b2Kelime paketi

Hukuk ve adalet

Suç, mahkeme, polis ve yargı sisteminin kendine özgü dili.

71 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

71 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    courtnounneutral

    mahkeme

    Hukuki uyuşmazlıkların görüldüğü ve karara bağlandığı yer ya da kurum

    The case will go to court next month.

    Dava gelecek ay mahkemeye gidecek.

  • 2
    judgenounneutral

    hâkim, yargıç

    Mahkemeye başkanlık eden, davaları karara bağlayan ve ceza veren görevli

    The judge sentenced him to five years in prison.

    Hâkim onu beş yıl hapis cezasına çarptırdı.

  • 3
    lawyernounneutral

    avukat

    Müvekkillerine hukuki danışmanlık veren ve onları hukuki işlerde temsil eden meslek mensubu

    You should speak to a lawyer before signing anything.

    Herhangi bir şey imzalamadan önce bir avukatla görüşmelisiniz.

  • 4
    trialnounneutral

    yargılama

    Bir davayı karara bağlamak için delillerin mahkemede resmen incelenmesi

    The trial lasted three weeks.

    Yargılama üç hafta sürdü.

  • 5
    verdictnounneutral

    karar

    Yargılamanın sonunda jürinin ya da hâkimin vardığı sonuç

    The jury reached a verdict after two days.

    Jüri iki günün sonunda bir karara vardı.

  • 6
    jurynounneutral

    jüri

    Bir yargılamada kararı veren yurttaşlardan oluşan kurul

    The jury was unable to agree on a verdict.

    Jüri bir karar üzerinde uzlaşamadı.

  • 7
    witnessnounneutral

    tanık

    Gördüğü ya da bildiği şeyler hakkında mahkemede beyanda bulunan kişi

    The key witness failed to appear in court.

    Kilit tanık mahkemeye gelmedi.

  • 8
    testifyverbneutral

    tanıklık etmek

    Mahkemede yemin altında beyanda bulunmak

    She agreed to testify against her former boss.

    Eski patronunun aleyhine tanıklık etmeyi kabul etti.

  • 9
    defendantnountechnicalneutral

    sanık, davalı

    Bir davada suçlanan ya da aleyhine dava açılan kişi

    The defendant pleaded not guilty to all charges.

    Sanık bütün suçlamaları reddetti.

  • 10
    prosecutionnountechnicalneutral

    iddia makamı, savcılık

    Ceza yargılamasında bir kişi aleyhine davayı yürüten taraf

    The prosecution called its first witness.

    İddia makamı ilk tanığını çağırdı.

  • 11
    defencenountechnicalneutral

    savunma (İngiliz yazımı)

    Mahkemede sanığı savunan taraf ya da bu amaçla ileri sürülen argümanlar; Amerikan İngilizcesinde 'defense' yazılır

    The defence argued that the evidence was unreliable.

    Savunma, delillerin güvenilir olmadığını ileri sürdü.

  • 12
    casenounneutral

    dava

    Mahkemede karara bağlanan uyuşmazlık ya da hukuki mesele

    The case was dismissed for lack of evidence.

    Dava, delil yetersizliğinden düştü.

  • 13
    crimenounneutral

    suç

    Kanunu çiğneyen ve devlet tarafından cezalandırılan eylem

    Violent crime has fallen in the city this year.

    Bu yıl şehirde şiddet suçları azaldı.

  • 14
    criminalnounneutral

    suçlu (kimse)

    Suç işlemiş olan kişi

    The police are determined to catch the criminals responsible.

    Polis, sorumlu suçluları yakalamakta kararlı.

  • 15
    stealverbneutral

    çalmak

    Başkasına ait bir şeyi izinsiz almak

    Someone stole my bike from outside the station.

    Birisi bisikletimi istasyonun önünden çaldı.

  • 16
    theftnounneutral

    hırsızlık

    Başkasının malını çalma suçu

    He was charged with theft after the incident.

    Olaydan sonra hırsızlıkla suçlandı.

  • 17
    robverbneutral

    soymak

    Bir kişiden ya da yerden çoğu zaman güç veya tehdit kullanarak para ya da mal almak

    Two men robbed the bank at gunpoint.

    İki adam bankayı silah zoruyla soydu.

  • 18
    robberynounneutral

    soygun

    Bir kişiden ya da yerden güç veya tehdit kullanarak mal alma suçu

    The armed robbery took place in broad daylight.

    Silahlı soygun güpegündüz gerçekleşti.

  • 19
    burglarynounneutral

    konut hırsızlığı

    Hırsızlık amacıyla bir binaya zorla girme suçu

    There has been a series of burglaries in our neighbourhood.

    Mahallemizde bir dizi konut hırsızlığı yaşandı.

  • 20
    murdernounneutral

    cinayet

    Bir kişiyi kasten öldürme suçu

    He was convicted of murder and sentenced to life.

    Cinayetten hüküm giydi ve ömür boyu hapse mahkûm edildi.

  • 21
    fraudnounneutral

    dolandırıcılık

    İnsanları aldatarak hukuka aykırı biçimde para ya da çıkar sağlama suçu

    She was arrested for credit card fraud.

    Kredi kartı dolandırıcılığından tutuklandı.

  • 22
    briberynounneutral

    rüşvet

    Birini uygunsuz biçimde etkilemek için para ya da hediye teklif etme suçu

    The official was charged with bribery and corruption.

    Görevli, rüşvet ve yolsuzlukla suçlandı.

  • 23
    smuggleverbneutral

    kaçakçılık yapmak

    Mal ya da insanları hukuka aykırı biçimde bir sınırdan veya bir yere geçirmek

    They tried to smuggle drugs through customs.

    Gümrükten uyuşturucu geçirmeye çalıştılar.

  • 24
    kidnapverbneutral

    kaçırmak (adam kaçırmak)

    Genellikle fidye amacıyla birini zorla ve hukuka aykırı biçimde alıkoymak

    The businessman was kidnapped on his way to work.

    İş insanı işe giderken kaçırıldı.

  • 25
    offencenounneutral

    kabahat, suç (İngiliz yazımı)

    Hukuka aykırı eylem; kanunun ihlali. Amerikan İngilizcesinde 'offense' yazılır

    Drink-driving is a serious offence.

    Alkollü araç kullanmak ciddi bir suçtur.

  • 26
    victimnounneutral

    mağdur, kurban

    Bir suçtan ya da kazadan zarar görmüş kişi

    The victim described her attacker to the police.

    Mağdur, saldırganını polise tarif etti.

  • 27
    policenounneutral

    polis

    Kamu düzeninin ve kanunun korunmasından sorumlu resmî güç

    Call the police if you see anything suspicious.

    Şüpheli bir şey görürseniz polisi arayın.

  • 28
    arrestverbneutral

    tutuklamak

    Birini yasal yetkiye dayanarak yakalayıp gözaltına almak

    Police arrested two men in connection with the robbery.

    Polis, soygunla bağlantılı olarak iki kişiyi tutukladı.

  • 29
    arrestnounneutral

    tutuklama

    Bir kişinin polis nezaretine alınması işlemi

    The officers made several arrests during the protest.

    Görevliler protesto sırasında birkaç tutuklama gerçekleştirdi.

  • 30
    investigateverbneutral

    soruşturmak

    Gerçeği ortaya çıkarmak için bir suçu ya da durumu dikkatle incelemek

    Detectives are investigating the cause of the fire.

    Dedektifler yangının nedenini soruşturuyor.

  • 31
    investigationnounneutral

    soruşturma

    Bir suçun ya da olayın etrafındaki olguların resmen incelenmesi

    The investigation is still ongoing.

    Soruşturma hâlâ devam ediyor.

  • 32
    evidencenounneutral

    delil, kanıt

    Bir davada bir şeyin doğru olup olmadığını ortaya koymaya yarayan olgular ya da nesneler

    There wasn't enough evidence to convict him.

    Onu mahkûm etmeye yetecek delil yoktu.

  • 33
    suspectnounneutral

    şüpheli

    Bir suçu işlediğine inanılan ama henüz suçluluğu kanıtlanmamış kişi

    Police have named a suspect in the case.

    Polis davadaki bir şüphelinin adını açıkladı.

  • 34
    suspectverbneutral

    şüphelenmek

    Birinin bir şeyden sorumlu olabileceğine inanmak

    Police suspect that the fire was started deliberately.

    Polis, yangının kasten çıkarıldığından şüpheleniyor.

  • 35
    detectivenounneutral

    dedektif

    Suçları araştıran polis memuru ya da kişi

    The detective questioned everyone in the building.

    Dedektif binadaki herkesi sorguladı.

  • 36
    interrogateverbneutral

    sorguya çekmek

    Özellikle bir şüpheliyi sıkı ve baskılı biçimde sorgulamak

    The suspect was interrogated for hours.

    Şüpheli saatlerce sorguya çekildi.

  • 37
    chargeverbneutral

    itham etmek

    Birini bir suçla resmen suçlamak

    He was charged with dangerous driving.

    Tehlikeli araç kullanmakla itham edildi.

  • 38
    chargenounneutral

    suçlama

    Bir kişinin suç işlediğine dair resmî isnat

    He denies all the charges against him.

    Kendisine yöneltilen bütün suçlamaları reddediyor.

  • 39
    accuseverbneutral

    suçlamak

    Birinin yanlış ya da hukuka aykırı bir şey yaptığını söylemek

    They accused him of stealing the money.

    Onu parayı çalmakla suçladılar.

  • 40
    guiltyadjectiveneutral

    suçlu

    Bir suç işlemiş ya da bir yanlıştan sorumlu olan

    The jury found him guilty on all counts.

    Jüri onu bütün suçlamalardan suçlu buldu.

  • 41
    innocentadjectiveneutral

    masum, suçsuz

    Bir suçtan sorumlu olmayan; yanlış hiçbir şey yapmamış

    He insists that he is completely innocent.

    Tamamen masum olduğunda ısrar ediyor.

  • 42
    convictverbneutral

    mahkûm etmek

    Bir kişiyi mahkemede suçlu bulup bunu hükme bağlamak

    He was convicted of fraud last year.

    Geçen yıl dolandırıcılıktan mahkûm edildi.

  • 43
    acquitverbformal

    beraat ettirmek

    Bir kişinin suçlu olmadığını resmen hükme bağlamak

    The court acquitted her of all charges.

    Mahkeme onu bütün suçlamalardan beraat ettirdi.

  • 44
    sentencenounneutral

    hüküm (mahkemenin verdiği ceza)

    Mahkemenin, hüküm giyen kişiye verdiği ceza

    He received a ten-year sentence.

    On yıl hapis cezası aldı.

  • 45
    sentenceverbneutral

    cezaya çarptırmak

    Suçlu bulunan bir kişiye ceza vermek

    The judge sentenced him to community service.

    Hâkim onu kamu hizmeti cezasına çarptırdı.

  • 46
    finenounneutral

    para cezası

    Ceza olarak ödenmesi gereken para

    He had to pay a heavy fine for speeding.

    Hız yaptığı için ağır bir para cezası ödemek zorunda kaldı.

  • 47
    prisonnounneutral

    hapishane, cezaevi

    İnsanların işledikleri suçların cezası olarak tutulduğu yer

    He spent five years in prison.

    Beş yılını hapishanede geçirdi.

  • 48
    imprisonmentnounformal

    hapis cezası

    Ceza olarak hapiste tutulma hâli

    He faces life imprisonment if convicted.

    Mahkûm edilirse ömür boyu hapis cezasıyla karşı karşıya kalacak.

  • 49
    rightsnounneutral

    haklar

    Bir kişinin sahip olduğu özgürlük ve adil muamele gibi hukuki veya ahlaki yetkiler

    You have the right to remain silent.

    Sessiz kalma hakkınız var.

  • 50
    lawnounneutral

    kanun, yasa

    Yetkili makam tarafından konulan ve herkesin uymak zorunda olduğu kural

    It's against the law to drive without a licence.

    Ehliyetsiz araç kullanmak kanuna aykırıdır.

  • 51
    legaladjectiveneutral

    yasal, hukuki

    Kanunun izin verdiği; hukukla ilgili olan

    It is perfectly legal to record the conversation.

    Konuşmayı kaydetmek tamamen yasaldır.

  • 52
    illegaladjectiveneutral

    yasadışı

    Kanunun izin vermediği; kanuna aykırı olan

    It is illegal to sell alcohol to minors.

    Reşit olmayanlara alkol satmak yasadışıdır.

  • 53
    justicenounneutral

    adalet

    Kanun önünde adil muamele; hukukun üstünlüğünü sağlayan düzen

    The family is still seeking justice for their son.

    Aile hâlâ oğulları için adalet arıyor.

  • 54
    appealnountechnicalneutral

    temyiz

    Bir kararın yeniden incelenmesi için üst mahkemeye yapılan resmî başvuru

    His lawyers have lodged an appeal against the verdict.

    Avukatları karara karşı temyize başvurdu.

  • 55
    bailnountechnicalneutral

    kefalet

    Sanığın yargılanana kadar serbest bırakılabilmesi için yatırılan para

    He was released on bail of £10,000.

    10.000 sterlinlik kefaletle serbest bırakıldı.

  • 56
    pleadverbtechnicalneutral

    beyanda bulunmak (suçlamaya karşı)

    Mahkemede suçlamayı kabul edip etmediğini resmen bildirmek. Türk hukukunda bu şekilde bir 'suçu kabul beyanı' usulü yoktur; sanık savunmasını yapar

    How do you plead — guilty or not guilty?

    Suçlamayı kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz?

  • 57
    punishmentnounneutral

    ceza

    Kanunu çiğneyen kişiye uygulanan yaptırım

    The punishment should fit the crime.

    Ceza, suçla orantılı olmalıdır.

  • 58
    commit a crimeexpressionneutral

    suç işlemek

    Hukuka aykırı bir şey yapmak; bir suç fiilini gerçekleştirmek

    He claims he didn't commit the crime.

    Suçu kendisinin işlemediğini iddia ediyor.

  • 59
    break the lawexpressionneutral

    kanunu çiğnemek

    Kanuna aykırı bir şey yapmak

    You're breaking the law by driving so fast.

    Bu kadar hızlı giderek kanunu çiğniyorsunuz.

  • 60
    take someone to courtexpressionneutral

    mahkemeye vermek

    Birine karşı hukuki süreç başlatmak

    If they don't pay, we'll take them to court.

    Ödemezlerse onları mahkemeye vereceğiz.

  • 61
    sueverbneutral

    dava açmak

    Genellikle tazminat için birine karşı hukuki talepte bulunmak

    He's threatening to sue the newspaper for libel.

    Gazeteye hakaretten dava açmakla tehdit ediyor.

  • 62
    fingerprintnounneutral

    parmak izi

    Parmağın bıraktığı ve soruşturmalarda kimlik tespitinde kullanılan iz

    His fingerprints were found all over the weapon.

    Parmak izleri silahın her yerinde bulundu.

  • 63
    alibinounneutral

    alibi (olay anında başka yerde olma kanıtı)

    Bir kişinin suçun işlendiği sırada başka bir yerde olduğunu gösteren delil

    He has a solid alibi for the night of the murder.

    Cinayet gecesi için sağlam bir alibisi var.

  • 64
    confessverbneutral

    itiraf etmek

    Bir suç işlediğini ya da yanlış bir şey yaptığını kabul etmek

    After hours of questioning, he finally confessed.

    Saatler süren sorgunun ardından sonunda itiraf etti.

  • 65
    guiltnounneutral

    suçluluk

    Suç işlemiş olma olgusu; bir yanlıştan sorumlu olma hâli

    The prosecution must prove his guilt beyond reasonable doubt.

    İddia makamı, onun suçluluğunu makul şüphenin ötesinde kanıtlamak zorunda.

  • 66
    trespassverbneutral

    izinsiz girmek

    Başkasının arazisine ya da mülküne izin almadan girmek

    You're trespassing on private property.

    Özel mülke izinsiz giriyorsunuz.

  • 67
    parolenountechnicalneutral

    şartlı tahliye

    Bir hükümlünün iyi hâl şartıyla erken serbest bırakılması

    He was released on parole after serving half his sentence.

    Cezasının yarısını çektikten sonra şartlı tahliyeyle serbest bırakıldı.

  • 68
    assaultnounneutral

    saldırı

    Hukukta, bir kişide derhal gerçekleşecek hukuka aykırı bir güç kullanımı korkusu yaratma eylemi (fiziksel temas teknik olarak 'darp' sayılır); günlük kullanımda ise fiziksel saldırı

    He was charged with assault after threatening the man with a raised fist.

    Yumruğunu kaldırarak adamı tehdit ettikten sonra saldırıyla suçlandı.

  • 69
    defensenounneutralAmerican English

    savunma (Amerikan yazımı)

    'Defence' kelimesinin Amerikan İngilizcesindeki yazımı; bir davada sanığı savunan taraf (ayrıca savunma eylemi)

    The defense argued that their client had a solid alibi.

    Savunma, müvekkillerinin sağlam bir alibisi olduğunu ileri sürdü.

  • 70
    offensenounneutralAmerican English

    kabahat, suç (Amerikan yazımı)

    'Offence' kelimesinin Amerikan İngilizcesindeki yazımı; suç ya da hukuka aykırı eylem

    Driving without a license is a serious offense.

    Ehliyetsiz araç kullanmak ciddi bir suçtur.

  • 71
    attorneynounneutralAmerican English

    avukat (Amerikan İngilizcesi)

    Amerikan İngilizcesinde avukat anlamına gelen kelime; müvekkillerini mahkemede temsil eden hukukçu

    You have the right to speak with an attorney before answering questions.

    Soruları cevaplamadan önce bir avukatla görüşme hakkınız var.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Hukukta yanlış kelime, yanlış anlam demektir. Mahkeme, hâkim, avukat, duruşma ve karar; hırsızlık, dolandırıcılık, cinayet; polis, tutuklamak, soruşturmak, delil, şüpheli; suçlu, masum, ceza, hapis ve haklar tam karşılıklarıyla veriliyor. İleri seviyeye göre seçilen bu kesinlik, bir davayı haberlerden takip etmenizi ve adalet üzerine doğru terimlerle konuşmanızı sağlıyor.

Hukuk ve adalet için diğer seviyeler

B2 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi