b2Kelime paketi

Soyut kavramlar

Düşünceler, değerler ve bunları tartışmaya yarayan sözcükler.

69 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

69 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    truthnounneutral

    gerçek, hakikat

    Bir şeyin doğru olma niteliği ya da gerçeğe uygun olgular için kullanılır.

    Sooner or later, the truth always comes out.

    Er ya da geç gerçek her zaman ortaya çıkar.

  • 2
    justicenounneutral

    adalet

    İnsanlara nasıl davranıldığındaki hakkaniyet ve hukuk düzeni için kullanılır.

    The family fought for years to get justice for their son.

    Aile, oğulları için adalet sağlansın diye yıllarca mücadele etti.

  • 3
    freedomnounneutral

    özgürlük, hürriyet

    Kişinin istediği gibi davranma, konuşma ya da düşünme durumu için kullanılır.

    Working from home gave her the freedom to plan her own day.

    Evden çalışmak, ona kendi gününü planlama özgürlüğü verdi.

  • 4
    purposenounneutral

    amaç

    Bir şeyin var olma nedeni ya da hayattaki yön duygusu için kullanılır.

    After retiring, he struggled to find a sense of purpose.

    Emekli olduktan sonra bir amaç duygusu bulmakta zorlandı.

  • 5
    identitynounneutral

    kimlik

    Bir kişiyi ya da topluluğu o yapan nitelikler ve inançlar için kullanılır.

    Moving abroad made her question her own identity.

    Yurt dışına taşınmak, kendi kimliğini sorgulamasına yol açtı.

  • 6
    reasonnounneutral

    akıl (düşünme yetisi)

    İnsanın mantıklı ve akılcı düşünme yetisi için kullanılır; sayılamayan bir addır.

    He's beyond reason when he gets angry like that.

    Öyle sinirlendiğinde akla söz geçirmek mümkün olmuyor.

  • 7
    opinionnounneutral

    görüş, fikir

    Mutlaka olgulara dayanmayan kişisel bir bakış ya da değerlendirme için kullanılır.

    In my opinion, the original plan was much better.

    Benim görüşüme göre ilk plan çok daha iyiydi.

  • 8
    beliefnounneutral

    inanç

    Bir şeyin doğru olduğunu kabul etme ya da bir şeye duyulan güven için kullanılır.

    It's my firm belief that honesty pays off in the end.

    Dürüstlüğün sonunda karşılığını verdiğine dair güçlü bir inancım var.

  • 9
    doubtnounneutral

    şüphe, kuşku

    Bir şeyin doğruluğu ya da güvenilirliği konusundaki belirsizlik duygusu için kullanılır.

    There's no doubt in my mind that she'll succeed.

    Onun başaracağından hiç şüphem yok.

  • 10
    couragenounneutral

    cesaret

    Korkuya rağmen tehlikeyle, zorlukla ya da acıyla yüzleşebilme gücü için kullanılır.

    It took real courage to admit he was wrong in front of everyone.

    Herkesin önünde hatalı olduğunu kabul etmek gerçek cesaret istedi.

  • 11
    patiencenounneutral

    sabır

    Gecikmeyi ya da zorluğu sinirlenmeden kabul edebilme kapasitesi için kullanılır.

    Teaching young children requires a lot of patience.

    Küçük çocuklara ders vermek çok sabır ister.

  • 12
    wisdomnounneutral

    bilgelik

    Bilgiye ve deneyime dayalı sağlam muhakemeye sahip olma niteliği için kullanılır.

    With age comes a certain amount of wisdom.

    Yaşla birlikte belli bir bilgelik de gelir.

  • 13
    honestynounneutral

    dürüstlük

    Doğru sözlü ve içten olma niteliği için kullanılır.

    I appreciate your honesty, even when the news is bad.

    Haber kötü olsa bile dürüstlüğünü takdir ediyorum.

  • 14
    successnounneutral

    başarı

    İstenen bir amaca ulaşma ya da yüksek düzeyde bir kazanım için kullanılır.

    The launch was a huge success, far beyond our expectations.

    Lansman, beklentilerimizin çok ötesinde büyük bir başarıydı.

  • 15
    failurenounneutral

    başarısızlık

    Başarı elde edememe durumu ya da başarısız bir kişi veya şey için kullanılır.

    He learned more from his failures than from his successes.

    Başarısızlıklarından, başarılarından öğrendiğinden daha çoğunu öğrendi.

  • 16
    experiencenounneutral

    deneyim, tecrübe

    Zamanla kazanılan bilgi ve beceri ya da kişinin yaşadığı belirli bir olay için kullanılır.

    She has years of experience in marketing.

    Pazarlama alanında yıllara dayanan deneyimi var.

  • 17
    opportunitynounneutral

    fırsat

    Bir şeyi mümkün kılan elverişli koşullar bütünü için kullanılır.

    This job is a great opportunity to learn new skills.

    Bu iş, yeni beceriler öğrenmek için harika bir fırsat.

  • 18
    influencenounneutral

    etki, nüfuz

    İnsanları, şeyleri ya da olayları dolaylı yoldan etkileme gücü için kullanılır.

    Her teacher had a huge influence on her career choices.

    Öğretmeninin, meslek seçimleri üzerinde büyük bir etkisi oldu.

  • 19
    consequencenounneutral

    sonuç, netice

    Bir eylemin ya da durumun doğurduğu sonuç veya etki için kullanılır.

    You'll have to face the consequences of your decision.

    Kararının sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaksın.

  • 20
    meaningnounneutral

    anlam

    Bir şeyin taşıdığı önem, amaç ya da içerdiği anlam için kullanılır.

    She spent her life searching for the meaning of it all.

    Hayatını, bütün bunların anlamını aramakla geçirdi.

  • 21
    knowledgenounneutral

    bilgi

    Öğrenme yoluyla edinilen olgular, veriler ve kavrayış için kullanılır.

    Her knowledge of the subject is truly impressive.

    Konuya dair bilgisi gerçekten etkileyici.

  • 22
    perspectivenounneutral

    bakış açısı

    Bir şeye bakma ya da onun hakkında düşünme biçimi için kullanılır.

    Travelling really gave me a fresh perspective on life.

    Seyahat etmek bana hayata dair yepyeni bir bakış açısı kazandırdı.

  • 23
    assumptionnounneutral

    varsayım

    Kanıt olmadan doğru kabul edilen şey için kullanılır.

    You're making a lot of assumptions about how I feel.

    Nasıl hissettiğim konusunda bir sürü varsayımda bulunuyorsun.

  • 24
    perceptionnounneutral

    algı

    Bir şeyin anlaşılma ya da yorumlanma biçimi veya fark etme yetisi için kullanılır.

    There's a public perception that politicians can't be trusted.

    Kamuoyunda siyasetçilere güvenilemeyeceği yönünde bir algı var.

  • 25
    judgmentnounneutral

    muhakeme, yargı (Amerikan yazımı)

    Sağduyulu karar verebilme yetisi ya da düşünüp taşınarak varılan kanı için kullanılır. Amerikan yazımıdır; İngiliz yazımı 'judgement' biçimindedir.

    I trust her judgment on these matters completely.

    Bu konularda muhakemesine tümüyle güveniyorum.

  • 26
    insightnounneutral

    içgörü, derin kavrayış

    Bir şeye ilişkin derin ve isabetli bir kavrayış için kullanılır.

    The book offers fascinating insight into how the brain works.

    Kitap, beynin nasıl çalıştığına dair büyüleyici bir içgörü sunuyor.

  • 27
    intuitionnounneutral

    sezgi

    Bir şeyi bilinçli akıl yürütme olmadan anında kavrama yetisi için kullanılır.

    My intuition told me something was wrong, and I was right.

    Sezgim bir şeylerin yolunda gitmediğini söylüyordu ve haklıydım.

  • 28
    principlenounneutral

    ilke, prensip

    Davranışa yön veren temel kural, inanç ya da ahlak ölçüsü için kullanılır.

    She refused to lie on principle.

    İlke gereği yalan söylemeyi reddetti.

  • 29
    valuenounneutral

    değerler

    Çoğul biçimde, kişinin benimsediği ahlaki ilkeler ve ölçüler için kullanılır.

    They raised their kids with strong family values.

    Çocuklarını güçlü aile değerleriyle yetiştirdiler.

  • 30
    conceptnounneutral

    kavram

    Soyut bir düşünce ya da genel bir tasarım için kullanılır.

    The concept of time is hard to explain to a small child.

    Zaman kavramını küçük bir çocuğa anlatmak zordur.

  • 31
    theorynounneutral

    teori, kuram

    Bir şeyi açıklayan düşünceler bütünü ya da henüz kanıtlanmamış bir fikir için kullanılır.

    In theory, the plan should work perfectly.

    Teoride plan kusursuz işlemeli.

  • 32
    motivationnounneutral

    motivasyon, güdü

    Kişiyi harekete geçiren neden ya da istek için kullanılır.

    I just can't find the motivation to go to the gym today.

    Bugün spor salonuna gitmek için bir türlü motivasyon bulamıyorum.

  • 33
    intentionnounneutral

    niyet

    Kişinin aklında tuttuğu amaç ya da tasarı için kullanılır.

    I had every intention of calling you back, I swear.

    Seni geri aramaya kesinlikle niyetliydim, yemin ederim.

  • 34
    potentialnounneutral

    potansiyel

    İleride geliştirilebilecek gizil nitelikler ya da yetenekler için kullanılır.

    The young player has enormous potential.

    Genç oyuncunun muazzam bir potansiyeli var.

  • 35
    significancenounneutral

    önem

    Bir şeyin taşıdığı önem ya da derin anlam için kullanılır.

    At the time, I didn't understand the significance of what she'd said.

    O sırada söylediklerinin önemini anlamamıştım.

  • 36
    relevancenounneutral

    alaka (konuyla bağlantı)

    Ele alınan konuyla yakından bağlantılı ya da onun için önemli olma niteliği için kullanılır.

    I don't see the relevance of that question.

    Bu sorunun konuyla ne alakası olduğunu anlamıyorum.

  • 37
    tendencynounneutral

    eğilim

    Belirli bir biçimde davranma ya da gerçekleşme yatkınlığı için kullanılır.

    He has a tendency to interrupt people when he's excited.

    Heyecanlandığında insanların sözünü kesme eğilimi var.

  • 38
    certaintynounneutral

    kesinlik

    Kesin bir kanaat ya da kesinlikle doğru olan bir şey için kullanılır.

    I can't say with any certainty when she'll arrive.

    Ne zaman geleceğini kesin olarak söyleyemem.

  • 39
    uncertaintynounneutral

    belirsizlik

    Kuşku hâli ya da bir şeyin bilinmiyor olma durumu için kullanılır.

    There's a lot of uncertainty about the future of the company.

    Şirketin geleceği konusunda büyük bir belirsizlik var.

  • 40
    awarenessnounneutral

    farkındalık

    Bir durumun ya da olgunun bilincinde olma hâli için kullanılır.

    The campaign aims to raise awareness of mental health issues.

    Kampanya, ruh sağlığı sorunlarına yönelik farkındalığı artırmayı amaçlıyor.

  • 41
    mindsetnounneutral

    zihniyet

    Yerleşmiş tutumlar bütünü ya da alışkanlık hâline gelmiş düşünme biçimi için kullanılır.

    You need a positive mindset to get through tough times.

    Zor zamanları atlatmak için olumlu bir zihniyete ihtiyacın var.

  • 42
    attitudenounneutral

    tutum

    Bir şeye karşı yerleşmiş düşünme ya da hissetme biçimi için kullanılır.

    Her positive attitude makes a real difference to the team.

    Olumlu tutumu takım için gerçekten fark yaratıyor.

  • 43
    ambitionnounneutral

    hırs, emel

    Bir şeyi başarmaya yönelik güçlü istek ya da belirli bir hedef için kullanılır.

    Her lifelong ambition was to become a doctor.

    Ömür boyu taşıdığı emel doktor olmaktı.

  • 44
    determinationnounneutral

    kararlılık

    Amaçta sabit kalma ve zorluğa rağmen sürdürme iradesi için kullanılır.

    It was sheer determination that got her through medical school.

    Tıp fakültesini bitirmesini sağlayan şey katıksız kararlılığıydı.

  • 45
    loyaltynounneutral

    sadakat, bağlılık

    Bir kişiye, gruba ya da davaya duyulan bağlılık ve güçlü destek için kullanılır.

    Her loyalty to her old friends never wavered.

    Eski dostlarına olan sadakati hiç sarsılmadı.

  • 46
    tolerancenounneutral

    hoşgörü

    Kendinden farklı inanç ya da davranışları kabul etme isteği için kullanılır.

    A healthy society depends on tolerance of different views.

    Sağlıklı bir toplum, farklı görüşlere gösterilen hoşgörüye bağlıdır.

  • 47
    dignitynounneutral

    onur, haysiyet

    Saygıya ve itibara layık olma durumu için kullanılır.

    She faced her illness with remarkable dignity.

    Hastalığıyla dikkat çekici bir onurla yüzleşti.

  • 48
    maturitynounneutral

    olgunluk

    Duygusal ya da zihinsel olarak tam gelişmiş olma durumu için kullanılır.

    She handled the criticism with surprising maturity.

    Eleştiriyi şaşırtıcı bir olgunlukla karşıladı.

  • 49
    achievementnounneutral

    başarı (kazanım)

    Özellikle emek ya da beceriyle elde edilen, başarıyla tamamlanmış iş için kullanılır.

    Winning the award was the greatest achievement of her career.

    Ödülü kazanmak, kariyerinin en büyük başarısıydı.

  • 50
    progressnounneutral

    ilerleme

    Bir hedefe doğru ilerleyiş ya da genel bir iyileşme için kullanılır.

    We're making good progress on the new project.

    Yeni projede iyi bir ilerleme kaydediyoruz.

  • 51
    responsibilitynounneutral

    sorumluluk

    Bir şeyle ilgilenme görevi ya da hesap verebilir olma durumu için kullanılır.

    Taking care of a pet is a big responsibility.

    Bir evcil hayvana bakmak büyük bir sorumluluktur.

  • 52
    expectationnounneutral

    beklenti

    Bir şeyin olacağına dair güçlü inanç ya da olması gerektiği düşünülen ölçü için kullanılır.

    The film didn't live up to my expectations.

    Film beklentilerimi karşılamadı.

  • 53
    prioritynounneutral

    öncelik

    Diğerlerinden daha önemli sayılan şey için kullanılır.

    Right now, my main priority is finishing my degree.

    Şu anda en büyük önceliğim eğitimimi tamamlamak.

  • 54
    traitnounneutral

    kişilik özelliği

    Bir kişiyi diğerlerinden ayıran karakter niteliği için kullanılır.

    Generosity is one of her most attractive traits.

    Cömertlik, onun en sevimli kişilik özelliklerinden biri.

  • 55
    circumstancenounneutral

    koşul, durum

    Bir olay ya da durumla bağlantılı olgu veya şart için kullanılır; çoğu zaman çoğul biçimde geçer.

    Under the circumstances, I think you did the right thing.

    Koşullar göz önüne alındığında bence doğru olanı yaptın.

  • 56
    factornounneutral

    etken, faktör

    Bir sonuca katkıda bulunan öğelerden biri için kullanılır.

    Cost was the deciding factor in our choice.

    Seçimimizde belirleyici etken maliyetti.

  • 57
    realitynounneutral

    gerçeklik

    Hayal edilenin ya da umulanın karşıtı olarak şeylerin gerçekte var olan hâli için kullanılır.

    In reality, the job was nothing like the description.

    Gerçekte iş, ilandakine hiç benzemiyordu.

  • 58
    existencenounneutral

    varoluş, varlık

    Var olma olgusu ya da bir yaşama biçimi için kullanılır.

    Scientists are still searching for proof of the planet's existence.

    Bilim insanları hâlâ gezegenin varlığına dair kanıt arıyor.

  • 59
    willpowernounneutral

    irade gücü

    Dürtülerini denetleyip kararlı kalabilme yetisi için kullanılır.

    It took a lot of willpower to give up smoking.

    Sigarayı bırakmak çok fazla irade gücü gerektirdi.

  • 60
    obstaclenounneutral

    engel

    Bir hedefe ilerlemeyi tıkayan şey için mecazi olarak kullanılır.

    The biggest obstacle to the deal was the price.

    Anlaşmanın önündeki en büyük engel fiyattı.

  • 61
    setbacknounneutral

    aksilik, gerileme

    İlerlemeyi geciktiren ya da geriye götüren sorun için kullanılır.

    Losing the contract was a major setback for the company.

    Sözleşmeyi kaybetmek şirket için büyük bir aksilikti.

  • 62
    drawbacknounneutral

    dezavantaj, sakınca

    Bir şeyin olumsuz yönü ya da onu daha az çekici kılan yanı için kullanılır.

    The main drawback of the job is the long commute.

    İşin başlıca dezavantajı uzun yol.

  • 63
    competencenounneutral

    yetkinlik, ehliyet

    Bir şeyi başarılı ya da verimli biçimde yapabilme yetisi için kullanılır.

    No one doubts her competence as a manager.

    Yönetici olarak yetkinliğinden kimse kuşku duymuyor.

  • 64
    sinceritynounneutral

    içtenlik, samimiyet

    Yapmacıklıktan uzak, duygularında gerçek ve içten olma niteliği için kullanılır.

    I don't doubt the sincerity of her apology.

    Özrünün içtenliğinden kuşku duymuyorum.

  • 65
    coherencenounformal

    tutarlılık, bütünlük

    Mantıklı, tutarlı ve iyi düzenlenmiş olma niteliği için kullanılır.

    The essay lacks coherence and jumps from idea to idea.

    Deneme tutarlılıktan yoksun ve fikirden fikre atlıyor.

  • 66
    flexibilitynounneutral

    esneklik

    Değişime uyum sağlama isteği ya da yetisi için mecazi olarak kullanılır.

    This job offers a lot of flexibility in terms of hours.

    Bu iş, çalışma saatleri açısından epey esneklik sunuyor.

  • 67
    logicnounneutral

    mantık

    Bir akıl yürütme dizgesi ya da geçerli çıkarım ilkeleri için kullanılır.

    I can't follow the logic of his argument at all.

    Onun savının mantığını hiç takip edemiyorum.

  • 68
    comprehensionnounneutral

    anlama, kavrama

    Bir şeyi anlama eylemi ya da anlayabilme yetisi için kullanılır.

    The sheer scale of the universe is beyond human comprehension.

    Evrenin devasa ölçeği insan kavrayışının ötesinde.

  • 69
    judgementnounneutralBritish English

    muhakeme, yargı (İngiliz yazımı)

    'judgment' sözcüğünün İngiliz yazımı: sağduyulu karar verebilme yetisi, varılan kanı ya da görüş.

    I trust her judgement on important matters.

    Önemli konularda muhakemesine güvenirim.

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Bir tartışmada haklı olmak yetmez; haklılığınızı savunacak kelimelere de ihtiyacınız var. Hakikat, adalet, özgürlük, amaç, kimlik gibi felsefi kavramlar; akıl yürütmek, mantık, görüş, inanç, şüphe gibi düşünme süreçleri; cesaret, sabır, bilgelik, dürüstlük gibi nitelikler; başarı, deneyim, fırsat, etki, sonuç gibi soyut adlar burada. Hedef yüksek: ileri seviyede nüanslı bir argüman kurabilmek.

Soyut kavramlar için diğer seviyeler

B2 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi