçim bölgesi

    Meclise temsilci seçen bölge.

    She represents a rural constituency.

    Kırsal bir seçim bölgesini temsil ediyor.

  • 47
    legislationnounformal

    mevzuat

    Bir bütün olarak ele alınan kanunlar.

    New legislation will protect consumers.

    Yeni mevzuat tüketicileri koruyacak.

  • 48
    billnounneutral

    kanun tasarısı

    Görüşülmek üzere meclise sunulan kanun taslağı.

    The bill was approved by a large majority.

    Kanun tasarısı büyük bir çoğunlukla kabul edildi.

  • 49
    diplomacynounneutral

    diplomasi

    Ülkeler arasındaki ilişkilerin yürütülmesi.

    The crisis was resolved through diplomacy.

    Kriz diplomasi yoluyla çözüldü.

  • 50
    sanctionnounneutral

    yaptırım

    Bir ülkeyi davranışını değiştirmeye zorlamak için uygulanan ceza.

    The West imposed sanctions on the regime.

    Batı, rejime yaptırım uyguladı.

  • 51
    conservativeadjectiveneutral

    muhafazakâr

    Geleneği savunan ve hızlı değişime karşı çıkan.

    She comes from a very conservative background.

    Çok muhafazakâr bir aileden geliyor.

  • 52
    left-wingadjectiveneutral

    solcu, sol kanat

    Toplumsal eşitliği ve devlet müdahalesini destekleyen.

    The newspaper has a clearly left-wing stance.

    Gazetenin açıkça solcu bir duruşu var.

  • 53
    right-wingadjectiveneutral

    sağcı, sağ kanat

    Geleneği, serbest piyasayı ve sınırlı devlet müdahalesini destekleyen.

    A right-wing party won the most seats.

    Sağcı bir parti en çok sandalyeyi kazandı.

  • 54
    citizenshipnounneutral

    vatandaşlık

    Bir ülkenin vatandaşı olmanın hukuki statüsü.

    She applied for French citizenship.

    Fransız vatandaşlığına başvurdu.

  • 55
    budgetnounneutral

    bütçe

    Bir hükûmetin harcama ve gelir planı.

    The annual budget will be announced on Wednesday.

    Yıllık bütçe çarşamba günü açıklanacak.

  • 56
    public opinionnounneutral

    kamuoyu

    Sıradan insanların bir konudaki ortak görüşleri.

    Public opinion turned against the war.

    Kamuoyu savaşa karşı döndü.

  • 57
    civil rightsnounneutral

    yurttaşlık hakları

    Yurttaşların siyasi ve toplumsal özgürlük ile eşitlik hakları.

    The civil rights movement changed the country.

    Yurttaşlık hakları hareketi ülkeyi değiştirdi.

  • 58
    to run for officeexpressionneutral

    seçimde aday olmak

    Siyasi bir görev için yapılan seçimde aday olarak yarışmak.

    She decided to run for office in her hometown.

    Memleketinde seçimde aday olmaya karar verdi.

  • 59
    to come to powerexpressionneutral

    iktidara gelmek

    Bir hükûmetin denetimini ele geçirmek.

    The party came to power after a landslide victory.

    Parti ezici bir zaferin ardından iktidara geldi.

  • 60
    to take officeexpressionneutral

    göreve başlamak

    Resmî ya da siyasi bir göreve resmen başlamak.

    The new president will take office in January.

    Yeni cumhurbaşkanı ocak ayında göreve başlayacak.

  • 61
    the public sectorexpressionneutral

    kamu sektörü

    Ekonominin devlet denetimindeki bölümü.

    Many people work in the public sector.

    Pek çok insan kamu sektöründe çalışıyor.

  • 62
    ideologynounneutral

    ideoloji

    Bir siyasi kuramı oluşturan düşünce ve idealler sistemi.

    The two parties have very different ideologies.

    İki partinin ideolojileri birbirinden çok farklı.

  • 63
    activistnounneutral

    aktivist

    Siyasi ya da toplumsal değişim için etkin biçimde mücadele eden kişi.

    Environmental activists blocked the road.

    Çevre aktivistleri yolu kapattı.

  • 64
    taxpayernounneutral

    vergi mükellefi

    Devlete vergi ödeyen kişi.

    The project was funded by taxpayers.

    Proje vergi mükelleflerince finanse edildi.

  • 65
    to raise taxesexpressionneutral

    vergileri artırmak

    İnsanların ödediği vergi miktarını yükseltmek.

    The government was forced to raise taxes.

    Hükûmet vergileri artırmak zorunda kaldı.

  • 66
    welfare statenounneutral

    sosyal devlet

    Devletin yurttaşların toplumsal ve ekonomik refahını sağladığı düzen.

    The welfare state was built after the war.

    Sosyal devlet savaştan sonra kuruldu.

  • 67
    publicadjectiveneutral

    kamusal

    Bir topluluğun bütün bireylerine ilişkin ya da onlar için sağlanan.

    We need more investment in public services.

    Kamu hizmetlerine daha fazla yatırım yapılması gerekiyor.

  • 68
    regimenounpejorative

    rejim

    Bir hükûmet, özellikle de otoriter olanı.

    The regime cracked down on protesters.

    Rejim göstericilere sert biçimde müdahale etti.

  • 69
    liberaladjectiveneutral

    liberal

    Bireysel özgürlüğü ve kademeli toplumsal reformu savunan.

    He holds fairly liberal views on social issues.

    Toplumsal konularda oldukça liberal görüşleri var.

  • 70
    to pass a lawexpressionneutral

    kanun çıkarmak

    Bir kanunu resmen kabul etmek.

    Parliament voted to pass the new law.

    Meclis yeni kanunu çıkarma yönünde oy kullandı.

  • 71
    to stand for electionverbneutralBritish English

    seçime girmek (İngiliz İngilizcesi)

    Bir seçimde kendini aday olarak ortaya koymayı anlatan İngiliz İngilizcesi ifade.

    She decided to stand for election to the local council.

    Yerel meclisteki bir koltuk için seçime girmeye karar verdi.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Siyaset haberlerinde kelimeler gündelik anlamlarından sıyrılır. Cumhurbaşkanı, meclis, bakan, seçim, oy gibi devlet terimlerini; demokrasi, özgürlük, haklar, hukuk ve politika gibi kavramları; eşitlik, yoksulluk, göç, protesto gibi toplumsal başlıkları; vatandaş, vergi, kamu, resmî gibi sözcükleri ileri seviyede ele alıyor. Ciddi yayınları takip edip kendi tezinizi savunabilirsiniz. Bir tartışma programında tarafların ne dediğini kaçırmazsınız.

Siyaset ve toplum için diğer seviyeler

B2 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi