c2Kelime paketi

Resmî ve yazılı dil

Rapor, dilekçe ve belgelerde kullanılan ağırbaşlı anlatım.

68 kelime
İngilizce kelime bilgisi

Kütüphaneme ekle

Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol

68 kelime

Tanımların dili:: Türkçe
  • 1
    ameliorateverbformal

    iyileştirmek

    Bir durumu ya da koşulu daha iyi hâle getirmek anlamında çok resmî fiil.

    The new measures are intended to ameliorate the living conditions of refugees.

    Yeni önlemler, mültecilerin yaşam koşullarını iyileştirmeyi amaçlıyor.

  • 2
    alleviateverbformal

    hafifletmek

    Acı, ıstırap ya da baskı gibi hoş olmayan bir şeyin şiddetini azaltmak anlamında resmî fiil.

    The grant was designed to alleviate financial pressure on small businesses.

    Hibe, küçük işletmeler üzerindeki mali baskıyı hafifletmek üzere tasarlandı.

  • 3
    expediteverbformal

    hızlandırmak

    Bir süreci hızlandırmak ya da daha çabuk gerçekleşmesini sağlamak anlamında resmî fiil.

    We have asked the department to expedite the approval of your application.

    Başvurunuzun onay sürecini hızlandırmasını birimden rica ettik.

  • 4
    procureverbformal

    temin etmek

    Özellikle çaba harcayarak ya da resmî kanallardan bir şeyi ele geçirmek anlamında resmî fiil.

    The agency was unable to procure the necessary funding in time.

    Kurum, gerekli finansmanı zamanında temin edemedi.

  • 5
    relinquishverbformal

    feragat etmek

    Denetim, hak ya da makam gibi bir şeyden vazgeçmek veya onu bırakmak anlamında resmî fiil.

    He was reluctant to relinquish control of the company he had founded.

    Kurduğu şirketin yönetiminden feragat etmeye pek gönüllü değildi.

  • 6
    disseminateverbformal

    yaymak

    Özellikle akademik ya da kurumsal ortamlarda bilgiyi geniş biçimde dağıtmak anlamında resmî fiil.

    The findings were disseminated through a series of academic publications.

    Bulgular bir dizi akademik yayın aracılığıyla yayıldı.

  • 7
    delineateverbformal

    sınırlarını çizmek

    Bir şeyi tam olarak betimlemek ya da tanımlamak, sınırlarını belirlemek anlamında resmî fiil.

    The report clearly delineates the responsibilities of each party.

    Rapor, her bir tarafın sorumluluklarının sınırlarını açıkça çiziyor.

  • 8
    corroborateverbformal

    doğrulamak

    Bir ifadeyi ya da kuramı ek kanıtlarla desteklemek veya teyit etmek anlamında resmî fiil.

    Two independent witnesses corroborated her account of events.

    Birbirinden bağımsız iki tanık, olaylara ilişkin anlatısını doğruladı.

  • 9
    precludeverbformal

    önlemek

    Bir şeyin gerçekleşmesinin önüne geçmek ya da onu olanaksız kılmak anlamında resmî fiil.

    His prior commitments preclude any further involvement in the project.

    Önceki taahhütleri, projeye daha fazla katılmasını önlüyor.

  • 10
    reiterateverbformal

    yinelemek

    Vurgu ya da açıklık kazandırmak için bir şeyi tekrar söylemek veya yapmak anlamında resmî fiil.

    Allow me to reiterate our commitment to resolving this matter.

    Bu meseleyi çözme konusundaki kararlılığımızı yinelememe izin verin.

  • 11
    transpireverbformal

    ortaya çıkmak

    Bir şeyin bilinir hâle gelmesi ya da daha gevşek bir kullanımla olup bitmesi anlamında resmî fiil.

    It later transpired that the documents had been forged.

    Belgelerin sahte olduğu sonradan ortaya çıktı.

  • 12
    supersedeverbformal

    yerini almak

    Bir şeyin yerine daha yeni ya da daha uygun bir sürüm geçirmek anlamında resmî fiil.

    This policy supersedes all previous guidance on the subject.

    Bu politika, konuya ilişkin önceki tüm yönergelerin yerini alır.

  • 13
    augmentverbformal

    artırmak

    Bir şeyi çoğaltmak ya da ona ekleyerek daha büyük hâle getirmek anlamında resmî fiil.

    She took a second job to augment her income.

    Gelirini artırmak için ikinci bir işe girdi.

  • 14
    curtailverbformal

    kısıtlamak

    Bir şeyi azaltmak, sınırlamak ya da kısa kesmek anlamında resmî fiil.

    Budget cuts forced the institution to curtail its research programmes.

    Bütçe kesintileri kurumu araştırma programlarını kısıtlamaya zorladı.

  • 15
    circumventverbformal

    etrafından dolaşmak

    Bir engelin ya da kuralın çevresinden, çoğu zaman kurnazca bir yol bulmak anlamında resmî fiil.

    The company used loopholes to circumvent the new tax laws.

    Şirket, yeni vergi yasalarının etrafından dolaşmak için açık kapılardan yararlandı.

  • 16
    elucidateverbformal

    izah etmek

    Bir şeyi ayrıntılı biçimde anlatarak anlaşılır kılmak anlamında çok resmî fiil.

    Could you elucidate the reasoning behind this decision?

    Bu kararın ardındaki gerekçeyi izah edebilir misiniz?

  • 17
    appriseverbformal

    haberdar etmek

    Birini bir konuda bilgilendirmek anlamında resmî fiil; çoğu zaman 'apprise of' kalıbıyla kullanılır.

    Please apprise me of any developments as they arise.

    Ortaya çıkan her gelişmeden lütfen beni haberdar edin.

  • 18
    forgoverbformal

    vazgeçmek

    Çoğu zaman hoş ya da arzu edilir bir şeyden feragat etmek veya onsuz yapmak anlamında resmî fiil.

    Employees may forgo part of their salary in exchange for shares.

    Çalışanlar, hisse karşılığında maaşlarının bir bölümünden vazgeçebilir.

  • 19
    broachverbformal

    konuyu açmak

    Hassas ya da güç bir konuyu tartışmaya açmak anlamında resmî fiil.

    I hesitated before broaching the subject of redundancies.

    İşten çıkarmalar konusunu açmadan önce duraksadım.

  • 20
    profferverbformal

    sunmak

    Öğüt, açıklama ya da el gibi bir şeyi uzatmak veya ortaya koymak anlamında resmî fiil.

    He proffered no explanation for his sudden departure.

    Ani ayrılışı için hiçbir açıklama sunmadı.

  • 21
    engenderverbformal

    yol açmak

    Bir duyguya, duruma ya da koşula neden olmak veya onu doğurmak anlamında resmî fiil.

    Such policies tend to engender resentment among workers.

    Bu tür politikalar işçiler arasında kırgınlığa yol açma eğilimindedir.

  • 22
    avail oneself ofexpressionformal

    -den yararlanmak

    Sunulan bir fırsattan ya da olanaktan istifade etmek anlamında resmî kalıp.

    Guests are encouraged to avail themselves of the hotel's facilities.

    Konukların otelin olanaklarından yararlanması teşvik edilir.

  • 23
    salientadjectiveformal

    öne çıkan

    Bir şeyin en göze çarpan ya da en önemli yönlerini niteleyen resmî sıfat.

    Let me summarise the salient points of the proposal.

    Önerinin öne çıkan noktalarını özetlememe izin verin.

  • 24
    cogentadjectiveformal

    inandırıcı

    Açık, tutarlı ve ikna edici bir savı niteleyen resmî sıfat.

    She presented a cogent case for reforming the system.

    Sistemin yeniden düzenlenmesi için inandırıcı bir gerekçe sundu.

  • 25
    germaneadjectiveformal

    konuyla ilgili

    Tartışılan konuya uygun ve onunla bağlantılı anlamında resmî sıfat.

    Those details, while interesting, are not germane to our enquiry.

    O ayrıntılar ilginç olsa da soruşturmamızla ilgili değil.

  • 26
    prudentadjectiveformal

    ihtiyatlı

    Geleceğe dair özen ve sağduyu gösteren bir kararı ya da kişiyi niteleyen resmî sıfat.

    It would be prudent to seek legal advice before signing.

    İmzalamadan önce hukuki görüş almak ihtiyatlı olur.

  • 27
    judiciousadjectiveformal

    basiretli

    Bir şeyin akıllıca ve özenli kullanımını ya da sağlam muhakemeyi niteleyen resmî sıfat.

    Through judicious use of resources, they avoided bankruptcy.

    Kaynakların basiretli kullanımı sayesinde iflastan kurtuldular.

  • 28
    expedientadjectiveformal

    elverişli

    Kimi zaman ilkeden ödün verme pahasına da olsa uygun ya da avantajlı olan bir şeyi niteleyen resmî sıfat.

    The government chose the politically expedient option.

    Hükümet, siyaseten elverişli olan seçeneği tercih etti.

  • 29
    onerousadjectiveformal

    külfetli

    Ağır gelen ve yerine getirilmesi güç bir görevi ya da yükümlülüğü niteleyen resmî sıfat.

    The contract imposes several onerous obligations on the tenant.

    Sözleşme, kiracıya birkaç külfetli yükümlülük yüklüyor.

  • 30
    tenableadjectiveformal

    savunulabilir

    Savunulabilen ya da sürdürülebilen bir konumu veya savı niteleyen resmî sıfat.

    Given the new evidence, his position is no longer tenable.

    Yeni kanıtlar karşısında tutumu artık savunulabilir değil.

  • 31
    ostensibleadjectiveformal

    görünürdeki

    Doğruymuş gibi duran ama asıl nedeni gizliyor olabilen bir gerekçeyi niteleyen resmî sıfat.

    The ostensible purpose of the visit was diplomatic.

    Ziyaretin görünürdeki amacı diplomatikti.

  • 32
    the formerexpressionformal

    birincisi

    Daha önce anılan iki şeyden ilkine gönderme yapan resmî kalıp.

    We can travel by train or by car; the former is more relaxing.

    Trenle ya da arabayla gidebiliriz; birincisi daha dinlendirici.

  • 33
    the latterexpressionformal

    ikincisi

    Daha önce anılan iki şeyden sonuncusuna gönderme yapan resmî kalıp.

    The role demands patience and precision; the latter is harder to teach.

    Bu iş sabır ve titizlik ister; ikincisini öğretmek daha zordur.

  • 34
    whilstconjunctionformalBritish English

    iken (İngiliz İngilizcesi)

    Yazıda eşzamanlılık ya da karşıtlık için kullanılan, 'while' bağlacının resmî İngiliz biçimi.

    Whilst we appreciate your feedback, we cannot make an exception.

    Görüşlerinizi değerli bulmakla birlikte bir istisna yapamayız.

  • 35
    amongstprepositionformalBritish English

    arasında (İngiliz İngilizcesi)

    Daha edebî ya da resmî yazıda kullanılan, 'among' edatının resmî İngiliz biçimi.

    The proposal was well received amongst senior colleagues.

    Öneri, kıdemli meslektaşlar arasında olumlu karşılandı.

  • 36
    amidstprepositionformalliterary

    ortasında

    'amid' edatının biraz edebî, resmî çeşitlemesi; bir şeyin ortasında ya da onunla çevrili anlamına gelir.

    The announcement came amidst growing public concern.

    Duyuru, artan kamuoyu kaygısının ortasında geldi.

  • 37
    hithertoadverbformal

    şimdiye kadar

    Şu ana kadar ya da bugüne değin anlamına gelen resmî belirteç.

    The discovery challenges a hitherto accepted theory.

    Bu buluş, şimdiye kadar kabul görmüş bir kuramı sarsıyor.

  • 38
    wherebyadverbformal

    aracılığıyla

    Bir yöntemi ya da düzenlemeyi betimlemek için kullanılan, hangi yolla veya neyin sayesinde anlamına gelen resmî ilgi belirteci.

    They introduced a scheme whereby staff could buy shares at a discount.

    Personelin hisseleri indirimli alabildiği bir program uygulamaya kondu.

  • 39
    whereinadverbformalliterary

    -dığı yerde

    Hangi yerde, hangi durumda ya da hangi bakımdan anlamına gelen çok resmî ilgi belirteci.

    This is precisely wherein the difficulty lies.

    Zorluk tam da burada yatıyor.

  • 40
    inasmuch asconjunctionformal

    -diği ölçüde

    Özenli yazılı savlarda kullanılan, o dereceye kadar ya da çünkü anlamına gelen resmî bağlaç.

    The plan is sound, inasmuch as it addresses the root cause.

    Plan, kök nedeni ele aldığı ölçüde sağlamdır.

  • 41
    be that as it mayexpressionformal

    öyle olsa bile

    Bir noktayı kabul edip bir yana bırakmak için kullanılan resmî ödün kalıbı.

    The costs are considerable; be that as it may, the project must proceed.

    Maliyetler hatırı sayılır düzeyde; öyle olsa bile proje sürmelidir.

  • 42
    that saidexpressionformalneutral

    bununla birlikte

    Bir kayıt düşmek ya da karşıt bir noktayı sunmak için kullanılan yarı resmî bağlaç.

    The report is thorough. That said, it overlooks one crucial factor.

    Rapor kapsamlı. Bununla birlikte can alıcı bir etkeni gözden kaçırıyor.

  • 43
    by the same tokenexpressionformal

    aynı mantıkla

    Önceki bir noktayı genişleten, aynı gerekçeyle ya da benzer biçimde anlamına gelen resmî bağlaç.

    He works hard, and by the same token, he expects others to do so.

    Çok çalışıyor ve aynı mantıkla başkalarından da bunu bekliyor.

  • 44
    in any eventexpressionformal

    her hâlükârda

    Ne olursa olsun ya da her ne söylenmiş olursa olsun anlamına gelen, 'anyway' sözcüğüne benzer resmî bağlaç.

    The outcome is uncertain, but we must prepare in any event.

    Sonuç belirsiz, ama her hâlükârda hazırlanmalıyız.

  • 45
    as regardsprepositionformal

    -e ilişkin

    Bir konuyu tanıtmak için kullanılan, o konu hakkında ya da o bakımdan anlamına gelen resmî edat.

    As regards the budget, a final decision is still pending.

    Bütçeye ilişkin nihai karar hâlâ beklemede.

  • 46
    vis-à-visprepositionformal

    -e kıyasla

    Bir şeye göre ya da onunla karşılaştırıldığında anlamına gelen, Fransızca kökenli resmî edat.

    What is our position vis-à-vis our main competitors?

    Başlıca rakiplerimize kıyasla konumumuz nedir?

  • 47
    I trust this email finds you wellexpressionformal

    umarım iyisinizdir

    Alıcının iyi olmasını dileyen, yazışmalarda kullanılan kibar ve resmî giriş.

    Dear Ms Carter, I trust this email finds you well.

    Sayın Carter, umarım iyisinizdir.

  • 48
    I would be much obligedexpressionformal

    çok minnettar kalırım

    Şükran bildiren ya da nazik bir rica dile getiren, çok kibar ve resmî kalıp.

    I would be much obliged if you could reply by Friday.

    Cuma gününe kadar yanıt verirseniz çok minnettar kalırım.

  • 49
    please be informed thatexpressionformal

    bilgilerinize sunarız

    Alıcıya resmî bilgi iletmek için kullanılan resmî bildirim kalıbı.

    Please be informed that the office will be closed over the holiday period.

    Ofisin tatil dönemi boyunca kapalı olacağını bilgilerinize sunarız.

  • 50
    we apologise for any inconvenience causedexpressionformal

    yaşanan aksaklık için özür dileriz (İngiliz yazımı)

    Duyurularda ve yazışmalarda bir aksama için özür dilemekte kullanılan standart resmî kalıp.

    The service will be unavailable on Sunday; we apologise for any inconvenience caused.

    Hizmet pazar günü kullanılamayacaktır; bunun yol açtığı aksaklık için özür dileriz.

  • 51
    to whom it may concernexpressionformal

    ilgili makama

    Alıcının adı bilinmediğinde mektuba başlamak için kullanılan resmî hitap.

    To whom it may concern: I am writing to confirm Mr Allen's employment.

    İlgili Makama: Sayın Allen'ın çalıştığını teyit etmek üzere yazıyorum.

  • 52
    yours faithfullyexpressionformal

    saygılarımla (İngiliz İngilizcesi)

    Alıcının adı bilinmediğinde ('Dear Sir/Madam' hitabından sonra) kullanılan resmî İngiliz mektup kapanışı.

    We await your reply. Yours faithfully, J. Reynolds.

    Yanıtınızı bekliyoruz. Saygılarımla, J. Reynolds.

  • 53
    I am pleased to inform youexpressionformal

    memnuniyetle bildiririm

    Yazışmalarda iyi bir haberi sunmak için kullanılan resmî kalıp.

    I am pleased to inform you that your application has been successful.

    Başvurunuzun kabul edildiğini memnuniyetle bildiririm.

  • 54
    at your disposalexpressionformal

    emrinizde

    Kişinin yardıma hazır olduğunu ya da kaynakların kullanıma açık olduğunu belirten resmî kalıp.

    Should you need further details, I remain at your disposal.

    Ayrıntılı bilgiye ihtiyaç duyarsanız emrinizdeyim.

  • 55
    with all due respectexpressionformal

    saygıda kusur etmeden

    Birine karşı çıkmadan ya da onu eleştirmeden önce muhalefeti yumuşatmak için kullanılan resmî kalıp.

    With all due respect, I believe the figures have been misinterpreted.

    Saygıda kusur etmeden söylüyorum: rakamlar yanlış yorumlanmış.

  • 56
    allow me toexpressionformal

    müsaadenizle

    Açıklamak ya da tanıştırmak gibi yapmak üzere olduğu bir eylemi kibarca sunmak için kullanılan resmî kalıp.

    Allow me to introduce our keynote speaker for this evening.

    Müsaadenizle bu akşamki açılış konuşmacımızı tanıtayım.

  • 57
    thus farexpressionformal

    bugüne dek

    Zaman ya da ilerleme bakımından bu ana kadar anlamına gelen resmî kalıp.

    The negotiations have thus far produced no agreement.

    Görüşmeler bugüne dek hiçbir uzlaşma doğurmadı.

  • 58
    in so doingexpressionformal

    böyle yapmakla

    Az önce betimlenen biçimde davranmayı sonucuna bağlayan resmî bağlaç.

    She challenged the ruling and, in so doing, set an important precedent.

    Karara itiraz etti ve böyle yapmakla önemli bir emsal oluşturdu.

  • 59
    deemed necessaryexpressionformal

    gerekli görülen

    Bir şeyin zorunlu sayıldığını belirten, resmî yazıda yaygın olan kalıp.

    The committee will take whatever action is deemed necessary.

    Komite, gerekli görülen her türlü işlemi yapacaktır.

  • 60
    I wish to draw your attention toexpressionformal

    dikkatinizi çekmek isterim

    Okura önemli bir konuyu göstermek için kullanılan resmî yazışma kalıbı.

    I wish to draw your attention to a discrepancy in the latest report.

    Son rapordaki bir tutarsızlığa dikkatinizi çekmek isterim.

  • 61
    promulgateverbformal

    resmen ilan etmek

    Bir yasayı, kararnameyi ya da öğretiyi resmen duyurmak veya yürürlüğe koymak; ayrıca düşünceleri ya da inançları geniş biçimde yaymak anlamında çok resmî fiil.

    The new regulations were promulgated earlier this year.

    Yeni yönetmelik bu yılın başında resmen ilan edildi.

  • 62
    positverbformalacademic

    öne sürmek

    Bir savın dayanağı olarak bir düşünceyi ya da varsayımı ileri sürmek anlamında resmî, akademik fiil.

    The author posits that economic factors were the primary cause.

    Yazar, birincil nedenin ekonomik etkenler olduğunu öne sürüyor.

  • 63
    myriadadjective, nounformalliterary

    sayısız

    Bir şeyin sayılamayacak ya da son derece çok olduğunu anlatan edebî ve resmî sözcük.

    The project faced a myriad of unforeseen complications.

    Proje, öngörülemeyen sayısız karmaşıklıkla karşılaştı.

  • 64
    further toexpressionformal

    -e atfen

    Önceki bir yazışmaya ya da konuya geri dönmek için kullanılan resmî yazışma kalıbı.

    Further to our telephone conversation, I attach the revised contract.

    Telefon görüşmemize atfen, gözden geçirilmiş sözleşmeyi ekliyorum.

  • 65
    whileconjunctionneutralAmerican English

    iken (Amerikan İngilizcesi)

    Resmî İngiliz yazısının çoğu zaman 'whilst' biçimini yeğlediği yerde kullanılan Amerikan İngilizcesi (ve genel İngilizce) biçimi.

    Please remain seated while the aircraft is taxiing.

    Lütfen uçak hareket hâlindeyken yerinizde kalın.

  • 66
    amongprepositionneutralAmerican English

    arasında (Amerikan İngilizcesi)

    Resmî İngiliz yazısının çoğu zaman 'amongst' biçimini yeğlediği yerde kullanılan Amerikan İngilizcesi (ve genel İngilizce) biçimi.

    The findings were widely discussed among the senior faculty.

    Bulgular kıdemli öğretim üyeleri arasında geniş biçimde konuşuldu.

  • 67
    we apologize for any inconvenience causedphraseformalAmerican English

    yaşanan aksaklık için özür dileriz (Amerikan yazımı)

    Bir aksama için resmî özrün Amerikan İngilizcesindeki yazımı; İngiliz İngilizcesi bunu 'apologise' biçiminde yazar.

    The service will be unavailable overnight; we apologize for any inconvenience caused.

    Hizmet gece boyunca kapalı olacak; buna bağlı olarak yaşanan aksaklık için özür dileriz.

  • 68
    yours trulyphraseformalAmerican English

    saygılarımla (Amerikan İngilizcesi)

    Alıcının adı bilinmediğinde ya da üslup resmî olduğunda kullanılan Amerikan İngilizcesi mektup kapanışı; İngiliz İngilizcesi bu durumda 'yours faithfully' kullanır.

    We look forward to your reply. Yours truly, Margaret Hale

    Yanıtınızı bekliyoruz. Saygılarımızla, Margaret Hale

Her yerde öğrenin, internet olmasa bile

Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.

Bir rapora günlük konuşma diliyle başlarsanız ilk cümlede fark edilir. Bu paket resmî fiilleri, bağlaçları ve hazır kalıpları öğretir: talep etmek, elde etmek, belirtmek; ayrıca, bununla birlikte, buna bağlı olarak; nazik ricalar ve gündelik sözcüklerin ağırbaşlı karşılıkları. İleri seviyeye çekildiği için profesyonel bir e-postada olduğu gibi akademik bir metinde de tonu tam yerinde tutarsınız.

Resmî ve yazılı dil için diğer seviyeler

C2 seviyesinde daha fazla İngilizce kelime bilgisi