Temel sıfatlar ve zarflar
Boyut, nitelik, duygu ve biçim anlatan en sık kullanılan sözcükler.
Kütüphaneme ekle
Bu desteyi kaydetmek ve ilerlemeni takip etmek için ücretsiz kaydol
76 kelime
Tanımların dili:: Türkçe- 1youngadjectiveneutral
genç
Yalnızca kısa bir süredir yaşayan ya da var olan bir kişiyi, hayvanı veya nesneyi anlatır; 'old' sözcüğünün karşıtıdır.
My sister is too young to drive a car.
Kız kardeşim araba kullanmak için fazla genç.
- 2weakadjectiveneutral
zayıf
Fazla gücü ya da kuvveti olmayan; 'strong' sözcüğünün karşıtı.
I feel weak because I didn't eat all day.
Bütün gün bir şey yemediğim için kendimi zayıf hissediyorum.
- 3richadjectiveneutral
zengin
Çok parası olan; 'poor' sözcüğünün karşıtı.
Her family is very rich.
Onun ailesi çok zengin.
- 4pooradjectiveneutral
yoksul
Çok az parası olan; 'rich' sözcüğünün karşıtı. Günlük dilde 'fakir' de denir.
They were very poor when they were young.
Gençken çok yoksullardı.
- 5softadjectiveneutral
yumuşak
Kolayca bastırılabilen ya da biçimi değiştirilebilen; dokunması hoş olan. 'Hard' sözcüğünün karşıtı.
This pillow is so soft.
Bu yastık çok yumuşak.
- 6hardadjectiveneutral
sert
Katı ve sağlam; kolayca bastırılamayan ya da kırılamayan. 'Zor' anlamındaki 'hard' kullanımından farklı bir anlamdır.
The bread is old and very hard.
Ekmek bayat ve çok sert.
- 7narrowadjectiveneutral
dar
Bir kenardan diğerine küçük olan; 'wide' sözcüğünün karşıtı.
The street is very narrow here.
Sokak burada çok dar.
- 8wetadjectiveneutral
ıslak
Su ya da başka bir sıvıyla kaplı veya dolu; 'dry' sözcüğünün karşıtı.
My clothes are all wet from the rain.
Yağmurdan bütün kıyafetlerim ıslandı.
- 9dryadjectiveneutral
kuru
Islak olmayan; suyu ya da başka bir sıvısı bulunmayan.
Is my shirt dry yet?
Gömleğim kurudu mu?
- 10sweetadjectiveneutral
tatlı
Şeker tadı olan; ekşi ya da acı olanın karşıtı.
This cake is too sweet for me.
Bu pasta bana fazla tatlı geldi.
- 11deliciousadjectiveneutral
nefis
Tadı ya da kokusu çok güzel olan; en çok yiyecek ve içecekler için kullanılır.
This soup is delicious!
Bu çorba nefis!
- 12tastyadjectiveinformal
lezzetli
Tadı güzel ve hoş olan. 'Delicious' sözcüğünden biraz daha günlük bir sözcüktür.
These cookies are really tasty.
Bu kurabiyeler gerçekten lezzetli.
- 13comfortableadjectiveneutral
rahat
Bedence gevşemiş ve huzurlu hissettiren; acı vermeyen.
This chair is very comfortable.
Bu sandalye çok rahat.
- 14modernadjectiveneutral
çağdaş, modern
Bugüne ait olan ya da yeni fikirler, biçimler veya teknoloji kullanan; eski moda olanın karşıtı.
They live in a modern apartment.
Modern bir dairede oturuyorlar.
- 15favoriteadjectiveneutral
en sevilen (Amerikan yazımı)
Hepsi arasında en çok sevdiğin. İngiliz yazımı 'favourite' biçimindedir.
Blue is my favorite color.
En sevdiğim renk mavidir.
- 16realadjectiveneutral
gerçek
Var olan ya da doğru olan; hayalî veya sahte olmayan.
Is this a real diamond?
Bu gerçek bir elmas mı?
- 17trueadjectiveneutral
doğru
Olgulara dayanan; yanlış olmayan.
Is it true that you're moving to Spain?
İspanya'ya taşındığın doğru mu?
- 18normaladjectiveneutral
olağan, normal
Alışılmış, sıradan ya da beklenen; genellikle görülen.
It's normal to feel nervous before a test.
Sınavdan önce heyecanlanmak olağandır.
- 19possibleadjectiveneutral
mümkün
Olabilen ya da yapılabilen.
Is it possible to change my ticket?
Biletimi değiştirmem mümkün mü?
- 20impossibleadjectiveneutral
imkânsız
Olması ya da yapılması mümkün olmayan; 'possible' sözcüğünün karşıtı.
It's impossible to finish all this work today.
Bütün bu işi bugün bitirmek imkânsız.
- 21nextadjectiveneutral
sonraki
Zaman ya da sıra bakımından hemen bundan sonra gelen.
I'll see you next week.
Seninle gelecek hafta görüşürüz.
- 22lastadjectiveneutral
son
Hepsinden sonra gelen; sonuncu ya da şu andan önceki en yeni olan.
We saw a great movie last night.
Dün gece harika bir film izledik.
- 23firstadjectiveneutral
ilk
Zaman, sıra ya da önem bakımından hepsinden önce gelen.
It's my first day at the new job.
Yeni işimdeki ilk günüm.
- 24bestadjectiveneutral
en iyi
Hepsinden daha iyi olan; nitelikçe en üstün. 'Good' sözcüğünün en üstünlük derecesi.
This is the best pizza in town.
Bu, şehirdeki en iyi pizza.
- 25betteradjectiveneutral
daha iyi
Bir başka şeyden nitelikçe üstün ya da daha uygun. 'Good' sözcüğünün üstünlük derecesi. Ayrıca 'daha az hasta' anlamında da kullanılır.
This phone is better than my old one.
Bu telefon eskisinden daha iyi.
- 26worseadjectiveneutral
daha kötü
Bir başka şeyden nitelikçe düşük ya da daha tatsız. 'Bad' sözcüğünün üstünlük derecesi.
The weather is even worse today.
Hava bugün daha da kötü.
- 27worstadjectiveneutral
en kötü
Hepsi arasında nitelikçe en düşük ya da en tatsız olan. 'Bad' sözcüğünün en üstünlük derecesi.
That was the worst day of my life.
Hayatımın en kötü günüydü.
- 28wholeadjectiveneutral
bütün
Tam; bir şeyin hepsi; miktarın tamamı.
I ate the whole pizza by myself.
Bütün pizzayı tek başıma yedim.
- 29mainadjectiveneutral
ana, başlıca
En önemli; en büyük ya da önem bakımından ilk sırada olan.
What's the main reason you want this job?
Bu işi istemenizin başlıca nedeni nedir?
- 30sureadjectiveneutral
emin
Kesin olan; bir konuda kuşkusu olmayan.
Are you sure about that?
Bundan emin misin?
- 31kindadjectiveneutral
nazik
Başkalarına karşı dostça, ilgili ve yumuşak davranan.
She is very kind to everyone.
Herkese karşı çok nazik.
- 32friendlyadjectiveneutral
cana yakın
Başkalarına karşı dostça, açık ve hoş davranan.
The people here are very friendly.
Buradaki insanlar çok cana yakın.
- 33luckyadjectiveneutral
şanslı
Rastlantı sonucu güzel şeyler başına gelen; talihli.
You're so lucky to live near the beach.
Sahile yakın oturduğun için çok şanslısın.
- 34amazingadjectiveinformalneutral
muhteşem
Hem çok şaşırtıcı hem çok güzel; olağanüstü.
The view from the top is amazing.
Tepeden görünen manzara muhteşem.
- 35wonderfuladjectiveneutral
harika
Son derece iyi; büyük keyif veren.
We had a wonderful time at the party.
Partide harika vakit geçirdik.
- 36awfuladjectiveinformalneutral
berbat
Çok kötü ya da tatsız; korkunç.
The food at that place was awful.
Oradaki yemekler berbattı.
- 37fineadjectiveneutral
iyi, yolunda
Yeterince iyi; tamam; sağlıklı ve keyfi yerinde. Günlük konuşmadaki cevaplarda çok sık kullanılır.
"How are you?" "I'm fine, thanks."
"Nasılsın?" "İyiyim, teşekkürler."
- 38okayadjectiveinformal
tamam, fena değil
Olur; yeterince iyi ama harika değil. Çoğu zaman 'OK' biçiminde yazılır.
Are you okay? You look tired.
İyi misin? Yorgun görünüyorsun.
- 39uglyadjectiveneutral
çirkin
Bakması hoş olmayan; görünüşü itici olan; 'beautiful' sözcüğünün karşıtı.
That's a really ugly building.
Bu gerçekten çirkin bir bina.
- 40stupidadjectiveinformalpejorative
aptal
Zeki olmayan; saçma; düşüncesizce davranan. Bir kişi için söylendiğinde kaba kaçabilir.
That was a stupid mistake.
Aptalca bir hataydı.
- 41brightadjectiveneutral
parlak, aydınlık
Işık dolu; güçlü biçimde parlayan; 'dark' sözcüğünün karşıtı.
The room is nice and bright in the morning.
Oda sabahları güzel ve aydınlık olur.
- 42darkadjectiveneutral
karanlık
Işığı az olan ya da hiç olmayan; 'bright' ve 'light' sözcüklerinin karşıtı.
It's getting dark, let's go home.
Hava kararıyor, eve gidelim.
- 43healthyadjectiveneutral
sağlıklı
Bedence iyi ve güçlü olan; ya da sağlığa yararlı olan.
Try to eat more healthy food.
Daha çok sağlıklı yiyecek yemeye çalış.
- 44clearadjectiveneutral
açık, net
Görülmesi, duyulması ya da anlaşılması kolay olan; ya da önünde engel bulunmayan.
The instructions are very clear.
Yönergeler çok açık.
- 45alwaysadverbneutral
her zaman
Her defasında; sürekli olarak. Sıklık belirteci.
She is always late for class.
Derse her zaman geç kalır.
- 46neveradverbneutral
asla, hiçbir zaman
Hiçbir zaman; hiç. Sıklık belirteci.
I never eat meat.
Hiçbir zaman et yemem.
- 47oftenadverbneutral
sık sık
Çok kez; sıklıkla. Sıklık belirteci.
We often go to the cinema on weekends.
Hafta sonları sık sık sinemaya gideriz.
- 48sometimesadverbneutral
bazen
Kimi durumlarda, ama her zaman değil. Sıklık belirteci.
Sometimes I walk to work.
Bazen işe yürüyerek giderim.
- 49usuallyadverbneutral
genellikle
Çoğu zaman; çoğu durumda. Sıklık belirteci.
I usually get up at seven.
Genellikle yedide kalkarım.
- 50nowadverbneutral
şimdi
Bu anda; içinde bulunulan zamanda.
I'm busy now, can I call you later?
Şu anda meşgulüm, seni sonra arayabilir miyim?
- 51soonadverbneutral
yakında
Bundan kısa bir süre sonra; çok geçmeden.
I'll be back soon.
Yakında döneceğim.
- 52lateradverbneutral
daha sonra
Şu andan ya da söz edilen zamandan sonraki bir vakitte.
I'll do it later.
Onu daha sonra yaparım.
- 53thenadverbneutral
sonra, o zaman
Ondan sonra; sırada bir sonraki. Ayrıca 'o vakitte' anlamına gelir.
We had dinner and then watched a film.
Akşam yemeği yedik, sonra film izledik.
- 54carefullyadverbneutral
dikkatlice
Özenli bir biçimde; hata ya da tehlikeden kaçınmak için dikkat ederek.
Please read the instructions carefully.
Lütfen yönergeleri dikkatlice okuyun.
- 55badlyadverbneutral
kötü biçimde
Kötü bir şekilde; iyi olmayan biçimde. 'Bad' sözcüğünün belirteç biçimi.
He sings really badly.
Gerçekten çok kötü şarkı söylüyor.
- 56perhapsadverbneutralformal
belki de
Bir şeyin mümkün olduğunu ama kesin olmadığını söylemek için kullanılır. 'Maybe' sözcüğünden biraz daha resmîdir.
Perhaps we can meet tomorrow.
Belki yarın buluşabiliriz.
- 57soadverbneutral
çok, öylesine
Bir sıfatı ya da belirteci güçlendirmek için önüne getirilir. Pekiştirici.
I'm so happy to see you!
Seni gördüğüme çok sevindim!
- 58aboutadverbneutral
yaklaşık
Bir sayıdan ya da miktardan biraz az veya biraz çok; aşağı yukarı.
It costs about twenty dollars.
Yaklaşık yirmi dolar tutuyor.
- 59a lotadverbinformalneutral
çokça, bir hayli
Sık sık ya da büyük ölçüde; epeyce.
Thanks a lot for your help.
Yardımın için çok teşekkürler.
- 60moreadverbneutral
daha fazla
Karşılaştırma yapmak için kullanılır; daha büyük ölçüde ya da miktarda.
Can you speak a little more slowly?
Biraz daha yavaş konuşabilir misiniz?
- 61mostadverbneutral
en çok
En üstünlük derecesi kurmak için kullanılır; en büyük ölçüde.
This is the most beautiful place I've seen.
Burası gördüğüm en güzel yer.
- 62muchadverbneutral
çok, fazlasıyla
Büyük ölçüde; epey. Çoğunlukla soru ve olumsuz cümlelerde, ayrıca üstünlük derecelerini güçlendirmek için kullanılır.
Thank you very much.
Çok teşekkür ederim.
- 63welladjectiveneutral
iyi (sağlık bakımından)
Sağlığı yerinde olan; hasta olmayan. 'Be' ya da 'feel' gibi eylemlerden sonra sıfat olarak kullanılır. 'İyi bir biçimde' anlamındaki 'well' kullanımından farklıdır.
I don't feel very well today.
Bugün kendimi pek iyi hissetmiyorum.
- 64strongadjectiveneutral
güçlü
Bedence çok kuvvetli olan ya da kırılması veya zarar görmesi zor olan; ayrıca tadı, kokusu veya etkisi yoğun olan.
He is very strong and can carry the heavy box alone.
Çok güçlü, ağır kutuyu tek başına taşıyabiliyor.
- 65thickadjectiveneutral
kalın
Bir yüzeyden karşı yüzeye kadar büyük olan; 'thin' sözcüğünün karşıtı.
It's cold, so wear a thick coat.
Hava soğuk, kalın bir palto giy.
- 66thinadjectiveneutral
ince
Bir yüzeyden karşı yüzeye kadar küçük olan; 'thick' sözcüğünün karşıtı.
Cut the bread into thin pieces.
Ekmeği ince dilimler hâlinde kes.
- 67freshadjectiveneutral
taze
Yakın zamanda yapılmış, toplanmış ya da üretilmiş; eski veya donmuş olmayan. Ayrıca hava ve su için: temiz ve arı. Çoğunlukla yiyecek ve hava için kullanılır.
I love the smell of fresh bread.
Taze ekmek kokusuna bayılırım.
- 68falseadjectiveneutral
yanlış, sahte
Doğru ya da gerçek olmayan; 'true' sözcüğünün karşıtı.
That information was completely false.
O bilgi tamamen yanlıştı.
- 69funnyadjectiveneutral
komik
Güldüren ya da gülümseten; eğlenceli. Ayrıca tuhaf ve beklenmedik anlamına da gelir: "That's funny – ışığı açık bıraktığımı hiç hatırlamıyorum."
That joke was really funny.
O şaka gerçekten komikti.
- 70cooladjectiveinformalslang
havalı
Çok iyi, şık ya da etkileyici; ayrıca kabul edilebilir, sorun olmayan. Günlük konuşmada yaygın, teklifsiz bir kullanımdır.
That's a really cool jacket.
Bu gerçekten havalı bir ceket.
- 71smartadjectiveneutral
akıllı
Zeki; çabuk kavrayan ve öğrenen.
She's the smartest kid in her class.
Sınıfının en akıllı çocuğu.
- 72prettyadjective, adverbneutral
hoş, sevimli
Bakması ya da yaşaması hoş olan; çoğunlukla eşyalar, yerler ve insanlar için kullanılır. Belirteç olarak 'epeyce, oldukça' anlamına gelir.
What a pretty little garden!
Ne hoş, küçücük bir bahçe!
- 73earlyadjective, adverbneutral
erken
Bir zaman diliminin başlarında ya da alışılmış vakitten önce olan.
I have an early meeting tomorrow.
Yarın erken bir toplantım var.
- 74lateadjective, adverbneutral
geç
Alışılmış ya da beklenen vakitten sonra olan; 'early' sözcüğünün karşıtı.
Sorry I'm late!
Kusura bakma, geç kaldım!
- 75of courseadverbneutral
tabii ki
Güçlü bir 'evet' demek ya da bir şeyin apaçık veya beklenen olduğunu belirtmek için kullanılır.
"Can you help me?" "Of course!"
"Bana yardım eder misin?" "Tabii ki!"
- 76favouriteadjectiveneutralBritish English
en sevilen (İngiliz yazımı)
Hepsi arasında en çok sevileni anlatan sözcüğün İngiliz yazımı; Amerikan yazımı 'favorite' biçimindedir.
Blue is my favourite colour.
Renkler arasında en çok maviyi severim.
Her yerde öğrenin, internet olmasa bile
Desteleri telefonunuza indirin, internet olmadan çalışın. Yolculukta, uçakta ya da çekimin zayıf olduğu her yerde idealdir.
Büyük ve küçük, iyi ve kötü, hızlı ve yavaş, kolay ve zor. Anlattığınız şeye ayrıntı ve renk katan, görüşünüzü belli eden sözcükler bunlar; pakette en sık geçen niteleme sözcüklerinin yanı sıra anlamı keskinleştiren çok, gerçekten, hâlâ, zaten gibi zarflar da var. Başlangıç düzeyinde bu kadarıyla neredeyse her şeyi betimleyip karşılaştırabilirsiniz.